YARATILISATLASI.COMhttp://yaratilisatlasi.comyaratilisatlasi.com - Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 yaratilisatlasi.com 1YARATILISATLASI.COMhttp://yaratilisatlasi.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar'ın 27 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 27 Eylül 2017

 

Mühim Olan Müminlerin Sayıca Çok Olması Değil, Kaliteli ve Derin İmanlı Olmasıdır

Kalabalık değil de etkili insanlar önemlidir. Çok kalabalık olmak değil, etkili ve akıllı olmak çok önemli. Peygamberimiz (sav) tek kişiydi, sahabiler de azdı ama çok etkili oldular. Hz. Musa (as)’ın da etrafında çok az insan vardı ama bak daha hala dünyayı sallıyor. Hz. İsa Mesih (as) da öyle, etrafında 12 kişi vardı bak dünyaya neredeyse hakim bir güç Hristiyanlık. Dolayısıyla akıl, sevgi, samimiyet çok önemli. Münafıkların şeddatların çok olması önemli değil.

 

Tarihte Mısır halkını yöneten, parayı biriktirip-yığan, malı biriktirip-yığan firavun kadınlar vardı. Münafık ve kafir olan firavunun karıları. Kocaları firavun, kendileri de firavun. Hatşepsut firavun karısıdır ve firavundur o, klasik firavundur. Erkek gibi giyiniyordu, kafasına da bir şeyler takıp-takıştırıyordu. Firavun öldükten sonra bu mikrop kalmıştı, bir süre sonra bu mikrop da ölmüştü. Malı-mülkü Müslümanlara kaldı en sonunda, en en en sonucunda. Bütün ömrü boyunca Müslümanlarla uğraştı bu alçak kadın. Hatşepsut baş belasıydı, Müslümanların baş belasıydı, Hz. Musa (as)’a musallat olmuş bir alçaktı. Firavun da öyle çok azgındı. Çocuklarına da tavrı çok acımasızdı Hatşepsut’un o devirde bilinir. Kocası zaten Firavun cehennemin dibine gitti. Arkasından bu Hatşepsut da cehennemin dibine gitti. Yani ölüler diyarına, o dipsiz kuyuya. Ahir zamanda da öyle firavunlar var, birer birer cehennemin dibine gidiyorlar. Bir gün birisi, bir gün birisi, bir gün birisi, bir gün birisi. İşte ölümün nimet olduğunu da buradan görüyoruz. Çünkü bir yerde cehenneme sevk var, bir yerde cennete sevk var. Müminler cennete gidiyor, münafıklar cehenneme, cehennemin dibine.

 

Allah İnsanı Porselen Benzeri Temiz Bir Balçıktan Yaratmıştır

Cennette insanın ilk heykel haline getirilişi, o heykelin hareket etmesi bunların hepsini göreceğiz tabii. Zer alemini, zer aleminde söz verilme şekillerini, nasıl insanlar peygamberler söz veriyor. Onu zaten Allah özellikle söylüyor ki merak edelim ve soralım diye. Yaratılış da öyle detay detay anlatmasının nedeni o. “İki elimle yaptım” diyor Allah. Seramikten kuru balçıktan, “Kuru balçıktan bir heykel olarak yaptım” diyor. Kirli bir su demiyor Kuran’da, o Darwinistlerin uydurması, öyle bir şey yok. Kirli çamurlu bir su demiyor. “Balçık” diyor katı, temiz balçık, porselen balçığı. Kuran’daki geçen porselen balçığıdır sert balçık. Allah, ondan, “İnsan biçiminde bir heykel yaptım” diyor “Kuru bir heykel oldu” diyor “Ona üfürdüğümde canlandı” diyor. “Süzme bir çamur” diyor Allah, süzme temiz bir çamur. “Kuru bir çamur” diyor ayrıca Allah, “şekillenmiş bir balçıktan”. “Balçığı şekillendirdim” diyor. Bu anlaşılmayacak gibi mi? Balçıktan küp yapılıyor, heykel yapılıyor her şey yapılıyor. “Şekillenmiş balçıktan” diyor. Adamlar ne diyor? “Yok, çamurlu su” diyor. Çamurlu su ayrı, şekillenmiş bak şekillenmiş balçık ayrı. Balçık diyor Allah, niye anlamazdan geliyorsun? “Şekillenmiş” diyor insan şeklini almış, görüntüsü insan şeklini almış balçık. “Ateşte pişmiş gibi kuru bir balçık” diyor, porselen haline getirdim diyor Allah. Önce çamurdan yapıyor sonra kudret eliyle Allah onu pişiriyor yani orada bir ısı meydana geliyor birden. O çamur porselen haline geliyor taşlaşıyor yani. Sonra da Cenab-ı Allah ruhundan üfürüyor sonra da çağırınca geliyor. Bu. Ha daha önce var mı bu? Zaten var zer aleminde var ama insanların, meleklerin Allah hoşuna gitsin diye böyle bir ara aşama yapıyor.

 

Tüm Eşyada Allah'ın Ruhu Vardır, Allah'ın Ruhunun Olmadığı Hiçbir Şey Yoktur

Eşyanın ruhu vardır. Eşya eğer Allah’tan emir alırsa mesela sandalyeler yürümeye başlar, konuşmaya başlar, şekil alır değişir, her türlü hareketi yapar. Cennette öyledir, bütün eşyada Allah’ın ruhu vardır. Allah’ın ruhunun olmadığı hiçbir yer yoktur. Bütün eşya Allah’ın emrindedir ama bu dünyada o olay gerçekleşmiyor Allah’ın dilemesiyle. Fakat cennette Allah emir veriyor hepsi itaatkar. Mesela koltuğa “gel” diyorsun yürüyerek gelir koltuk, “gel burada dur” dersin durur. Koltuğa “dans et” dersen dans eder, ağaçlara “dans et” dersen dans eder, “şarkı söyle” dersen şarkı söyler şuurludur, bütün eşya şuurludur. Dünyada da bütün eşya şuurludur. Yani bütün otlar bitkiler her şey şuurludur her yerde Allah’ın ruhu vardır. Dolayısıyla kendi kafasına göre hiçbir şey yapamaz hiçbir varlık.

 

(Suriye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Velid Muallim -görebiliriz- Irak’ın bölünmesinin Suriye tarafından hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğini vurguladı. Ancak açıklamasının devamında, Suriye Kürtlerine özerklik verebileceklerini söyledi. “Suriye Kürtlerinin geneli Suriye’den ayrılmak istemiyor. Sadece vatan toprakları dahilinde özerk yönetim istiyorlar. IŞİD’in yok edilmesinin ardından Kürt yurttaşlarımızla bir araya gelip özerklik verme kararı alabiliriz” dedi.)

Özerklik sen vermesen de zaten adamlar özerkler orada. Ne fark edecek özerklik verip vermemen? Ama tehlikeli bir adım atmış oluyorsun, kötü örnek olmuş oluyorsun. Suriye’nin bölünmesi korkusu içerisindeydin, Suriye büyük bir belanın içinde halen, oturmuş özerklikten bahsediyorsun. Teşvik ettiğinde adam o zaman “Suriye’yi beşe bölelim” der. Sen ona özerklik istersen diğerleri de özerklik ister, Sünniler özerklik ister, Şiiler özerklik ister, Araplar ister, Türkler ister herkes ister.

 

Saf İman Olmadan Dürüst Sevgi Olmaz, Mutlaka Çıkar Karışır

 

İman olmadan sevgi değil ticari ortaklık gibi bir ilişki oluyor. Saf imanın, saf inancın dışında mümkün değil imkansız yani tamamen çıkara dayalı olur. Parası ne kadar, mülkü ne kadar, geliri ne kadar, ona ne kadar bakabilir, sağlığı yerinde mi? Genç aramalarının nedeni de ölme ihtimali daha düşük gördüğü için. Ama adam herhangi bir şey, kanser falan olduğunda hemen boşuyor zaten. Saf menfaate dayalı egoist korkunç bir ortaklık anlayışı, ticari bir ortaklık anlayışı gibi görünüyor bu bir facia. Böyle olmaz. Saf sevgiye dayalı olan, Allah’ın rızasına dayalı, sadece Allah’ın rızasının en çoğunu arayan inanç içinde olması lazım. O zaman mükemmel bir sevgi anlayışı olur. Onun dışında olmaz.

 

(Sebahattin Önkibar Aydınlık’taki yazısında İhsan Şenocak’ın “Kızına pantolon giydiren baba cehennemliktir” açıklamasını hatırlatarak cemaatler hakkında şunları yazdı: “İhsan Şenocak’ın söylediği emin olun münferit bir beyan değil, zira pek çok cemaat hadiseye böyle bakıyor. Ki mesela Işıkçılar yakından biliyorum aynı şeyi söyler. Gelin Müslümanlığı bu münafıklardan kurtaralım” dedi.)

Münafık değil, müşrik inanç. Ne münafığı? Münafık ayrıdır, müşrik inanç yani şirk inancından kaynaklanıyor. Allah’ın dinine ilave yapıyorlar ondan kaynaklanıyor. Ama “gelin kurtaralım” sanki fener alayı düzenliyormuş gibi öyle olmaz, bilgiyle olur o, kitapla olur, sevgiyle olur, akılla olur. Öcbelenerek, tersleşerek, adamları aşağılayarak kavga üslubuyla olmaz. Ondan netice çıkaramazsın.

 

(“Hayvanlar bizim sevgimizi gerçekten algılar mı?” izleyici sorusu)

Açık bilinçle farkına varmaz tabii, bilgisayar gibi fark eder. Mesela bilgisayarda öyle bir sistem yapsan, bilgisayara bir kedi koy, elini sürdüğünde okşadığında bilgisayar ekranında hırıltı çıkarabilir, sesler çıkarabilir çok rahatça yapılabilir. Onun gibi bir makinedir kedi veyahut köpek hayvanlar. Ama insanda bir doygunluk hissi meydana getirir bu. Ama şuuru tamamen kapalıdır hayvanların tamamının. Maymun, goril tamamı. Hangisi olursa olsun böcekler, kelebekler şuuru klasik anlamda kapalıdır.

 

Hastanelerde Sağlık Çalışanlarının Saldırıya Maruz Kaldıkları Durumda Sığınabilecekleri Bir Güvenlik Odası Olması Şart

Doktorlara bu saldıran vahşilerin acımasız saldırılarının tehlikesini önlemek için doktorlara güvenlik odaları yapılmasını söylemiştim. Bu konuda henüz bir adım atılmadı. Bu çok kolay yapılabilecek bir şey. Hastanede iki oda bu konuda ayrılabilir. Çelik kapısı olacak sadece en önemli yönü bu. Ve başka bir yerden penceresi veyahut başka bir girişi olmayacak. Güçlü çelik kapı, kasası da çelik olacak. Ve buraya girdiğinde doktor dışarıdan telefon bağlantısı kurabilecek, orada hazır yiyecek olacak, su ihtiyacını giderecek gibi olacak. Hatta yangına falan da dirençli bir oda olması lazım. Eğer daha da iyi bir şey düşünülüyorsa bu odadan başka bir yere geçiş, gizli bir geçit, gizli bir kapı oluşturulması da çok iyi olur. Çünkü orada sürekli kalınmaz. Mesela bazen oluyor it-kopuk takımı kepazelik çıkarıyor, bir-iki saat orada kalmaları gerekiyor. Gizli bir geçit olursa oradan geçip çıkıp-gidebilirler. Bunun yapılmasında çok büyük fayda var. Doktorlara karşı genellikle toplum sevgi dolu, merhametli ve koruyucu olması lazım. Sinirlilerse bile o zorluktan ve sıkıntıdan kaynaklandığını bilmemiz lazım. Anlayışlı olmak gerekiyor. Ama ideolojik yönden ters, komünist PKK’lı doktorların bazen münasebetsizlik yaptıklarını görüyoruz. Hatta tehditkar, saldırgan tavırları olabiliyor. Bunu da Sağlık Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na, polise, mahkemelere bildirebilirler. Ama genelde doktorlarımızın yüzde 99’u temiz insanlar güzel insanlar ve hakikaten veli tıynetli toplumun üst tabakasıdırlar, iyi yetişmiş insanlardır.

 

BBP'nin Kurucularından Mehmet Korkut Çok Kaliteli, Nezih, Aydın, Cesur Bir Vatanseverdir. Allah Kendisine Uzun ve Hayırlı Bir Ömür Versin

Mehmet Korkut kardeşimiz çok değerli, akıllı, cesur, yiğit, kabadayı, gerçek bir Türk milliyetçisidir. Muhsin Başkanımız’ın Rahmetli’nin de çok sevdiği değerli bir kardeşimiz. Allah ona uzun ömür versin, hidayet versin, sağlık sıhhat afiyet versin, cennette kardeş etsin. Hakikaten ahlakıyla, kişiliğiyle, şahsiyetiyle çok ideal bir insan. Büyük Birlik Partisi’ndeydi şu an MHP’ye geçti çok isabet etti, birleşelim bütünleşelim, kavga zamanı değil birlik zamanı düşüncesinde. Ve milliyetçilerin bölünmesinin çok tehlikeli olacağını düşünüyor. Ben de o görüşteyim. İsabetli bir tavırla Milliyetçi Hareket Partisi’nde bütünleşmeyi savunan bir insan. Aklın gereği de budur zaten. Allah yolunu açık etsin, hayırlar bereketler versin, başarılı güzel bir hayatı olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

 

(Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan yaptığı konuşmasında şunları söyledi: “Öğretmenlerimizin kendilerini özellikle bu bölgelerde terör zihniyetiyle idealizmi birleştirmiş olan öğretmenlerin eline bırakmayalım. Çünkü bölücü terör örgütünün zihniyetiyle zehirlenmiş öğretmenlerimiz yok mu? Var. Onlar bizim yavrularımızı birer terörist olarak yetiştiriyorlar.Eğer biz tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet idealimizi evlatlarımızın gönüllerine ve düşüncelerine nakşedemezsek, birileri gelip kendi bölücü fikirlerini, sapkın inançlarını oraya nakleder.”)

Bu Tayyip Hocam’ın konuşmasını biz sık sık yayınlayalım. Yıllardan beri anlattığımız konuyu Tayyip Hocam bir şekilde gündeme getirmiş, en hayati konuyu. Çünkü PKK fikirle, düşünceyle insanları eğitiyor ve kendi safına alıyor. Biz de ne yaparız? Fikirle, düşünceyle insanları eğitip kendi safımıza alırız. Onların kendi safına aldıkları insanları da yine fikirle düşünceyle kendi safımıza alırız. Çünkü fikirle almadı mı adam? Fikirle de biz geri kendimize alırız o adamı. Bunun için ne yapılması gerekiyor? İşte sivil toplum kuruluşları gerekiyor. Ama bunu devlet de yapabilir. Ne yapar? Mesela TRT televizyonunda PKK ideolojisinin yanlışlığını anlatabilir, komünizmin yanlışlığını anlatabilir, Darwinizm’in yanlışlığını anlatabilir. Ama ne yapıyor TRT? Tam tersini yapıyor Darwinizm’i anlatıyor, materyalist felsefeyi anlatıyor yani komünizmin temelini anlatıyor. PKK ideolojisinin temeli olan Darwinizm’i anlatıyor. O zaman bizim bu dev çalışmaya karşı bütün gücümüzle Darwinizm’in geçersizliğini anlatmamız gerekiyor. Hükümetin ilk yapacağı şey bu komünizmin temeli olan Darwinist ideolojinin anlatımını durdurmaktır. Şöyle; Darwinizm’i geniş çaplı anlatacak fakat bunun bir pagan ideolojisi olduğunu, tamamen tesadüflere dayalı bir inanç sistemi olduğunu, kainattaki bütün bu sistemin, bütün bu mükemmel yapının en kötü açıklama olan tesadüflerle baştan sona katrilyonlarca tesadüf sonucu oluştuğunu iddia etmelerinin mantıksızlığını TRT’nin anlatması lazım. Ama adamda saç-sakal birbirine karışmış “yok ben Darwinistim” diyor. Bakan çıkıyor Milli Eğitim Bakanı “ben de Darwinistim çok şükür” diyor “Darwinizm’i kim inkar edebilir ki hepimiz Darwinistiz zaten” diyor. Bu durumda PKK’yla mücadele çok güç olur. Bak “İdealist PKK’lı öğretmenler var” diyor “öğrencileri yetiştiriyor.” Öğrenciye ne anlatıyor önce öğretmen? “Aç biyoloji kitabını” diyor önce Darwinizm’i anlatıyor. Darwinizm’i anlatınca çocuk ne diyor? “Ha Hocam kainat diyalektik bir sistemle gelişiyor yani tesadüfler sonucunda kainatta oluşumlar meydana geliyor, insanlar tesadüfler sonucu oluşuyor, canlılar, bitkiler, hayvanlar hepsi tesadüfler sonucu oluşuyor” diyor. Ee? “Yani bir evrimle oluşuyor” diyor, “o zaman Allah yok” diyor. Allah olmayınca “o zaman ilk Kabataş çağında insanlar Allah düşüncesine sahip miydi?” diyor “yoktu, Allah yoktu, din yoktu, aile yoktu, devlet yoktu. Ne vardı? Komünizm vardı” diyor. “Şimdi biz ne yapacağız?” diyor “Atalarımızın dinine geri döneceğiz. Dinin, ailenin, ahlakın olmadığı, devlet yapısının olmadığı komünist sistemi istiyoruz” diyor. Sen okulda Darwinizm’i anlatırsan Darwinizm zaten komünizmin kökenini tam açıklamış oluyor. Sen ne diyorsun? “Allah yok” diyorsun, “canlılar tesadüfen oldu” diyorsun “güçlü olan kazanır, tez-antitez-sentez vardır” diyorsun “tez-antitez-sentez sonucunda kainat oluşur” diyorsun, komünist de aynısını söylüyor, PKK da aynısını söylüyor zaten. Birebir aynısını söylemiş oluyorsun.

 

Sevgisizlik Çok Korkunç, Büyük Bir Açlıkla ve Samimiyetle Sevginin Aranması Gerekir, Sevgisizlik Oksijen Alamamak Gibidir  

Sevgisizlik çok kötü, gençlerin bundan çok korkmaları lazım. Dehşet verici bir şey sevgisizlik. Sonsuz ızdırap, sonsuz acı. Sevgi çok zevkli ve güzelken neden sevgiyi istemiyorlar? Veyahut aramıyorlar bu çok şaşırtıcı. Büyük bir açlıkla, büyük bir samimiyetle aramaları lazım sevgiyi. Bir facia. Hava alamamak gibi. Oksijen alamadığında insan ne yapıyor? Camı çerçeveyi kırıyor değil mi? Aman bir an önce hava alayım diye. Sevgisizlik hava alamamak gibidir. Hayatın oksijenidir sevgi. Ölüm gelir sevgi olmazsa. Sevgiyi aramaları lazım. Bir de bu internette şuna buna kötü sözler söylediklerinde kendileri çok sıkılıyorlar, çöküyorlar, sağlıklarını kaybediyorlar. Kötü söz söylenen etkilenmez ondan. Ama akşama kadar bir insan kötü söz söylüyorsa ne olur onun kalbi? Ona kalp mi dayanır, beden mi dayanır, akıl mı dayanır? Sürekli nefret sözü olur mu? Zorla kendine bu gençler güzel söz ettirsinler. Gençler itici söz söylemesinler. İtici söz kalplerini sıkar, çok bunaltır beyinlerine vurur çok zarar verir. Münasebetsiz konuşmaktan kaçınsınlar yani pis konuşmaktan kaçınsınlar. Güzel konuşsunlar kalpleri ferahlar. Öbür türlü çirkinleşiyorlar sağlıkları bozuluyor. Sigaraya veriyorlar kendilerini, içkiye veriyorlar, uyuşturucuya veriyorlar. Güzel konuş ferahlayacaksın her şeye güzel bak, güzel konuş. Sevgiyi ara gayet kolaydır bu. Bak bir denesinler iki gün denesinler kardeşim iki gün. Bak sürekli sevgiyle konuşsunlar gençler. Nefret sözü kullananlar iki gün, içinde nefret bile olsa ısrarla sevgiyi söylesinler. Bak ferahlayacaklar bereket bulacaklar. Böyle hayat olmaz böyle sürünüyorlar. Böyle yaşanmaz. Bu ne? Ölünceye kadar nefret.

İğrenç şeyler konusunda, itici pis şeyler konusunda espri yapmasın genç kardeşlerimiz. Tiksindirici şeylerin güldürücü yönü olmaz. Filmlerde falan da yapıyorlar. Tiksindirici, iğrenç olan, insanın acizliğiyle ilgili olan şeyleri, pis şeyleri gülecek konu olarak ele alıyorlar. Gülünecek bir şey yok onda. Allah seni ondan koruyor, istediğinde sen kendini tertemiz yaşatabiliyorsun. Niye kendini pis gösteriyorsun, tiksindirici gösteriyorsun? Bir de onun gülünecek nesi var? Acizliğinin neyine gülüyorsun? Bir de temizliğe çok dikkat etsinler. Tişörtü oluyor o pis tişörtle geziyor, kot yıkamıyor kotu kir götürür diye. Leş gibi kot artık grileşmiş o halde giyiyor. Olur mu? Sonra bütün vücutlarında sivilce oluyor her yerlerinde. Her yerlerinde enfeksiyon oluyor, bu yakışmaz. Kaliteli bir hayatı gençlerin hedef edinmesi gerekiyor.

 

Güzel Konuşmak Kalbi Ferahlatır, Gençler Her Şeye Güzel Baksınlar, Güzel Konuşsunlar, Sevgiyi Arasınlar. Bu Gayet Kolay

Mesela farz edelim birisiyle aran bozuk, “seni seviyorum dostum, arkadaşım” de ferahlayacaksın. Rahatlarsın. İçinden gelmese de de. Sonra ona ruhun inanır. Sen yap, ibadet olarak yap, ruhun ona inanır. Olur yani şeytan seni geri çekebilir önemli değil. O direnmeyi, nefsindeki direnmeyi önemli görme. Sen sevgi sözcüğünü söylediğinde ruhun ferahlar. Ruhunun gıdasını yerine getirmiş oluyorsun. Doğru olanı yapmış oluyorsun. Ama diyor “içimden gelmiyor.” Kardeşim nefsin sana direnen, sen şeytana niye önem veriyorsun? Nefis şeytan gibidir. Şeytanın etkisiyle öyle yapıyor, sen ona önem verme. Sevgi sözcüğünü ısrarla kullanmak kalbi ferahlatır, kafayı açar, öfkeyi giderir. Sinirlerdeki gerginlik gider, ferahlar insan. Yoksa insan deliye döner, hasta olur insan.

 

İkiyüzlülerin, Hainlerin, Alçakların Varlığı Müminin Değerini Yükseltir. O Mahlukların Varlığı İmtihanın Önemli Bir Unsurudur

Eğer ikiyüzlüler olmasa münafıklar olmasa, ahlaksızlar olmazsa, alçaklar olmazsa bak alçak olmazsa yüksek olmaz. İkiyüzlü olmazsa mert olmaz. Bunlar gerekiyor. Öyle insanlar olacak ki sen yükselesin. Mehdiyet devrinde çok azalır. Binde bir, on binde bire düşer ama sevap da düşmüş oluyor. Onun için Mehdi (as)’yi Allah fazla tutmuyor ondan sonra dünya hakimiyetinden sonra. Yedi veya dokuz sene. İkisinin arasında. Küfrün çok olması, ahlaksızlığın çok olması, kötü söz söylenmesi Müslüman’ın çok lehinedir. Muazzam lehinedir. Asıl ihtiyaç olan odur zaten. İmtihanın asıl zemini oradan oluşur.

 

(Kutlu doğum haftalarının kutlamalarının Fethullah Gülen’in doğum günü olan 27 Nisan tarihi haftasına sabitlenmesi büyük eleştiri konusu olmuştu. Mehmet Görmez bu konuyu savunmuş ve bir değişiklik yapmamıştı ancak yeni başkan Ali Erbaş döneminde Diyanet bu konuda yeni bir karar aldı. Ve kutlu doğum etkinliklerinin artık diğer günler gibi hicri takvimine göre yapılması kararlaştırıldı.)

Doğru olmuş. FETÖ’yü insanlar hiç tahmin edemedi. Bizim Müslümanlar hiçbir zaman için devlet kadrolarında oluşamadılar. Yargıtay’da namaz kılan bir Müslümanın olduğu düşünülemezdi bizim zamanımızda. Bir kuvvet komutanının namaz kılacağı düşünülemezdi. Tahayyül dahi edilemezdi. Bir genel müdürün. Camiye bazen öyle adamlar ağlıyordu müdür falan gelip namaz kılsa Müslümanlar öyle seviniyordu tahayyül edilemiyordu. Öyle bir dönemde dediler ki “Biz bütün devlet kadrolarına eleman yetiştireceğiz.” Hakikaten de millet sevindi. Dediler ‘Nurcu bunlar, başı yerden kalkmaz, adaba edebe çok önem verirler, zararsız gariban insanlar. Gece gündüz sevgiden bahsediyorlar. Karıncayı bile incitmezler.” Adamlar alçak oğlu alçak, kahpe kere kahpe çıktı. Oğlu demeyelim de alçak diyelim. Kahpenin kahpesi çıktı adamlar. İngiliz derin devleti bunlara cinayeti sevdirmiş bizim görmediğimiz dönemde. Kahpeliği sevdirmiş, casusluğu sevdirmiş, züppeliği sevdirmiş, dinsizliği sevdirmiş, İslam karşıtlığını sevdirmiş. Hz. Muhammed (sav) karşıtlığını sevdirmiş, Bediüzzaman karşıtlığını sevdirmiş, homoseksüelliği sevdirmiş her türlü ahlaksızlığı sevdirmiş. Adamların acizliğine, iradesizliğine, karaktersizliğine, basitliğine bak. Hayvan, görmüyor musun sen, Müslümanım diyorsun bu kadar ahlaksızlığı kabul ettiğinde senin dinle imanla alakan kalır mı? Şeytandan daha beter oluyorsun. O zaman bir ideal bir şey kalıyor mu? Hiçbir şey kalmıyor. Hiçbir amaç kalmıyor.

 

(Diyanet’in Kutlu Doğum Haftası’yla ilgili kararına Burhan Kuzu Twitter sayfasından şöyle bir yorum yaptı; “Kutlu Doğum artık Mevlit Kandili’nde kutlanacak. Yeni Diyanet İşleri Başkanı yirmi üç yıllık FETÖ tezgahını bozdu. Çünkü Kutlu Doğum’un bugünkü hali bir FETÖ projesiydi” dedi.)

Tamam hallolmuş. FETÖ’nün bir tane projesi yok ki çok fazla projesi vardı. Rezil rüsva etti Allah. Otuz kere söyledim “Bediüzzaman’la uğraşmayın” dedim, “Bediüzzaman’a saygılı olun, millete tepeden bakmayın, ukalalık yapmayın” dedim. “Aranızda züppe olanlar var, bilmişler var” dedim. “Kendini büyük gören büyüklenenler var; Allah belanızı verir, uğursuzluk gelir, yapmayın” dedim. Ama ben yine Müslümanken bunlar enaniyet yapıyor zannediyordum. Müslümanken kibirlendiler zannediyordum. Meğer adamlar dinden imandan zaten çıkmış komünist de olmuş bu ahlaksızlar. Vatan millet düşmanı da olmuş. Türkiye düşmanı olmuş, Türkiye’deki insanlardan nefret eder hale gelmiş, nefretinden de hepsini öldürme arzusu meydana gelmiş. Kimde olur böyle bir azgınlık? Kimde olur böyle bir manyaklık.

 

Her Şehirde Sokak Çocukları İçin Özel İnşa Edilmiş Mekanlar Olursa Halk da Gönüllü Anne ve Baba Olarak Onlara Sahip Çıkarlar

Sokaktaki çocukları; bu tiner falan kullanan dışarıda gezen çocuklar… Eğitim artı beslenme, yeme, içme, kılık kıyafet her şeyiyle ilgilenilmesi lazım. Sokakta yatmalarına müsaade edilmemesi gerekiyor. Her şehirde onlara üç-beş ev yapılmış olsa yeter o. Birkaç devlet dairesi yer yer. Halk da bakar onlara. Gönüllü anneler, gönüllü babalar olabilir, o çocuklara bakarlar. Ama tabii halkın desteği çok önemli, halkın sevmesi çok önemli.

 

Karadeniz Halkı Türkiye'nin En Tatlı, En Güzel Halklarından Biridir. Delikanlıdır, Dindardır, Devlete Sadıktır, Merttir ve Onurludur

Karadeniz insanı bence Türkiye'nin en tatlı insanlarından. Bir kere devletin ve milletin garantisidir Karadeniz halkı. Acayip kabadayıdır. Sen gideceksin de darbe yapacaksın Karadenizliye. Senin iflahını keser. Yerin altında tünel açtırır sana kanunla hukukla. Mümkünü yok.  Dindardır Karadeniz halkı. Namusuna, haysiyetine, şerefine düşkündür. Merttir böyle delikanlı, kabadayıdır. Yüksek hasletleri hedefler, neşesi yerindedir, zekidir bütün Anadolu insanı gibi. Çok seviyoruz Karadenizli kardeşlerimizi. Bizim çocukların büyük bölümü Karadenizli. Hemen hemen yarısı Karadenizli diyebilirim.

 

(“Firavun’un ölüm anında iman ettiğini söylemesi imanı daha önce kavradığını gösterir mi?” izleyici sorusu)

O anda panik oluyor o korkudan. Daha önce de yapıyor çünkü ilk defa yaptığı bir şey değil. Yaklaşık yedi kere yaptı aynı ikrarı yedisinde de “ben iman ettim” dedi. Her seferinde döndü. Manyak adam normal birisi değil. Orada da panikle söylüyor onu. Orada kurtulsa yine hemen itliğe başlar. Hiç fark etmez onun için. Allah onu biliyor, o ölü bir varlık Firavun. Onu bilmiyor kardeşimiz. O bilgisayar gibi yani hayvani bir içgüdüyle, korkuyla onu söylüyor. O geçer geçmez hemen imansızlığını yine ilan eder. Allah “sonsuza kadar bunlar böyledir” diyor sonsuza kadar. Hiçbir şekilde iman etmiyorlar. Dolayısıyla samimiyetsiz, o da evrime inanıyordu ölen Firavun. O da insanların ve canlıların evrimle yaratıldığını inanıyordu.

 

(“Sevgilin ilgi göstermiyorsa ne yaparsın?” izleyici sorusu)

Layık değildir, Allah senden onu uzak beri etmiş, sen çünkü nur gibi çok güzel kızsın. Senin değerini fark edememiş, güzelliğini fark edememiş, sıcaklığını fark edememiş. Allah senden onu uzak tutarak seni bir dertten, kötülükten korumuş. Senin onuruna, şerefine, namusuna, haysiyetine, sağlığına, sıhhatine, dinine, imanına, güzelliğine, neşene, sevincine, her şeyine kefil olması, desteklemesi ve yardımcı olması lazım.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259078/sayin-adnan-oktarin-27-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259078/sayin-adnan-oktarin-27-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170927t_10.jpgSat, 07 Oct 2017 03:00:00 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Eylül 2017

 

(Referandum devam ederken dün Sayın Erdoğan ile Putin telefonla görüştüler. İki liderin konuşmalarında Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün önemine vurgu yaptıkları açıklandı.)

O önemli tabii. Bütünlük içerisinde dostane yaşama esas. Yani Irak bütün olarak hareket ederse daha iyi ve bütün Müslümanlar sonuçta tek parça bütün olarak hareket etmesi doğru olur. Ayrı gayrı tehlikeli. Birlik daima ferahlık. Birlik kavgayı önlüyor. Parçalanmışlık; kargaşa savaş, fitne, dostluk olmaması, sevgi olmaması bunlara sebep oluyor. Bir kere sırf Irak’ın bütünlüğü değil de İslam aleminin bütünlüğünü esas almak lazım. İşte Suriye’nin bütünlüğü, Irak’ın bütünlüğü, kardeşim İslam aleminin bütünlüğü esas. Çünkü tek kardeş bunlar bir kardeş, bir aile halkı bunlar. Aile halkı parçalanmış. Aile halkını birleştirmek farz. Suriye’nin, Pakistan’ın, Irak’ın bütünlüğü iddiası tamam ama asıl bütünlük İslam’ın bütünlüğü, İslam aleminin bütünlüğü. Bir aile içinde evlatlar bir odaya biri hapsolmuş, bir odaya biri hapsolmuş öyle olmaz.

 

(Dün Kuzey Irak’ta yapılan referandumla ilgili son iki günde yaşanan gelişmeleri özetle sıralamak istiyorum. Gün gece saatlerinde sınırda Irak askerleriyle Türk askerleri ortak tatbikat yapmaya başladıklarını duyurdular. Tatbikattan fotoğraflar da vardı. Bağdat yönetimi, Kerkük’te askeri güç bulundurma kararı aldı. Bağdat ayrıca Barzani kontrolündeki tüm sınır kapılarının kapatılması ve Kerkük petrollerinin merkezi yönetime teslim edilmesi talimatı verdi. Barzani ve ekibinin banka hesapları takibe alındı. Kerkük’ün güneyinde Haşdi Şabi milisleriyle Peşmerge arasında çatışma çıktı. İran kara sınırını kapadı. Suriye referandumu tanımadığını açıkladı. Referandumu tanıyan tek ülke İsrail.)

Aslında İsrail de tanımaması lazım çünkü İslam aleminin bütünlüğü İsrail’in işine gelir. Parçalanmış bir İslam ailemi muazzam bir kavga, terör ve anarşi demektir. İsrail’in başını belaya sokar öyle bir şey. İsrail’in huzuru için bu şart, İslam aleminin bütün olması. Bütün olduğunda İsrail’e yönelik tehdit sıfırlanmış olur, sıfır tehdit. Ama öbür türlü binbir türlü tehdit oluyor. İslam alemini bin bir parçaya ayırırsan bu İsrail’e binbir türlü tehdit demektir. Bin bir parçayı tek parça yaparsan sıfır tehdit demektir.

 

(Barzani dün yaptığı açıklamada, “Referandum asla 26 Eylül’de bağımsızlık ilan edeceğimiz anlamına gelmiyor, asla Türkiye için tehdit değildir. Referandum sınırları belirlemek için değildir” ifadesini kullandı.)

Peki nedir amaç ne? Amaçsız referandum yapılır mı? Aklı başında bir adamsın sen onu boş yere yapmayacağın belli. Ne amaçla yaptığını söylemen lazım. Gereksiz yere herkesi hareketlendirdi. Mesela bu referandumun ardından 200 araçlık PKK konvoyu Suriye’den Kuzey Irak’a doğru yola çıktı o tarafa doğru 200 araçlık PKK konvoyu. Bak hiç kimse gitmiyor ama PKK güçleri gidiyor. Bu, tehlikenin aynen bizim dediğimiz gibi olduğunu gösteriyor. Hakikaten 200 araçlı konvoyla bile orada yönetimi ele geçirebilirler çok rahat.

 

Bir İnsan Doğal Olarak Allah'ı Çok Sever. Allah Sevgisini Anlatmamız Aslında Şaşırtıcı Bir Durumdur

Allah sevgisi, aslında ikinci bir hal insanda olmaz. Ama tabii anlatmak durumunda kalıyoruz. Çünkü aksini iddia eden insanlar olduğuna göre, normalde bu anlatılacak bir konu değil zaten insan sever Allah’ı. Ama robot varlıklar da yaratıldığı için, robotlara da Müslümanların kafası takıldığı için cevap vermek durumunda kalıyoruz. Allah bizden sonsuz sevgiyi istiyor, Kendisi’ni sonsuza kadar sevmemizi istiyor, O da bizi sonsuza kadar sevmek istiyor ama dünyaya bağlanmamızı hiç istemiyor Allah. Yani imtihan yerine bağlanmamızı hiç istemiyor. “Bana bağlanın, ahiretteki asıl yurdu isteyin” diyor. Dolayısıyla Allah’ı aşkla sevmek normal imanda normal akıllı bir Müslüman’ın doğal tabii tavrıdır.

 

Referandum Sonrasında PKK'nın Kuzey Irak'ı Ele Geçirmek Hedefinde Olduğunu Söylemiştim Şimdi 200 Araçlık PKK Konvoyu Bölgeye Doğru İlerliyor  

Bak, onu söyledim aynısıyla çıktı görüyorsunuz. 200 araçlık PKK konvoyu şu an Peşmerge’yi sarmak üzere olay yerine intikal etti. İlk 200, Amerika verdi bu silahları, Amerika’ya da İngiltere talimat verdi. Görüyor musun maskeleri, tamponları, perdeleri? İngiltere ne diyor? “Şiddetle karşıyım bölünmeye” diyor. “Derhal derhal durdurulsun” diyor. Ama bak gelen araçlar Amerikan malı. Amerika ne diyor? “Kesinlikle” diyor. Amerika’ya talimatı veren kim? İngiltere. Bir türlü göremiyorlar işte bu yüzden. İngiltere’nin yani İngiliz derin devletinin perdesinden dolayı, perdeleme yapmasından dolayı bu oyunlar bir türlü görülemiyor. Olay doğrudan İngiliz derin devletinin bir operasyonu şu an.

 

Annendeki Şefkati ve Fedakarlığı, Çiçekteki Muntazamlığı Kokuyu, Kedilerin Şekerliğini Masumluğunu Hepsini Yaratan Allah

“Allah’ı nasıl seveceğiz?” diye kardeşlerimiz soru soruyorlar. “Çiçeği seviyor musun?” “Seviyorum” diyor. “Anneni?” “Deli gibi seviyorum” diyor. “Babanı?” “Babamı da deli gibi seviyorum” diyor. “Karını?” “Onu da çok seviyorum” diyor. “Çiçekleri seviyorum” diyor, “Kedimi seviyorum” diyor, “Kuzularımı seviyorum” diyor. Sen kimi seviyorum diyorsun biliyor musun? Allah’ı seviyorum diyorsun. O anlattıklarının tamamı Allah’ın görüntüleri, tecellileri. “Kendimi de seviyorum” diyor. Kendin de Allah’ın tecellisisin. Sevdiğin her şey Allah’ın tecellisi. Ama Allah o tecellilerin dışında sonsuz akıl ve sonsuz güzellik. Seviyorum dediğin her şeyde zaten Allah’ı sevmiş oluyorsun sen. Çünkü Allah’ın Zatı’ndan başka hiçbir şey yok. Tecellisi tecellisi tecellisi tecellisi her yer tecellidir. Mesela biz Tomasin’i seviyoruz, kardeşim hayvanın bir tane tüyünde Tomasin’in milyonlarcası var, bir tane tüyünde aynısı kodlanmış. Ve ona ait trilyonlarca bilgi kodlu. Ama bakıyoruz mesela onun candan hareketleri, tatlılıkları falan, hayvan kendi yaptı zannediliyor, değil. Allah yaptırıyor ona biz beğenelim diye hayvan bilmez onları. Yahut Elma’nın şekerlikleri, değil mi? Ağaçların güzelliği, insanların güzelliği, kadınların güzelliği bunların hepsi tecellidir. Mobilyayı beğeniyoruz, evi beğeniyoruz, arabayı beğeniyoruz hepsi Allah’ın tecellisi. Değil mi? Yiyeceği beğeniyoruz domatesi, biberi, üzümü, elmayı, portakalı kokusunu beğeniyoruz, seviyoruz, hepsi Allah’tır, hepsi Allah’ın tecellisidir.

 

İsrail Hükümeti Barzani Referandumuna Destek Verirken Duygusal Hareket Ediyor. Parçalanmış Bir Ortadoğu İsrail'in Rahatsız Yaşaması Demektir

İsrail’in içinde İngiliz derin devletinin çok fazla elemanı var. İsrail hükümeti hata yapıyor duygusal davranıyor. Şöyle düşünüyorlar, diyorlar ki işte “Biz de küçük bir ülke oluşturmak istemiştik sonunda bir devlete kavuştuk, onlar da Kürtler de gayret ediyorlar bir ülke oluşturmak istiyorlar biz de onlara destek olalım, onlar da İsrail gibi bir devlet oluştursun.” Duygusal bir değerlendirme bu. Parçalanmış bir Ortadoğu İsrail’in huzursuzluğu, ızdırabı, sıkıntısı demektir. Bütün bir İslam alemi İsrail’in kurtuluşu demektir, İsrail’in hürriyeti demektir. Uçsuz-bucaksız topraklarda Kenan ilinde kutsal topraklarda istedikleri gibi hür, rahat ve huzurlu yaşamaları demektir. Küçük küçük devletlerle İsrail’e rahat olmayacağı çok açık belli. Mesela bak Selahaddin bölgesi Barzani’nin bölgesi içerisinde kalıyor. Nedir şimdi orada sorun? Sorun şu; orası Şii bölgesi. Ee? Ayrılmak istiyorlar. Ne yapacaksın şimdi? Orası ayrılacak, Sünni bölge ayrılacak, komünistlerin bulunduğu bölge var onlar ayrılacak. Barzani sen ne olacaksın? İltica edeceksin kaçabilirsen. Ve bu küçük küçük devletler İsrail’in başına dert olacak. İsrail’in kurtuluşu İslam aleminin birleşmesidir, Hz. Mehdi (as)’ın zuhurudur, Moşiyah’ın. 3500 yıldan beri Moşiyah’ı bekliyorsunuz, o duaya amin deyin Moşiyah çıksın kutsal topraklarda enine arşınına özgürce, sıfır tehdit, sıfır baskı ve onurla şerefle oralarda yaşayın. Sevinç içinde ezgiler söyleyin, dualar edin. Bu, belaya kapıdır yanlış yaptılar. İsrail derin devletinin elemanları, İngiliz derin devletinin elemanlarıyla iç içeler. İsrail’in meşru legal hükümeti, devleti bu tehdidi görüp İslam aleminin birliği için gayret etsin.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Amerika’da Yahudilerin önde gelenleriyle konuştum. Netanyahu’ya söyleyin, ‘Kuzey Irak’taki oluşumu desteklerse bizimle arasının düzelmesi mümkün olmaz’ dedim” dedi.)

İyi demiş. Çünkü Netanyahu biraz İngiliz derin devletinin elemanlarının etkisinde kalmış olabilir. İyi bir hesap yapılmamış. Yanlış bir hesap.

 

(Sayın Erdoğan ayrıca “Son ana kadar açıkçası Barzani’nin böyle bir hataya düşeceğine ihtimal vermiyorduk” dedi. “İlişkilerimizin en iyi olduğu dönemde bizimle hiç istişare etmeden bunu yapmalarını anlamıyoruz. Zaten orada devlet gibi rahat yaşıyordunuz ne gerek vardı buna?” diyor. “Barzani bize ihanet etti” şeklinde bir açıklaması var.)

Tabii değişen bir şey olmayacak, hiçbir faydası olmaz sadece kargaşaya neden olur. Rahatça savaş sebebi olur bundan sonra her olay. Ufacık bir kıpırtı rahatça savaş sebebi olabilir yani hukuki açıdan. Gereksiz bir hata. İngiliz derin devletinin her zaman olduğu gibi Ortadoğu’daki ülkeler oyununa düşüyorlar. Her zaman olduğu gibi. Ve bu oyundan bir türlü kurtulamıyorlar.

 

İnsanın Asıl Hedeflemesi Gereken Ahiretteki Mutluluktur. Dünyada Her Şey Eksik ve Acizdir, İnsanın Dünyada Eksikliği Acizliği Hiç Bitmez

Dünyada sadece Allah’ı sevmekten, Allah’a dost olmaktan kaynaklanan bir mutluluk olabilir. Burada her şey aciz ve eksik yaratılmış. “İnsan zayıf yaratıldı” diyor ayette. Saçı vardır dökülür onun derdine düşer, kaşı vardır dökülür onun derdine düşer. Kirpikleri vardır dökülür kirpiklerini beslemek için ilaç alır. Gözleri bozulur yakını göremez uzağı göremez gözlük alır. Burnu tıkanır ondan rahatsız olur, enfeksiyon olur ondan rahatsız olur sinüzit olur. Boğazında bademcik olur, dişleri ağrır. Dişlerini diş doktoruna götürüp çektirir kimine dolgu yaptırır. Kafasında rahatsızlıklar olabilir, sıkıntı olabilir. Beyninde rahatsızlıklar olabiliyor. Omurgasında boyun omurlarında rahatsızlık olur. Allah bunları kasten yapar. Eğer bu yapılmazsa insanların büyük bir bölümü azar ve Allah’a isyan ederler. Bu acizliğiyle ancak dengeleniyor ucu ucuna dengeleniyor insanlar. Bir bakın etrafa kendiniz de görürsünüz. Belinde fıtık binbir türlü hastalık. Bazı vatandaşları görüyoruz korkunç azgın. Eklemleri ağrıyor, ayağı ağrıyor, romatizmaları azmış. Bileği ağrıyor, karaciğerinde rahatsızlık var, dalağında rahatsızlık var ama müthiş azgın. Allah ucu ucuna dengeleyecek şekilde bunu bu şekilde yaratıyor. Yoksa insanlar zapt olmaz ve dünyaya akıl almaz bağlanırlar. Ömrü de çok kısa yapıyor ki hiç bağlanmasınlar diye. Yaşlılığı da çok süratli getiriyor. Daha otuz yaşında, kırk yaşında yaşlanmaya başlıyor insanlar. Kırk yaşında saçları bembeyaz oluyor kırk-elli yaşında. Ve çökme başlıyor altmış-yetmişlerde zaten çoğu insan ölüyor. Yetmiş-seksen veyahut. Dengeyi sağlamak için Allah bu sistemi kurmuştur. Bütün azalara hastalık veriyor ki insanlar denge içerisinde kalsınlar diye.  

 

(Adana’da sahneye çıktı Aleyna Tilki, izlemeye gelenler önce yumurta fırlattı, sonra sahneye hücum etti. Neye uğradığını şaşıran genç şarkıcı sahneyi terk etti, daha sonra seyirciler sahneye girmeye kalkışınca sahnenin ışıkları kapandı ve şarkıcı Aleyna Tilki konser alanından ayrıldı.)

Bu münasebetsizlik nedir böyle? Bir avuç cahil, bir avuç münasebetsiz, bir avuç görgüsüz, bir avuç sevgisiz, insaniyetsiz, densiz el kadar çocuğu orada rahatsız ediyor, korkutmaya çalışıyor, huzurunu bozuyor. Buna göz yumulmaması lazım, bunu yapanların hepsinin hakkında adli işlemin derhal başlatılmasını talep ediyoruz hükümetten derhal. Bir kişi eksik kalmaksızın kimse münasebetsiz, densiz içlerinde, terbiyesiz. İçlerinde bunların ayı da oluyor, görgüsüzü de var, münasebetsizi de var her çeşit adam çıkıyor içlerinden. Bunların ilgili kanun maddelerine göre tecziye edilmeleri. Keşke çocuk gitmeseydi oradan, oraya polis gelseydi bunların hakkını avucuna bir koysaydı, sürükleyerek alıp götürseydi bunları polis ve konser de devam etseydi. Şimdi bu an bunlar bunu bir zafer ve başarı gibi göreceklerdir başka yerlerde de yapacaklardır. O yüzden bu gibi şeylerde polis bulundurulması, sivil polis bulundurulması önemli, polise de geniş yetki verilmesi önemli. Derhal karşılığının verilmesi gerekirdi o anda. Bir hata olmuş. Aleyna Tilki’ye geçmiş olsun diyorum. Gönlü çok rahat olsun onu çok seviyoruz, çok tatlı bir kız, çok hoş bir sanatçı, sevecen, Allah ona uzun ömür versin, hidayet versin. Tabii önceden konseri yapanların emniyete başvurması gerekirdi vilayete önlem alınması için çünkü bu tip toplantıların hepsinde provokasyon olur PKK’lısı gelebilir, IŞİD’lisi gelebilir, Kaide’si gelebilir, mafyası gelebilir her türlü adam gelebilir. Bu zaten beş-on kişiyle yapılabilecek bir şey. Polisin orada önlem alabilmesi için bu şart. Bundan sonraki konserlerde mutlaka vilayete başvurup polisten güvenlik tedbiri almasını istemeleri gerekir. Belki hayır olmuş gitmesi, belki değil hayır olmuş. Ama bunu kabul etmek demek bunun devamı için kapı açılması demektir. En sert şekilde polisin karşılık vermesi gerekir bu tip olaylarda. Devletin en keskin şekilde karşılık vermesi gerekir. Yani bu genç kız, sanatçı, masum bir insan. İyi niyetle orada insanları mutlu etmek, eğlendirmek, onlara müzik sunmak, sanat sunmak için gelmiş. Adam vahşice saldırıyor. Bu olmaz. İçlerindeki ayıları, densizleri, münasebetsizleri kimse tek tek ayırt edip gereğinin yapılması lazım.

 

Göz Sevgiye Boyun Eğicidir. Gözden İnsanın Sevgisi Hemen Anlaşılır

Davranışlar ters olabilir. Konuşması da ters olabilir ama gözlerden sevgi anlaşılır. Mesela bir kadın olur sevmediğini söyleyebilir. Ters tavırlar gösterebilir. Ama gözlerinde akıl almaz bir tutku vardır oradan anlarsın. Göz yalan söylemez ağız yalan söyler. Kollar yalan söyler, eller yalan söyler ama göz kontrol dışıdır. Sevgiye boyun eğer göz. Yani kontrol edemezsin, dolayısıyla gözden doğruyu anlamak mümkündür.

 

(Referandum yapılırken Amerika yeni bir açıklama yaptı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada “Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız” denildi. Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders, "DAEŞ’i ortadan kaldırmak ve İran'ı püskürtmek için birleşik bir Irak olmasını ümit ediyoruz" dedi.)

Şimdi bu usulen söylenmiş bir söz. Onlar garanti almasalar böyle bir şey olmaz.  İngiltere'nin söylediği de usulen, Amerika da usulen söylüyor. Amerika ve İngiltere karşı olacak da ufacık bir topluluk bağımsız ülke ilan edecek. Yani olacak iş mi şu? Asla cesaret edemez. Belli ki bir oyun var ve insanlar aldatılıyor, toplum hep aldatılıyor, kamuoyu aldatılıyor. Ben bu hanımefendi için söylemiyorum da İngiltere'de de, Amerika'da da birçok ülkede de kamuoyu genellikle aldatılır, kamuoyu çocuk yerine konulur. Kamuoyunun kafasının çalışmadığı düşünülür ve kolayca kandırılacağı düşünülür. Bakın bu sözüm çok önemlidir. Kamuoyu iki yüz yıldan beri, üç yüz yıldan beri oynatılır adeta birçok ülkede kandırılır. Mesela “düşmanız” der aslında dosttur. “Dostuz” der aslında düşmandır. “Savaşacağız” der aslında amacı hiç o değildir. “Barış yapacağız” der hiç amacı o değildir de. Bu şekilde bir oyun yıllardan beri oynanır, yüzyıllardan beri.

 

Gerçek ve Sonsuz Sevgi İslam'da Vardır. Materyalist Düşüncede Her Şeyin Bitip Yok Olacağına İnanan Bir İnsan Candan Sevemez

Hakikaten sevgi sonsuza kadar gitmesi gereken bir güzellik. Niye sonlu olur? Mümin de sonluluk var mı? Yok. Çünkü sevdi mi sonsuza kadar sever. Niye sonlu sevsin? Sonluluk nerede var? Materyalizmde var. Darwinist düşüncede var. Materyalist, Darwinist kafada her şey sonludur. Ama İslam'da hiçbir şey sonlu değildir. Hiçbir şeyin sonu yoktur. Sevginin de sonu yoktur, dostluğun da sonu yoktur. Dolayısıyla materyalist, Darwinist bir insandan başka bir şey bekleyemezsin. Adam zaten ölünce yok olacağını düşünüyor da sevginin yok olacağını düşünmesinden doğal ne olabilir? Sevgi; “Kaç yıl yaşayacağım ben?” diyor. Mesela 20 yaşında ise dört on senede 60 yaşında. Dört on sene göz açıp kapayıncaya kadar geçer. O yüzden materyalist kafada hiçbir şey sonsuz değildir. Sonsuz sevgi yoktur. İslam'da vardır sonsuz sevgi. O da çok zevkli ve gerçek sevgidir.

 

(Sayın Devlet Bahçeli referandum hakkında şunları söyledi. “Bu sözde referandum bölge için çok karanlık bir dönemin habercisidir. Barzani, çok ağır bir bedel ödeyeceği ve sonu hüsranla bitecek bir macera yolculuğunu başlatmıştır. Çocukluk hayalinin nasıl kabusa dönüşeceğini yaşayarak görecek.”)

O kendi kanaati değil. Kendi kanaatiyle oraya da getirmezler. Babası da kendi kanaatiyle oraya gelmedi. Kendi isteğiyle hiçbiri olmadı. Suudi Arabistan'da da öyle krallık rejimi kendi istekleriyle olmadı. Ürdün'de de öyle olmadı. Lübnan'da da öyle olmadı. Suriye'de de öyle olmadı. Tamamını İngilizler oluşturdular. Hanedanları da İngilizler oluşturdular. İngiliz derin devletinin planlaması ve yönlendirmesiyle olundu bu netice alanında. Barzani ailesi oraya getirip yerleştirilmiş bir aile. Dolayısıyla şu anda da “bağımsızlık ilan et” deyince ilan ediyor. Gelen adamlar İngiliz derin devletinin katilleri. Onunla konuşanlar tam yetkili adamlar. Nasıl adamlar? Bu adamlar Kraliçe ile doğrudan gidip dönüşebilen insanlar. Yahut cumhurbaşkanlarıyla hiç izin almadan çat kapı gidip görüşen adamlar. Yani azılı katiller ve ajanlar tam yetkili bunlar. Dolayısıyla bunlardan devlet başkanından daha çok çekinir, daha korkarlar. Dolayısıyla orada biz Barzani'yi suçlayacak konumda olamayız. Tehdit altında Barzani. Şu an Barzani'nin tehdit olmadan bunu yaptığını iddia etmek hiç inandırıcı olmaz.

 

Normal Akla Sahip İnsanın Allah'tan Korkmaması Mümkün Değildir. İnsan Elips Bir Ekrana Bağımlı Yaşayan İnsandır, Bunu Fark Eden İman Ehlidir

Normal akıldaki bir insan doğal olarak Allah’tan korkar. Yani Allah’tan korkmak için çaba sarf etmesine gerek kalmaz. Çünkü konumu itibariyle zaten korkar. Elips bir ekranın başında bir ruh nasıl korkmasın yani? Elips bir ekranın başında bir ruh. Ne gösterirse onu görüyor ne duyurursa onu duyuyor. Mecburen korkar.  Yani o korkmayı Allah belirler. Çok fazla korku da istemiyor Allah.  Az korku da istemez. O korkuyu ekranın başındaki olan müminin ruhuna sürekli verir Allah. Çok fazla korktu muydu da insan helak olur çok fazla korkarsa. Az da korkarsa yine ahireti açısından helak olur. Tam ayarında tam derecesinde Allah o korkuyu muhafaza eder. Yani bizim gayret etmemize gerek kalmaz. Normal biz samimi olursak vicdanımızla hareket edersek o korkuyu Allah zaten tabii olarak bizde yaratır.

 

Öğrencilere Verilen Evlerin Kirasının Normalden Ucuz Tutulması ve İndirimli Olması Gerekir. Bu, Kanuni Bir Düzenlemeyle Sağlanmalı

Özellikle öğrenciye evlerin daha ucuz olması lazım normalde. Yani pahalı değil indirimli olması lazım. Çünkü kendi evladı olduğunu düşünsün. Okuyor, bilgisini artırıyor. Vatana, millete hayırlı bir insan olacak. Okuyan insana herkes destek olur normalde. Onların da destek olması lazım. “Bu konuda ne yapabiliriz?” diyorsun. Kanun çıkması lazım, bu suç kapsamına alınması gerekiyor. Dolandırıcılık kapsamına alınsın. Yani dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilsin. Meclise kanun sunulsun. Kanun Hükmünde Kararname de çıkabilir. Bu konuda dilekçe verelim. Kardeşlerimiz meclise dilekçe versinler. Kanun Hükmünde Kararname, Türk Ceza Kanunu’nda madde değişikliği olsun. Öğrenciye iki misli suçüstü yapılsın böyle bir şeyde. Müfettiş tayin edilsin. Müfettiş sivil kıyafetle gitsin ev tutmak için işte desin ki “Biz aileyiz, tutacağız.” Tamam bu kadar. Sonra da bir başkası gelir der ki “Biz öğrenciyiz, tutacağız.” İki misli dediğinde orada tutanak tutup hemen orada tutanaktaki ifadeye dayalı olarak tutuklama meydana getirerek, gözaltına alıp tutuklama meydana getirip oradan suçüstü mahkemesine çıkarıp hapishaneye. Bu yapıldı mı konu kökünden hallolur. En güzel çözüm budur. Çok kızdırıcı çok.

 

Parkların Çevrenin Temiz Tutulması İçin Halkın Eğitilmesi Şart. Sanata, Sevgiye, Görgüye, Muhabbete Kapalı Bir Kitle Olması Milli Felakettir

Halk, eğitilmesi gerekiyor. Halkın büyük bir bölümü temizliğe kapalı, kaliteye kapalı, sanata kapalı, estetiğe kapalı, sevgiye kapalı, dostluğa kapalı, selama kapalı, muhabbete kapalı veyahut epey bir bölümü diyelim. Bu milli bir felakettir. Buna karşı Darwinist eğitimin durdurulması ve Kuran mucizelerinin, iman hakikatlerinin anlatılması gerekiyor. Bu olmadan olmaz. Yani iman gelişmeden bu işin olması mümkün değil. Adam temizlik bilmiyor, şefkat bilmiyor, merhamet bilmiyor, saygı bilmiyor. Tek öğrendiği pislik, kabalık. “Heykel gördüm, tükürürüm” diyor. “Resim görürüm, tükürürüm” diyor. 3 yaşında çocuğun bacağı tahrik edermiş adamı. “Oğlan çocuğu” diyor, “buluğa erdi mi” diyor “annesini arzular” diyor. Dehşet verici adamlar, dehşet verici yani. Tek kelime dehşet verici. Bu adamları da “alim, hoca” diye gazetelere çıkarıyorlar. Televizyonlara çıkarıyorlar. Böyle eğitilen bir toplum ne olur? İnsanlar ne olur? Muazzam tahribat meydana gelir.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsanımızı sadece kuru bilgiyle donatmak, öğretmek yetmez. Onu aynı zamanda dürüst, vicdanlı, ahlaklı, ülkesini seven bir şekilde eğitmek zorundayız. Eğer biz tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet idealimizi evlatlarımızın gönüllerine nakşedemezsek birileri gelir kendi bölücü fikirlerini, sapkın inançlarını oraya zerk eder” dedi.)

İşte tamam Tayyip Hocam yavaş yavaş dediğimizi gündeme getirmeye başladı. Ben yıllardan beri söylüyorum. 3-5 yıldan beri söylüyorum. Komünizm, PKK, PKK düşüncesi ideolojiyle, fikirle bu noktaya geliyor. Buna karşı ideoloji ve fikir ortaya koyarsan onu yenersin. Onun yerine güzel ve doğruyu hakim edersin. Susarsan o sürekli ilerler. Senin onu yenecek gücün yoksa o seni yenmeye kalkar. Olmaz.

 

Hayırda Yarışmak, Allah'ın Sevgisi İçin, Allah'ın Rızasının En Çoğunu Aramak İçin İyilik ve Güzellikte Yarışmaktır

Hayırlarda yarışmak, Allah’ın sevgisi için, en güzel olanı seçmek için en en güzel, daha güzel, daha güzel, daha güzel onu aramak yani Allah’ın rızasının en çoğunu aramaya güzellikte yarışmak, takvada yarışmak denir. Allah’ın rızasının en çoğunu aramak bak Allah’ın rızasını aramak değil, Allah’ın rızasının en çoğu mesela Allah’ın rızası on konuda birden olabilir yahut üç konuda birden olur bakarsın en çok hangisinde mesela birinde on, birinde yirmi, birinde altmış, altmış işine gelmese de altmışı seçeceksin, ona Allah’ın rızasının en çoğunu aramak denir. Her şeyde bu böyledir okulda, yemede, içmede, evlilikte, askerlikte, müzikte, sanatta her yerde.

 

Sonsuza Niyet Yoksa Sevginin Bir Anlamı Olmaz ki, İnsan Sonsuza Niyetle Seviyorsa O Gerçek Sevgidir. Aksi Sadece Hevestir

Sevgi sonsuzdur, zaten sonsuza niyetle sevilir. Yoksa insan sevemez ki, anlamı da olmaz. Yoksa ben onu sevgi olarak görmem. Sevemem de, sevginin hissini de duyamam, zevkini de alamam, etkilenmem de. Korkunç bir şey, tahayyül dahi edemiyorum.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259077/sayin-adnan-oktarin-26-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259077/sayin-adnan-oktarin-26-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170926t_10.jpgSat, 07 Oct 2017 02:59:11 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 25 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 25 Eylül 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün gece saatlerinde Irak’taki referandumla ilgili İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile bir telefon görüşmesi yaptı. İki liderin, Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda mutabık oldukları söylendi. 4 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuları görüşmek üzere İran’a gidecek, inşaAllah.)

Evet, o önemli. Bölünme bir başlarsa arkası gelir. Çünkü İngiliz derin devleti rezil oldu yapamadı, Irak’ı bölmek istedi yapamadı, Suriye’yi bölmek istedi yapamadı, şu an yapmak için zorluyor. Hiçbir şekilde buna müsaade etmemek lazım. Sadece İttihad-ı İslam’a kapıyı açıp İttihad-ı İslam’ı oluşturmak lazım ve İngiliz derin devletini rezil-kepaze etmek lazım.

 

(Irak Başbakanı İbadi, Barzani’yi yolsuzlukla itham ederek referandumun tanınmayacağını, petrollerin Iraklılara ait olduğunu söyledi. “Irak’ta ırkçı bir devlet kurulmasını reddediyoruz. Irak etnik ve mezhep temelli bölünmeyle karşı karşıya bulunuyor. Hiç kimseye ülkeyi kendi malıymış gibi davranmasına izin vermeyiz. Bu da Saddam rejimi gibi başarısızlığa uğrayacak. Kürt kardeşlerimden oradaki yönetime petrol gelirlerinin nereye gittiğini sormalarını rica ediyorum” dedi.)

Mesele para meselesi değil, mesele orada İslam’ı yok etme meselesi. Barzani’nin her türlü ihtiyacını Türkiye karşılıyor. Hiç kimse aç açık falan değil. Irak’ı da her zaman koruyup-kolladık kollarız da. Savaşın bir an önce durması gerekiyor. Ama İngiliz derin devleti varken savaş durmaz onu söyleyeyim. Önce deccaliyetin ortadan kalkması gerekiyor. Ve deccala tabi olanların deccala hizmetten vazgeçmesi gerekiyor. Türkiye’de çok fazla İngiliz derin devletinin yalakası yancısı var. Alçakça ve ahmakça hizmet ediyorlar. Pakistanlı, Bangladeşli sahtekarlar var onlara öncülük yapan, buradaki yancı karaktersizler onlara Türk Milleti aleyhine ajanlık yaparak bilgi sızdırıyorlar, bilgi aktarıyorlar. Onlar da Müslümanlar aleyhine bu bilgiyi kullanıyorlar. Buna müsaade etmemek lazım.

 

Mehdi'nin Talebeleri Mal Mülk Meraklısı Değildir. Allah Ne Nasip Ederse Orada Yaşar

Mehdi talebelerinin “Evleri sırtındadır” yani sabit bir yerde kalmaz, sabit ev meraklısı değildir, mal-mülk meraklısı değildir. Nerede akşam orada sabah. Nerede Allah nasip ederse orada yatar, nerede Allah nasip ederse orada yemek yer, sadece Allah için yaşar. Sahabe devri gibi veyahut Hz. İsa Mesih (as) zamanı gibi. Ne yapıyorlardı; işte sandalı oluyor onu satıyor, ağı oluyor onu satıyor, tarlası oluyor onu satıyor, Hz. İsa Mesih (as)’la beraber geziyorlar, nereye giderlerse orada konaklıyorlar. Bir hayırsever oluyor mesela onun evinde kalıyorlar veyahut bir han gibi bir yer oluyor orada kalıyorlar yahut dışarıda açık havada bir yerde yatıp o şekilde hayatlarını iademe ettiriyorlar. Dolayısıyla sabit ev anlayışı yok. Bütün dünyayı kendi mekanları, kendi evleri olarak görüyorlar. O anlama geliyor.

 

(Türkiye’nin Musul üzerindeki hakkı Ankara Anlaşması’na dayanıyor. Prof. Ebubekir Sofuoğlu olayın tarihi akışını şöyle özetliyor Adnan Bey: “Anlaşmaya göre o dönemdeki Milletler Cemiyeti yani bugünkü adıyla Birleşmiş Milletler Türkiye aleyhine karar alarak Musul’u, Irak’a bıraktı ama bir şartla; Irak’taki manda yönetimi 25 yıl devam edecekti. Eğer Irak’taki manda yönetimi devam etmezse Musul, Türkiye’ye kalacaktı. Ancak Irak 25 yıl geçmeden bağımsızlığını ilan etti. Dolayısıyla Musul’un aslında Ankara Anlaşması’na göre Türkiye’ye geçmesi gerekirdi. Türkiye bundan dolayı Musul üzerinde şu an hukuki hakka sahip. Hatta bu konu Lahey Adalet Komisyonu’nca kabul edilmiş. Yani uluslararası mahkemenin kararıyla sabitlenmiş bir madde.”)

Zaten Müslümanız, İttihad-ı İslam olsa mesele biter. Bütün mesele İttihad-ı İslam’da. Küçük küçük parçalar alarak bu olmaz. Bir anda birleşelim İttihad-ı İslam olsun. Yunanistan, bizden niye ayrı Yunanistan? Ermenistan bizden niye ayrı? Gürcistan niye ayrı? Azerbaycan mesela hiç aklım almıyor. Azerbaycan’la bizim çoktan birleşmemiz lazım, ne pasaportu ne vizesi? Azerbaycan’a pasaportla vizeyle nasıl gidilir? İleride biz çoluk-çocuğa bunu nasıl anlatacağız? İleride çocuklar bunu soracaklar diyecek ki “Azerbaycan’la bu nasıl oluyor?” deseler biz ne diyeceğiz?

 

İslam Birliğini Zor Görenler Asıl Olarak Her Şeyi Bir Olan İslam Ülkelerinin Birleşmemelerini Garip Karşılamalı

Hz. Mehdi (as)’ı, ben lise yıllarındayken okumuştum, Mehdi kelimesi de bana çok ilginç geliyordu. O zaman bir kitaptan baktım, Risale-i Nur’dan da baktım. Bediüzzaman’ın açıklamalarına bakınca ve hadislere bakınca Hz. Mehdi (as)’ın hakikaten geleceğine kani oldum. Benim için daha önce çok hayali bir vakaydı. Ama Mehdiyet tabii farz olan bir konu değildir. Bunu yanlış anlamasın insanlar. Hz. Mehdi (as)’a inanmayan namazı terk etmiş gibi olmaz. İnanmıyorsa inanmıyordur bir şey olmaz. Ama şu gelişmelere bakıyorum da, bu kadar benzerlik kardeşim bir tane olur, iki, üç, beş, on, yirmi yani yüzün üstünde benzerlik olunca yerde gökte her yerde inanılmayacak gibi değil. Alenen öyle gelişiyor. Son olaylar da öyle gelişiyor. Şimdi ‘Halep oradaysa arşın burada’ derler. Bak söylüyorum yani üç-beş yıla kadar Mehdiyet belli olur. Çünkü 79’da ben diyordum 80’lerden itibaren, 90’lardan itibaren, 2000’lerden itibaren gelişmeler olacak, 40 yıl sürecek diyordum. 40 yılın bitmesi üç-beş yılın içerisinde tamamlanıyor yani Mehdiyet’in devri. Hz. Mehdi (as)’ı benim kanaatim üç-beş yıla kadar alenen sezeriz, görürüz, anlarız. Ama bakın, asıl istenen ne Kuran’da? Nur Suresi 55. ayette Allah diyor ki “Din bütün dünyaya hakim olacak” diyor, İslam. “Ve korkusuz yaşayacaksınız, din her yönüyle hakim olacak” diyor Allah her yönüyle. “Hayatın bütün yönlerine hakim olacak İslam” diyor “ve korkunun ardından güvenliğe kavuşacaksınız, dinin hakim olmadığı hiçbir yer kalmayacak dünyada” diyor. “Bunun için sizden istediğim” diyor Cenab-ı Allah “sadece samimi olmanız” diyor. Şimdi bu ayet, işte Mehdiyet budur. İkinci ayet, ne diyor Cenab-ı Allah? “Din Allah’ın oluncaya kadar ve yeryüzünde hiçbir yerde fitne kalmayıncaya kadar Allah yolunda mücadele edin.” Olmayacak bir şeyi Allah istemez.

 

Dünya Eğitilmek ve Kendimizi Anlamak İçin Geldiğimiz Bir Yer. Aldığımız Eğitimle Kendimizi ve Tanıdıklarımızı Sevmeyi Öğreniyoruz

Bizim burada eğitilmemiz gerekiyor, kendimizi anlamamız gerekiyor, kendimizi sevmemiz gerekiyor, etrafımızdakilerin de bizi sevmesi gerekiyor bizim de onları sevmemiz gerekiyor ki cennete geçtiğimizde tanıdıklarımızı severek ortaya gitmiş olalım. Onları orada gördüğümüzde cennetten zevk alalım. Yoksa cennetin binalarından, suyundan, ağacından tek başına zevk almak mümkün değil. Orası dostlarla güzeldir, sevdiklerimizle güzeldir. İlk başta kendimizin güzel ahlaklı olduğuna inanmamız gerekiyor. Bunu Allah bize ispat ediyor burada. Ve etrafımızdakilerin güzel ahlaklı olduğunu Allah gösteriyor. Bir de Allah bir güzellik yapıyor sevdiklerimizin hatalı, yanlış tavırlarını bize cennette hatırlatmıyor. Düşünüyoruz düşünüyoruz aklımıza gelmiyor, sadece iyi yönleri aklımıza geliyor, hafızamızdan siliyor Allah. O yüzden de cennette çok rahat arkadaşlarımızla yaşıyoruz. Cennet tek başına yaşanacak bir yer değildir. Her şey güzel harika odaya giriyoruz tamam, odada yedi kapı çıkıyor, içinde huriler var, yiyecekler var, güzellikler var onlar sevgiyle yaklaşıyorlar hepsi görgülü, bilgili yani müthiş bilgiye sahiptir huriler çok bilgilidirler, bilmediği yoktur. Çok görgülü, kibar, saygılılar ama tanımıyoruz ilk defa tanışıyoruz. Ama yanımızda tanıdıklarımız var, dostlarımız beraberiz, onlarla beraber o zaman çok muazzam. Mesela cennette insan karısını mı daha çok seviyor, huriyi mi? Karısını daha çok seviyor. Çünkü onu tanımış, kişiliğini biliyor, ahlakını biliyor, şahsiyetini biliyor yıllarca onunla beraber yaşamış. Ama orada ilk defa tanışıyor. O yüzden Cenab-ı Allah eğitim ve tanışma yeri olarak, zaten “bir tanışma vakti kadar” diyor ayette dikkat ettiniz mi? “Ne kadar kaldınız?” diyor “tanışma vakti kadar kaldık” diyorlar. Tanışma çok önemlidir. Güzel ahlaklarını da gördüğümüz için sonsuza kadar severek huzur içinde yaşamış oluyoruz. Öbür türlü bir yalnızlık hissederiz, onu ortadan kaldırıyor Allah. 

 

Yolun Kenarındaki Bir Ottaki Akıl İnsanların Aklından Çok Daha Üstün, Otun Tek Bir Hücresinin İçinde Milyonlarca Bilgi Var

Mesela yolda gidiyorum o kadar çok araba var ki, her arabanın freni var, direksiyonu var, radyosu var, soğutma sistemi var, kapıları açma kapama, motoru var, elektronik aksamı var, her türlü ihtiyaca yönelik arabanın içinde malzeme var. Evlere bakıyorum her evde televizyon var, buzdolabı var, radyo var, her televizyonun her evde kumandası var, bu nasıl bir özen Cenab-ı Allah’ın nasıl bir güzelliktir bu? Kullarına ne kadar… Yol kenarına bakıyorum otlar var küçük küçük çiçekler böyle, o otlardaki akıl, bir ottaki akıl dünyadaki bütün insanların aklından daha çok. Yani kıyası kabil değil ottaki akıl. Göğe bakıyoruz yıldızlarla dolu. Atomlar dans ediyor adeta, ucu-bucağı yok sonu da yok. Bu evren bitiyor başka bir evren başlıyor, bu evren bitiyor başka bir evren başlıyor, katrilyonlarca evren var, katrilyonlarca alem var, bizim gibi insanlar var o alemlerde canlılar var ve onlara da şeriat geliyor. Bunu bir Güç yaratıyor, tek bir Güç. Kainatın Ulu Mimarı dedikleri masonların, Yüce Allah. Şimdi büyük diyoruz büyük bizim anladığımız anlamda büyük, çok büyük, çok çok büyük, bunların hiçbiri yetmiyor. Ama büyük diyoruz sadece, Allah büyüktür diyoruz ekberdir. Ne denebilir açıklamak için, bu muhteşemliği açıklamak için? Büyük diyoruz, Allah çok büyüktür. Ama akıl havsala alacak gibi büyüklük değil, yücelik değil. Sonsuz akıl. 7 renk var bir de, tahayyül dahi edemiyoruz 72 renk var, o da bize geçici olarak cennette meyve rengi, bir meyvenin 72 rengi var mavi gibi, yeşil gibi, kahverengi gibi ana renkler, kim bilir nasıl bir şey orada göreceğiz. Şimdi burada akıl alıyor mu? Renk olsa olsa 7 tanedir diyoruz, değil mi? Nasıl olur ki diyoruz, ama oluyor. Kim bilir neler göreceğiz. Onun için Allah büyüktür diyoruz ama büyüklüğünü düşündükçe, baktıkça daha çok görüyoruz.

 

(Geçtiğimiz hafta Show TV’de yayınlanan Kalp Atışı dizisinde özel harekat polislerimize yönelik hakaret içeren bir bölüm yayınlamıştı. Siz, mutlaka özür dileyip bunu telafi etmelerini söylemiştiniz. Bunu söylemenizin ardından önce dizinin başrol oyuncusu Gökhan Alkan özür diledi, ardından yayınlanan bölümde de dizinin içerisine sizin tarif ettiğiniz şekilde bir özür ve telafi bölümü eklendi.)

Olmuş. Üstlerine gitmezsek yani enine alıp arşınına satıyor adamlar. Biraz başıboşluk var bazı yerlerde. Vatandaşın duyarlı olması, bizim duyarlı olmamız bu adamların veya diğer kişilerin daha derli toplu olmasında çok büyük fayda sağlıyor benim gördüğüm ve sağlayacak da. Böyle böyle törpüleyerek o taştan mikap taşı çıkaracağız. Ham taştan mikap taşı çıkaracağız, inşaAllah. Çekiçle ve taş kamasıyla yontarak mikap taşı oluşturacağız, genel anlamda diyorum herhangi bir kişi için söylemiyorum.

 

Bir Yerde Çocuk Kaybolduğunda Bir Nevi Olağanüstü Durum İlan Edilerek ve Tüm Şehri Ayağa Kaldırarak Arama Yapılması Gerekir

Bir çocuk kaybolduğunda o şehrin ve çevresinin uyku uyumaması lazım. Geceli gündüzlü o çocuk bulununcaya kadar gayret etmeleri lazım. Çünkü bu büyük bir facia. Çocuğa işkence ediyor olabilirler, azap veriyor olabilirler. Yani mesela farz edelim İstanbul’da çocuk kayboldu bir semtte, o gece orada adeta sıkıyönetim uygulanması lazım. Halk uyuyamaz. Çocuk orada taşın altında eziliyor olabilir, biri işkence yapıyor olabilir yani son anda o çocuğu kurtarmak mümkün olabilir, çok çirkin şeyler yapılıyor olabilir o çocuğa. Uyumak ne demek ya? Mazgalların altına varıncaya kadar, yerin altı, üstü her yer asker ve polisin, halkın da katılımıyla, herkesin katılımıyla hallaç pamuğu gibi atılması lazım. O çocuk bulunmadan da insanın gözüne uyku girmez. Çok büyük bir olaydır bir çocuğun kaybolması. Çünkü çocuğun kendini savunması imkanı da yok.

 

İdare Edilen İnsanların O Boyuttan Çıkması Genelde Pek Olmaz, Çünkü Bu Tür İnsanların Ruhu Yoktur, Bilgisayar Gibi Makinedir

İdare edilen insan olmamak için neler yapmalıyız? İdare edilen bir insan idare edilen insan olmaktan genellikle pek çıkamaz. Yani çünkü ilk baştan böyle bir şeyi bir insan kabul etmez. Çok nadir vakalarda idare edilen insan olmaktan insan çıkabilir. Genelde idare edilen insanların ruhu yoktur, ölüdür onlar. Ölü oldukları için idare edilmeleri gerekir yani bir bilgisayar gibidir onlar. Çok nadir olarak da teşhis hatası olabilir. Adam uyarırsın düzelir, ruh sahibidir. Ama genel anlamda çok zordur yani hani derler ya halk arasında “Bir adam yedisinde neyse yetmişinde de odur” o, ruh sahibi olmayan insanlar için söylenmiş bir sözdür. Hiçbir şekilde değişmez. O makinedir, ölünceye kadar değişmez.

 

(“Müslüman halklar neden her zaman eziliyor?” izleyici sorusu)

Bunu Bediüzzaman da açıklıyor. “Neden Hristiyanlarda böyle bir durum yok?” diyorlar. “Müslümanlar hak din sahibi oldukları halde şirke düştükleri için Allah bela olarak veriyor” diyor. “Ama onlar aradan iki bin yıl geçtiği için, İsa Mesih’ten itibaren iki bin yıl geçtiği için ehli fetret hükmünde oluyorlar” diyor. “O yüzden Allah onlara bela vermiyor” diyor. Yani “az bela veriyor” diyor. “Ama Müslümanlara hak din geldiği halde dini bilerek ve isteyerek bozdukları için ve şirke temayül ettikleri için ve şirki yaşadıkları için Allah bela veriyor” diyor “İslam aleminin bir çok yerine, birçok kişiye.”

 

Şu Anda İçinde Yaşadığımız Boyut Gözümüze Yapışık Bir Perde Gibidir. Cennet Hemen O Perdenin Ardındadır

Ölüm diye bir olay olmuyor aslında. Yani sadece görüntüde değişiklik oluyor. Ölüm başından itibaren hiç olmuyor insanda. Yani ilk ve son, Alfa ve Omega, Allah’tır. İlkte de bizi biliyordu Allah, sonda da Allah bizi biliyor. Yani sonsuz zaman içerisinde bizi biliyordu. Sonsuz öncede ve sonsuz sonrada bizi biliyordu. O zaman ölüm diye bir olayın olmadığı anlaşılıyor. Ölüm denen olay görüntünün ani değişikliğidir. Sadece rüyadan sık sık nasıl uyanıyorsak uyurken bu rüyadan da bir gün uyanmış oluyoruz o kadar. Uyandığında görüntü net oluyor, hayat devam ediyor. Hiçbir şekilde kesinti olmaz. Hiçbir an ölüm meydana gelmez. Yani bizim anladığımız anlamda ölüm meydana gelmez. Gitme yok bir kere yani bu boyut şu gözümüzün önündeki boyut ince bir zar gibi gözümüzün önünde. Cennet hemen bununla bitişiktir. Bununla iç içedir. Ölmezsek de o zaman sürekli eğitilmiş olacağız. Halbuki eğitilmenin bir amacı vardır. Eğitim bittiyse, adam eğitildiyse bu boyutta kalmasının bir anlamı yok.  Çünkü burası eğitim yeri, kurs yeri değil de hayat yerine geçmek önemlidir. Kurs yerinde kalmanın bir anlamı olmaz. Hayat yeri esastır. Allah onu Kuran’da zaten vurguluyor. “Asıl hayat yeri çok önemli” diyor Allah. “Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.” (Duha Suresi, 4) diyor.

 

(Kuzey Irak’taki referandumu değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Sonucuna bakmaksızın yok hükmünde kabul ediyoruz. Gayrimeşrudur” diyoruz. “Bir gece ansızın gelebiliriz. Silopi’de boşuna şu anda Silahlı Kuvvetler orada gerekli adımları atmadı. Şu anda İran da, aynı durumda. Aynı zamanda Hava Kuvvetlerimiz aynı durumda ve sınırlarda sadece Irak tarafına geçişe müsaade var. Artık giriş-çıkış, bunlar da kapatılacak. Ayrıca Kuzey Irak Yerel Yönetimi, bakalım petrolünü hangi kanallarla nereye akıtacak veya nereye satacak? Vana bizde. Vanayı kapattığımız anda o iş de bitti.” Dedi.)

Yani benim gördüğüm adam kendi başına bir karar almamış. Bakın, altını çizerek söylüyorum. Uluslararası bir karar alınmış. Uluslararası bir karar alınmış. Adam da alınan bu uluslararası kararı uyguluyor, başını da İngiliz derin devleti çekiyor. Bu rezilliğin ne amaçla yapıldığını önümüzdeki günlerde anlayacağız. Yani daha detaylı anlayacağız.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamasına şöyle devam etti: “Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimizin haklarına, hukuklarına, güvenliklerine, müreffeh bir hayat taleplerine sonuna kadar saygımız vardır. Nitekim bu yöndeki çabalarında daima Kuzey Irak yönetiminin yanında olduk. Sıkıntılı zamanlarında biz destek verdik. Ancak bizim aynı zamanda Irak'ta Arap kardeşlerimiz de var. Türkmen kardeşlerimiz var. Ezidiler, Keldaniler, Süryaniler var. Onların da haklarına bizim saygımız var. Kuzey Irak tüm bu halkların ortak hayat alanıdır. Sadece bir şahsın veya aşiretinin hayat alanı değildir. Bunun böyle bilinmesi lazım.” Dedi.)

Ya kardeşim, bu konuşmalar güzel de adam böyle konuşmadan anlamaz. Adam bunu söylüyorsa güvendiği bir dal var demek ki durduk yere bunu ortaya atmaz yani sadece tek bir devlete dayanarak da bunu yapmadığı açık. Uluslararası destek aldığı belli yani karşı olan bir kısmının da onu desteklediği belli bak ayrıca yani “ben buna karşıyım” dediği halde destekledikleri açık, aşikar görülüyor. Yani hayır, desteklemesi de sorun değil de PKK’yı oraya getirip devlet yapmaya kalkarlarsa sorun bu. O zaman kan gövdeyi götürür. Yoksa yani Irak kabul etse Müslüman, dindar bir Barzani beni rahatsız etmez. Irak da kabul ediyorsa yani benim için hiç fark etmez, aynı Irak gibi bizim için. Ama öyle değil. Barzani gücü olan birisi değil, zayıf bir insan. Ben onun için sürekli söyledim. “Milli İstihbarat korusun, kollasın onu” dedim. “Özel Kuvvetler askerleri de onu korusun, sivil kıyafetliler de korusunlar” dedim. PKK’ya karşı çok güçsüz bir insan, bir oyun oynanıyor hep beraber göreceğiz ama Mehdiyet’in karşısında çaresiz olduklarını da söyleyeyim, mutlaka yenilecekler. 2022’lerde aynı konuyu yine anlatacağız bir yere yazsın koysunlar konu bitti hiçbir şey yapamazlar.

 

Çocuklara Yarım Akıllı Varlıklarmış Gibi Çocuk Muamelesi Yapıldığında Sağlıklı Bir Gelişim Olmaz. Çocuğa Normal İnsan Gibi Davranılmalı

Çocukların vicdanıyla oynuyorlar, çocuk vicdansız olmaz. Çocuğa deli muamelesi yapıyorlar ve eziyorlar. Mesela çocuk ne derse tersini yapıyorlar. Mesela farz edelim “şu oyuncağı al” diyor, al ne olur? “Çocuk şımarır” diyor. Allah Allah şımarıp tepene mi çıktı ne yaptı denedin mi var mı öyle bir şey? Yok. Çocuk saygı görmek ister, değer verilmek ister, eğer çocuğa gerekli hürmet, saygı gösterilirse yani büyük bir insana gösterilen hürmet gösterilirse çocuk çok nezih ve akıllı davranır. Ama deli yerine koyarsan agu bilmem ne tarzında konuşursan, çocukla alay edersen o da artık cinnet haline girer ve tavrı tamamen tersleşir çünkü çocuk bu. Allah sevgisini anlatmak lazım çocuğa. Mesela çocuğa Allah Baba diye anlatılar bir mahsuru yok. Allah’ı bir baba gibi sevmesi sağlanabilir çok küçük çocuğun. Ama tabii bir biyolojik baba anlamında olmadığı ona iyice vurgulanabilir. Allah sevgisini çeşitli örneklerle mesela bir elmayı gösterip “bak bunu Allah yarattı.” Portakalı gösterip “bak bunu Allah yarattı” sevdiği her şeyi gösterip “bak bunları Allah yarattı” diyerek çocuğa Allah sevdirilirse çocuğun vicdanı oturur rahatlar.

 

Kuran Müslümanlığında Yas Yoktur. Ölüm Müslüman İçin Son Değildir, İmtihanının Bitmesidir

Yas tutmalarının nedeni ölenin yok olduğuna inanıyorlar. Yerlere yatıyor. Tırmalıyor böyle mahvoluyor. Ne oluyorsun? Nereye gitti? Seninle iç içe içe o içe içe. Boyut. Hemen burada yani. İç içe. Nerenin şamatasını yapıyorsun? Sen ayrıca nereye gideceksin? Peki, o da sana ağlaması lazım. Asıl ölen sensin. O kurtulmuş. Sürünen sensin. Yani o kurtulmuş. Onun sana ağlaması lazım eğer ağlanması gerekiyorsa. Çünkü zar gibi bir şeyin üstünde yer değiştirme olmuş. Sen burada kalmışsın. Ölen sen olmuşsun. Sen kendi haline ağla. Ona niye ağlıyorsun? O kurtulmuş. Yani inşaAllah cennete gitmiştir. Niye şamata yaparsın? Ayrıca sen mi yarattın onu da, sana mı soracak Yaratan götürürken? Getiren kimse, götüren de odur. Yaratan kimse, alan da odur. Senin orada bir sahipliğin yok. Neyin şamatasını yapıyorsun? Beğenmiyor musun Allah'ın yaptığını? Yaratırken, getirirken sen mi getirdin? Getirmedin. Allah getirdi. Götürürken niye sana sorsun, getiren, niye sana sorsun? Sahibi sen misin? Kimse sahibi alır götürür. İstediği gibi de tasarruf yapar. Kendi kulu. Senin şamata yapman niye? Şirk koşuyorsun. Belki iman etmiyorsun. Belki de şirk koşuyorsun. Yok olduğunu zannediyorsun. Ve bu bir bela. İyilik yapıyorum diye kötülük yapıyorsun. Onun da başını belaya sokuyorsun, kendi başını da belaya sokuyorsun. Onun başını belaya sokmazsın da, onu utandırırsın. Kendini belaya sokarsın.

 

(“Sadece solcular mı Atatürkçüdür?” izleyici sorusu)

Solcu sağcı. Ülkücülerin hepsi Atatürkçüdür. Hem de sağlam Atatürkçüdür ülkücüler. Hatta yakalarında Atatürk'ün Kocatepe'deki görüntüsü ve önde Bozkurt. Yani Atatürk'e hiçbir şekilde laf söyletmez ülkücüler. Tarih içinde dikkat edin. Atatürk'ün kendisi de ülkücüydü zaten. Konuşmalarında söyler zaten Atatürk. “Ülkümüz budur. Türk'ün ülküsü budur. Türk İslam Birliği. Türk Birliği. Türk milletinin karakterinin yüceliği.” Yani klasik ülkücüdür Atatürk. Enver Paşa’lar falan hepsi ülkücüdür. Devletin zaten yapısı da ülkücüdür. Yani doğal yapısı, doğal felsefesi ülkücü, milliyetçidir. Dolayısıyla yargı mensupları, polis, ordu mensupları da ülkücü bir felsefenin etkisi altındadırlar doğal olarak. Yani devletin resmi felsefesidir ülkücülük. Adı konmamıştır bunun ama herkes bilir bunu.

 

(Milliyet'ten Asu Maro şunları yazdı. “Gün geçmiyor ki kadınları başka bir alınır satılır ‘malla’, zerzevatla, hayvanla kıyaslayan bir yayın ortaya çıkmasın. Çok merak ediyorum, bu nefis hakimiyetinden bihaber olduğu varsayılan erkeklere söyleyecek tek bir cümleleri yok mu bütün bu kanaat önderlerinin? “Oğlum, önünüze bakın, kadınları, kızları bakışlarınızla rahatsız etmeyin, arkalarına hiç takılmayın, gözünüze, elinize, dilinize hakim olun” gibi öğütler vermek yerine neden sadece “Kızlarınızı kapatın, yarın öbür gün hesap verirsiniz” deniyor?”)

O adamları ne kaale alıyorlar Allah aşkına. Yani şimdi adama cevap vermek bile çok büyük bir hata. Bunları oturup internette haber yapmak bile hata. Sıfır kaale alacağımız adamlar. Türk Milleti bunları ne dinler, ne takar yani? Sadece acıyor o millet bunlara. Bunların saltanatı bitti. Biz çıktıktan sonra, biz anlattıktan sonra, bunların ne olduğunu insanlara tarif ettikten sonra, bunların insanların içinde hiç itibarı kalmadı, gücü de kalmadı, anlamı da kalmadı. Hiç kimse kaale almaz. Bizim millet gayet aklı başında, aydın, aydınlık kafalı, keskin zekalı, uyanık, kültürlü, görgülü, bilgili, vicdanlı. Kuran Müslümanlığının da güzelliğini bütün açıklığıyla görmüş hakiki sahabe Müslümanları. Bundan sonra bu millete güç yetmez. Yani boş yere o köhne gelenekçi yapılarıyla milletin asabını bozmaya çalışmasınlar. Hiç netice alamazlar.

 

Her Zaman Doğru Olan Yatıştırıcı Üsluptur. Gergin Bir Ortam Olduğunda Hemen Gönlünü Alıp Sarılıp Ortamdan Uzaklaştırmak Lazım

Her yerde şahısları hemen ayırmak lazım. Birbirlerini önceden ayırmak lazım, yanında yatıştırma olmaz. Ayırdıktan sonra yatıştırmak lazım. Gergin bir ortam oldu mu hemen koluna girip gönlünü alıp sarılıp böyle uzaklaştırmak lazım. Direniyorsa da biraz hafif kuvvet kullanılabilir yani. İki kişi tutup biraz nazı geçiyorsa kuvvet kullanıp alıp götürmesi lazım. Bela çıkar öbür türlü, hemen yatıştırmak lazım. Allah’ı anmak lazım. Allah’ı andı mı kalbi ferahlar.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259000/sayin-adnan-oktarin-25-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/259000/sayin-adnan-oktarin-25-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170925t_08.jpgWed, 04 Oct 2017 23:51:36 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 24 Eylül 2017

 

(Kuzey Irak’ta yapılacak bağımsızlık referandumu öncesi gerginlik sürerken Irak Genelkurmay Başkanı Ganimi Türkiye’ye geldi. Ganimi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar tarafından Genelkurmay karargahında törenle karşılandı. Ganimi’nin Türkiye’den sonra İran’a da gideceği öğrenildi. Bir süre sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan Hulusi Akar Paşa ile birlikte İran’ı ziyaret edecek.)

Yani olması gereken oluyor bak. İran düşmanlığını FETÖ’cüler bütün güçleriyle körüklediler. Israrlı uyarılarımızdan sonra mesele vuzuhata kavuştu. İran dosttur, İran sevdiğimiz bir ülke. İranlıları seviyoruz, Şiileri seviyoruz, nur gibi Müslümanlar. Yapılan iddialar, İran hakkında yapılan iddialar ahlaksızlıktan, kıskançlıktan başka bir şey değil. Allah’a çok şükür Cenab-ı Allah bizim doğumuzda dindar, aklı başında, dürüst, güçlü, sağlıklı, mükemmel Müslümanlar ve mükemmel bir devlet oluşturmuş. Ne mutlu bize. Tabii ki dost olacağız. Ve dostluğumuzu da pekiştireceğiz. Her şeyde ittifak halinde olacağız her şeyde.

 

(“Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as) buluşunca insanların haberi olacak mı?” izleyici sorusu)

Tabii ki. Hz. Mehdi (as)’ın adı konmayacak ama bütün İslam onu lider kabul edeceği için, belli ki o. Açık açık kendine söyletmez, televizyonlardan, radyolardan da “Mehdi çıktı” falan denmez dedirtmez ama herkes anlar. Başka ne anlamı var bunun, Müslümanların başında birisi var nedir? Orası müstakil bir yer değil yalnız. Hz. İsa Mesih (as)’la buluşma zaten her yerde çanlar çalıyor, ezanlar okunuyor, şofar yüzlerce şofar sesi bütün Kudüs’ü almış. Nedir oradaki karşılaşma? Tabii ki Hz. İsa Mesih (as)’la Hz. Mehdi (as)’ın karşılaşması. Tevrat’ta bahsedilen 3500 yıl önce belirtilen olay tahakkuk etmiş oluyor. Aslında Moşiyah’a, Hz. Mehdi (as)’a dünya nasıl hazırlandı diye de bir kitapçık hazırlıyorum. Yani tarih içerisinde muazzam bir hazırlık yapılmış. Bak, o kapı 3500 yıldan beri kapalı tutuluyor Hz. Mehdi (as) için. Her yerde hazırlık, İstanbul’un alınma sebebi Hz. Mehdi (as) içindir, süslenmesinin nedeni Hz. Mehdi (as) içindir. İstanbul’a el uzatamamalarının nedeni de yine Hz. Mehdi (as) içindir hepsi.

 

(Bir son dakika haberi vardı. “İran topçusu Kuzey Irak’ı vurdu” diye bir haber. İran ordusu IKBY’nin Erbil Kenti’ne bağlı sınırdaki dağlık Balekayeti bölgesini obüs atışlarıyla bombaladı, 1 kişi yaralandı.)

Kardeşim, İran işin içinde. Türkiye karşı, İran karşı, Irak karşı, Amerika karşıyım diyor usulen. Amerika tabii karşı değil. İngiltere de destekliyor, İsrail de destekliyor. İsrail’e de İngiltere talimat verdiği için destekliyor. İngiliz derin devletinin 200 yıllık kurnazlığı şudur ki; hiçbir olayda kendini ortaya çıkartmamıştır. İngiliz derin devleti her cinayette ya Amerika’yı ortaya koymuştur, ya Fransa’yı ortaya koymuştur, ya Almanya’yı ortaya koymuştur. Hiçbir cinayete sahip çıkmamıştır. “Ben öldürmedim o öldürdü, ben öldürmedim şu yaptı” hep bu tarz yapmıştır. Her cinayetinden sonra da cenazeyi kaldırmıştır. Cenaze evine gidip ağlamıştır her cinayetinde. Mesela bombalı bir büyük eylem yapıyor, ilk kınayan o olur İngiliz derin devleti kınar. Cenaze evine gider ağlarlar ve dolayısıyla cenaze sahipleri de onların yapmadığını zanneder. Onların kötü adi bir taktiğidir bu eski. Onun için bunu yiyenler de var Türkiye’de, bayağı yiyen oluyor, bu taktiği yiyenler haddi hesabı yok biliyorsunuz.

 

Resim Olan Odada Namaz Kılınamaz Diye Bir Hüküm Kuran'da Yoktur

Resim olan odada namaz tabii ki kılınır. Niye kılınmasın? Bizim gözümüz seccadede, yerde Allah’la kalbimiz beraber. Resimler de nihayetinde Allah’ın tecellisi. Diyor ki “resim put olabilir.” Kardeşim, şimdi orada büfe var, büfeye de tapıyor olabilirsin, değil mi? Oradaki vazoya da tapıyor olabilirsin. Yani eğer putsa putun zaten şekli şemaili olmuyor ki. Abuk-sabuk bir şey oluyor, alıyorsun tapıyor. Yani onun insana benzemesi, canlıya benzemesi bir şeyi değiştirmiyor. Putlar zaten kitlevi taş parçaları oluyor. Dolayısıyla sen onu put olarak kabul etmediğine göre bunun bir anlamı olmaz. O zaman sen duvarı da putlaştırabilirsin, otu da putlaştırabilirsin her şeyi putlaştırabilirsin. Hiçbirini put olarak kabul etmediğine göre resim de olsa, eşya da olsa her ne olursa olsun heykel de, biblo da olsa orada namaz kılınır, kılınmaz diye bir şey yok.

 

Allah'ı Çok Seven, Ruh Sahibi Olan ve Dünyadaki Eğitimini Bitirip Güzel Ahlakı Öğrenen Herkes Cennette Olacak İnşaAllah

Allah’ı samimi seven, burada eğitim gören yani insan olma kursunu bitiren herkes cennette olacak. Ruh sahibi olan, samimi olan herkes buradaki eğitimini bitirdikten sonra, çünkü burada sevme, saygı, nezaket, efendilik, şükür, derin düşünme, detayları görme öğreniliyor, bir kurs. Bu kurs bitince cennete gidiliyor bu kadar. Bu eğitimin alınması şart, ondan sonra müminler akın akın cennete alınıyorlar. Cennette, işte bu dünyanın daha genişi, daha rahatı. Yine yeşillikler var, güzel evler var, ırmaklar var, her türlü yiyecek içecek, meyveler var. Sadece biraz Alice Harikalar Ülkesinde gibi yani. Kafandan geçen bir şey hemen oluyor. Mesela bir odaya giriyorsun, beş kapı daha var mesela yedi kapı var, yedi kapıdan birini açtığında yedi kapılı bir yere daha geçiyorsun geniş bir salona, oradan yedi kapılı bir yere daha geçiyorsun. Aslında görüntü bu, gerçeğinde görüntü ama insan o kadar net alıyor ki aklının ucundan geçmez görüntü olduğu uçsuz bucaksız. İşte onun için “cennet köşkleri” deniliyor. Köşkün içinde de oradaki hizmetliler oluyor, eşyalar süsler güzellikler oluyor git git bitmez öyle bir yapı. Ama Allah sevgisi olmadıktan sonra istediğin kadar eşyayı düşün, istediğin kadar insan olsun hiçbir anlamı olmaz. Ama çok sevdiğin için Allah’ı sevdikleriyle beraber olmak çok eğlenceli oluyor tabii. Yani bir binanın odalarının bitmemesi çok hoş. Mesela her evin odası biter, mesela on odalı bile olsa, yirmi odalı köşk bile olsa bitiyor ezberden bilinir. Ama cennetin odaları bitmiyor, ondan ona geçiyorsun hep sürpriz, oradan oraya, oradan oraya geçiyorsun. Mesela gökte yakuttan köşk var gökte havada duruyor. “Ya Resulullah nasıl çıkacağız biz oraya?” diyorlar “uçarak gideceksiniz” diyor Resulullah (sav). Gayet makul geliyor insanlara. Normalde insan çok korkar gökte olan bir şeye, hiçbir şekilde onun üstüne çıkmak istemez. Ama Allah öyle bir cesaret ve rahatlık veriyor ki rüyadaki gibi, adam gidiyor o köşkte gayet rahat eğleniyor. Direği falan yok hiçbir şey yok havada duruyor bildiğin gökte duruyor yani onu tutacak yukarıdan da aşağıdan da bağlayan bir şey yok duruyor. Her şey süslü güzeldir. Ağaçlar çok güzel görüntü olarak çok iç açıcı olur. Ama mekansız olarak oluyor tabii bunlar. Aslında mekan var gibi görünüyor mekansız olur. Allah diyor “Benim için çok kolay” diyor. İnsanlar “nasıl yaratıyor?” diyorlar “Benim için çok kolay” diyor Allah. Ama Allah’ın en çok üstünde durduğu sevgidir, sevgi olmadıktan sonra hiçbir anlamı yok onun.

 

Kuran Müslümanlığını Yaşayanlar Sosyal Dengeyi Ayakta Tutan, Cömert, Adil, Sağlıklı Düşünen İnsanlardır ve Dünyanın Dayanak Noktasıdırlar

Dinin insanlara faydası, dünyayı yaratan sonsuz akıl bu dünyanın nasıl kullanılacağını da bize öğretiyor. Maddeyi yaratırken, nasıl bir ilaç firması ilacı imal ettiğinde piyasaya sürdüğünde insanlar da onu aldığında onu nasıl kullanacağını bilmez, değil mi? İçinde prospektüsü vardır, şöyle kullanırsan şu oranda şu şekilde kullanırsan faydalı olur der. Dünyayı da Allah yarattığında biz dünyayı nasıl kullanacağımızı bilmeyiz, bilmediğimiz için de helak oluruz. Akıl almaz bir kargaşa ve perişanlık olur. Nasıl kullanacağımızı Allah bize din yoluyla bildirir. Biz de dünyayı dine göre kullandığımızda en akıllı, en güzel, en doğru, en makul şekli uygulamış oluyoruz. Fiili uygulamadan bu anlaşılıyor. Dini uygulayan insanlar akıllı, sevecen, kaliteli, dürüst, iyi niyetli ve sosyal dengeyi çok iyi ayakta tutan, cömert, çok güzel ahlaklı insanlar oluyorlar. Ve böylece dünya tam bir nizama intizama girmiş oluyor ahlak açısından. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını şeytani bir kafayla, şeytanın ifasıyla bilmeden uygulayanlar tam anlamıyla dünyayı felakete sürüklüyorlar. Şu an sürükledikleri gibi.

 

Sabır Acı Çekilen Değil Zevkli ve Sevinçli Bir İbadettir. Tahammül İse Sadece Acıya Gösterilen Dirençtir

Sabır bir ibadettir. Sevinçle, huzurla insan acı çekmeden nimet olarak sabrı uygular. Sabır zevkli bir ibadettir, sevinçli bir ibadettir. Tahammülse acıya gösterilen dirençtir. Adam senin ayağına basar bağırmazsın, bütün gücünle kendini tutarsın ona tahammül denir. Sabır öyle değildir. Sabır, adam ters laf eder sen ona güzel cevap verirsin, ters konuşur nezaketli cevap verirsin buna sabır denir bu bir ibadettir.

 

Eleştiriyi Kalp Kırmadan Gönül Alarak Yapmalı. Eleştirmeden Önce İyi Yönleri Anlatmak Güzel Olur ve Eleştirinin İçinde Sevgi Hakim Olmalı

Eleştiri kabul etmemek, genel olarak insanların çok canını yakan bir şey eleştiri. Bu bir facia boyutunda. Eleştirilen insan adeta mahvoluyor benim anladığım. Eleştiriyi çok usturuplu yapmak lazım, genele yönelerek yapmak lazım, kalp kırmadan gönül alarak yapmak gerekiyor. Onun dışında sert eleştiriden kaçınmak gerekiyor. Eleştirmeden önce de iyi yönleri, güzel yönleri anlatıp övücü konuşup ondan sonra eleştiriye devam etmek gerekir. Ve eleştirinin içinde yoğun olarak sevgi olması lazım. Yoğun sevgi hakim olan bir eleştiriden bir zarar gelmez yani tahribat yapmaz. Yeter ki çok sevgi dolu olsun.

 

Acılar ve Zorluklar İnsanın Akıllı, Olgun, Nezih Olmasını Sağlar, Muhakemesini Daha Güçlendirir

Baskı ve zorluklar tabii imanı da geliştirir, insanın akıllı, olgun, kaliteli, nezih olmasını sağlar. Sevgisini güçlendirir, tutkunun derinliğine doğru açılır kafası, vicdanlı olur, muhakeme yargısı daha güçlenir. Cennet ahlakını en iyi şekilde almış olur. Cennet kursunun temel vasıflarından biridir zaten acılar, elemler, ızdıraplar, zorluklar. Dolayısıyla bu imtihanı başarıyla bitiren çok güzel bir cennet sakini olur, cennet maliki olur. Cennet maliki olmak için dünyadan diploma alınması lazım yani ehliyet. Burası ehliyet alınma yeridir. Cennetin kullanılabilmesi için ehliyet. Öldüğümüzde o berat verilir, ehliyet verilir. O ehliyetiyle Müslüman cennete girer.

Mesela cennette meyvelerin renkleri artıyor. Bir elma ne kadardır? Yeşil elma vardır, kırmızı vardır, ara renkler vardır bir de kırmızının tonları. Cennette mavisinden tut, 72 ayrı renkte meyve. Her meyvenin 72 ayrı rengi. Bilmediğimiz renkler var, 72 renk. Yeni renkler göreceğiz. 7 renk biliyoruz biz değil mi? Bak 72 renk var. Hiç görmediğimiz renk göreceğiz, bilinmedik bir renk. Mesela hurma var. Yan kabukları, yaprakları altın renginde. Dünyada böyle değildir. Altın renginde ve daha iri yani çok daha iri. Hurma şimdi burada küçük oluyor, orada çok iri. Ekmek gibi yenecek gibi oluyor hurma. “Daha yumuşak” diyor Peygamberimiz (sav). “Daha yumuşak ve tadı daha keskindir” diyor. O tarz yani.

İlk yaratılan cennet biliyorsunuz Adn cennetidir. Allah Adn cennetini yarattığında ağaçlarının dikimini falan Cenab-ı Allah bizzat Kendisi, Allah’ın dizayn ettiği bir cennettir Adn cenneti. İlk olarak Adn cennetine diyor ki Cenab-ı Allah bitirdiğinde, “Ey Adn” diyor cennete “Hadi konuş” diyor. O da dile geliyor Adn cenneti. “Müminler kurtuluşa, felaha ermiştir” diyor. İlk konuşması bu. Cennet canlı, şuur sahibi normal bir insan gibi, bütününde insan. Mesela düşünün insanın kaşı var, gözü var falan ya. Cennetin süsleri de o varlığın kaşı, gözü, ağzı, burnu hükmünde. Bildiğin normal canlıdır cennet. Konuştuğunda söz dinler, bir varlık yani tamamı bir varlıktır. Allah diyor ki son olarak Adn cennetine, “Ey krallar yurdu ne mutlu sana” diyor Cenab-ı Allah, övüyor onu. “Ey krallar yurdu” diyor. Krallar yurdundan kasıt işte anla. Beyhaki’de geçiyor bu, sayfa 364. Cennet ağaçlarının kökleri bu renkte değil altın görünümünde. Bütün ağaçların kökü altın görünümünde. Altın gibi sert değil ama tipik altın görünümünde. Öyle siyah falan o tarz değil. Allah tecelli ettiğinde bir tek insanlarda reaksiyon meydana gelmiyor böyle olumlu reaksiyon. Bütün ağaçlarda görülüyor hepsinde, canlıların tamamında. Pınarların akışında, güzel kokuların artışında bir de kuşlar falan aniden hepsi birden yoğun olarak dile geliyorlar kuşlar. Allah’ın tecellisi sessiz sakin olmuyor. Muazzam bir alayiş oluyor her tecelli ettiğinde. Kullarıyla da konuşuyor Cenab-ı Allah. “Ben Allah’ım” diyor. “Benden ne istiyorsunuz? Ben size yerine getireyim.” “Ya Rabbi sana hamdolsun, sen bize nimet verdin” diyorlar konuşuyorlar yani. İnsan şeklinde tecelli ediyor.

 

Haramların Çok Olduğunu Sanmalarının Sistemi Gelenekçi Ortodoks İslam Anlayışının Yaygın Olması Sebebiyle. Kuran'a Göre Haramlar Çok Azdır

Şirk sistemi oldu mu haramların önü arkası kesilmez. Ama Kuran'a göre haram var mı? Yok. Parmakla sayılıyor haramlar. Kuran'a göre parmakla sayılır çok az. Allah diyor ki; “De ki” şeytandan Allah'a sığınırım “bunların dışında haram olan bir şey bulamıyorum de” diyor. Adamlar “olur mu ya?” diyor “daha yeni başladık dur bakalım” diyor. Mesela on tane haram varsa adam onu çıkartmış bine. Bin haram meydana getirmiş. O bine de adam ayrıca ilaveler yapmış on bine çıkmış nefes aldırmıyorlar. Onun için Kuran Müslümanlığında haramların sayısı çok azdır. Helaller haddi hesabı yok sonsuz. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına girersen haramlardan başını kaldıramazsın. Her şey haram. Çünkü bak şimdi kapıdan çıkıyorsun sağ ayağınla çıkman gerekir. Çıkmazsan sünnete muhalif hareket ediyorsun. Sünnete muhalif hareket etmek ne demek biliyor musun? Cehenneme gideceğin durumda eğer sünnete uyuyorsan Peygamber (sav) devreye giriyor gelenekçi İslam’ına göre “Ya Rabbi” diyor “Senin dediğini yapmadı ama benim dediğimi yaptı bu insan” diyor. “O yüzden bunu affet” diyor. Allah onu affediyor ve böylece adam cehenneme gitmekten kurtuluyor. Bu ne demektir? Bunun yapılması da farz, her şey farz. Binlerce farz var ve binlerce haram var binlerce haram. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla İngiliz derin devleti İslam’ı adeta kazımaya başlamıştı ki biz devreye girdik. Başladı Irak'tan, Suriye'den, Mısır'dan girdi Libya'dan zaten başlamıştı. Oradan yukarıya doğru gidiyor. Zaten onları hiç ellemesine bile gerek yok kendinden düşüyor. Sapır sapır dökülüyor diğer yerler. Ama bak Türkiye'de takıldı kaldı hiçbir şey yapamıyor.

 

Bencillik Çok Küçük Düşürücüdür, Bencil İnsan İticidir. Aşık İse Allah İçin ve Sevdikleri İçin Yaşar

Bencillik çok küçük düşürücü bir şey. En başta insan kendini sevemez bencil olduğunda kendini itici bulur. Bencillikten kurtularak insan kendini sever. Bencil demek kendini seven demektir, kendi için yaşayan demektir. Aşık, nasıl olur? Sevdikleri için yaşar kendi için yaşamaz. Allah için ve sevdikleri için. Dolayısıyla Allah için yaşamaya söz verirsin, kendin için yaşamamaya söz verirsin, aşkı hedef edersin, tutkuyu hedef haline getirirsin o zaman konu en yüksek şekilde ruhuna Allah tarafından nakşedilir.

 

(Hürriyet yazarlarından Ertuğrul Özkök ve Taha Akyol, Kuzey Irak’a müdahale ihtimaline karşı yazılar yazdılar. Özkök yazısında; Türkiye'nin Irak’a askeri olarak müdahale ettiği takdirde tüm dünyanın tepkisiyle karşılaşacağı uyarısında bulundu. “Suriye politikanız zaten dibe vurmuş, caydırıcılığınızı kaybetmişsiniz. Bu yüzden acaba referandum olayında bu kadar yüksek perdeden konuşmak iyi bir politika mı? Türkiye’nin imajı Arap aleminde dip yapmış durumda. Ve Osmanlıcılık, Turancılık hayalleri bütün bölgede şüpheyle izleniyor. Yani bir anda bütün dünyayı Barzani’nin yanında, Türkiye’nin karşısında bulabilirsiniz” dedi.)

Ama şöyle eğer Irak Devleti derse ki, “Arkadaş ben bunu kabul etmiyorum benim ülkemi bölüyorsunuz yardım eden yok mu?” derse “Ben de müdahale edeceğim birileri bana yardım etsin” derse ülkeler yardım etmeye hazır gibi görünüyor. Amerika hiçbir şekilde kabul etmiyor öyle gibi görünüyor eğer İngiliz devletinin bir oyunu yoksa ki büyük bir ihtimalle bir oyun var. Ama her halükarda olay planlanmış bir olay olduğu için asıl plancıların derdine bakmak lazım. Plancıların derdi orayı PKK'ya teslim etmek. Öyle bir risk görüldüğünde Türkiye her şeyi göze alıp oraya girip PKK’yı def edip orada eski sistemi tesis edip çıkması gerekir. Yani PKK'ya teslim ettirmeyiz.

 

(Ertuğrul Özkök yazısının devamında şunları söyledi: “Ayrıca biz zaten bunlara devlet muamelesi yapmıyor muyduk? Barzani Ankara’ya geldiğinde, Türk bayrağının yanına çektiğimiz o bayrak neydi? O bayrağı çekip Barzani’ye devlet başkanı muamelesi yaparken, Irak’a sorduk mu? Açık konuşalım. Biz epeydir oraya basbayağı Kürdistan muamelesi yapıp, Barzani’yi de onun başkanı olarak kabul ediyorduk.” Dedi.)

Kardeşim tamam da şimdi bunu resmiyete kavuşturursan hukuki konum kazandırmış oluyorsun. Şimdi hukuki konum kazandırdığında oraya yapılan bir müdahaleyi düşün. Mesela Barzani'yi adam otomatik silahla vurur PKK’lı, çok kolay. Yahut bir bomba atar üstüne yahut arabası geçerken bomba atar orada adamı şehit edebilirler. Kargaşa başlar. Kim müdahale edecek? Türkiye’den müdahale yok. Irak da müdahale etmeyeceğine göre PKK müdahale edecektir. Müdahale edince “Biz burada güvenlik olarak durmak durumundayız” diyecek adamlar. “Buranın asayişini sağlayacağız” hadi geçmiş olsun. “Şimdi de seçim yapacağız” der, “PKK'yı kazandırdık” der, bu kadar basit. “PKK iktidar oldu” der ve hazır devlet. Yani bağımsız bir devlet var. PKK devleti olmuş olacak. Bütün mesele iktidarı devirmekte. Hatta şöyle de olabilir. Barzani’ye kazandırtırlar. Barzani’ye darbe yaparlar, Barzani de kaçar filmin gereği. Helikopter indirirler kaçar İngiltere'ye kaçar. Ondan sonra hazır iktidar tak PKK gelir oturur hazır çünkü sistem. Barzani'ye de bir şey olmaz. Eğer anlaşma yaptılarsa alır götürürler darbe bu kadar basit. “Askeri darbe yapıldı” der. Sol komünist darbe. O kadar çok ki komünist orada. Zaten Talabani komünist, solcu yani. Talabani taraftarları kum gibi orada, solcu kum gibi. Bunun gücü yetmez bunun ideoloji falan da yok. Barzani’nin herhangi bir devlet ideolojisi, bir milli ideolojisi yok. Hiçbir ideolojisi yok. Uçağa veyahut helikoptere atarlar bunu. “Darbe oldu. Hadi seni kaçırıyoruz” der. Adamlarıyla beş on kişiyle beraber, ailesiyle beraber alır kaçırırlar. O kadar. Sabahına da PKK orada gerekeni yapar. Allah esirgesin. Tehlikeli.

 

(Bir dönem Türk halk müziğinde adından sıkça söz ettiren, devletin resmi kurumlarına kayıtlı, yüzün üzerinde eseri bulunan eski TRT İstanbul Radyosu sanatçılarından, yetmiş yedi yaşındaki Mustafa Canan -görebiliriz- Yalova'da bir köy evinde yaşamını sürdürüyor. Mustafa Canan, Müslüm Gürses'i de yetiştiren kişi. Kendisine sadece yıllık yirmi beş lira telif ücreti veriliyor. Ancak maddi olarak geçimini sağladığını belirten Mustafa Canan, tek sorununun yalnızlık olduğunu söyledi. “Hiç kimse ne arıyor, ne soruyor. İnsan bir telefon açar. İnsan o kadar emek veriyor. Nasılsın, iyi misin diyen yok. Kimseden para pul istemiyorum. Bir dostluk, bir muhabbet bekliyorum.” dedi.)

Sanatçı diye bir şey ben göremiyorum ortada. Hiçbir sanatçı yok. Bu çok vahim bir şey. Bütün sanatçıları devletin hükümetin esaslı şekilde koruyup kollaması lazım. Müthiş gündemde tutması lazım. Özellikle müzik, ses sanatçıları bunları çok gündemde tutması gerekirken tutmuyor. Bu çok acı. Heykel, resim, müzik bunların hepsinin gündemde tutulması lazım.

 

(“Dev binaların yanında gecekondular var. Bu sınıf ayrımı değil mi?” izleyici sorusu)

Şimdi dev bina ve gecekondu. Her ikisi de hatalı. Bir kere dev bina değil de estetik güzel bina olması lazım. Göz alıcı, sanatlı bina olması lazım. Gecekondu diye de bir şey olmaması lazım. Orada sınıf ayrımı, sınıf ayrımı şu an var tabii. Yani şöyle var. Fakirler var. Zenginler var. Efendim mesela bu bir sınıf ayrımı gibi görünüyor. Mehdi devrinde bu yok işte. Yani sahah üzerine bütün insanlar eşit oluyorlar. Herkeste bir eşitlik oluyor. Eskiden beri var bu fakir zengin ayırımı. Bir tek Mehdi devrinde bu yoktur. Herkes zengin oluyor. O özlediğiniz, güzel gördüğünüz günler Mehdi devrinde olacak. Üç-beş yıl sonra Mehdiyet’i zaten göreceksiniz inşaAllah.

 

Doğru Olan, Şehidi, Elbisesini Çıkarmadan Al Kanlarıyla Defnetmektir

Ölü neden yıkanır? Yani belki “abdesti yoktur” diye düşünüyorlar. “Öyle yıkayalım” diyorlar. Aslında Kuran'da anlatılan gömülmesidir. Yani vefat eden bir insan toprağa gömülür. Kargadan örnek veriyor Cenab-ı Allah ayette. Fazla bir detay yok. Yani farziyeti yoktur. Yıkanma diye bir Kurani hüküm yok. Ama yani psikolojik olarak rahat ediyorlar. Belki cünüptür falan yahut abdestsizdir. Abdest aldıralım diye düşünüyorlar. Yani iyi. Vicdanen rahat ediyorlarsa, psikolojik o onları rahatlatıyorsa insanların iyi. Ama Kuran'da böyle bir hüküm yok. Budistler falan da yıkıyorlar ölüyü. Bir tek Müslümanlar yıkamıyor. Geçenlerde öyle azılı bir komünist lider vardı, ölmüş. Adam da donmuş böyle kasılmış. Adamı ayağa kaldırmışlar. Adamı ayakta yıkıyorlar. Kadınlar falan da yıkıyor. Birisi tasla su döküyor, tepesinden falan. Duruyor adam da ayakta donduğu için. Yani ilginç. Köpürte köpürte yıkıyorlar adamı böyle. Üstüne başına da sıçrıyor oradan şeyler. Yani özetle Kuran'da böyle bir hüküm yok. Ama abdestsizse, abdestli gitsin diye vicdanen rahatlar tabii ailesi, insanlar. Gerçi ölü için abdest hükmü olmaz. Öyle bir farziyeti yok. Ölmüş zaten. İmtihan bitmiş. Abdestli abdestsiz diye bir şey olmaz. Sonradan alınan abdest de geçerli olmaz. Yani sen ona namaz kıldırsan ölüye, geçerli olmaz. Abdest de aldırsan geçerli olmaz. Ama bir mahsuru yok. Örf adet olarak varsa, saygı duymak lazım. Saygı duyulur.  Mesela şehit yıkanmaz. Israrla yıkıyorlar. Kefenlenmez. Israrla kefenliyorlar. Elbisesi çıkarılmaz. Çıkarıyorlar elbisesini. Asker adamın elbisesi çıkarılır mı kardeşim? Niye çıkarıyorsun elbisesini? Bir kere kefen de olmaz askere. Ölü hükmüne getiriyorsun sen. Ölüyü kefenliyorsun, tamam bir şey dediğimiz yok ama şehidi niye kefenliyorsun? Resulullah (sav)'ın zamanında hiçbir şehit, hiçbir zaman için kefenlenmemiş. Hiçbir zaman için yıkanmamıştır. Hiçbir zaman için yıkanmaz ve elbisesi de çıkarılmaz. Elbisesi ile gömülür. Fakat ölüyü bir de bekletmek doğru değil. Çok bekletiyorlar ölüleri. Yani bu çok yanlış. Ölümü kesinleştiyse, netleştiyse mesela farz edelim sabah vefat ettiyse, öğlen görmek lazım. Bu aileler için de çok zor bir şey. Günlerce, üç gün bekletiyorsun. Ne kadar zor bir şey yani bu. Ölü de bozulur. Bir acayip bir şeyler olur yani. Ona da eziyet. Ölüye de eziyet etmiş oluyorlar. Üç gün bekletilir mi ölü? Göm işte. Ölmüş bitmiş, Allah Allah. Allah'ın emrini yerine getir. Ceset bekletilir mi? Yok dayısını bekliyoruz. Yok eniştesini bekliyoruz. Kardeşim dayısı, eniştesi gelsin, dua etsin gelir mezarına gider dua eder işte. Adımı bekletmenin bir alemi yok. Eziyet etmiş oluyorsun.

 

Sinirlenmek Aslında İnsanı Küçük Düşüren Bir Durumdur. Görüntüye Aldanmak Filmle Konuşup Heyecanlanmak Gibi Mahcup Edicidir

Sabretmek güzel bir şey ama çoğu zaman insanların gücü yetmez buna. Adam şişiyor eli yüzü falan. Görülüyor. Tansiyonu çıkıyor. Bayağı tehlikeli. O kendine bir şey olduğunu anladığında delirir bu sefer. Çok saldırganlaşır. Çünkü sağlığının bozulduğunu hissettiğinde, iyice artık kırıp dökmeye kalkar. En güzel şey hemen oradan uzaklaşmaktır. BismillahirRahmanirRahim. Euzu billahi mineşşeytanirracim BismillahirRahmanirRahim dersin, çeker gidersin oradan. “Ya Rabbi Sana sığınıyorum” dersin çıkarsın. “Ya Rabbi beni sabırlı kıl” dersin. “Beni sabırlılardan eyle” dersin. “Bismillah” der, çıkarsın. Israrla tırmandırmayı beklersen orada, adam daha hala seni sinirlendiriyor. Sen de daha hala sabırlı olmaya çalışıyorsun. Öyle olmaz çok tehlikeli olabilir. Bir anda adam kontrolden çıkabilir. Gergin ortamı hemen dağıtmak lazım. Koluna girip, sevenleri falan orada varsa gören onların da uzaklaştırması lazım. Yani şaka yaparak falan. Mesela sarılıp falan, boynundan tutup çekerek oradan götürmek lazım. İki saat ortamda oturuyor. Öyle olmaz. Hemen ayırmak gerekiyor. Ama sabretmek kolay. Zaten çok komik insanın sinirlenmesi ve çok aşağılayıcı. Bir görüntüye aldanıp bağırıp çağırmak.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258999/sayin-adnan-oktarin-24-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258999/sayin-adnan-oktarin-24-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170924t_10.jpgWed, 04 Oct 2017 23:49:42 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 23 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 23 Eylül 2017

 

(Barzani, referandumun ertelenmesi için vaktin kalmadığını belirterek artık bunun için çok geç olduğunu söyledi. “Referandumun ertelenmesi için gece-gündüz baskıya maruz kalıyoruz. 100 yıldır cezalandırılıyoruz. Acaba yetmiyor mu bu kadar cezalandırma? Biz başarısızlığa uğrayan geçmişe dönmeyeceğiz. Görüşmelere 25 Eylül’den sonra hazırız. Artık referandumun ertelenmesi için vakit kalmadı. Buradan söylüyorum; kendimi halkın karşısında utandıracak birisi değilim.”)

Kardeşim, tamam da sen Irak’ta yaşayan bir vatandaşsın, Irak vatandaşısın. Irak bir devlet. Sen diyorsun ki “Ben burada bağımsız bir devlet kuracağım” diyorsun. Yani şimdi bu oluyor mu? Onu bir düşünmen lazım. Birisi çıksa mesela İran’da “Biz burada müstakil devlet kuracağız.” Yahut Türkiye’de dese, o zaman her aklına esen referandum yapıp ayrılmaya kalkar. Bir de ne faydası olacak sana? Ekonomik faydası olmaz Türkiye yardımı keser, İran yardımı keser, Irak yardımı keser ne faydası olacak? Zaten zor ayakta duruyorsunuz. Bu, istişareyle ve anlaşmayla olması lazım eğer olacaksa. Irak’ın evet demesi lazım. Bir de seni vururlar mübarek, senin zannettiğin gibi olmaz. Halkıma karşı şöyle böyle falan diyorsun ama PKK gelir on kişi seni indirir Allah esirgesin. Ve sonra senin yerine geçerler kimse de itiraz etmez. Baksana onların televizyonu Türkiye’yi bölünmüş gösteriyor. Onun bilgisi dahilinde olan bir televizyon. Gücü yetmiyor PKK’ya.

 

(Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu toplantısı 3 saat 10 dakika sürdü. Milli Güvenlik Kurulu sonrası açıklanan bildiride: “Kuzey Irak’ın 25 Eylül 2017 tarihinde düzenleyeceğini açıkladığı referandumun gayrimeşru niteliği ve kabul edilemezliği bir kez daha belirtilmiştir. Tüm ikazlarımıza rağmen bu referandumun yapılması halinde Türkiye ikili ve uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını mahfuz tutar” dendi.)

Bir İngiliz oyunu olduğu belli, İngiliz derin devletinin oyunu olduğu belli. İnce ince planlamışlar benim anladığım. Orada bir devlet oluşturacaklar. Sonra da diyecekler ki “suikast oldu olaylar çıktı ortalık karıştı hadi müdahale edelim.” Sonra PKK’yı oraya sokacaklar, PKK diyecek ki “yönetime biz el koyduk” bitti. Hazır devlet de var, al başına belayı. Bu oyunu çocuk olsa fark eder. Barzani nasıl fark etmiyor ben anlamıyorum.

 

Ortadoğu'nun Geri Kalmışlığının ve Parçalanmışlığının Temel Sebebi Gelenekçi Ortodoks, Kuran'a Uygun Olmayan İslam Anlayışıdır

Ortadoğu’nun tek problemi gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıdır. Ülkeleri mahvetmek için devletlerin mahvolması için altta sosyolojik felsefi zemini hazır. Çünkü bir kere bir milletin gelişmesine müsaade etmeyecek sistem var, bilim ve ilim. Tamam ilim de olsun bilim de olsun. Peki ne diyor gelenekçi sistem? “İlim vardır” diyor. Başka? “Bilim diye bir şey yok” diyor. Sanat? “Sanat da yok” diyor. Kalite? Kalite de yok. Müzik var mı? Yok. Güzel giyinmek yok, heykel yok. Kadın yarım varlık, insanla haşa hayvan arası bir varlık gelenekçi sisteme göre. Ee? Sakalını kesen öldürülüyor, zekat vermeyen öldürülüyor, dinini değiştiren öldürülüyor, hemen hemen her konuda ceza ölüm. Sanatın, bilimin, kalitenin olmadığı bir felsefe, bir inanç o toplumu çökertir. Dolayısıyla bütün Ortadoğu ülkelerini gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı çökertti. Bilimde, sanatta, estetikte ileri gidemediler ve gidemiyorlar. Bak adam “heykel gördüm tükürdüm” diyor. Resim görüyor tükürüyor, televizyon seyretmek yasak “fotoğraf yasaktır” diyor. “Efendim, tahtayı ovarak bir şekil vermek, bir hayvan şekli bu da” diyor. Sanat yoksa bilim de olmaz zaten. Bilimle sanat iç içedir. Ufuk kaybı meydana gelmiş oluyor, kalite isteği yok olmuş oluyor. Dolayısıyla bu ülkeler rahatça çökmeye, işgale, ezilmeye hazır hale geliyor, Irak’ın ezilmesi saatler içinde oldu. Suriye’nin ezilmesi saatler içinde oldu. O kadar kolay oluyor ki. Libya saatler içerisinde yok edildi. Afganistan da öyle, diğer İslam ülkeleri de öyle. Eğer bizler olmasak Türkiye’yi de çok rahat götüreceklerdi. İngiliz derin devleti, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını savunarak muazzam mevzi elde ediyor. Rumilikle, yeni bir kurnazlık dalı çıkartmış zemine oturuyor. Diyor “biz Mevlevi’yiz.” “Hayırdır” diyoruz. “Ne diyor Mevlana?” diyor. “Ne diyor?” diyoruz “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor “sen Mevlana’yı kabul etmiyor musun?” diyor adam “haşa tabii kabul ediyorum” diyor. “Bak işte o diyor” diyor “bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok diyor” diyor. “Allah Mevlana’nın kendisi” diyor haşa. Çünkü adam ne diyor? Oğlu geliyor bir şeyler söylüyor, sonra da “inşaAllah” diyor, çocuğa hakaret ediyor “bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor “benim zaten karşında olan” diyor. Haşa yani “ben Allah’ım zaten” diyor “bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor. “Muhammed’in dini” diyor, Mustafa diyor zaten, babasının oğlundan bahseder gibi haşa yani çok pervasız ve tepeden bir üslup “Muhammed’in dini yok olur, çünkü aracıyla geldi” diyor, “benim dinim yok olmaz çünkü ben doğrudan Allah’tan aldım” diyor. Sonra bir kademe daha sorulduğunda “zaten ben Allah’ım” diyor. Kastettiğin Allah’ı anlat dediğimizde de “Allah benim zaten” diyor “kitabımı da yazdım işte alın” diyor. Bununla İslam alemini mahvedeceklerdi Allah’a şükür bu oyunu bozduk. Bu İngiliz Rumiliği, Anadolu Rumiliği ayrı, beş vakit namazında Mevlana var diye bilinir, ona göre insanlar hareket ederler. Ama İngiliz Rumiliği 300 yıllık kitabı incelediğimizde, Mevlana Celaleddin’e ait olduğu iddia edilen Mesnevi’nin 300 yıllık, 400 yıllık orijinallerine baktığımızda bu bozuk ifadeleri görüyoruz. Bilmiyorum ona mı ait başkası mı yazdı, Hülagü deccalı mı yazdırttırdı yahut bizzat Hülagü mü yazdı da onun adına yayınlandı bilmiyoruz. “Şarap Rumilere helaldir” diyor ”Rumi olduktan sonra. Haram ayak takımı için vardır” diyor “sıradan adamlar için” diyor haşa.

 

Mehdi Devrinde Din Peygamberimiz Döneminde Olduğu Gibi Özüne Dönecek, Mezhepler Kalkacak, Kuran Tam Olarak Yaşanacaktır

Birlik dediğinde mezhep kalmaz. Mezhep demek birlik olmaması demektir. Mezhep varsa birlik diye bir şey olmaz zaten. Mezhep birlik olmaması için meydana getirilmiş bir sistemdir. Hem mezhep olacak hem birlik olacak mümkün değil. Çünkü bütün kuralları ayrı, hükümler ayrı, helaller haramlar ayrı nasıl birlikte olacaksın? Ama Hz. Mehdi (as)’ın zamanında Allah’ın izniyle mezhepler kalkmış oluyor. Tek din, İslam’ın dışında din kalmıyor.

 

(“Koskoca Amerika’yı nasıl olur da İngiltere yönetir?” izleyici sorusu)

Koskoca Amerika’yı inşa eden inşa ettiği gibi de yönetiyor. Amerika diye bir ülke yoktu ki yeni kuruldu Amerika. Amerika küçük küçük parçalardan oluşmuş, ayrı ayrı devletlerden oluşmuş birbiriyle savaşan gariban bir topluluktu. Maceraperestler falan oraya gitmişlerdi. Onları organize etti İngiltere, bir araya getirdi, devlet haline getirdi, resmi dillerinin de İngilizce olduğunu söyledi ve yönetmeye başladı. Dünyadaki en büyük karakoludur Amerika İngiltere’nin.

 

(“Kuran’daki şifre sistemini nasıl fark ettiniz?” izleyici sorusu)

Kuran’da şifre sistemi eskiden beri biliniyor. En az 20 yıldan beri falan bilinir, 25 yıldan beri bilinir. Benim fark ettiğim kısımları ayrı. Ama benden önce çalışma yapanlar onu söylediler. Mesela 19’la ilgili var, 7’lerle ilgili var. Sadece 3-7 ve 9’larla ilgili var. Dolayısıyla şifre sistemi çok fazladır. Ama Tevrat’ta da çok kapsamlıdır şifre sistemi. Mesela 2002 harfte bir ileri hareket ederek çok muazzam şifreler ortaya çıkıyor Tevrat’ta bu çok büyük mucizedir. Dünya bunun üstünde pek durmuyor ama bu yeri yerinden oynatacak bir şey aslında.

 

(“Azerbaycan’ın Mehdiyet’te bir rolü var mı?” izleyici sorusu)

Azerbaycan tabii, Peygamberimiz (sav) özel olarak ismini zikrederek Azerbaycan’dan bahsediyor. “Mehdi’nin çıkış vaktinde” diyor “ o devirde Azerbaycan işgal edilir, orada zulüm yapılır” diyor. Yani bu Karabağ’da yapılan Ermenilerin yaptıkları zulümler, işgalle ilgili zulümler ve kan dökülmesi olayı belirtiliyor, Mehdiyet devrinde oluyor yani Hz. Mehdi (as) devrinde oldu. Bu olayın hakkında Peygamberimiz (sav)’in muhtelif hadisleri var. Ve “Mehdi devrinin alametidir bu” diyor yani “Mehdi’nin çıkış alametidir” diyor.

 

Kadının Akıllı Olması Dolu Dolu Ruha Sahip Olması Bakışlarından Ruhunun Güzel Enerjisinin Hissedilmesi O Kadını Müthiş Güzelleştirir

Dolu bir insan olmak çok önemlidir. Mimik çok önemlidir bir kadında, ses tonu çok önemlidir. Ses tonun güçlü, sağlıklı güzel bir ses tonun var, cılız ve anlaşılmaz ölü bir ses tonu değil, gürül gürül muktedir bir ses tonu. Kadında tabii fizik güzellik gerçekten önemli bu inkar edilmez, yalan olur hayır denirse dürüst bir davranış olmaz. Ama akılla birlikte olduğunda nefes kesici olur. Mesela bir kadınla tanıştın seviyorsun ama aklının zayıf olduğunu anladığında çok acı bir olayla karşılaşmış olursun, çok vahim bir olaydır. Ama kadın artı akıllıysa, derin düşünüyorsa, tutkunun kadınıysa, delice sevgiye açıksa, güzel ahlakı seviyorsa, imanı seviyorsa, Allah’ı seviyorsa tabii o metafizik bir varlık artık olağanüstü bir şeydir. O et-kemik değil o bir ruh, muhteşem bir ruh olur. İnsanı çok çok etkiler yani. Gece-gündüz uykusunda da etkiler gündüzünde de etkiler, sürekli insanın aklında olur. Et-kemik olmaktan çıkar o kadın yani hep ruhtur o artık.

 

(Suriyeli ünlü muhalif aktivist ve gazeteci Orouba Barakat ve 22 yaşındaki gazeteci kızı Halla Barakat Üsküdar’daki evlerinde öldürüldü. Suriye’de iç savaşın ardından İngiltere’ye giden Orouba Barakat bir dönem Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşadıktan sonra İstanbul’a gelmişti. Orouba Barakat’ın genç gazeteci kızı Halla Barakat ise Huffington Post Arabi’de editör olarak çalışıyordu. 22 yaşındaki genç gazetecinin bir dönem TRT için de çalıştığı öğrenildi.)

O siyasi bir cinayet olabilir. Yani İngiliz derin devletinin bir işi olabilir. Oradaki isimler dikkat çekici. Huffington Post şu bu falan diğer olaylar dikkat çekici. İngiliz derin devletinin bir cinayeti olabilir. Çocuk bir sırra vakıf olmuştur. Klasik cinayetlerinden biri olabilir. Polis daha iyi takdir eder ama bu yönü ile de bir baksınlar. Yani Milli İstihbarat Teşkilatı da olaya bir göz atarsa bence faydası olur diye düşünüyorum. Öyle gibi görünüyor.

 

(“Hz. Mehdi insanların hiç bilmediği bir ilime sahip olacak mı?” izleyici sorusu)

“Allah onu bir gecede harikalarla donatır” diyor bir hadiste. Mesela bir hadiste de “Bir gecede Allah onun imkanını oluşturur” diyor. Ne olduğunu bilmemiz için Mehdi ile karşılaşmamız gerekiyor. Ama bütün dünyadaki olayların o şahsa göre düzenleniyor olması olayın fevkalade olduğunu gösteriyor. Çünkü Tevrat’ta bu konunun böyle olduğunu görüyoruz. Bu hayali bir şey değil. Mesih ismi daha dünya yaratılmadan önce ismi oluşuyor. Moşiyah’ın ismi ve Adn cenneti oluşturuluyor daha kainat oluşmadan önce. Bu fevkalade bir şey büyük bir olay. Üç bin beş yüz yıldan beri Museviler beklediğine göre, İstanbul onun için hazırlandığına göre, deccal Allah tarafından onun için yaratıldığına göre Mehdi (as)’nin çıkması için yaratıldığına göre, birinci dünya harbi ikinci dünya harbi Mehdiyet’in zemini için Allah tarafından yaratıldığına göre, Suriye ve Irak bölünüp parçalanması Allah tarafından Mehdi alameti olarak hazırlandığına göre, gökte kuyruklu yıldızlar ve depremlerle yeri Allah gece gündüz salladığına göre, yüzlerce binlerce olayla zemin hazırladığına göre benim gördüğüm çok büyük bir olay. Öyle vazgeçilecek, ehemmiyetsiz görülecek gibi bir şey değil. Birleşmiş Milletler’in binasına bile Mehdi (as)’nin yapacağı icraat yazılıyor taşla. Masonluk Mehdilik için kuruluyor. Ta Hazreti Süleyman (as) zamanında Mehdiliğe göre bütün sırlar dizayn ediliyor. Yani benim gördüğüm çok büyük bir olay. İstanbul fethediliyor Mehdi (as) için. Mehdi (as)’nin çıkması için. Normalde İstanbul’u Osmanlıya asla vermezlerdi söyleyeyim. Mümkünü yok. Yani Hızır (as)’ın kararı olmadan olacak iş değil. Zaten Fatih vazgeçmişti. Ama baktılar ki surların üzerinde Hızır oturuyor. Akşemsettin kendisi söylüyor. “Hızır’ı surların üzerinde otururken gördüm” diyor. O yüzden olayın bu tarzda olduğunu anlıyoruz. Mesela Abdülhamit “Hareket ordusu İstanbul’a gelirken hareket ordusunun önünde Hızır’ı gördüm” diyor. “Askerin müdahale etmesini engelledim Hızır’ı görünce” diyor. Şimdi buradan olay anlaşılmıyor mu olayın nereye gittiği? Yani o dev halifelik bir kere yıkılacak. Halifelik kalkacak niye? Mehdi (as)’nin gelişi için kaldırılıyor Halifelik. Mehdi (as)’nin gelmesi için sırf o nedenledir. Ana nedeni odur. Ve Abdülhamit gibi birisi söylüyor dikkat edin. “Gördüm Hızır’ı o yüzden vazgeçtim” diyor. Ucu sonu yok olayların. Hızır (as) çok aktif olarak olayların içinde.

 

(“Çabuk sinirlenen insanlar sabrederse daha mı fazla sevap kazanırlar?” izleyici sorusu)

Tabii ki çok sevap. Ama çabuk sinirlenenler hemen olay yerinden çıksınlar, sabretmeyi denemesinler. Tehlikeli olabilir. Yani ben sabrederim diye şey yapmasınlar çok çok tehlikeli olabilir. Hemen oradan çıksınlar. Uzaklaşsınlar gidip elini yüzünü yıkasınlar. Mesela bir müzik açsın bir şey dinlesin. Yani o kişiden kaçsın. Tamamen yatıştıktan sonra konuşsun. Çok tehlikeli olur. Yani sinirlendiğini anlarsa hiç beklemesin. En iyi tedbir o. Hem sinirlenip hem sabretmek. Tamam makbul güzel ama tehlikeli olabilir. Kendini kontrol edemeyebilir bu sefer. Öyle bir risk oluşabilir. En iyisi kaçmaktır. Olay yerinden hemen uzaklaşmak. Hemen Allah’ı anmak. Gidip elini yüzünü yıkaması. Ensesine su sürer. Mümkünse sokağa çıksın. Aman ha aman. Alttan alması süper tehlikeli, mesela bazı tipler vardır konuşursun gayet sakin dinler morarır falan böyle. Gözleri falan kanlanmaya başlar. Sabrediyorum. Bayağı tehlikeli yani. Öyle şey olmaz. Aklını atar yani çok tehlikeli olur. İlk yapılacak şey hemen uzaklaşmak. Yoksa sabredebilse tabii çok makbul, çok güzel ama deneme yapılmaması lazım. Bazı vakalar için söylüyorum.

 

Allah Her Sevenin Yardımcısıdır. Seven Sevgisini İfade Etmek İstediğinde Allah O Sevgiyi Gözünden Sevdiği İnsanın Kalbine Akıtır

Her sevenin Allah yardımcısıdır. Seven sevgisini ifade etmek istediğinde Allah onun gözünden hemen o sevdiğinin gözüne akıtır sevgiyi. Sevgi o gözden akar. Allah onun gözünden kalbine akıtır o sevgiyi. Ve o sevgiyi bütün gücü ile o hisseder. Çünkü sevmek istiyorsun dua ediyorsun. Allah’ım ona beni sevdir. Ben onu seviyorum diyorsun. Sevgimi hissettir ona diyorsun. Hemen Allah hissettirir. Yani seven öyle hiç açıkta kalmaz. Seven yalnız değildir. Hep Allah’ın yardımı vardır sevene. Hemen sevgisini sevdiğinin kalbine Allah akıtır. Bakar bakmaz.

 

İman, Vesveseye Direnmenin Adıdır. İnsana Şüpheler Gelebilir Ama Mümin Hep Allah'ı Koruyacak, Nefsine Allah Aleyhinde Söz Ettirmeyecek

İman insanda ömür boyu çalkalanır. Hemen hemen her insanda vardır. Sadece peygamberlerde, velilerde çok sağlam oluyor ama insanlarda zaten iman diye ona deniyor. Şeytan ve nefis bastırıyor. Şeytan, nefis ve vesveselerle mümin savaşıyor. Bir dalgalanma oluyor sürekli bir dalgalanma oluyor. Ona iman deniyor zaten. Peygamber diyor ya “asıl büyük cihat budur” diyor. Yani küçük cihattan büyük cihada döndük dediği yani nefisle mücadele odur o. İnsana şüpheler gelebilir ama mümin tabii sürekli Allah’tan yana olacak. Hep Allah’ı koruyacak böyle. Hep Allah’ı koruyacak. Allah’a söz ettirmeyecek. Nefsine de söz ettirmeyecek. Başkasına da söz ettirmeyecek. Başkası söz ederse yanlarından gidecek veya cevabını verecek nezaketi ile nefsi kötü bir şey söylerse de hemen nefsine cevap verip Allah’a laf söyletmeyecek. Allah’ı korumak çok önemlidir mümin için. Allah’a kıskanç olacaksınız. Çok önemlidir.

 

Kuran Okumak İçin Abdest Almak Gerekli Değildir. İnsanları Kuran'dan Uzak Tutmak İçin Sayısız Hurafe Üretmişler

Normal temiz ekmeği tuttuğun elin varsa, temiz ceketini giydiğin elin varsa, elini saçına sürebiliyorsan yani temiz normal bir elin varsa Kuran’ı da tutarsın. Kuran’dan sizi uzak tutmak için, bak Kuran’dan sizi uzak tutmak için şeytanın oyunlarından bir oyun bu. Ve bilmeden alimler bu oyuna düştüler. Bak bilmeden alimler şeytanın bu oyununa düştüler. Kuran’dan insanları uzak tutmak için bak yöntemlere bak. Mesela “kadınlar hasta olduğunda” diyor “Kuran’a el süremezler.” Ne kadar? Birinci gün süremiyor, ikinci gün, üçüncü gün, dördüncü gün, beşinci gün, altıncı gün, yedinci gün el süremiyor. Niye süremiyormuş? Niye?  Musevilikte de var o. Lanetli kabul ediliyor. Hatta kadın hastayken birisine dokunursa o adam da iptal oluyor, o da gidiyor yani o da lanetli oluyor. Böyle korkunç şeytanın oyunlarına insanlar nasıl geldi ben buna hayret ediyorum. Kan gayet normal bir şey. Bir insanın kolu kanar, niye Kuran’ı tutamayasın yani kan niye engellesin Müslümanlığı yaşamasını kadının? Kan vücudumuzun içinde olan bir şey. Sahabilerin her yeri doğranıyordu kan akarak abdest alıyorlardı. Ne diyor Ebu Hanife? “Kan akarsa hiçbir şekilde namazın geçerli olmaz abdestin gider” diyor. Peki, sahabe nasıl kıldı namazı? “Onu bilmiyorum” diyor. Ya mübarek elini ayağını öpeyim yapma etme her yeri doğranıyor sahabelerin akşama kadar savaş ediyorlar ve beş vakit namazlarını kılıyorlar. Kan akıyor sürekli nasıl abdestsiz olmaz? İnanılır gibi değil böyle şeylere sakın, bu oyunlara sakın gelmeyin. Şeytanın bir oyunu. İnsanlar bilmeden bu oyunlara düşmüşler. Alimler de bilmeden bu oyunun içine girmişler.

 

Allah Hristiyanlara ve Musevilere Şefkatle Yaklaşın Diyor. Bağnazlıkta İse Kitap Ehli Potansiyel Düşman Görülüyor

İslam dinini o kadar korkunç hale getirmişler ki gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı yani dünyadaki cehennemin diğer adı gibi o hale getirmişler bazı vakalarda bazı yerlerde. Hristiyanlık neden dinsizlik olsun kardeşim? Adam diyor ki, “Hz. Muhammed yalan söylemedi, yalancıya benzemiyor” diyor. “Yalancı değil bana göre” diyor. Yahut “yalancı bir insana benzemiyor” diyor. Bitti bu insan Müslümandır. Nereden çıkarıyorsunuz? Musevilere dedim ki ben dostlarıma Hz. Muhammed’e iman ediyor musunuz siz? Müslüman mısınız? “Şimdi” dediler “biz senin dürüst bir insan olduğuna inanıyoruz. Şahitliğine de inanıyoruz” dediler. “Çünkü beni Nuh’sun sen” dediler. “Senin şahitliğine de inanıyoruz. Yani müminsin sen” dediler. “Mümin zaten yalan söylemez” dediler.  “Sen Hz. Muhammed’in dürüstlüğüne inanıyorsan biz ona inanmakla mükellefiz zaten” dediler. “Yalan söylemeyeceğin için. Sen şehadet ettiğine göre biz de tabii ki inanıyoruz” dediler. Tamam, işte Müslüman insanlar bunlar. Ne diyorlar? “Hz. Muhammed yalan söylemedi” diyor. Müslüman, bitti. Niye kafir olsun? Allah’ın birliğine inanıyor. Bütün peygamberlerine inanıyor. Allah'ın Resulü’ne yalancı demeyince ne demektir bu? “Dediği doğru” diyor. Tamam, o zaman hepsi Müslüman. Olmaz böyle münasebetsizlik.

 

(“Yardım kuruluşlarına yardım etmeli miyiz?” izleyici sorusu)

Duruma göre. Adam dolandırıcı da olabilir, dürüst de olabilir. Mesela İHH bence dürüst. Hakikaten bu çocuklar çok fakir, ben gözümle gördüm biliyorum. Sürünüyorlar normal hayatta anca öyle yaşıyorlar hiçbir çıkarları yok. Suriye’de en tehlikeli yerlere gidip ekmek dağıtıyorlar, yiyecek dağıtıyorlar. Onlara katık, peynir falan su götürüyorlar. Mesela ben oraya yardım ederim. İHH’ya yardım ederim. Ama bilmediğim yerler var adını sanını duymadığım. Hakikaten biraz araştırmak lazım. İnternetten falan. Devlete sormak lazım polise sormak lazım “güvenilir mi bunlar?” diye sormak lazım. Ama mesela bizzat şahit olduklarım var.  İHH bunun başında geliyor.

 

Kıyafetler Fabrikada Üretilip Geliyor Sanıyor Oysa Her Kıyafeti Allah Yaratıyor Dünyada Sebeplere Bağlılık Olduğu İçin Fabrika Var Sanıyoruz

Şu andaki şu kıyafetleri de Allah giydiriyor bize. Herkes bunu çarşıdan alıyor gibi görünüyor. Tekstil fabrikasından kumaş örülüyor geliyor. Öyle bir şey yok. Her gün kıyafeti bize giydiren aynıdır cennetteki sistemin aynısı uygulanıyor ama orada sebep sistemi olduğu için dünyada o yüzden aklımız tek yönlü olayı bu şekilde değerlendiriyor. Cennet kıyafetleri çok şıktır, bayağı güzel, çok hoş. Hiç görülmemiş kıyafetlerdir. Kumaşı, taşları, süsü muhteşemdir. Mesela cennetin altını normal altından çok daha güzel. Yakut, elmas, pırlanta gibi taşı Cenab-ı Allah cennette çok çok fazla kullanıyor. En çok kullanılan malzeme onlardır; yakut, elmas, pırlanta ve altın çok fazla kullanılır. Zibil gibi cennette kullanılır. Ama şimdi tahayyül etmemiz zor tabii. Ama yaklaşık güzel kıyafetler ama mesela kıyafetler çok garip. “Bir kadın” diyor “yedi kat elbise giyer” diyor ama tek kat elbise giymiş gibi oluyor. Ama “baktığında o yedi katı ayrı ayrı görürsün” diyor. Mesela aynı kadını bir elbiseyle bir görüyorsun. Bir elbisesiyle bir, bir elbisesiyle bir aynı anda ama.  Halbuki insanın içinde başka bir elbise olsa göremez. Bilmiyorum uygun mu da iyice anlaşılsın diye. “İliklerine kadar görürsünüz” diyor. Eğer helaliyse yani iliklerine kadar dediği çırılçıplak da görürsün diyor, çıplak da görürsün, elbisesiyle de görürsün ama yedi kat elbisesiyle de görürsün. “Hulle” diyor. Ama “iliklerine kadar da görürsün” diyor. İliklerine kadar dediği o tabii teşbih Arapçada teşbih yani tamamen çırılçıplak görürsün, helali olan bir kadını görür tabii görebilir. Ve insanın bedeni yüz binlerce oluyor. Ama tek bir ruh oluyor. Garip bir varlık oluyor insan ama çok normal karşılayacak insanlar bunu. Küfür ehli bunun bir büyü olduğuna inanıyor. Yani ruhuna ve beynine etki ederek bir şey yapıldığına inanıyorlar. Yani normal dünyada yaşarken insanların bir teknik uyguladıklarını, bir büyü tekniği uygulayarak yahut hipnoza benzer bir şey yaparak bunu elde ettiklerini sürekli bunu iddia ediyorlar. “Bize büyü yaptınız” diyorlar. Ve ahirette de Allah'a inanmamada direniyorlar.

 

Deccalin En Ağırına Giden Şey Aşağılanmak ve Deşifre Etmektir

Deccal aşağılanmaktan çok mutazarrır olacağını Peygamberimiz (sav) söylüyor. “Aşağılandığında ortaya çıkar” diyor. Şu anki panik ondan. İngiliz derin devletindeki paniğin nedeni bu. Ne kadar aşağılar, deşifre edersen o çirkin peçesini indirirsen o kadar iyi. Deccaldan boş yere korkmuşlar. Halbuki deccal Mehdiyet safında değerlendirildiğinde Allah tarafından mucize olarak özel bir muhafaza meydana geliyor. Deccalın gücü yetmiyor Allah taraftarlarına. Halk boş yere korkmuş deccaldan.

 

(“Oluşan kasırga ve depremlerin nedeni nedir?” izleyici sorusu)

Muazzam bir sıklık, muazzam bir yoğunluk var. Ne olabilir? Peygamber (sav) hadiste belirtmiş mi? Belirtmiş. Tevrat’ta aynısı geçiyor mu? Geçiyor. İncil’de aynısı geçiyor mu? Geçiyor. Göktaşlarının böyle milyonlarca ton göktaşının göğe yığılması, depremlerin on misli artması Mehdi (as)’ın çıkış alametidir. “Anlamıyorum” diyorlarsa daha da dozu artacaktır. “Evet, anlıyorum” diyene kadar dozu artacak hep beraber göreceğiz.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258990/sayin-adnan-oktarin-23-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258990/sayin-adnan-oktarin-23-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170923_05.jpgWed, 04 Oct 2017 19:50:07 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 22 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 22 Eylül 2017

 

(Hakkari’de güvenlik güçleriyle PKK’lı teröristler arasında çıkan çatışmada Halis Yasin Özcengiz isimli askerimiz şehit oldu, 4 askerimiz de yaralandı. Şehidimizi görebiliriz.)

Halis çok yakışıklıymışsın sen aslan. Allah şehadetini mübarek etsin, Allah cennette kardeş etsin. Ne mutlu sana büyük bir şerefe ermişsin. Allah bizlere de o güzel nimeti nasip etsin. Çağırın, çağırın gelelim, inşaAllah. Allah vesile eder sizleri, inşaAllah. Anana babana Cenab-ı Allah uzun ömür sabr-ı cemil nasip etsin. Tekrar tebrik ediyorum, gazan mübarek olsun.

 

Gelenekçi Ortodoks İslam Anlayışında Resim, Heykel, Müzik, Dans, Fotoğraf Çektirmek, Güzel Sofralarda Oturmak, Neşeli Olmak Yasaktır

Gelenekçi sistemde, gelenekçi İslam anlayışında yani Ortodoks gelenekçi İslam anlayışında bilim yasak, Kuran okumak yasak. Çünkü “herkes Kuran’ı okuyup anlayamaz” diyorlar. “Kuran’ı meal olarak sakın okumayın” diyorlar. “Düşünmek, araştırmak yasak” diyorlar. “Sakın okumayın, düşünmeyin çok yanlış olur” diyor. Adam heykele tükürüyor, resme tükürüyor, kadına “buçuk” diyor, zekat vermeyen öldürülüyor, içki içen öldürülüyor. Fotoğraf çektirmek yasak, fotoğraf asmak yasak, müzik yasak, dans yasak, plaja gitmek yasak, eğlence yerine gitmek yasak, neşeli mutlu olmak yasak “hüzünlü olacaksın” diyor. Güzel sofralarda oturmak yasak, diş fırçası yasak, diş dolgusu yasak “abdestin olmaz diş dolgusunda” diyor. Say say say sabaha kadar bitmez. Birçok genci de ikna etmişler bu konuda. Çok büyük bir hata.

 

Müslümanların Tüm Müslümanları Kendi Annesini Kardeşini Korur Gibi Koruyup Kollamasıdır. Mümin, Müminin Velisidir

Yardıma muhtaç kişilere yardım işte bu böyle buçuk buçuk, kenar kenar, az az, çeyrek çeyrek değil bütün İslam alemi çapında bütün Müslümanların aynı andaki görevidir bu. Dolayısıyla bunu üç Müslüman, beş Müslüman yapmış bu kaynar gider, topluma hiçbir etkisi olmaz bunun, çok çok az etkisi olur. Bunu bütün Müslümanların aynı anda aynı dönemde coşkuyla sevinçle, kendi evladını korur gibi, kendi annesini babasını korur gibi, kendi eşini, kendi kız kardeşini, kendi ağabeyini korur gibi müminleri koruyup-kollaması lazım. Aynı tıpatıp. “Velisiniz” diyor Allah, veli demek ne demek? Baba veli oluyor ne yapıyor? Anne veli oluyor ne yapıyor? Aynı görev.

 

Kadın Dünyanın Süsüdür, Her Yerde Güzellik Olarak Tezahür Edecekler. Kadın Hayatın Her Alanında Olacak

Genç erkek delikanlılar kadından 18 kat daha etkileyici bulunuyor gelenekçi sistemde. Ortodoks gelenekçi İslam anlayışında18 misli kadınlardan daha etkileyici görüyorlar gençleri. “Parlak” diyor genç, yakışıklı genç yani. Genç erkek delikanlı görünce kendini adam kilitliyor “fitne gitti mi?” diye bağırıyor. Yani eğer orada durursa tecavüz edecek iddiasına göre. 7 yaşından büyük kız çocuğunu erkek öğretmenin okutması yasak. Erkek çocuğu da eğer onların tabiriyle parlaksa, güzelse erkek hocaya onu veremiyorsun, eğitimini veremiyor erkek. Çünkü erkek hocanın ondan tahrik olacağını düşünüyor “18 misli daha etkileyicidir” diyor. Kadınlar için de diyorlar “Kadınları meta olarak kullanıyorlar” işte “kadınları kullanıyorlar bir şekilde.” Peki cennette kadın var, ne oluyor orada Allah ne yapmış oluyor? Senin kafana göre o da olmaz. Çünkü kadınları en güzel şekilde Allah orada gösteriyor ve erkek kullarına hurileri nasip ediyor. Kadın kullarını da gılmanlarla evlendiriyor Allah. Veyahut kendi eşiyle evlendiriyor Allah. Yani kadının kullanılması meta olması, erkeğin kullanılması meta olması, hayvanın kullanılması meta olması, çocuğun kullanılması meta olması böyle bir şey olmaz. Kadın da erkek de dünyanın süsüdür, her yerde güzellik olarak tezahür edecekler cennette de dünyada da. Allah sokakları da kadınlarla süslemiş, evleri de kadınlarla süslemiş dolayısıyla kadın her yerde olacak.

 

(Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Amerikan Lideri Trump arasında 50 dakikalık bir görüşme oldu . Görüşme sonrasında Trump şöyle söyledi: “Erdoğan yakın arkadaşım haline geldi. Dünyanın çok zorlu bir bölgesinde görev yapıyor. Çok da başarılı işler yapıyor. Bence Türkiye ve Amerika şu anda hiç olmadığı kadar birbirine yakın” ifadesini kullandı.)

Doğru söylüyor, doğru söylüyor. Çünkü anti-Amerikancılık gelenekçi Ortodoks sistemin ana bünyesidir. Yani büyük şeytan diye gösteriyorlardı. Biz Amerikan düşmanlığını ortadan kaldırdık, bütün dikkati İngiliz derin devletinin üstüne çektik. O zaman Türk politikasında da ciddi değişiklikler olduğunu gördük. Ve Amerika’yı koruyup-kollayan bir Türkiye ortaya çıktı. Eskiden Saadet Partisi olsun Milli Selamet Partisi yani o, gelenekçi sağ kesim genellikle şiddetle Amerika’ya karşıydı. Hep “kahrolsun Amerika” denirdi, ama şu an öyle bir şey denmiyor. İngiliz derin devletinin asıl fitnenin kaynağı olduğu anlaşıldı. Ve dikkatler o yöne gitti artık.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin hep vurguladığınız gibi, bir kez daha mezhepçiliğe karşı olduğunu ifade etti. “Aramızdaki mezhepçilik fitnesini kaldırmamız gerek. Bizim tek bir dinimiz var o da İslam’dır, gerisi teferruattır. Yaşanan krizler İslam dünyasının yeni bir dirilişe ihtiyacı olduğunu gösteriyor.”)

İşte tam Mehdi üslubu, tam Mehdiyet üslubu. Yedi ceddine rahmet olsun Allah razı olsun. Lider dediğin böyle olur, Müslüman dediğin böyle olur. Bir de diyor “ben sevmiyorum” diyor. Kardeşim, bin yıldan beri böyle lider çıkmadı bin yıldan beri. Böyle “mezhep yoktur” diyen lider yok, ilk defa, İslam aleminde hiçbir yerde bu duyulmamıştır. Bu, Mehdiyet ağzıdır, Mehdiyet bereketidir, Mehdiyet terbiyesidir, Mehdiyet’in dili ve üslubudur. Bin yıldan beri duymadığımızı duymaya başladık. Gece-gündüz yapılan güzel faaliyetler güzel neticelerini güzel şekilde sunmaya başladı, elhamdülillah.

 

Belediyelere Halkın da Yardımcı Olması ve Her Yerin Temiz Tutulması Gerekir, Bu da Eğitimle Olur

Parkların temiz tutulması bir ahlak. Çünkü devlet sürekli temizlikle uğraşamaz, belediyeler sürekli temizlikle uğraşamaz. İnsanların fert fert temiz olması lazım. Bu da Kuran terbiyesiyle, imanla, Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle olur. Yoksa çöple ilgilenen memur temizler beş dakika sonra adam batırır. Öyle baş olmaz. Şahıslar tek tek temiz ve titiz olması gerekiyor bu da eğitimle olur. İkinci; güvenlik. Parklarda özel harekat polisleri geceleri bir ileri bir geri gezinseler hem onlara spor olur, iyi olur temiz hava alırlar hem de çok güzel bir güvenlik tedbiri olmuş olur. Çünkü ufacık bir şeyde aslan gibi gider yakasına yapışırlar. Eğer bir suçlu varsa veya suç unsuru varsa gereğini yaparlar.

 

(Kemal Kılıçdaroğlu dün katıldığı Fatih Altaylı’nın programında, hükümetin dış politikasını eleştirerek “Yakında Esat’a gidip yalvaracaklar tıpkı Putin’e yaptıkları gibi. Bu, ikiyüzlü politika değil midir?” ifadelerini kullandı. Ayrıca Türkiye’nin bazı terör örgütlerine yardım ettiğini iddia ederek şunları söyledi: “Başımıza bir PKK belaydı şimdi FETÖ var, IŞİD var. El-Nusra’ya, IŞİD’e kim destek verdi? Bunların eline silah verenleri bilmiyor muyuz? 72 ilden katılım var IŞİD’e. Bunlar oraya ellerini kollarını sallayarak gittiler, bu hükümet destek verdi fatura halka kaldı” dedi.)

Tayyip Hoca bir kere mezhep kabul etmiyor. IŞİD koyu mezhep taassubu içerisinde Sünni düşünceyi savunuyor. İngiliz derin devleti tarafından kurulmuş bir örgüt. Tayyip Hoca onlara niye silah versin? İnançlarıyla taban tabana zıt, mezhep karşıtı Tayyip Hoca. O, Sünni mezhebin hakim olmasını isteyen bir Sünni faşist hareket, Sünni faşist harekettir. Ve Sünni sistemi bir ırk olarak, üstün ırk olarak görür. Ve diğerlerinin katledilmesini yok edilmesini ister. Yani Şii-Vahabi kim varsa hepsinin katledilmesini sadece Sünnilerin sağ kalmasını isteyen bir Sünni faşizmidir IŞİD. Tayyip Hoca’nın öyle bir konusu yok. Bak, “Sünni, Şii, Vahabi hepsi kardeştir hepsi Müslümandır” diyor. Böyle bir insanın IŞİD’e destek olması nasıl olsun? Ve IŞİD niye kabul etsin böyle karşıtı olan bir insanı? Dolayısıyla doğru değil çok yanlış.

 

Okulların Daha Kaliteli ve Güzel Olması İçin Öğrencilere Kaliteli, Kültürlü, Görgülü İnsanın Nasıl Değerli Olduğu Vurgulanırsa Zevkle Eğitim Alırlar

En güzel kalite sevgidir, okulda sevgiyi yayabilir. Öğretmenler öğrencileri sevsin, öğrenciler öğretmenlerini sevsin, herkes birbirine sevgi duysun, selamlaşsın, koruyup-kollasınlar. Böyle saldırganlık, haytalık, üzücü olaylar, tartışmalar kavgalar olmasın. Güzel bir kalite ortamı meydana gelir önden yani kişilik açısından güzel bir kalite ortamı meydana gelir. Temizliği teşvik edebilir okulda, her öğrencinin kendisinin temiz olması, şık ve güzel giyinip gelebilirler okula. Çünkü okulun binasını değiştirmeleri için paraya ihtiyaç var onu yapamazlar çok zor olur. Yoksa gönül ister ki her sınıf yerler halı kaplı olsun, koltuklarda otursunlar, müzik de olsun müzik seti olsun. Büyük böyle geniş ekranlı bir televizyon olsun. Sıcak bir arkadaş ortamında konuşsunlar, çay servisi yapanlar olsun nöbetleşe veyahut meyve suyu servisi yapanlar olsun yine nöbetleşe. Herkes evinden kurabiye yaptırıp getirebilir dağıtabilir. Arkadaşça güzel bir ortam olabilir ve genel kültürün, kalitenin önemi kendi aralarında çok iyi vurgulanabilir yani kaliteli bir insanın, kültürlü, görgülü bir insanın, nezaketli efendi bir insanın nasıl değerli olduğu, insanın böyle insanlara karşı neden ihtiyaç duyduğu, neden bu insanların toplum için çok faydalı olduğu gayet güzel anlatılabilir. Bu kaliteyi önden fazla masraf çıkmadan elde edebileceğiniz bir vasat olarak görüyorum.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin hep söylediğiniz gibi, eğitim ve kalitenin önemini gündeme getirdi Adnan Bey. “Bu süreçte şu gerçeği defaatle şahit oldum. Eğitime, kaliteye ve insani ilişkilere yapılan yatırım her zaman katlanarak geri döner.”)

Bak şimdi bu çok manidar. Tayyip Hocam geçenlerde bir kaliteye vurgu yaptı birkaç gün önce. Şimdi bu ikinci vurgusu. Kalite hiç ağza alınmıyordu hiç hiç hiç Türkiye’de. İlk defa Allah razı olsun Tayyip Hocam’dan. Israrla kalitenin üstünde durunca ve gençliğin de kaliteye çok önem verdiğini görünce, çünkü bu ısrarlı anlatımlar güzel netice verdi. Tayyip Hocam da kaliteyi önemli bir konu olarak ele aldığını görüyoruz. Ama Tayyip Hocam bir bakanlık kurarsa kalite ve sanat bakanlığı, inan çok büyük bir hizmet yapmış olacaksın ve gayet güzel arkası gelir. Eleman bulamam adam bulamam diye düşünme on kişiyle bile gider o bakanlık sana söyleyeyim on kişiyle. Buluruz, yurt dışından da eleman getiririz, yurt içinden de buluruz, buluruz. Bir adı konsun gayet güzel olur.

 

Rumlar, Ermeniler Bizim Evladımızdı. Hepimizin Bir Arada Kardeşçe Yaşadığımız Günlere Dönmek İstiyoruz

Bizden aldılar Rumları, dünyanın en güzel insanlarındandır Rumlar. Bu güzel mazlum insanları Türkiye’den ayırdılar. Osmanlı toprağıydı biliyorsunuz oralar. O canlarımızla biz gayet güzel yaşıyorduk, yine o güzel eski günlere dönmek istiyoruz. Sınırlar kalksın Yunanistan’la, Rumlarla iç içe olalım kardeşlerimizle. Yani pasaport kalksın, vize kalksın sadece nüfus cüzdanıyla geçip-gidelim. İstedikleri gibi gelsinler, biz de istediğimiz gibi gidelim. Yunanistan’la Türkiye’yi tek parça gibi hale getirelim. Hepsi bizim kendi evladımızdı, gözlerimizin önünde evlatlarımızı aldılar. Yeniden evlatlarımıza kavuşmak istiyoruz. Yunanistan’la Türkiye bileşsin, Azerbaycan birleşsin, Ermenistan birleşsin, Gürcistan birleşsin beklemeyelim.

 

(“İslam’ı yaşamadan mutlu olan insanlar nasıl oluyor?” izleyici sorusu)

İslam’ı yaşamadan mutluluk taklidi yapan insanlar nasıl oluyor diyorsun. Mutlu değil bak mutluluk taklidi yapan insanlar nasıl oluyor? Sanat kabiliyeti yüksek demektir. Yoksa ahirete inanmayacak, yok olacağına inanacak bir insan cinnet geçirir cinnet aklını atar. Nasıl mutlu olabilir? Sonsuza kadar yok olacağını düşünüyor ve bir bakteriden gelişerek meydana gelmiş bir hayvan olduğunu düşünüyor. İnsanın beyni parçalanır beyni yani bunalımdan beyni parçalanır. Akıl bunu kaldırmaz, açık şuurla bir insanın Allah’ı inkar etmesi imkansız. Oturduğu yerde durduğu yerde cinnet geçirir beyni parçalanır Allah esirgesin. Yapamaz mümkün değil açık şuurla. Ha kapalı şuurla adam makine gibiyse, bilgisayar gibiyse ölüyse -ki Kuran’da ölü olduklarını ısrarla söylüyor- o zaman tamam yapar ne olacak.

 

(“Şeytan kendisinin itaatsiz yaratıldığının farkında mı?” izleyici sorusu)

Şeytan bir makinedir. Yani bilgisayar gibi bir makinedir. Özel yaratılmış bir makinedir. Dolayısıyla “ben benim” diyecek durumda değildir ölü bir makinedir. Öyle bir varlık düşün ki Allah’a sonsuza kadar meydan okuyacak yani açık şuurla olacak iş değil. Zaten diyor “Ben Allah’tan korkarım” diyor, makine olduğu oradan da anlaşılıyor “Ben Rabbimden korkarım ben sizi sadece davet ettim siz de geldiniz” diyor. Ve sonsuza kadar Allah’a isyan halinde. Makine olduğu açık yani ölü bir makine olduğu anlaşılıyor. Mesela bilgisayar için de Allah “Dabbet-ül arz” diyor, bir canlı olarak bahsediyor bilgisayardan. Canlı mı? Değil ama canlı özellikleri gösteriyor. Ses var, sesi duyuyor muhafaza ediyor, muhakeme ediyor, yargılıyor, düşünüyor. Bilgisayar düşünüyor, değil mi? Basıyorsun düğmeye düşünüyor cevap veriyor sana, görüntü olarak tezahür ediyor. Şeytan da onun gibi bilgisayar gibi bir varlıktır. Bilgisayarda metal kullanılıyor, şeytanda metal kullanmaz Allah. Yani bir iyon yığını halindedir, yine elektron yığını tarzında bir varlıktır.

 

(“Ölüm hakkında insanlar neden çok az düşünür?” izleyici sorusu)

Çünkü ağızlarının tadını kaçırıyor, eğlenceyi kaçırır. Zaten gazinoda falan eğlenenlerin en gıcık olduğu şey ölümün akıllarına gelmesidir. Onun için gazinolarda eğlence yerlerinde birçok yerde dinle alay edilir, şaka yaparlar dinle ilgili. Yani cesaretlendirmeye çalışırlar birbirlerini. Ahiretle, meleklerle şaka yapılır. Hatta bazen hocalar çağırılır hocaların yaptığı şakalar daha da hoşlarına gidiyor, daha rahatlatıcı oluyor. Mesela alimse profesörse çağırırlar bir toplantıya, onların ilk yaptığı şey ikramları din hakkında alay etmektir. Birçoğunun, gelenekçi Ortodoks hocaların yaptıkları en çirkin ikram din hakkında alay etmeleridir. Bunu milyonlarca kişi görmüştür bilinir, herkes tarafından tespit edilmiş acı bir gerçektir.

 

(Terör örgütü IŞİD’i internette en çok takip edenlerin Türkler olduğunu iddia eden İngiltere merkezli bir kuruluş, düzmece araştırmasıyla Türkiye’yi terör örgütleriyle irtibatlı göstermeye çalıştı.)

Canım, millet merak eder inceler. PKK’ya da bakıyor IŞİD’e de bakıyor ne alakası var? Çok kötü bir mantık. O arkadaş fosforlu yiyecekler yesin iyi gelir. Paris’te mesela bomba patlıyor, insanlar girer Paris’teki bomba ne diye bakar. Bu ne demek? Bombayı onlar mı patlattı anlamına gelir ona bakanın? Bu kadar garip bir düşünce, bu kadar zayıf bir mantık inanılır gibi değil.

 

Allah Sevgisi, Allah'a Aşık Olan İçin Bir Sırdır. İmanda Samimi Olanlara Verilen Özel Bir İlimdir. Bu İlmi Bilen Muazzam Güç Kazanır

Allah sevgisi aslında Allah’ı seven için bir sırdır. İşin doğrusu Allah’ı seven aşkını o derece faş etmez. Allah’a kıskançtır sevgili olan. Bilinmeyen özel bir haldir o yani özel bir bilgi şeklidir. İmanda samimi olanlara verilen özel bir bilgi şeklidir o. Bazen bunu fark edenler oluyor. Müthiş bir güç kazanır fark eden, muazzam bir güç kazanır. Ama tabii bu güç samimi olduğu müddetçe devam eder. Allah’a sürekli o aşkla, o sevgiyle bağlı olması gerekir. Allah’ı fark etmemek zaten açık şuurla olacak iş değil. Ben düşündüm facia tarzında bir cinnet meydana gelir eğer Allah’ı inkar etmeye kalkarsa bilerek, facia şeklinde ve ölür şahıs benim kanaatim, birkaç dakikanın içinde ölür. Kaldıramaz bir bünye öyle bir şeyi yapamaz. Onu yapacak bir insan düşünemiyorum, açık şuurla mümkün değil. Ama kapalı şuurla makine olarak bilgisayar gibi bir yapıda bu olur, oluyor. Zaten kodlanmıştır yapar. Allah zaten her yerde çok düzgün ve sevgi şeklinde tecelli ediyor. Hücreden tut atom, kromozomlar, insanlar her yerde tecelli ediyor görülüyor. En kafası çalışmayan bile görür, en az tembel olan bile görür. Bir de Allah’tan insanların korkmamasından tedirgin olanlar oluyor. Peygamberimiz (sav) de olmuş canım benim. “Onlar iman etmeyecekler diye sen neredeyse kendini helak edeceksin” diyor Allah. Halbuki Peygamber olmasının nedeni onlar, onların olması gerekiyor. O da kendini helak etmeye kalkıyor, o kadar üzüyor kendisini. Halbuki aradaki farkın iyi vurgulanması için özel yaratılıyor onlar. Onlar olmasa o kadar yükselemez Peygamberimiz (sav). Onların sayesinde o kadar yükseliyor. O kadar üzülenleri falan görüyorum ben rahatsız olanları mesela, çok büyük bir hata ve yanlışlıktır o. Baştan sona özel hazırlanan bir tablodur o, özel hazırlanan bir tablo. Telaş etmeye gerek yok. Sonu bu tablonun daima iyi biter, güzel biter. Mesela 50-60-70 yıllık, 80-90-110-120 yıllık bir tablodur, sonu güzel biter. Aralarda tablonun ilk hallerine bakıp karar vermek çok büyük hata olur. Mesela tarikatlar, gerçek tarikatlarda mertebe alanlar Allah'ın sırlarını saklarlar, söylemezler. Masonlukta da öyle. Belirli bir dereceden sonra eğer kafası açılır da olayı anlarsa, konuyu anlarsa kesinlikle söylemez. Gizlerler. Özetle İslam hakim olacak göreceğiz. Herkesin hoşuna gidecek.

 

Kadınların Korunması İçin Özel Güvenlik Birimleri Olsun. Bir Kadın Tehdide Maruz Kaldığında Hiçbir Bürokratik Engelle Karşılaşmasın

Tacize uğrayan kadın bence bayağı bir bağırsın. Bayağı yaygara yapsın. Çok böyle feryat etsin. Polis çağırsın. Halkın yardımını istesin. Hem o adamı çok korkutur bu. Hem de çok fazla kişinin hamiyetini tahrik eder bu. Yardım edenler çıkar. Bayağı iyi olur. Yani çok yüksek sesle, bence çok iyi olur. Bir kere kardeşim, bak otuz kere söyledim. Polisimizden de ben rica ediyorum. İçişleri Bakanlığı'ndan da rica ediyorum. Kadınların korunması için polisin özel bir birimi olsun ve özel yetkisi olsun. Her yerde olsun bunlar. Hazır motorize ekip tarzında. Özellikle bu tip olayların çok olduğu yerlerde yoğun olarak bulunsun. Yani yazık günah değil mi? El kadar çocuklara bu. Önü yok. Sonu yok. Arkası yok. Gelmiyor yani. Nerede it kopuk varsa alıyor beş yüz liraya, altı yüz liraya bir silah. Babasına sıkıyor. Anasına sıkıyor. Kıza sıkıyor. Göğsünü gere gere de geziyor hayvan herifler. Adam iktidarsız, manyak, karaktersiz, şerefsiz, ezik. Çoğu da homoseksüel. Haysiyetsiz herifler. Bu güzelim varlıkları bunlara böyle telef ettirmenin bir alemi var mı, kolayca yolu varken. Ya dersin kardeşim “Sen kimsin?” dersin. Değil mi? “Bir gel buraya bir dakika” dersin. Bu, bu kadar mı zor?

 

Etkileyici Derin Bakış Samimi Gözlerde Olur. Yüzeysel Yaşayan, Trip Atmakla Etki Oluşturacağını Zanneden Asla Sevgiyi ve Etkiyi Elde Edemez

Şimdi öyle tipler oluyor. “Ya” diyor “Öyle bir bakış atacaksın ki abi” diyor. “Kızı bitireceksin abi” diyor. “Nasıl?” Diyor. “Ya Cüneyt Arkın filmi var ya, filmindeki bakışı” diyor. Hangisi? “Hani üç numaralı, filmde vardı ya üç numaralı bakışı o” diyor. “Öyle baktın mı” diyor. “Biter” diyor. Böyle yan duruyor kenardan. Filmlerde falan çok vardır bu. Yani üç numaralı bakış, dört numaralı bakış, beş numaralı bakış. “Kızı kesti abi ya” diyor. “Kız kesik attı” diyor. “Ben de ona kesik attım” diyor. “Görüyor musun abi nasıl kesiyor ya?” diyor. “Yandan” diyor. Şimdi bu kafadaki bir adam ruhen, sevgi yönünden, aşk felsefesi yönünden, aşkın derinliği yönünden, her yönden çökmüş ve ruhunu öldürmüş bir insandır. Böyle bir insan istediği kadar uğraşsın. O tutkuyu, o sevgiyi asla elde edemez. O kadar hafiflemiş, o kadar sıradanlaşmış ki. O kadar ruhunu öldürmüş ve o kadar kof hale gelmiş ki. Adeta bomboş bir ahşap kap haline gelmiş. Öyle diyeyim. Bomboş. Dolayısıyla tutku ancak Allah'a delice aşık olanların, Allah'ı delice sevenlerin vasfıdır. Ve kendi için yaşamayanların vasfıdır. Bir insan kendi için yaşıyorsa, tutkuyu aşkı unutur. Biter. Yani asla o, ona yaklaşmaz. Aşk ve tutku asla yanaşmaz. Aşkın tutkunun bir insanda olması için, o insanın sevdikleri için yaşaması lazım. Yani kabadayı olması lazım. Bunun dışında olmaz. Yoksa filmlerde gördükleriyle şunlarla bunlarla egoist, basit, çıkarcı, kinci, nefrete açık, kıskançlığa açık, akılsız, Allah'ı düşünmeyen, nefsine düşkün, nefsi için yaşayan bir insanda tutku ve aşk hiçbir zaman için gelişmez. Çünkü o, İlahi Rahmani Allah'a gerçekten inananlara verilen özel bir cennet ikramıdır. Cennetten gelen bir ikramdır o. Cennetteki nimetten ona sunulur o. Cennette yaşadığı nimetten sunulur. Cennet nimetinden sunulduğu için de çok değerlidir. Çok büyüktür. Dolayısıyla yapmacık insanların, suni insanların ruhunu robotlaştırmış, kendini robotlaştırmış insanların yapabileceği bir şey değil. Eğer dediklerimi yaparsanız; bu güzelliği, bu derinliği, bu cennet nimetini Allah size sunar. Bir mucize olarak sunulur bu insanlara. Ama Allah vermesin eğer ruhu kaşarlaşmışsa, vicdanı kaşarlaşmışsa, egoistliğin bencilliğin çirkin pençesinde ezim ezim eziliyorsa, sürünmenin dışında bir yol kalmaz.

 

Sürekli Mükemmellik İsteği Taşımak Müminin Vasfıdır. Mümin Sevgiye, Güzelliğe ve Nimete Doymaz. Şükretmeyi de Hiçbir Zaman Unutmaz

Kusursuz olma isteği insana zarar vermez. Tevekkül ederek eğer bütün mükemmelliğin, güzelliğin Allah’tan geldiğini bilirsen, Allah’ın yarattığına da şükredersen, hırs yapmazsan yani hırs yaparsan acı çekersin. Hırs yapmadan Allah’tan istersen, mükemmelliği istemek zaten Müslüman’a farzdır. Doyumsuz bir mükemmellik isteğin olacak ama şükrederek, şükrederek ve devamlı Allah’tan artırmasını isteyerek. Ne sevgiye doyulur, ne güzelliğe doyulur, ne de nimete doyulur. Nimet ne kadar çoksa o kadar çok İslam’a hizmet edilir.

 

Her Olayı Sonsuz Akıl Sahibi Olan Allah Yaratır. Bir Olayla Karşılaştığında Hiç Üzülmeden Sakin Olmak Gerekir

Her olan olayı Allah yaratıyor, sonsuz akıl sahibi olan Allah yaratıyor. Karşılaştığında bil ki Allah tarafından yaratılmıştır. Hiç de tedirgin olma, üzülme, sabırlı ol. Sakince olayı karşıla, oradan da geçeceksin, oradan da geçeceksin. Her karşılaştığın köprüden mutlaka geçeceksin demektir. Yani hiçbir köprüde takılıp kalmazsın. Ayağına taş takılır, atlayıp geçeceksin, ayağına taş takılır atlayıp geçeceksin ama köprüden illaki geçersin. Köprüden geçmeyen hiç kimse olmamıştır. Sen Allah yolunda yürü, Allah’a güven, kötü zannettiklerin hayırla yaratılır. Şer zannettiklerin hayırla yaratılır. Mümin için her şeyde hayır vardır.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258715/sayin-adnan-oktarin-22-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258715/sayin-adnan-oktarin-22-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170922t_09.jpgSun, 01 Oct 2017 03:34:21 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 21 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 21 Eylül 2017

 

(Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Amerika’daki Terörle Mücadele Forumu’nda şöyle bir açıklama yaptı Adnan Bey: “Terör örgütlerinin ideolojilerini öldürmemiz gerektiğini unutmayalım. Dinlere saldırmak değil, terörün ideolojisini yok etmek gerekir. Özellikle Avrupa’da Marksizm, komünizm gibi sırf aynı ideolojileri paylaştıkları için bazı terör örgütlerini destekleyen siyasi partiler ve politikacılar görüyoruz. Benim hiçbir ideolojiyle sorunum yok. İdeolojilerinizi demokratik olarak savunabilirsiniz ama sırf aynı ideolojiyi paylaşıyorsunuz diye terör örgütlerini destekleyemezsiniz” dedi.)

Kardeşim nihayet, yıllardan beri söylediğim şey. Bütün mesele ideolojik mücadelededir. Karşına adam ideolojiyle gelmiyor mu? PKK ideolojiyle geliyor. PKK’lı normal ortaokul mezunu bir öğrenci bu namazında niyazında. Bunu eğitiyorlar ne yapıyorlar; PKK’lı yapıyorlar. Nasıl oluyor; Marksist, Leninist, komünist oluyor. Yani bu durduk yere bir yemek yiyince falan olmuyor. Eğitildiğinde yani adama bir şeyler anlatılıyor, bir şeyler okuyor ve sonunda komünist oluyor. Sen de ona bir şeyler anlatırsan, bir şeyler okutursan komünist olmaktan vazgeçer senden yana olur, bu kadar basit çok açık bir yöntem.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’yla S-400 füzeleri konusundaki görüşmelerin devam ettiğini belirtti. “Görüşmeler devam ediyor, yanı başındaki Suriye’de S-400 varsa ben de S-400’e hatta S-500’e, S-600’e sahip olmaya çalışırım. NATO’dan istediğimiz silahları alamıyorsak başımızın çaresine bakarız” diye konuştu. Sayın Erdoğan Pazartesi günü Putin’le de Suriye konusunu görüşeceklerini söyledi.)

Rusya bölünmeye karşı. Doğru, akıllı olan o. İngiliz derin devleti de ısrarla “böleceğim” diyor. Kardeşim, şimdi öyle kötü bir İslam modeli var ki İngiltere’nin aklında, bir kere İslam alemini küçük küçük şehir devletlerine ayırmak istiyor. Yani mesela Kayseri’ye ayrı bir devlet, Konya’ya ayrı bir devlet her yere ayrı küçük devletler. Bu küçük devletlerin de küçük polis gücü ve çok küçük askeri gücü olacak, dolayısıyla bu devletlerin hiçbiri kontrol edilemez konumda olmayacak. Yani ne dersen yapacak konumda olacak, bunların atadığı adamlarla bunların atadığı valilerle yönetilecek. Sonra işte sözde halife ayarlamışlardı Fethullah Gülen. Onu da İstanbul’a yerleştireceklerdi. Homoseksüelliği savunan, dinle alay eden ama normalde de Müslümanım diyen, Darwinist, koyu Rumi, Rumi’nin bütün inançlarına sahip çıkan bir güya din anlayışı hakim olacaktı. Böylece İslam sessiz sedasız ortadan kalkmış olacaktı. Ve diyeceklerdi ki “din duruyor, halife de başta siz de İslam’ı yaşıyorsunuz işte İslam ülkeleri var. Avrupa Birliği gibi de birliksiniz. Başınızda da Müslüman adam var.” Fethullah Gülen’e de ne deseler kabul edecek mecburen. Böyle bir sistem düşünmüşlerdi. Yani gerçek Mehdi’ye karşı böyle bir sahte Mehdi projeleri vardı. Ama Allah ayaklarına dolandırıyor. İşte Allah’ın gücünü görmeleri açısından, Allah’a iman açısından, mucizenin nasıl tahakkuk ettiğini görmeleri açısından bu elle tutulur büyük bir mucizedir. Böyle organize bir sahte Mehdi hareketinin başarılı olması yüzde 99,99 gibi görülüyordu. Normalde mutlaka hakim olması lazım. Ama ne oldu? Allah yerle bir etti. İşte bak, bu Mehdiyet’in bir harikası, Allah’ın varlığının da delili.

 

(Siz “Barzani yönetimi için uluslararası kurumlar ve Türkiye garantör olabilir” demiştiniz. Dün Barzani bağımsızlık referandumunu ertelemek için iki yeni şart sundu. Birincisi Bağdat yönetimiyle bağımsızlık müzakerelerine başlamak, ikincisi de uluslararası garantiler verilmesi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Türkiye’nin bu yeni koşullarda Bağdat’la Erbil arasında arabuluculuk ve garantörlük yapabileceğini açıkladı.)

Tamam da “Bağımsızlığı ben almayayım siz verin” diyor yanlış anlamadıysam. Ne farkı var? “Ya ben kendime sıkacağım” diyor “ya sen bana sık” diyor yani. Her ikisi de berbat yani. Böyle bir anlaşma olur mu? Böyle bir şey olur mu? Mafyada falan olur böyle “ya sen bana sık ya ben kendime sıkacağım” diyor, her ikisi de bela. Bunun aynısı. Bir de garantörlük istenmesi çok münasebetsiz bir izah. Böyle bir devlet kurulduğunda, bağımsız Kürdistan kurulduğunda Barzani haftasına- ayına delik-deşik olur. Yani zibil gibi PKK’lı var çevresinde. Bir tanesi kafasına sıkar Allah esirgesin ve yönetimi ele geçirir PKK. Bu kadar kolay. Barzani’nin bölgesinde zibil gibi komünist PKK’lı var zibil gibi. An meselesi orayı ele geçirmeleri. Hazırda devlet, bağımsız devlet, tamam diyecek işte devletimizi kurduk, kantonlar da var. Soracaklar kantonlara “Bu devlete katılmak istiyor musunuz? Bağımsız devlet var ya hazır.” Kanton “Tabii ki katılmak istiyorum” diyecek. Hadi katıldı. Öbür kantona soracaklar “Sen bu devlete katılmak istiyor musun?” “Tabii ki katılmak istiyorum” diyecek. Onu da ilave edecekler. Ee, ne oldu? Geçmiş olsun. Al sana dev bir komünist Kürdistan. Adı Kürdistan, Kürtlükle alakası olan bir şey değil. İçinde Araplar da var, Türkler de var, Kürtler de var, Ermeniler de var herkes var. İngiltere’nin yönetiminde Darwinist, komünist, Rumi, homoseksüel bir devlet. Daha şimdiden Avrupa’nın homoseksüellik merkezi oldu, PKK’nın bulunduğu bölge. Avrupa’nın bütün homoseksüelleri, cinayete meraklı psikopatları hep akın akın oraya geliyorlar. O bölgeye geliyorlar ve çok cazip buluyorlar. Avrupa’da birçok devlet başkanı zaten İngiltere tarafından atandı görüyorsunuz, hiç alakası olmayan tipler. Şımarık böyle lakayt oğlanlar oradan buradan toplayıp getirdiler. Oyun oynuyorlar. Millet de kendi derdinde, kimi evlenmenin derdinde, kimi nişanlanmanın derdinde, kimi kızını zengin bir kocaya vermek derdinde, kimi yazlığın taksitlerini ödemenin derdinde. İngiltere de alttan alta, İngiliz derin devleti de alttan alta bu kargaşa içerisinde işini götürüyor. Ve insanlar bunun farkına varamıyorlar.

 

(Dün Rusya Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini söylemişti. Amerika Dışişleri Bakanlığı da bu sabah bir açıklama yaptı. “ABD sert bir şekilde Irak Kürt bölgesel yönetiminin 25 Eylül’de düzenlemeyi planladığı bağımsızlık referandumuna karşı çıkmaktadır. Referandum kararında diretmenin Kürtler dahil bütün Iraklılara bedeli olur.”)

İki saat meydan okumanın bir alemi yok. Yani uzatmasın, böyle bir risk varsa bir gariplik var zaten. Oraya polisin girmesi gerekir. Ve bu referandum çalışması yapan herkesin gözaltına alınması gerekiyor. Çünkü anayasaya aykırı bir şey, gözaltına alınıp yargılanmaları lazım bu kadar. Yani eğer demokratik bir sistem varsa, demokratik bir yönetim varsa bunu yapmalı. Şimdi Türkiye’de bir referandum çalışması yapılsa Güneydoğu’da, mesela Diyarbakır’da ne yapar? Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olaya el koyar bunu organize eden kişilerin hepsini tutuklar gözaltına alırlar, mahkeme huzuruna çıkarılır. İlgili kanun maddelerine göre tecziye edilir konu da kökten biter. Yani böyle bir çırpınma sistemi veyahut böyle bir nümayiş, böyle bir gösteri demokratik bir devlette olmaz, hukuk devletinde olmaz. Eğer hukuk devletiyse gereği yapılsın kardeşim uzatmaya gerek yok. Ama hukuk devleti değilse, demokratik bir devlet değilse zaten adam her şeyi yapar orada konuşmaya gerek yok. Yani kim kime dumdumaysa her şey olur, olmaz öyle şey.

 

Nur Suresi'nin 55. Ayetine Göre İslam Ahlakı Dünyaya Hakim Olacaktır. Bu Ayete Göre Müslüman Bu Yolda İlmen Gayret Etmekle Sorumludur

Olaylar Türkiye’ye göre yönleniyor. Mesela şu anki referandumdaki hedef Türkiye’dir. Yani oradaki kişilerin bağımsızlığı falan kimseyi ilgilendirmez, rahatlığı da ilgilendirmez, İngilizleri hiç ilgilendirmez. İngiliz derin devleti de öyle şeylerden hiç hoşnut olmaz. Hiç hoşlanmadığı insanlar ayrıca. Irk olarak da hiç sevmediği kişiler. Çünkü faşist bir sistemdir İngiliz derin devleti. Anglosakson ırkının dışındakileri hep aşağı ırk olarak görür, dolayısıyla onların rahatlığı da onları ilgilendirmez. Yani katledilmesi, imha edilmesi gereken bir topluluk olarak görür. Hedef burada tamamında Türkiye’dir bütün olaylarda. Ama dikkatlice bakan sürekli mucize meydana geldiğini görecektir. Sonuçta İmam Mehdi (as) zuhur eder İslam hakim olur. Ama tabii Mehdiyet’e inanmak farz değildir, bunu birçok kardeşimiz yanlış biliyor. Diyor “Ben Mehdi’nin çıkacağına inancımı kaybettim.” Ee? “İmanımı kaybettim” diyor. Bu çok münasebetsiz bir şey. Bu buram buram şirk kokan bir ifade. Kuran’da Allah “Mehdi’ye inanmazsanız dinden çıkarsınız” demiyor, böyle bir şey yok. Özellikle şahıs tayini, şu şahıs Mehdi’dir demek zaten hem haram hem şirk hem de insanı dinden çıkarır Allah esirgesin. Böyle bir şey yok. Ama Nur Suresi 55’e göre İslam dünyaya hakim olacak. Buradaki hüküm Müslümanların üstüne bir vecibedir. Nur Suresi’nin 55. ayeti. Din dünyaya hakim olacak diyor ya, tamam Müslüman bunu yapmakla mükelleftir. Ne diyor Allah? “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar mücadele edin.” Tamam o zaman uyku ve yemeğin dışında Müslüman bununla mükellef, açık Allah’ın hükmü. Mehdiyet budur. Ha bunun dışında hadislerde belirtilen Mehdi çıkarsa harika üstü harika çok şaşırtıcı. Hayret edecek bir şey, çok çok hayret edecek bir şey. Çok benziyor çünkü. Ama inanmak farz mı? Böyle bir şey yok. Bilmiyorum böyle inanan da varsa yanlış yapar. Böyle bir dinin mecburiyeti yok, İslam’ın mecburiyeti yoktur. İslam’ın mecburiyeti, İslam’ın dünya hakimiyeti için gece-gündüz uğraşmaktır. Fitnenin kalkması için gece-gündüz uğraşmaktır gayret etmektir. Buna cehd denir gayret, başka bir şey yok.

 

İngiliz Derin Devletini Deşifre Etmemizden Sonra Aydınlarımız Konunun Önemini Gördüler ve Bizim Kapıyı Açmamızla Birlikte Cesaret Buldular

Bütün aydınlarımız bütün insanlarımız İngiliz derin devletini bizim vesilemizle, bizim öncü olmamızla, bizim gayretimizle Allah’a hamdolsun adeta su gibi ezberlediler. Nasılmış? Kendimiz evdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda görüyor musun? Bak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kaymakamları 60 yıldan beri her kaymakam 9 ay İngiltere’de eğitime gönderiliyor. Oradaki İngiliz derin devletinin uzmanları bizim kaymakamlarımızı inceliyor. Ve onlar hakkında not alıyorlar ve ona göre arşivliyorlar bizim kaymakamlarımızı. Sonra da bu insanlar yüksek mevkilere geliyor ve devleti yönetiyorlar. Devleti yöneten insanların bütün detayları psikolojik halleri, konuşma üslubu, ruh hali, yeteneği, zeka seviyesi, kültürü her şeyi eğilimleri, siyasi eğilimleri, zaaf noktaları İngiliz derin devletinin elemanları tarafından bizzat Londra’da laboratuvar gibi bir ortamda 9 ay inceleme sonucunda tespit ediliyor 60 yıldan beri. İngilizce öğreteceğiz diye gönderiliyor. Tebrik ediyoruz aydınlarımızı, tebrik ediyoruz yazarlarımızı, tebrik ediyoruz milletimizi. İngiliz derin devletinin yani deccalın farkına varan bu mübarek millet deccalı tepeleyecek olan millettir aynı zamanda.

 

(Irak’ı kuran İngiliz kadın ajan Gertrude Bell’i de daha önce anlatmıştınız. Resimlerle gösterebiliriz. Churchill’le birlikte haritaların nasıl çizileceğini, aşiretlerin nasıl bölüneceğini, kimin nereyi yöneteceğini Gertrude Bell belirledi. İngiliz derin devleti Irak’ı kurarken zengin petrol yataklarının olduğu Kuzey Irak’ı Kürtlere vereceğini, burada bir devlet kurduracağını vaat etti. Bu vaatte bazı Kürtler Osmanlı’ya karşı savaştı. İngiltere onları korumak bahanesiyle Musul ve Kerkük’e askeri birliklerini yerleştirdi. Hava gücünü de buraya taşıdı. Sonra da buraya yerleştirdiği birlikleriyle Kürtleri katliamdan geçirdi. Çünkü Kürtlerin büyük kısmı İngiliz derin devletine karşı Osmanlı’yla birlikte Kut-ül Amare Savaşı’na katıldı ve İngilizler tarihi bir yenilgi aldı.)

Evet, İngiliz derin devletinin yaptığı rezillikleri bölüm bölüm küçük küçük anlatıyoruz. Ama aydınlarımız belanın deccaliyetin tam anlamıyla farkına varmışlar. Daha da farkına varacaklar. Ve devam edeceğiz. Korkudan kimse ağzını açamıyordu. Kapıyı sonuna kadar açınca, han kapısı gibi açınca aydınlarımız oluk oluk akmaya başladılar.

 

(İngiliz derin devleti İran’da da Kürtleri kullandı. İran’ın petrol yataklarını sömürmek için İran’ı parçalamak istedi. Tarihin tek Kürt devletini İran’da kurdurdu. Sonra da Mahabad Cumhuriyeti adı verilen bu Kürt devletini acımasızca yıktırdı. Halkı katletti ve tüm yöneticileri idam ettirdi. Sadece Mustafa Barzani, Mesut Barzani’nin babası asılmaktan kurtuldu.)

Hep oyunun tekrarı. Şimdi yine oyun hazırlıyorlar. Ama bundan sonra bunu yapamazlar çünkü çok kötü sıkıştılar. Birçok devletin başına böyle kripto it-kopuk oğlanları getirdiler. Adamlar pis pis sırıtıyor klasik homoseksüel, boş kafa, hiçbir özelliği olmayan Darwinist, Rumi, İngiliz derin devletine teslim olmuş bazı avamlar, bazıları. Yani ya devletin başında ya kenarında ya köşesinde bu dediğim kişiler. Ama devleti böyle yönetiyor İngiliz derin devleti. Yok kardeşim, ben sizin rezil sisteminizi çözdüm, oyununuzu çözdüm, sizi rezil-kepaze edeceğim ettim ve edeceğim. Ve bundan sonra oyun oynayamayacaksınız. Ortadoğu’yla adeta oyun oynuyorlardı böyle kukla oynatır gibi, dalga geçiyordu halkıyla. Kendi devlet başkanları kendi halkını ezdiriyordu, kendi halkını katlettiriyor topluca. Bir Ortadoğu’da birçok ülkenin başı yani kontrollü ve bilinçli olarak. Mesela halkı bilinçli savaşa sokuyor, kendi halkını asıp-kestiriyor sonra kendini kahraman gösteriyor. O kadar çoktur ki, son 150 yılda Ortadoğu’da bu tip kepazeliklerin ucu-bucağı yok. Sonra da onu yapanları kahraman ilan ediyorlar. Halbuki adam da olayın içinde hepsi olayın içindeler. Bu rezaletleri de kitapta açıklayacağım.

 

Münafıklar Akılsızca Peygamberimiz'i Adaletsizlikle Suçlardı. Salih Bir Mümin Peygambere Beni Niye Zengin Etmiyorsun Diyemez

Peygamberimiz (sav) zamanında, Peygamberimiz (sav) bazılarına mal verirdi bazılarına vermezdi, “Ona verdin bize niye vermedin, onunla ilgilendin bizimle niye ilgilenmedin?” Peygamber aklıyla senin aklın bir mi? Orada on binlerce insan var, kime ne yapacağını, kime ne konuşacağını bırak da o karar versin. Peygamberi hep adaletsizlikle suçlarlardı. Kardeşim, bire bir on bin kişiyle aynı anda Peygamberimiz (sav)’in ilgilenmesi mümkün mü? Ehemmiyet sırasına göre ilgileniyor o. O da kendi kararı içtihadı, sen ona karışamazsın. “Benimle ilgilen.” Peygamber seni eğlendirecek durumu yok. Yani eğlendirmekle mükellef de değil, o dini anlatmakla mükellef sana, değil mi? Öyle bir hükmü var mı? Yok. “Beni niye eğlendirmiyorsun?” diyemez Peygambere. “Beni niye mutlu etmiyorsun, beni niye zengin etmiyorsun, niye bana keyifli bir ortam sağlamıyorsun?” öyle bir konu olmaz. Peygamberin yapacağı iş değil bu.

 

(“Bazı Hristiyanlar Müslümanlardan daha çok iyilik yapmasına rağmen cehenneme yine de gider mi?” izleyici sorusu)

Eğer Hristiyan olan bir kişi “Hz. Muhammed (sav) yalan söylemedi” diyorsa, yani sorulduğunda “bu insan yalancı mı?” diye sorulsa mesela birisi sorsa “ben yalancı olduğuna inanmıyorum” dese zaten Müslümandır. Çünkü İslam dinidir Hristiyanlık. “La İlahe İllaAllah İsa Resulullah” diyorsa ve “Hz. Muhammed (sav) de yalan söylemedi” diyorsa Müslüman’dır zaten. Çünkü namaz var Hristiyanlıkta zaten. En fazla günahkar olur. Namaz var, zekat da var, en fazla günahkar olur. Dolayısıyla Hristiyan cennete gitmez diye bir şey yok. Ama Peygamberimiz (sav)’e laf söylemeyecek. Çünkü muazzam bir zulüm, Peygamberimiz (sav)’in hayatını her inceleyen dürüst olduğunu görüyor, temiz olduğunu görüyor. Vicdanının mahvolması lazım bir insanın böyle bir şey demesi için. Hayatında en ufak kusuru olan bir insan değil, dünya tatlısı. Eğer böyle bir insana öfke duyuyorsa bütün insanlara nefret duyar böyle bir insan, bütün hayvanlara, bitkilere her şeye nefret duyar ve haşa Allah’a karşı da kin dolu olur. Peygamber (sav)’in sevilmeyecek bir yönü yok. Ne diyecek? “Peygamber yalan söylemedi” bitti, Müslüman’dır.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Amerika’daki konuşmasında, Osmanlı’da başlayan ve devam eden bir gelenekle eğitim için batıya gönderilenlerin çoğunun ajan olduğunu söyledi. İlim ve fen tahsili için batıya çoğu zaman batının sadece kültürünü alarak benliklerini de kaybederek ülkelerine döndüklerini dile getiren Erdoğan, kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlaması beklenenlerin batının gönüllü ajanları haline geldiklerini ifade etti.)

Bir kısmı öyle, doğru söylüyor. Özellikle İngiltere’de eğitim alanların epey bir bölümü öyle doğru söylüyor Tayyip Hocam. Tayyip Hocam dünyada gelmiş-geçmiş şanlı kabadayılardandır. Yanındayız. 2019’da da gönlü rahat olsun, partili cumhurbaşkanı. Ve yüzde 70’le bak, altını çizsin yüzde 70’le onu partili cumhurbaşkanı yapacağız.

 

(Şunları da söyledi Cumhurbaşkanımız: “Kendi milletine tepeden bakan, kendi değerlerinden tiksinen bu sözde aydınların bize verdikleri zararı emin olun düşman dahi vermemiştir. Çünkü bunlar ülkesinin menfaatleri için çalışmak yerine yabancı şirketlerin, devletlerin, kurum ve kuruluşların çıkarlarına hizmet etmişlerdir. Bunların ihanet edemeyecekleri hiçbir değer, hiçbir ilke yoktur.”)

Hakikaten öyle, bu inanılır gibi değil. İngiltere’ye adam Allah’a tabi olmaktan daha yüksek bir kararlılıkla tabi oluyor. Deccaliyete yani İngiliz derin devletine Allah’a imandan daha yüksek bir imanla bağlanıyor adam. Gözü dönüyor, “Vatanımdaki herkesi öldürürüm senin için” diyor, herkesi bütün Türkiye’yi yok eder adamlar Allah esirgesin. Böyle bir alçaklık, böyle bir kahpelik görülmüş değil. Onun için bak ben millete bir daha söylüyorum, ‘Tayyip Hocam’ı sevmeme’; bırak kardeşim sevme, sevmeyle ne alakası var bunun? Sevme; vatan, millet, bayrak, Allah, Kitap konu bu. Şahsını bırak sen. Allah için şahsını desteklemen farz, benim şahsi kanaatim bu. Hiç lamı-cimi yok, milli bir delikanlı ve kararlı ve İngiliz derin devletini fark etmiş görmüş ve cesurca delikanlıca aslan gibi mücadele eden bir delikanlı yiğit. Hiçbir lamı-cimi yok. Bırak bana. “Sevmiyorum” diyor, şimdi bana laf söyletecek. Sevsen ne olur sevmesen ne olur? Bırak sen sevmeyi şimdi. Hayır, Allah’a inanıyorsundur, vatanını seviyorsundur, aileni seviyorsundur bir şeyi seviyorsundur. Onun için destekleyeceksin. “Sevmiyorum” diyor, şimdi sanki yani neyse ağzımdan kötü bir şey çıkacak. Beni çok kızdırıyor bu üslup. Ne alakası var kardeşim? Sen yeteneğine bak, iradesine bak, aklına bak, cesaretine bak, azmine bak, çalışkanlığına bak, var mı? Var bitti. Ne uzatıyorsun yani.

 

Halka İslam Diye Sundukları Hayat Her Yönü Acı, Her Yönü Bela Olan, Kuran'la Hiçbir Bağlantısı Olmayan Bir Sistem

Bize İslam diye sundukları nedir biliyor musun bizim çocukluğumuzda? Yani bela, bela. Hep çocukluğumuzda biz duyardık “60-70 yaşına gelince biz İslam’ı yaşarız.” 60-70 yaşına gelince namaz kılınır gençken yaşanmaz Müslümanlık. Çünkü Müslümanlığı nasıl görüyor biliyor musun? İntihar olarak görüyor yani bir kayalardan kendini atma gibi, haşa belasını arıyor gibi görüyor. Çünkü Müslüman oldu mu gülme yok, eğlenme yok, müzik yok, güzellik yok, estetik yok, kalite yok, yok yok yok yok. Ne serbest? Ağlamak, sürünmek, kırk lokma bir hırka, sabahtan akşama kadar namaz kılmak, sabahtan akşama kadar zikir, 10 bin zikir, 15 bin zikir. Kuran’da nerede geçiyor böyle bir şey? Sabırla onu yapıyor. 20 bin zikir, 20 bin zikir ama bahçeyi düzelt leş gibi evin falan sokak, temizle oraları sil-süpür, Allah diyerek süpür. Allah ne yapsın senin 20 bin kere Allah demeni? Bu sefer de diyor “üç gün de uyumazsak” diyor, “iki gün uyumazsan ezan sesleri duymaya başlarsın” diyor, “üçüncü gün melekleri görmeye başlarsın” diyor. Dördüncü gün de tımarhanelik oluyor. Böyle bir İslam anlayışı yok. Bize İslam’ı çok korkunç gösterdiler ve dehşet, vahşet ve kılıç dini olarak gösterdiler.

 

(“Peygamber (sav)’in hanımları neden perde arkasından konuşuyor?” izleyici sorusu)

Yakışıklım onlar bizim annelerimiz. O devirde cahil insanlar da vardı. Annelerimiz olduğu ortamlarda bütün Müslüman hanımlar hepsi dekolte geziyorlardı. Peygamberimiz (sav) savaşlara çıkıyordu. Evde durmuyor falan. Orada kalan münafıklar vardı. Savaşa çıkmıyor, evde kalıyor. Zaten ayette de belirtiliyor. “Ağırlaştılar, kaldılar” diyor. “Evimiz açıkta” diyor, kalıyorlar. Peygamber (sav)’in hanımlarına gelip diyorlar ki “Bak,” diyorlar “senin eşin seninle ilgilenmiyor. Bak bizim eşlerimiz buradalar bizimle ilgileniyorlar.” Ondan sonra yani “sen yanlış yaptın” diyor Peygamber (sav)’in hanımına. Gidiyor, öbürüne gidiyor. “Sen de yanlış yaptın” diyor. “Niye Peygamberle evlendin?” diyor. “Bak biz bunlarla evlendik” diyor. “Gece-gündüz beraberiz. Evlerimiz açıkta değil ama senin evin açıkta” diyor. Münafıkların bu azgınlığına, bu eylemlerine karşı ve Peygamber (sav)’in hanımlarına karşı kötü gözle bakma eğilimlerine karşı Allah tedbir olarak “Kalın bir perde arkasından konuşsunlar” dedi. Yani münafıkların bu olumsuz propagandalarını durdurmak için ve kısa ve özlü. Sadece istedikleri neyse onu söyleyip çıkmaları tarzında tedbir alındı.

 

(“İçki ortamında bulunmak günah mıdır?” izleyici sorusu)

Abuk sabuk konuşmuyorlarsa bir şey olmaz. Adam içiyorsa içsin bize ne? Ama dine, imana, mukaddesata yönelik bir şeyler söylüyorlarsa orayı terk etmek lazım. Ama kendi halinde içiyorsa kimseye de zararı yoksa bir mahsuru yok. Çünkü sen harama girmiyorsun. O harama giriyor. Mesela sen namaz kılıyorsun adam namaz kılmıyor. Seni ilgilendirmez, adam kılmayabilir. Sen oruç tutuyorsun, adam tutmuyor. Seni ilgilendirmez. Sen ibadetini yapacaksın.

 

Hz. Süleyman Zenginliği ve İhtişamı İslam'ı Tebliğ Etmek İçin En Etkili Şekilde Kullanıyordu

Mehdiyet devrinde herkes zengin oluyor. Lüks, cennetin bir özelliğidir. Hz. Süleyman (as)’ın sarayı baştan sona lükstü. Hatta ahşapların üstünü altın kaplattı, girdiğinde her yer altın ve akik, zümrüt, inci ve yakutla kaplı her yer. Lüks mü? Lüks ama amaç ne? Allah’ın dinini yaymak, Allah’ın dininin yüceliğini göstermek, Allah’ın dinine ihtişam, güzellik katarak insanların gönlünü fethetmek.

 

Çocuklara Ölümün Yok Oluş Olmadığını Sade, Sevecen, Güzel Bir Üslupla Anlatmak Gerekir

Anne ve babası ölen çocuğa bilgilendirme yapmak lazım çünkü ağlaması yok olduklarını zannediyor çocuk o yüzden. Annen, baban cennette ve seni bekliyorlar, cennette de biz yüz yüzeyiz diyeceksin yani bu kapının hemen arkasında şu gördüğü gözündeki perde gibi kapının hemen arkasında annesi, babası yani yan yana yaşıyorlar. Annen, babanla yan yana yaşıyorsun her an onun yanına geçebilirsin tarzında ona bilgilendirme yapmak lazım o zaman üzülmez. Gitti yok oldu zannettiği için üzülüyor. İmanla, akılla, güzel bir anlatımla çocuğun gerçeklere vakıf olması sağlanabilir o zaman ağlamaz sevinir bilakis. Çünkü biran önce oraya geçeceğini bilir ve sonsuza kadar beraber olacağını bilir ve mutlu, güzel bir ortamda birlikte yaşayacağını bilir onun sevincini yaşar.

 

(Kuzey Irak referandumunu değerlendiren İbadi, Irak Anayasası’nı kuzeyden, güneye kadar tüm Iraklılar oyladı. Devletteki tüm ilgili makamlar referandumun bu anayasaya aykırı olduğu kararını verdi. Herkes buna uymalı. Sen Barzani, Kürdistan bölgesinde çoğunluk değilsin ki herkes için referandum düzenliyorsun. Kürt olmayan diğerleri nereye gidecekler?” dedi.)

Kardeşim, işte İslam birliği olsa parça parça bu belalar bir anda kökten, yüzlerce bela var yüzü birden hallolur ama böyle karışık binlerce bela iç içe boğulmuş vaziyette. Mehdi (as)’la konu kökünden hallolacağını herkes biliyor, herkes bilir yoksa uzar bu konu böyle sürüncemede kalır olmaz.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258714/sayin-adnan-oktarin-21-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258714/sayin-adnan-oktarin-21-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170921t_04.jpgSun, 01 Oct 2017 03:33:51 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 20 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 20 Eylül 2017

 

(Meksika’da son yüzyılın en büyük depremi meydana geldi. Depremin 51 kilometre derinlikte, etki alanının ise 900 kilometrelik bir çapta olduğu açıklandı. 1985 yılında 10 binden fazla kişinin ölümüne yol açan depremin yıldönümünde yaşandı bu deprem. Şu an için resmi olarak ölü ve yaralı sayısı bilinmiyor. 2 hafta önce de 8.5 şiddetinde bir deprem olmuştu Meksika’da.)

Ahir zamanı bütün şiddetiyle yaşıyoruz. Böyle bu kadar yüksek dereceli bu kadar sık deprem dünyanın 300 bin yıllık, 400 bin yıllık tarihinde yok. Hep 1990’lardan sonra tırmanma var. Ama acayip bir tırmanma yani tavan yapmış görülmemiş bir tırmanma. Bu İncil’de de, Tevrat’ta da, hadislerde de alamet olarak geçiyor. Hz. Mehdi (as)’ın ve Hz. İsa Mesih (as)’ın çıkış alameti olarak geçiyor. Yalnız tabii bu bununla kalmayacak daha da şiddetlenecek ve devam edecek. Ama bak hayret edecek şey de Hz. Mehdi (as) çıktıktan sonra duruyor depremler. Bu şaşırtıcı değil mi? Yani Hz. Mehdi (as) zahir olduktan sonra da, anlaşıldıktan sonra da Hz. Mehdi (as)’ın zamanında dünya çapında depremler duruyor. Bu apaçık alenen büyük bir mucizedir. Nasıl bunun açıklaması nasıl olur? Zahir olmadan önce muazzam deprem oluyor, 400 bin yıllık, 500 bin yıllık tarihte görülmemiş şekilde, zahir olduktan sonra da birdenbire duruyor depremler. Hani katyonik tabakalar bilmem ne hareket falan bize anlatıyordunuz, doğrudan Allah’ın emriyle olduğunu burada görüyoruz.

 

(Cumhurbaşkanlığı korumalarının kullanması için Amerika’yla yapılan silah anlaşması Trump yönetimi tarafından geri çekildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan kararla ilgili “Karara inanamıyorum. Biz paramızla sizlerden silah alamazken siz niçin parasız olarak bu terör örgütlerine bu silahları veriyorsunuz? Biz bu sorularımızın cevabını bulamadığımız için stratejik ortak olarak bundan üzüntü duyuyoruz” dedi.)

Türkiye’deki adamların şikayeti, zahiren halk şikayeti kalitenin eksik olması başka bir şey yok. Ortadoğu ülkelerinde kalitenin düşük olması. Ortadoğu’ya bu reva gördükleri tavrın ana nedeni bu, kalitenin düşük olması. Kalitenin yüksek olduğu ülkelere kimse dokunmuyor. Yani hiçbir şekilde dokunmuyorlar, onlar da Ortadoğu ülkesi ama kalite yüksek nispeten. Kaliteyi yükseltmek lazım. Sanat, kalitenin, güzelliğin hakim olduğu ülkelerde hiçbir sorun olmuyor. Hürriyet, sanat, kalite, güzellik.

 

(“PKK eylemlerini neden azalttı?” izleyici sorusu)

Şimdi yeni bir hazırlığa girişmiştir onlar. Çünkü Güneydoğu sınırımızın öbür tarafında Suriye-Irak tarafında boydan boya kantonlar oluşturdular. Böyle dev bir ülke meydana geldi dev. Neredeyse Mısır’ın büyüklüğünde koskoca bir ülke meydana geldi. Oralarda şimdi yerleşmeye çalışıyorlar Amerika’nın da desteğiyle. Amerika tabii İngiliz derin devletinin karakoludur. İngiliz derin devleti kullanır Amerikalıları. Amerikalılar saftır, garibandır, çocuksudur öyle ince ince düşünmezler. Biraz da hafif çekingendirler yani ne deniyorsa onu yaparlar. Ha bunlar rastgele mi oluyor? Olmuyor tabii. Allah’ın planı üzerine oluyor. Şimdi işe ledün gözüyle bakarsak başka türlü tabii olay.

 

Kuran'a Göre Cihad Cehd Etmek, Gayret Etmek Anlamını Taşır. Savaş İse Sadece Kendini Savunma Amaçlı Yapılabilir

Cihat deyince tabii klasik olarak savaş akla gelir ama Arapça köken olarak cehd-gayrettir, cehd-ü gayret denir, “cehd edin.” Cehd eden kişiye de mücahit denir cehd eden. Ama Kuran’da savaş emri olan ayetlerde kıtal şeklindeki kelime tam karşılığı açıklanıyor. Yani Allah kıtal talep ediyor kıtal, katletme yani kitle şeklinde kıtal. Eğer adamlar sana saldırıyorsa çocukları, kadınları kesiyorsa müminlere Allah orada ayette kıtal hakkı veriyor. Yani “siz de onları öldürebilirsiniz” diyor Allah. “Eğer onlar sizi öldürüyorsa siz de onları öldürebilirsiniz.” Ama çok az ayette var kıtal emri. Genellikle cehd-cihat şeklinde geçer.

 

(Washington Post Gazetesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika ziyaretleri kapsamında, Türkiye’yi skandal ifadelerle hedef alan bir başyazı yayınladı. Yazıda, Türkiye’ye silah satışının engellenmesi gibi ciddi yaptırımlar uygulanması gerektiği yönünde provokatif ifadeler yer alıyor. Bazıları şu şekilde: “Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında Türk korumaların barışçıl protestoculara karşı şiddet içeren saldırısının üzerinden geçen 4 ayda hiçbir şey Türkiye hükümetinin Amerikan topraklarında demokratik ilkelere yapılan bu saldırı konusunda sorumluluk almasını sağlayamadı. Belki de belirli silahların satışının engelleneceğine dair bir tehdit, böylesi bir gaddarlığın bedeli olacağını ifade etmenin daha anlamlı bir yolu olur” diye yazıyor. Senatonun da tamamının bu tasarıyı onaylaması gerektiğini söylüyor.)

Çok münasebetsiz izahlar. Sanki silah için Amerika’ya mecburmuşuz gibi. Amerika’dan bizim silah almamız onlar için bir lütuf zaten. Amerika zengin oluyor biz silah aldığımızda. Para vermiş oluyorlar, durduk yere para veriyoruz. Silah illa Amerikan malı olacak diye bir şey yok. Gerekirse Rus malı silah da kullanılır, Çin malı da kullanılır, yani kullanılır oğlu kullanılır. Laf mı yani.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Amerika’da Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada Barzani’ye şöyle seslendi: “Buradan Irak bölgesel Kürt yönetimini bu doğrultuda başlattığı girişimden vazgeçmeye davet ediyoruz. Türkiye’nin bu konudaki çok açık ve kararlı tavrını görmezden gelmek Irak bölgesel Kürt yönetimini elindeki imkanlardan da edecek bir sürecin önünü açabilir.”)

Benim anladığım orayı PKK’ya verecekler. Çünkü direnen bir nokta. Hazır devlet yani, uzatmak istemiyorlar. Zaten diğer bölgeler de sağcı muhafazakardı, gelenekçi Ortodoks Müslümanların hakim olduğu bölgelerde PKK oraları işgal ettiğinde hemen oraları PKK’lı hale getirdi. Hepsi dinsiz imansız, komünist PKK’nın kontrolüne girdi. Orayı da PKK’nın kontrolü altına alması bir haftasını bile almaz. Yani adamı esir de alabilirler, vurabilirler de yahut kaçırabilirler yahut kaçmasına önayak olabilirler. Çok kötü bir oyun oynanıyor benim gördüğüm.

 

(“Eğlenmek Allah rızasına uygun mu?” izleyici sorusu)

Eğlenmekten kasıt müzik, dans ilk akla gelenler bunlar. İnsan sürekli okursa, sürekli zikir halinde olursa, sürekli ibadet ederse, sürekli çalışırsa bir süre sonra bünyesinde bozukluk başlar. Allah’ın fıtratına aykırı yaşadığı için bünyede çökme meydana gelir. Dikkat dağınıklığı, efor düşüklüğü, uykusuzluk, bilinç kaybına kadar gider. Onun için bütün eski ehli tarik mutlaka musikiyle, teganniyle ve raksla kalplerindeki o kasılma halini çözmeye ümmeti teşvik etmişlerdir. Mesela Abdülkadir Geylani’nin, Şah-ı Nakşibendi’nin, İmam-ı Gazali’nin bu konuda açıklamaları var. Kalp ferahlar, sürur bulur, kafa açılır. Öbür türlü insan zayıf yaratılmıştır, zayıf yaratıldığı için onu bünyesi kaldıramaz. O zayıf yaratılmaya karşı o bir gıda gibidir. Müzikle kalp, ritimle harekete gelir, açılır, felah bulur. İbadete güç kazanır, dine güç kazanır, sıhhat bulur vücut. Faydalı güzel.

 

Kadınlar Allah'ın Rahman ve Rahim İsimlerinin En Güzel Tecellilerinden Biridir. Kadınların Ezildiği Yerlere Allah Bereket Vermiyor

Kadınların önde olacağı hadislerde görülüyor. Ama aklen de öyle olduğu anlaşılıyor. Çünkü sanat, estetik, güzellik, şefkat, nezaket, temizlik kadınlarda çok yoğundur. Çok muazzam tecelli eder. Allah’ın Rahman ve Rahim isminin tecellisidir kadınlar. Bak Rahman ve Rahim isminin tecellisidir. Yalnız tabii Allah’ın bu mübarek güzel kullarına yapılan zulümden dolayı dünyadan Allah muazzam intikam alıyor mahvediyor. Nerede kadınlar boğuluyorsa, nerede kadınlar eziliyorsa Allah oraları mahvediyor. Kadınların özgür olduğu hiçbir yerde hiçbir felaket olmaz dikkat edin. Kadınların özgür olduğu, huzur içinde yaşadığı hiçbir yerde felaket yok. Nerede kadınlar eziliyorsa felaket orada. Kadınlar bereket vesilesidir. Gittikleri yere huzur getirirler, güzellik getirirler. Şehirlerin kuruluş sebebi kadınlardır. Ailenin kuruluş sebebi kadınlardır. Her şeyin kökenine baktığımızda hep kadınlarla karşılaşırız. Estetik, sanat ve güzelliğin kökeninde tablolara ilham veren hep kadınlardır, hep kadın güzelliğidir ön planda olan. Şiirler kadınlar içindir, şarkılar hep kadınlarla ilgilidir. Bütün şarkılara bakın hep kadın, kadın sevgisidir. Şiirlerde hep kadın sevgisidir. Sanatçının ruhunda en şiddetli etki yapan güzellik kadın güzelliğidir.

 

İslam Birliği Oluştuğunda NATO ve BM de Çalışmalarına Devam Eder. Ancak Bu İki Kurum da Fonksiyonunu Çok Kaybetmiş Durumda, Atıl Oldular

Türk-İslam Birliği oluştuğunda NATO biraz zayıflar biraz tabii, Birleşmiş Milletler de zayıflar ama devam eder. Çünkü birliktelikler her zaman iyidir. NATO’nun kalkması için bir sebep yok, Birleşmiş Milletler’in kalkması için bir neden yok ama fonksiyonunu çok kaybetti Birleşmiş Milletler. Bir yerde katliam oluyor, Birleşmiş Milletler gitmiyor, bir yerde katliam oluyor gitmiyor, hiçbir işe karışmıyor atıl hale geldi. NATO da atıl hale geldi yani fonksiyonunu kaybetti. Eski aktivitesi, eski kararlılığı, eski faydalı olma tavrını pek göremiyoruz. Ama Türk-İslam Birliği olduğunda daha canlı, daha aktif olacaktır. Ve sevgiyi daha çok öğretecektir. Birleşmiş Milletler’e de NATO’ya da. Çünkü silahı sevgi olacaktır. Türk-İslam Birliği’nin ana silahı sevgidir.

 

Dünyanın Her Noktasında Allah'ın Rahman ve Rahim İsmi Vardır. Dünya Sevgi Üzerine Kurulmuştur

Allah rahmeti sever, rahim olmayı sever. Yani Allah’ın zaten genel ana vasfı odur. Sevgidir Allah’ın tek istediği ana hedefi sevgidir. Rahman ve Rahim ismi zaten sevgi ifade eden ismidir. Kuran ayetleri hep Rahman ve Rahim ismiyle başlar biliyorsunuz. Hep Rahman ve Rahim ismi. Mesela kedide, o hırlar ya, Bediüzzaman diyor ki “Ya Rahim Ya Rahim diye hırlar” diyor “mutluluktan o şekilde ses çıkartır” diyor. Her yerde bir intizam, güzellik, hoşluk ve sıcaklık hakim. Rahman ve Rahim isminin tecellisidir. Ama tabii negatifi de yaratıyor ki Allah güzel kaliteli imtihan olalım diye. Yoksa güzelliğe çok ciddi ket vurulmuş olur, eğer kötülükler olmasa güzelliğin kalitesi ortaya çıkmaz.

 

(Amerika’da büyük hasara yol açan İrma Kasırgası’nın ardından şu anda Maria Kasırgası ülkeyi etkilemiş durumda Adnan Bey. Maria Kasırgası saatte 260 kilometre hıza ulaştı ve 72 bin kişilik Dominika Adası’nı yerle bir etti. Ada, tarihinin en büyük yıkımlarından birini yaşarken Dominika Başbakanı Roosevelt Skerrit “Parayla satın alınabilecek her şeyi kaybettik” dedi. Ölü sayısı halen bilinmiyor.)

Söyledim bak, felaket devam edecek dedim Amerika’da. Çünkü azgınlık had safhada, homoseksüellik had safhada, Allah’ı inkar had safhada ve İngiliz derin devletine teslimiyet had safhada. Deccalın el attığı bir yerde bereket kalmıyor, Amerika’nın bereketi kalmadı. Amerika’nın üzerine bir uğursuzluk çöktü. Yeniden Allah’a dine dönerlerse o ferahlık gelir. Onun dışında bela, uğursuzluk sarmaya devam edecek gibi görünüyor.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres tarafından heyet üyeleri onuruna verilen yemeğe katıldı Adnan Bey.)

Toplu yemeklere çok dikkat etmek lazım bazen toplu yemeklerde kalleşlik yapabiliyorlar, son anda yemeği değiştirmek lazım. Çünkü birçok ünlü kişi yemekten sonra fenalaşmıştı, vefat etmişlerdi. Son anda başkasına ait bir tabakla değiştirip o tabağı da dökmek veyahut işte bir şey yapmak gerekebilir. Çok mühim kişiler için bunu yapmakta fayda var diye düşünüyorum ben.

 

Şeytan, Münafık ve Küfür Birer Makine Gibidir. Asla Pişmanlık Yaşamazlar. Aptalca Gurur ve Kibirle Haşa Allah'a Akıl Verirler

Şeytan bir makinedir pişman olmaz. Kafir de bir makinedir pişman olmaz, sonsuza kadar pişman olmuyor, sonsuza kadar. Sürekli gurur ve kibir peşinde, sürekli enaniyetli asla pişman olmuyor. Allah’tan daha akıllı olduğu kanaatinde, münafıklar da öyledir; Allah’tan daha akıllı olduğu kanaatindedir. Bütün münafıklara sorun haşa Allah’a vicdan dersi verirler, “şöyle yapmaması lazım, böyle yapmaması lazım, şunu şöyle yapması lazım, bunu böyle yapması lazım” görüyorsunuzdur değil mi? Yazıyor Kitap’ta yazıyor “Allah, şöyle yapması lazım” diyor. Birçok münafık, birçok dengesiz yahut birçok bilgisi eksik diyelim, birçok robot Allah’a sürekli akıl verirler. Ahirette de sonsuza kadar akıl veriyorlar, “yanlış yaptı” diyorlar. “Biz doğrusunu biliyoruz” diyorlar. Ama o konuşmalar tabii kaderlerinde olan konuşma, onu da Allah yaratır. 

 

(Barzani 25 Eylül referandumu ertelemenin ancak merkezi yönetimle referanduma denk bir anlaşma yapılmasına bağlı olduğunu söyledi. “Bağdat’la sorunumuzu ancak şöyle çözeriz: Erbil ve Bağdat arasında referandumun yerini tutacak ikili bir anlaşma yapılıp Amerika ve Avrupa ülkeleri tarafından desteklenir ve yerine getireceğine dair garanti verilirse o zaman referandumun alternatifi olur. Ama eğer öyle bir adım atılmazsa referandumu ertelememiz imkansız” dedi.)   

Canım bu adamcağızın tabii haklı yönleri de var, çok eziliyor, çok zorda kalıyor, oradaki insanlar da zorda kalıyorlar. Fakat kalbini rahatlatacak bir kolaylık, bir hürriyet, özgürlük sağlanması gerekir tabii o dediği doğru.  

 

Rumlar, Ermeniler Hepsi Bizim Evladımız ve Çok Güzel İnsanlar. Boş Yere Nefret Dolu İnsanlar Yüzünden Aramız Açıldı, Tekrar Dost Olalım

Rumlar çok şeker insanlar, nasıl kıymetleri bilinmiyor ben bilmiyorum. Rum kızları süper şekerler bayağı bakımlı, aslan gibi çok güzel kızlar. Rum insanı da çok neşeli ve dışa dönük tatlı insanlar, biz niye ayrıldık ben anlamadım, çok kötü olmuş bu. Yunanistan’la, Türkiye’nin sınırları açılsın. Bu vize, pasaport olayı kalksın. Bizim çocuklarımız çok acı bir şey olmuş, yanlışlık yapılmış bunu hemen düzeltelim. Osmanlı dönemindeki o sıcaklığı, sevgiyi hemen sağlayalım.

 

Rüyada Sorumluluk Olmaz Ama İnsan Çok İyi Eğitilir

Sorumlu olmuyoruz Allah’a şükür, sorumlu olmayız ama eğitiliriz, rüyada eğitiliriz çünkü rüyanın imkanları daha geniştir imtihan açısından yani dünya gibi değildir. Orada insanın başı bin bir türlü belaya girer ama sabahleyin hepsi ortadan kalkar. Bir de sevinir de insan o beladan kurtulduğu için, bayağı bir olayla karşılaşırız. Mesela çetrefil karmaşık otuz tane olay olur adam şunu nasıl temizleyeceğim, bunu nasıl düzelteceğim derken sabah bir uyanır tamamı gitmiş pür neşe oluyorlar ondan sonra. Muazzam eğitim sağlanır rüyada, çok eğitilir insan ama sorumluluk olmaz, ondan dolayı günah olmaz.

 

Bir İnsana Israrla Sevgi Sunarsan O İnsan Mutlaka Bir Noktada Çözülür. Buna Rağmen Çözülme Olmuyorsa O İnsan Değil Makinedir

Sevgi sun, normalde eğer anormal değilse yani böyle özel yaratılmış bir makine değilse, hayvan değilse sevgide çözülür insan, birkaç hamlede çözülmesi gerekir. Birkaç sevgi girişiminde, samimi sevgi girişiminde çözülmesi gerekir ama ısrarla çözülmüyorsa makinedir, bir hayvan cinsidir geri çekilmek lazım. Normalde en üzgün, en kızgın kişi bile sevgide çözülür, sevgidir ilacı.

 

(Barzani yönetimi hükümet sözcüsü Sefin Dizayi diyaloğa hazır olduklarını belirterek “Türkiye ile son yıllarda kurduğumuz iyi ilişkiler sayesinde siyasi ve ekonomik olarak büyük ilerlemeler kaydedildi. Bu ilişkilerin bozulması taraftarı değiliz” dedi.)

Kardeşim zaten bir şey olmadı da bilmiyorum, Irak’la anlaşma olmadan nereye çıkıyorsunuz böyle olur mu? Irak diyecek ki, tamam helali hoş olsun, ne yapıyorsanız yapın diyecek. Birleşmiş Milletler’le falan anlaşırsın akıl alır. Böyle oldu mu bu belli ki PKK çökecek oraya konu bitecek, öyle yapmayalım. O mevcut durumu pekiştirip güçlendirelim, Barzani’nin bulunduğu bölgeyi Avrupa gibi yapalım, Paris gibi yapalım, zenginleştirelim. PKK’ya duman attırın. PKK bu güzellik karşısında eriyip gitsin. Yok olsun. Konu bu. Bir de o yüzde 17’lik petrol gelirini almak istiyor Barzani. Ne ile geçinsin adam yani? Tabii ki alacak, alsın. Yani onu Irak hükümeti ile görüşelim. Yani kendi bulunduğu bölgedeki petrol. Tamam hadi diyelim ki ona vermedi Irak’a verdi. Ne ile geçinecek? Mahvolur oradaki halk. Irak oradaki insanlarını seviyorsa, oradaki insanlarına bu yardımı çok görmemesi lazım. Kendi milleti, kendi insanları. Onlara şefkat duyması lazım.

 

Her Şey İyi ve Düzgünse İmtihan Yoktur ve Ruh Eğitimi Olmuyordur, O Zaman da Derinlik ve Sevgi İnsanı Olamayız

Her şey iyiyse her şey düzgünse imtihan yoktur ve biz eğitilmiyoruzdur. O zaman aşk insanı olamayız biz, tutku insanı olamayız. Derinlik insanı olamayız. O zaman da yani yanlış bir yer olmuş oluyor. Çünkü burası imtihan yerinde sen güzel yaşamak istiyorsun. Allah diyor “Ben eğer sizi güzel yaşatmak istersem böyle bir yerde tutmam sizi” diyor. “Ben şanıma uygun şekilde yaparım bunu” diyor. “Burası imtihan yeri olduğu için Ben sizi böyle zorlu bir ortamda tutuyorum” diyor. “Yoksa Benim amacım” yani “sizin burada eğlenmeniz değil. Eğer amacım eğlenmeniz olsaydı şanıma uygun yapardım bunu” diyor. İmtihan yeri olduğu için ne kadar zorluk çok olursa o kadar iyi. Ama bu tabii çok kısa bir süre sürecektir. Mesela Mehdiyet’in etrafında dönüyor olay aslında çok garip Allah’ın hikmeti. Yani bir insana Allah çok önem veriyor yani bir kişiye çok önem veriyor. Diğer insanlara da önem veriyor ama bir kişiye çok önem veriyor. Onun için tarihi değiştiriyor, olaylar değişiyor, coğrafyalar değişiyor, savaşlar çıkıyor, sistemleri değiştiriyor. Mesela Darwinizm’i çıkarıyor, deccalı çıkarıyor. Sırf Hz. Mehdi (as)’ın çıkması için. Bu çok garip yani. Hz. Mehdi (as)’a da akıl almaz zorluklar veriyor. Bak bu kadar sevmesine rağmen. Allah’ı o kadar sevmesine rağmen. Hiç kimsenin dayanamayacağı zorluklar veriyor Mehdi’sine de. Sırf aşk amaç orada yani tutku. Sonra da bak şimdi İslam’ı hakim edecek göreceksiniz. Ben buradayım, herkes burada görüyoruz. İslam’ı hakim edecek. Oo gayet mutluyuz falan. Halbuki imtihan bitmiş. İmtihan bittiği için de 7 veya 9 sene gibi Allah kısa tutuyor, isterse çok uzun da yaşatır. Yaşatmıyor, bitmiş çünkü. İmtihan bittiği için doğrudan ahirete yönelik neticelendiriyor. Mesela İsa Mesih’in hayatını uzun tutmuyor Allah. Çünkü bitmiş dünya hakimiyeti olmuş, ortalık rahat, imtihan ortamı bitmiş. Kalmasının bir amacı yok. Bediüzzaman diyor, “Burada kalmaya niyet etmeyin” diyor. Ervah-ı Aliyin, sizden soğur” diyor. Yani “sizi beğenmez” diyor. Yani “meraklı olmayın kalmaya” diyor. “Bittiyse işiniz gelmeniz gerekiyorsa tamamdır” diyor yani. “Gitmek isteyin” diyor. “Burayı istemeyin” diyor. Zaten önümüzdeki yıllarda insanların yakini çok artar, çok artacaktır. Çok fazla olay olacak yakinlerinin artacağı. Yani bu kutsal sandığın bulunuşu da Süleyman Mescidi’nin yapılması; vaat edilmiş bir şey oluyor. Normalde olmaması lazım yani asla müsaade etmezler. Değil mi? Mesela olacak. Süleyman’ın Sarayı asıl hedef değildir. Ama o da olacak. Ama asıl mescit, Süleyman’ın Mescidi. Hz. Süleyman’ın Mescidi o yapılacak. Mesela Kutsal Sandık, Kuran’da özel olarak tarif edilmiş. Yani ve içinde neler olduğu da yazıyor Kuran’da. O bulunacak. Ama sonra çok kısa süre görürsünüz yani öyle zannedildiği gibi değil. Sakinleşecek hayat birden. Hz. Mehdi (as) çıkınca siz zannediyorsunuz muazzam bir heyecan; yok. İlk önce çok heyecan olur. Muazzam heyecan olur 3-5 gün sonra ortalık yatışır. Herkes işinde gücünde sakin, İsa Mesih sakin sakin gezer. Çünkü artık hiçbir iddia kalmamış. Yani sadece ilk defa görenler bir izdiham meydana getirecektir. Vefat ettikten sonra milletin suratı bir karış. Ben size söyleyeyim. İsa Mesih’in vefatı, Hz. Mehdi (as)’ın vefatından sonra İslam’ın hakim olmasına rağmen bütün şevkleri gidecek. Suratları yerde. Çünkü biliyor adam çökeceğini, İslam’ın çökeceğini biliyor. İradeleri de kalmayacak, direnmeyecekler de. Birçok mezar saklanacak. Daha İslam’ın hakimiyetinde saklanmaya başlanacak. Yani “bela geliyorum”  diyor yani artık adım adım bela geliyor yani. Mezar saklanması ne demek? Mezara saldıracaklar biliyorsun. Bak rezaletin boyutuna bak kafirdeki rezaletin boyutuna bak. Kabe’yi de yıkacakları biliniyor. Mesela Kabe’yi yıkacaklar. Dümdüz yapacaklar. Sonra da kıyamet. Dümdüz. Yani biz son zamandayız.

 

(“Dünyada kötülüğü örgütleyenlerin amacı nedir?” izleyici sorusu)

Dünyayı fesada boğup Allah’ın kıyameti koparıp, koparmayacağını denemek istiyorlar işte onun adı da o, Allah’ı kıyamete zorlamak. Ortalığı fesada, kavgaya, pisliğe, rezilliğe, homoseksüelliğe sürükleyerek Allah’ın kıyameti ne zaman koparacağını merak ettiklerini ifade ediyorlar. “Gerçekten böyle bir şey var mı?” Bunu merak ettiklerini söylüyorlar. Bir de “Koparacaksa koparsın da görelim” diyorlar haşa. Var ya ayette; “Madem böyle bir bela varmış” diyorlar “madem Allah gökten felaket yağdırsın da görelim” diyorlar. Kuran’da ayetler var biliyorsunuz. Aynı mantıkla diyorlar “biz” diyorlar “her türlü kötülüğü yapacağız” diyorlar “kıyamet varsa yapsın da görelim” diyorlar.  “vadettiğin azabı getir de görelim” diyorlar. Haşa Allah’a meydan okuyorlar kendilerince halbuki onu yaptıran da Allah onlara, çok akılsızlar akılları çok zayıf. Kendilerini çok doğru yolda ve çok akıllı, Allah’tan üstün olduklarını zannediyorlar o yüzden de kendilerine “Allah” diyorlar. Bunların böyle yapacağı 3500 yıl önce Tevrat’ta bildirilmiş. Tevrat’ta detay detay anlatılıyor bunların yapacakları. Kendilerince fitne çıkarttıklarını zannediyorlar, oyun oynadıklarını zannediyorlar ama bunlar da olmazsa işte Mehdi (as) çıkmıyor bakın burada bu çok önemli, İsa Mesih inmiyor. İsa Mesih’in zahir olması için bunların bunu yapması gerekiyor.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258713/sayin-adnan-oktarin-20-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258713/sayin-adnan-oktarin-20-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170920t_03.jpgSun, 01 Oct 2017 03:33:29 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 19 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 19 Eylül 2017

 

(Karar Yazarı Hakan Albayrak, Kuzey Irak’ta bir Kürdistan kurulsa bile bu kurulacak devletin Türkiye ile yakın ilişki içinde olması gerektiğini yazdı. “Barzani düşmanlığı yapıp onu İsrail’e doğru itmeyelim. Kürdistan ille de bir ülkenin ikincisi olacaksa İsrail’in ikincisi değil Türkiye’nin ikincisi olsun. Eğer Barzani düşmanlığı yapıp onu Siyonistlerin yardımına muhtaç etmezsek o zaman kurulması tasarlanan Kürdistan bizim için tehdit oluşturmaz aksine kurulacak bir Kürdistan devleti Türkiye’yi güçlendirir” dedi.)

Olayın senin zannettiğin gibi gelişeceğini nereden zannediyorsun? İngilizler adamın başına çökmüşler, masayı da önüne çekmişler haritayı da yaymışlar “şunu yapacaksın bunu yapacaksın” diyorlar. PKK orada büyük kantonlar meydana getirmiş. Adamı şehit etmeleri an meselesi, kantonları birleştirip orayla da birleştirdi mi bitti. Tehlike büyük.

 

Münafık Garip Bir Mahluktur. Ahlaksızlık Yapmaktan Etkilenmez, Akıl Almaz Kahpe ve Alçak Olur

Münafık şaşırtıcı bir mahluk. Yani müminin onu kavraması mümkün değildir. Düşünebiliriz yaklaşık mı diyeyim artık genel bir mantıkla anlayabiliriz. Etkilenmiyor münafık ahlaksızlıktan yani akıl almaz haysiyetsiz, akıl almaz kahpe, akıl almaz şerefsiz, namussuz olur. Yani tam böyle köprü altı çakalıdır. Ama kendini de çok iyi göstermeye çalışır. Genel kültürü yüksek, kaliteli, işte seçkin, nezih, lafını sözünü bilen, akıllı, zeki insan gibi göstermeye çalışır. Ama iğrenç bir mahluk olduğunu bilir. Fakat o pisliğinden yılanın kendi zehrinden etkilenmemesi gibi etkilenmez. Akrebin kendi zehrinden etkilenmemesi gibi etkilenmez. İşte o Allah’ın bir sırrı o anlaşılmıyor. Yani normalde o kadar karaktersiz, ahlaksız olan birisini vicdanı boğması lazım. Hiç etkilenmez gayet rahattır. Ben size bu konuyu kapalı yollu da bazen anlatacağım, o zaman daha da hayretler içinde göreceksiniz. Süper umursuz ve son derece lakayttır münafıklar.

 

(Hürriyet’ten Ünal Çeviköz, Kuzey Irak’taki referandumu doğal bir hak olarak gördüğünü ifade eden bir yazı yazdı. “Bu tip referandum talepleri merkezi yönetimlerle yerel yönetimler arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklanır. Irak daha demokratik, daha adil ve daha saygı gören bir yaşam için referandum talep ediyor. Bu talebe askeri tehditle karşılık vermek akılcı olmaz güzellikle anlatmak gerekir. Tehdit ve ürkütmeyle haklar ve demokrasi yok ediliyor” dedi.)

Biz başından beri onu anlatıyoruz zaten, her zaman anlattığımız o. Ama İngiliz derin devleti tehdit etmiş adamı yani Barzani’yi tehdit etmiş görülüyor o. Adamı masanın başına oturtmuşlar askeri haritayı açmışlar talimat veriyorlar adama “yapacaksın” diyorlar. O da o dayatmadan korkmuş benim gördüğüm. Türkiye’nin güvencesi ona yetmiyor. Yani kendini ciddi şekilde tehlikede görüyor ve ülkesini de tehlikede görüyor. O yüzden kabul etmiş görünüyor. Ama Rusya desteklerse, Türkiye desteklerse, Türkiye, İran, Rusya o zaman ayağa kalkabilir. Irak destekleyecek, Irak’ın desteği çok önemli çünkü meşruiyet kazandırıyor o zaman Irak desteği. Hukuki meşruiyet. Türkiye’yi, İran’ı ve Rusya’yı da garantör devlet olarak isterse, talep ederse resmi olarak bitti, hiçbir riski kalmaz. Türkiye’den garantörlük istesin, Rusya’dan garantörlük istesin, İran’dan garantörlük istesin, Irak devletinden garantörlük istesin istediği gibi hareket etsin. Onun dışında bir yol yok.

 

(Başbakan Binali Yıldırım, Kuzey Irak referandumuna yönelik şunları söyledi: “Gerek Suriye’de gerek Irak’ta bir takım hayaller peşinde olanlar, yapay devlet kurmaya çalışanlar iyi bilsinler; ulusal güvenliğimizi tehdit edecek her türlü girişim gerekli karşılığı anında görecektir. Hiçbir kimse güney sınırlarımızda Irak’ta, Suriye’de oldubittilerle iş çevirmeye kalkmasın. Gerekli tedbirleri almaktan zerre kadar çekinmeyiz.”)

İşte tamam da, İngiliz derin devleti de diyor ki “Bunlar tehdit ediyor ama güç bizim elimizde” diyor. “Amerika desteği var, bizim desteğimiz var kimse sizin kılınıza dokunamaz, gerekirse PKK’yla da size destek veririz” diyorlar, bak “gerekirse PKK’yla da size destek verebiliriz. Çünkü PKK’ya yüzlerce binlerce hem tank, hem kariyer, hem silah, uçaksavar her şey verdik” diyorlar. O yönden olayı değerlendirmek lazım. “Biz yanınızdayız” diyorlar “gerekirse SAS komandolarıyla İngiliz askerleriyle sizi destekleriz” diyorlar. “Ve Türkiye de size bir şey yapamaz yahut Irak da size bir şey yapamaz” diyorlar. “Bir kere Irak hükümetinden çekinmeyin” diyor “Türkiye’den de çekinmeyin” diyor. Bunu diyen kim, İngiliz derin devleti. Önce bunların bertaraf edilmesi lazım. Rusya’nın garantör olması hayati.

 

(“Atatürk Hz. Hızır (as)’la görüştü mü?” izleyici sorusu)

Hz. Hızır (as)’ın desteği olmadan böyle bir şeyin olmayacağını herkes bilir. Bu kadar bir avuç insanla sen İngiliz derin devletini dize getireceksin öyle mi? Mümkün değil. Fransızları dize getireceksin, İtalyanları dize getireceksin öyle mi? Mümkün değil. Yunanlıları dize getireceksin, mümkün değil. Rusları dize getireceksin, mümkün değil. Hz. Hızır (as)’ın desteği olmadan, Hz. Hızır (as)’ın toplantısı olmadan böyle bir şey mümkün değil. Mesela Türkiyeliler 2. Dünya Savaşı’na girmeyecek. O kararı bir heyet alıyor, savaşa girip girmeme kararını. Ve Türkiye 2. Dünya Savaşı’na girmedi. Girmemesi için hiçbir sebep yoktu, bütün ülkeler girdi, tamamı girdi. Bak bunu hiç kimse düşünmüyor. “2. Dünya Savaşı’na girmeyecek” dendiği için, toplantıda öyle karar alındığı için girmedi. Atatürk’e de Hz. Hızır (as) destek vermiştir tabii ki. Atatürk olağanüstü bir şahıstır. İslam Birliği’nin olacağını söyledi, Rusya’nın yıkılacağını söyledi hepsini söyledi. Kendi fikri değil, Hz. Hızır (as)’dan aldığı bilgi bunlar. Rusya’nın yıkılacağını nereden bilsin? İslam Birliği olacağını nereden bilsin? Bütün hayatı 19’la kodlanmıştır. Bütün hayatına 19’lar hakimdir, 19 sayısı ve katları. Onu bir liste olarak sonra anlatayım. Bütün hayatı Mehdiyet mukaddemesi olmakla geçmiştir. Mehdiyet’e zemin hazırlayan bir insandır. Hz. Hızır (as)’la toplantısı tabii ki oldu, Bediüzzaman’la toplantısı oldu. Bediüzzaman ona kızdı bağırdı “aciptir” diyor “hayrettir” diyor “böyle şanlı bir kumandana, ünlü bir kumandana hiddet ettiğim halde” diyor “bana hiç sesini çıkartmadı” diyor. Niye sesini çıkartmıyor? Bir bildiği var da onun için sesini çıkartmıyor. Atatürk kimseden çekinmez. Özel çağırtıyor Bediüzzaman’ı, o da Hz. Hızır (as)’la bağlantılı olduğu için çağırtıyor. “Kahraman kumandan” olarak tavsif ediyor Bediüzzaman Atatürk’ü “Kahraman kumandan” olarak. Hz. Mehdi (as) mukaddimesi olduğunu da biliyordu. Ve 100 yıl sonra ikisi de ittifak halinde, “100 yıl sonra Mehdi çıkacak” diyorlar ikisi de. Atatürk de diyor Bediüzzaman da diyor. Atatürk vasiyetinde yazdı gizli mektubunda. Daha açılmıyor niye çekiniyorsunuz? Açın mektubu okusun Ümmeti Muhammed. Hz. Mehdi (as)’dan açık açık bahsediyor. İstanbul’dan çıkacağını da bahsediyor. “İngilizler sahte bir Mehdi çıkaracaklar oyun oynayacaklar, onlara karşı İstanbul’un Mehdi’si gerçek Mehdi’dir” diyor Atatürk. Açsınlar mektubu hep beraber okuyalım, niye çekiniyorlar? Ben bunu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı’ndan duydum. “Orada açıkça söylüyor” diyor. “İslam aleminin başına geçecek kişiden bahsediyor” diyor. Ve isminin de baş harfini de sordum, yani ismini de verebilirim eğer istiyorlarsa.

 

(Türkiye Gazetesi’nden Rahim Er, “Türkiye, Barzani ve ekibini müzakere masasına oturtmak için her şeyi yapmalıdır. İmparatorluğumuzu yıkanlar şu anda da bölgemizi bizden çalma peşindeler. Yeni tuzaklar büyük Kürdistan projesidir. Barzani tuzağa düşürülmek isteniyor. Ankara hem kendisi bu tuzağa düşmemeli ve hem de Barzani’yi kolundan çekip kurtların ağzından kurtarmalıdır” dedi.)

Kurtlar diye bir şey yok, İngiliz derin devleti var. Açıkça adamlar geliyor işte görüyorsunuz. İngiliz bayrağını da çekmiş adam harita üzerinde açıklıyor. Ve 200 yıldan beri zaten bölgeyi dizayn eden tek güçtür İngiliz derin devleti aynısını yapıyor. Şu an tehdit altında Barzani. Rusya, Türkiye, İran garanti verirse adam korkmaz. Şu anda korkmuş benim gördüğüm.

 

(Star Yazarı Sevil Nuriyeva, Kuzey Irak'ta kurulacak olan bir Kürt devletinin Kürtlerin çıkarları ile hiçbir ilgisinin olmadığını söyledi. “Barzani bunu ne kadar kapatmaya gayret etse de herkes görüyor. Amerika, İngiltere isterse olur sözü yetti artık. Ben de buna karşılık diyorum ki Türkiye istemezse olmaz.”)

Yok canım olur mu öyle şey? Türkiye istemezse. Farz edelim Türkiye Barzani’nin bulunduğu bölgeye askeri müdahale yapsa İngiltere, Amerika oraya askeri müdahale ile karşılık verirse Türkiye hem İngiltere hem Amerika ile savaşması gerekecek. Yani bunun pek makul olmayacağı belli. Dolayısıyla; “Biz seni yalnız bırakmıyoruz” diyor adamlar. “PKK ile de destekleyeceğiz, askerimizle de destekleyeceğiz” diyorlar. Kanton bölgeler oluşturdular Türkiye'nin sınırlarında. Kanton bölgelerde birçok Amerika üssü meydana getirdiler. Amerikan üssü demek, İngiliz derin devletinin kontrol edebildiği askeri tesisler demektir. Onun için Rusya, Amerika bu konuda ne diyor buna bakmak lazım.  Amerika hayır diyor olabilir, hiç geçerli değil ama Rusya hayır diyorsa bu doğrudur. Çünkü Rusya, İngiliz derin devletini kabul etmiyor, karşı ama Amerika Churchill’in resmini gördü mü selam duruyor. Hangi Amerika'ya başkan tayin edilse önce masaya Churchill’in heykelini koyuyorlar. Churchill’in heykelini bir alnından öpüyor Amerikan başkanı, ondan sonra göreve başlıyor. Yani normal prosedür bu.

 

(“Diğer dinlere inananlar da cennete girebilir mi?” izleyici sorusu)

Girer tabii yani Hristiyan girer, Musevi girer. Şartı şu, diyecek ki; "Hz. Muhammed (sav) yalan söylemedi." Çünkü Hristiyanlıkta da namaz var, Musevilikte de var namaz. Namazlarını Tevrat ve İncil’de geçen tarzda kılarsalar tamam. Bir de fakire fukaraya yardım edecekler, zekât. Çünkü bütün dinlerde velayet sistemi var, onu uygulayacak bitti. Bunu yaparsa, “Hz. Muhammed (sav) yalan söylemedi” derse, kendi dinine uyarsa, şirk koşmaması şartıyla tamam. Şirk mesela Tevrat'ta çok titiz, hiç kabul edilmez.

 

Rüyada Nasıl Farklı Bedenler Oluyor Ama İç Bilgi Olarak Bu Benim Diyoruz, Cennette de Buna Benzer Olacaktır

Cennette tip değişir aynı tip olmuyor. Hatta tek bir tip de değil yüz binlerce tipi oluyor insanın tek bir ruhu oluyor ama acayip hayrettir insan tanıyor. Yani onun nasıl olduğunu şöyle düşünebilirsiniz. Rüyanızda siz bir insan oluyorsunuz ama hiç alakanız olmuyor. Değil mi mesela arkadaşlarınız tanıyor, bir de arkadaşlarınız mesela anneniz bambaşka birisi oluyor genç bir kız oluyor anne diyorsun. Hiç değil mi, “Aa anne” falan diyorsun. Baba diyor, hiç alakasız bir adam, ona baba diyor onun gibi. Yani biliyor bir şekilde biliyor, bir iç bilgi olarak biliyor. Rüyayla bunu çok iyi anlayabilir. Rüyanın eğitici yönü çok yüksek o konuda.

 

(Yeni Şafak’tan Aydın Ünal; Ortadoğu’daki bütün sınırları İngiliz derin devletinin çizdiğini ifade eden şöyle bir yazı yazdı: “Churchill tıpkı ressam Bob gibi haritayı kalem ve cetveli eline alarak "Şuraya da bir sınır çizelim, şuraya da bir fitne kuşağı koyalım" anlayışıyla Ortadoğu haritasını çizdi. Şu anda da Irak’ın kuzeyinde kurulabilecek bir Kürt devletçiliğinin Amerika, İngiltere, İsrail'in çıkarları dışında bir politika üretebileceğine, bağımsız olabileceğine, bağımsız karar verebileceğine inanan Barzani dâhil bir tek Allah'ın kulu var mıdır acaba?" dedi.)

Ama bak bunun çözümü şöyle; Türkiye modern bir devlet olsa, kalite ön plana alınsa kimse orada ne yeni bir İsrail kurmaya kalkar ne de PKK’ya destek olur, ben söyleyeyim. Koyu Gelenekçi Ortodoks sistem Türkiye’de savunulduğu için adamlar panik oldular. Türkiye alternatif olarak modern, Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına karşı, kaliteyi ön plana alan bir devlet hayali içindeler işin doğrusu bu. Yani Türkiye Avrupai bir devlet olsa adam niye yapsın böyle bir şeyi? Yani kamuoyu da toplayamaz ama koyu Gelenekçi sistem sürekli Türkiye’yi yıkacak şekilde alttan alta pompalanıyor. Alttan alta çekiliyor ve bu belayı da biz bütün gücümüzle durdurmaya çalışıyoruz ve durduruyoruz ama Gelenekçi Ortodoks sistemin İslam ülkelerini yıkmaktaki maharetini, çirkin maharetini gördünüz. Libya'yı yıktı, Mısır'ı yıktı bak dev ülkeler bunlar. Afganistan'ı yıktı, Suriye'yi yıktı, Irak'ı yıktı. Bunlar Gelenekçi Ortodoks Sünni sistemin kaleleriydi, bak bu kaleler şu an viraneye döndü. Eğer Türkiye Avrupai, modern, kaliteyi ön plana alan, kadın haklarını esaslı şekilde koruyan yani dekolte hanımların olduğu, neşenin, sevincin, müziğin, her türlü güzelliğin olduğu bir ülke olsa hi bir kimse hiçbir şekilde yıkamaz. Ama Gelenekçi Ortodoks sistem özellikle körükleniyor, özellikle bir tehlike olarak İslam alemine karşı bir silah olarak kullanılmak isteniyor. Buna müsaade etmek mümkün değil, etmeyeceğiz, etmiyoruz, ettirmeyeceğiz de inşaAllah.

 

(“Meleklerin ruhu var mıdır?” izleyici sorusu)

Melekler zaten ruhtur, hepsi Allah'ın ruhudur. Melek saf ruhtur, Allah'ın ruhundan oluşur melekler. Mesela İsa Mesih'e Allah; “Sana bir ruhla yardım edeceğim” diyor, Allah'ın ruhu. Ruhu’l Kudüs denen ruh o. İsa Mesih’in bedeninin üstüne geliyor o ruh. O geldiğinde ne diyor İsa Mesih? “Ben benim sen sensin, ben ben olduğum için benim sen de sen olduğun için sensin.” Mutlak şuur. Mutlak akıl Allah’ın aklı üzerine çökmüş oluyor. Yani Allah’ın kontrolünde olmuş oluyor, her hareketi Allah’tan oluyor artık.

 

Berrak Açık Şuurlu Bir İnsan Asla Allah'ın Varlığını İnkar Edemez. Bu Kadar Açık Delile Rağmen Allah'ı İnkar Edenler Robot Varlıklardır

Berrak bir şuurla samimi bir insan Allah’ı inkar etmiş olsa cinnet geçirir. Bağıra bağıra ölür. Olduğu yerde bağıra bağıra ölür yapamaz, mümkün değil. Vücudu parçalanır, vücudu kendi kendini parçalar. Mahvolur o saniyeler içinde mahvolur. Müminin yapabileceği bir şey değildir o. Ama özel yaratılmış bir makine yani ruhsuz bir makine bunu söyler konuşur. Hiçbir şey de olmaz adama Allah’ın dilemesinin dışında yaşar. Allah’ın istediği şeyler olur ama sonra da tabii Allah helak ediyor o görüntüleri darmadağın eder.

 

Laf sokmak, Entrika Yapmak Dışında Yol Bilmedikleri İçin Güzel Ahlakı, Samimi Sevgiyi Ütopik Görüyorlar. Sevginin Kolay Olduğunu Öğreteceğiz

Bazı insanlar başka türlü bir sevgi şekli bilmiyorlar ki. İşte ağlasın, laf soksun, kavga etsin, küssün darılsın, ayrılsın, öldürmeye kalksın. Kesmeye kalksın, sille tokat girsin, entrika yapsın başka bir dünya bilemiyorlar. Yani sevgiyi, tutkuyu, aşkı güzel ahlakı çok uzaklarda adeta imkansız görüyorlar deccal öyle gösterdi onlara. Ama şu an bu çizgi bu yıllardan itibaren hızla ve süratle dipten ve kökten değişecek değiştiğini de hep beraber görüyoruz ve göreceğiz.

 

Müslüman Dolu Beyinli, Dolu Düşünen, Dolu Dolu Güzel Hizmetler Veren Faydalı ve Güzel İnsandır

Günü idare etme, günü yaşama, “Boş vereceksin arkadaş”,“boş ver, boş ver arkadaş” şarkılar falan. Efendim işte “relax olacaksın, hiçbir şey düşünmeyeceksin.” O zaman insanlar da boş kafalı oluyor birçoğu. Bu propagandaya hiç kimse kanmasın. Boş kafalı olmak, boş insan olmak sonu cehennemdir, Allah esirgesin. Normal bir Müslüman boş kafalı değil, çok dolu kafalı, dolu beyinli, dolu düşünen, dolu dolu yaşayan, dolu dolu güzel hizmetler veren güzel insandır.

 

(Takvim Gazetesi’nde YPG ile ilgili şöyle bir haber çıktı; “Suriye'de sivil katliamları yapan terör örgütü YPG batıdan gelen homoseksüellerden yoğun destek alıyor. YPG’ye katılan ve batı ülkelerinden geldiği anlaşılan bir kişinin fotoğrafları sosyal medyada dolanmaya başladı. Kadın fotoğrafları ile erotik pozlar veren YPG’li terörist örgütün gerçek yüzünü göstermiş oldu.” Deniliyor haberde.)

Hepsi homoseksüel, yani öyle tam hâkim. Zaten Avrupa’nın bütün homoseksüelleri geliyorlar, Amerika’dan, Avrupa’dan akın akın geliyorlar. Hem adam öldürmeye meyyal oldukları için birçoğu homoseksüellerin birçoğunda vardır bu, adam öldürme eğilimi. Hem onu da tatmin ediyorlar, hem de o sapık ilişkiye giriyorlar. Onlar için şu an homoseksüel panayırı oldu orası. Ben bu tehlikeye üç yıl önce dikkat çektim ve halen bütün internet sitelerinde geceli gündüzlü bunu anlatıyorum. Daha yeni yeni uyanıyor insanlar buna.

 

(“Sevdası büyük olanın imtihanı da büyük mü olur?” izleyici sorusu)

Tabii ki insan severse mutlu olur ama yani o sevmenin çeşitleri var. Bir de seviyor ama adam işte sevdiğiyle anlaşamıyor, ters davranıyorlar birbirlerine falan ve dolayısıyla üzülüyor, acı çekiyor. Bunun sebebi karşılıklı putlara tapmadan kaynaklanıyor. Erkek kadını put haline getiriyor, kadın da erkeği put haline getiriyor. Karşılıklı tapınmaya başlıyorlar. Yani bir şeytan ayinine dönüşüyor iş. O ayinin sonucunda ya erkek kadını öldürüyor, ya kadın erkeği öldürüyor. Çünkü şeytan ayini genellikle kanla bitirir. Şeytanın ayinleri hep kanla biter, genellikle de kanla bitiyor. Ya ağır yaralama yahut yaralama ya dövme, küfretme, birbirine saldırma, düşman olma veyahut ölüm. Bunun çözümü Allah’a iki tarafın da tam teslim olup, Allah’ın tecellisi olduklarına inanmaları. Allah’a âşık olup aşkın, tutkunun kaynağının Allah olduğunu bilip, Allah’ın tecellisi olarak kadını sevmesi erkeğin. Kadının da erkeği Allah’ın tecellisi olarak sevmesidir. Bunun dışında şeytan ayini olur, şeytan ayininin sonu da hep kandır, kanlı biter.

 

(“Sevgi olmadan vefa olur mu?” izleyici sorusu)

Vefa ayrı bir şeydir yani bir insanı sen tanımazsın, bilmezsin ama gıyabında insan olduğu için, Allah'ın kulu olduğu için koruyup kollarsın. Mesela bilmediğin adreste bilmediğin biri yaşıyordur. Mesela; “Bir yaşlı amca var” derler. “Orada sürünüyor” diyor adam. Mesela “15 yıldan beri yaşıyor” diyor. Adama her yıl adam para gönderiyor istisnasız, vefa gösteriyor. Birinci yıl, ikinci yıl, üçüncü yıl yahut her ay para gönderiyor, bu bir vefadır. Mesela her yıl kurbanda düşkünler evine, yaşlıların bulunduğu huzurevlerine hediye götürüyor, yiyecek götürüyor. Kimseyi tanımaz, bilmez görüşmediği halde gönderiyor, o da bir vefadır.

 

(“Sizin anlattığınız din anlayışı gerçekten dünyaya hâkim olabilecek mi?” izleyici sorusu)

İslam’ın bizim tarif ettiğimiz şekli şu an sizin aranızdaki yaşanan şekli. Şu an revaç bulup hâkim olmuş durumda zaten. İzmir gençlerine bak bakıyorsun, Ankara, İstanbul gençlerine bakıyoruz tamamında revaç bulup hâkim olmuş. Yani yüz ifadeleri, üslupları, beden dili, konuşma şekilleri, vicdan anlayışları, merhamet anlayışları, derinlikleri, sevgiye tutkuya, aşka olan özlem ve eğilimleri bizim anlattığımız İslam anlayışını tam benimsedikleri ve bunun gizliden gizliye tam anlamıyla oturduğunu gösteriyor. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını da Allah Kendisi yok ediyor zaten. Libya'da yok etti, Irak’ta yok etti, Suriye’de yok etti, Yemen’de yok etti, Afganistan’da yok etti, Mısır’da yok etti ve yok etmeye de Allah devam ediyor. Bu anlayışı Allah kabul etmiyor, etmez. Yani şirk dolu bir İslam anlayışını Allah kabul etmez. Her şirk beldesini Allah yerle bir edeceğini söylüyor Kuran’da. Kim şirke bulaşırsa helak olur, hangi ülke bulaşırsa helak olur. Mehdiyet’in bulunduğu bir ülkede de şirke müsaade edilmeyeceği için o ülke helak olmaz ama onun dışında şirke bulaşan her belde helak olacaktır, tarihte olduğu gibi.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerika'nın New York kentinde Yahudi Kuruluş Temsilcileriyle görüştü Adnan Bey. Sayın Erdoğan'ın konakladığı otelde yaklaşık kırk dakika süren kabul, basına kapalı gerçekleşti.)

Doğru yapmış, çok iyi yapmış. İsrail ile de arayı çok iyi düzeltip Musevileri sevmek çok güzel bir tavır olur. Gelenekçi Ortodoks Müslümanlar, Musevi düşmanlığını ibadet gibi görüyorlar. Çok akılsızca ve çok yanlış bir şey, ibadet değil uğursuzluk o. Çok büyük bir münasebetsizlik ve vicdansızlık. Yani işi gücü bırakmış dünyada 3 milyon Yahudi’ye kafayı takıyor. Yani sana bir zararı olmadıktan sonra saygı ve sevgiye mecbursun. Zararı da varsa kanunla, hukukla halledersin. Asarak keserek olmaz.  

 

(Erivan'da düzenlenen 6. Ermeni Diasporası forum toplantılarında sürpriz bir açıklama yapan Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan "Karabağ ihtilafının çözüme kavuşturulması için devam eden görüşmelere ivme kazandırmak için biz Ermeni tarafı olarak Karabağ güvenliğine tehdit oluşturmayan belirli Azerbaycan topraklarını iade edebiliriz. Ülkelerimiz arasında gerilimi düşürmeye yönelik atacağımız bu adım hakkında daha fazla detay veremem” dedi.)

Bak yeni söyledim bunu. Azerbaycan gazetelerinde yeni çıktı bu. Bütün Azerbaycan gazetelerinde çıktı benim sözümün üzerine bak Ermenistan’a dedim biz sevgiyle yaklaşırsak Azerbaycan topraklarını verecek dedim, dediğim doğru muymuş? Dediğimiz, iktidarda uygulanan bir düşünce oluyor, fikir oluyor ne diyorsak. Bak söylemiştim o zaman da Ermenistan ve Türkiye arasında muazzam bir yakınlaşma oldu ve Azerbaycan arasında yakınlaşma oldu. Şimdi bak Azeri gazetelerinde peş peşe yazılar çıktı. Yıllardan beri böyle bir konu yoktu yine gündeme geldi. Olmayacak bir şey değil. Biz Ermenistan’ı bağrımıza basarsak ne yapsın adam işgal ettiği toprakları, ne işine yarar? Ve zaten onlar da işgal etmedi işgal ettirdiler İngiliz derin devletinin işi. O topraklar geri iade edildiğinde zaten Türki devletlerle kapı açılmış oluyor sonuna kadar, kızıl elmanın yolu açılmış oluyor. Ermeni kardeşlerimizi bağrımıza basacağız Azeriler zaten canımız parçamız bizim. Gürcistan’la zaten şu an iç içeyiz pasaport vize yok Türkiye gibi Gürcistan. Ermenistan’ı da böyle bağrımıza bastık mı bitti. Toprak kardeşim bu söylenmez o insanlar nezaketli kibar insanlar verir toprağı ne yapsın, ne yapsın bomboş zaten. Ermenistan toprakları bomboş adam yok Ermenistan’da, insan yok. Çalışacak nüfus da gelip Türkiye’de çalışıyor zaten. Yüz binlerce Ermeni Türkiye’de çalışıyor. 

 

(Kabe’nin kıdemli imamlarından Sudeysi -görebiliriz fotoğrafını- “Bugün Suudi Arabistan ve Amerika dünyanın iki kutbu. Allah’a hamd olsun dünyayı birlikte yönetiyorlar” dedi bu sözleri sosyal medyada büyük tepki çekti.)

Suudi Arabistan ve Amerika yönetiyor? Yönetiyor da ipler kimin elinde? İngiltere’nin elinde, sana yönettiriyor doğru. Ortadoğu’yu yönettiriyor, dünyayı yönettiriyor ama ipler Londra’da sarayın altında o çok önemli. Parmaktaki ipler aşağıdakini oynatıyor tamam da parmaktaki ipler parmağa çok önem vereceksin sen. O el kimin eli? İngiliz derin devletinin elini sen bana asıl anlat.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258712/sayin-adnan-oktarin-19-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258712/sayin-adnan-oktarin-19-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170919t_04.jpgSun, 01 Oct 2017 03:33:04 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 18 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 18 Eylül 2017

 

Allah İslam Ahlakının Hakim Olacağını Vaad Etmiştir. Bizler de Bu Vaadin Gerçekleşmesine Şahit Olacağız İnşaAllah

Ahir zamanın en büyük olayı İslam’ın hakim olması. Vaat edilmiş bir şeyin olmuş olması çok şaşırtıcı. Normalde İslam doğal akışı içerisinde yok olacak zannediyorlardı. 1970’lerde falan düşünce oydu. Hocalar falan direniyordu ama gelenekçi İslam can çekişiyordu hakikaten. İslam yok olur giderdi Allah esirgesin. Ama tam tersine şu an modern İslam anlayışı, Kuran Müslümanlığı, sevgi Müslümanlığı hakim olacak. Vaat edilen bir şeyin oluşmuş olması hem Tevrat’ta, hem İncil’de, hem Kuran’da vaat edilen bir olayın olması çok büyük bir mucizedir. En büyük olay budur. Ama Hz. Mehdi (as) vesile oluyor. Zaten Hz. Mehdi (as)’da da insanların tereddüdü olur zaten hani “O muydu, değil miydi?” belki reaksiyon olarak insanlar Müslüman oldular falan diye düşünürler. Hz. İsa Mesih (as) için işte, genç bir delikanlı buldular, Hz. İsa Mesih (as) diye bize gösteriyorlar falan diye düşünebilirler. Ama imanı güçlü olan insanların kanaati gelir. Fakat Hz. Mehdi (as)’ın şahsına teşhis koymak, Hz. İsa Mesih (as)’ın şahsına teşhis koymak mecburi bir şey değil yani farz değil. İnişine inanmak, Kuran’da işaret edilmiş ama farz değil. Mühim olan İslam’ın hakim olması. Ama İslam’ın hakim olacağı açık onu kimse inkar edemez. Nur Suresi 55. Ayetinde açık. İslam hakim olduğunda bu harikadır. Bu tabii insanların imanını çok güçlendirecek bir şey, çok şaşırtacak. Bizim daha ileri yıllarda görebileceğimiz bir nimet. Ama üç-beş yıl içerisinde çok büyük sarsıcı olaylar olacak yer yerinden oynayacak, o da bir harikadır. Ama tabii Müslümanları korkutmak çok akılsızca olur. İşte “dehşetli şeyler olacak” gibi. Kardeşim, en fazla şehit olur Müslüman güzel, gazi olur o da güzel, sağ kalır o da güzel yani dehşet senaryolarına gerek yok.

 

(“Devlet Darwinizm’i savunanları neden hala bünyesinde barındırıyor?” izleyici sorusu)

Devlet daha önce zaten bu yapıyı esas yapı olarak kabul ediyordu yani Darwinist olursa makul doğru yolda olduğuna inanıyordu. Devlet daha yeni anladı Darwinizm’in olmadığını. Ve şu an bütün gücüyle kurtulmaya çalışıyor ama adamlar da bastırdığı için iki ileri bir geri taktiğiyle yol almaya çalışıyorlar ve beceremiyorlar. Kendilerine daha hala güveni yok devletin içindeki memurların. Dayanamıyorlar iradeleri yok, iradeleri çok zayıf, devletin memurlarının, siyasetçilerin bir kısmının iradesi çok zayıf. Adam ona hurafeyi dayatıyor, pagan dinini dayatıyor, putperest bir inancı, tesadüflere dayalı tamamen tesadüflerle kainat oluştu diyen inancı bilim diye kabul ediyor. Tesadüf bilimi diye bir bilim çıktı. Darwinizm eşittir tesadüf bilimidir. “Biz tesadüf demedik” diyor, adamların yüzündeki utanma hissini ben o anda göremiyorum. “Peki ne diyorsun?” “Biz rastlantı diyoruz” diyor. “Rastlantı tesadüf aynı değil mi?” diyoruz, “ama bizimki rastlantısal rastlantı tam tarif edemedik herhalde” diyor. Yani demagojinin en berbatını yapıyor ve zekamızla alay ettiğini zannediyor kendi kafasınca.

 

(“Hz. Hızır (as)’ın şeriatı bir kitapta yazılı mı?” izleyici sorusu)

Hz. Hızır (as)’ın şeriatı Hz. Hızır (as) tarafından ezberlenmiştir. Hz. Hızır (as) hafızdır. Kendi dininin hafızıdır ve ezberden bilir. Yani kendi şeriatını ezberden bilir. Onun tabileri de talebeleri de ezberden bilirler Hz. Hızır (as)’ın şeriatını. Ayrıca Kuran’dan bir şey öğrenmek istediğinde Huruf-u Mukattaa’ya bakarak kendisiyle ilgili öğrenmek istediği her türlü bilgiye ulaşabildiği söylenir.

 

(“Sizce Türkiye Amerika’ya mı, Çin’e mi, Rusya’ya mı yanaşmalı?” izleyici sorusu)

Rusya’ya yanaşmalı, Çin biraz çekingendir eskiden beri, yani 5000 yıldan beri çekingen ürkek bir yapısı vardır içine kapalıdır Çin. Ama Rusya kabadayıdır böyle yiğittir, Rusya’ya yanaşması gerekir. Ama tabii Amerika’yla bağı koparmadan, Avrupa’yla bağı koparmadan onlara şefkatle ve sevgiyle dostça yaklaşarak Rusya’yla işbirliği yapması lazım. Rusya, İran, Türkiye ve hatta Hindistan. Dev bir güçtür Hindistan, dünyanın en büyük askeri güçlerinden biridir. Aynı zamanda atom bombasına sahip, hava deniz gücü de çok güçlüdür Hindistan’ın, askeri kara gücü de çok büyüktür. Hindistan, Rusya, Türkiye ittifak ettiğinde muazzam bir askeri pakt olur. Ama tabii asıl istediklerimiz İran, Pakistan, Azerbaycan, Ermenistan. Azerbaycan’la Ermenistan zaten bizim kardeşimiz parçamız. Ama Rusya bu ittifakın en önemli üyesidir çatı üyesi. İran çok önemlidir, Hindistan, Pakistan çok önemlidir. Zaten Hindistan, Pakistan, İran olsa kahredici bir güç oluyor. Hiç kimse baş edemez, sırf üçüyle bile baş edemezler. Milyonlarca kişilik ordu piyade, muazzam bir nükleer güç çünkü Pakistan’ın da atom bombası var, Hindistan’ın da atom bombası var. Roketleri de var her şeyleri var.

 

(“Cehennemi tarif eder misiniz?” izleyici sorusu)

Cehennem, o da yine Allah tarafından toprak zemin kullanılarak oluşturulan ters konik bir yapı, benim anladığım anlatılanlara göre ters konik. Cennet düz koniktir şu tarz yapısı, cehennem de ters koniktir. Üst yüzeyi daha hafif suçlar içindir yani bakımsız kirli mahalleler, kirli sokaklar monoton bir hayat vardır. Ama diplere indikçe kat kattır, katman katmandır. Nasıl söyleyeyim, alt tüneller vardır kat kat kat, buralar münafıklar içindir yani küfürde ileri giden azgınlar içindir. Dolayısıyla insanın hoşuna gitmeyen, insanı rahatsız eden her türlü yakışmayan görüntüler, itici olan görüntüler kötü olan her şey yani insanın kabus gibi gördüğü her şey vardır. Ama ruhu olan Allah’tan korkan bir insan asla cehenneme gitmez. Ruhu olan, Allah’tan korkan samimi olan bir insan asla cehennem gitmez, bunu tasavvur etmek de inkar anlamına gelir, Allah’ı inkar anlamına gelir. Mümkün değildir ama müminler bunu görür ibret alır cennetin kıymetini bilirler, o yönden çok faydası var. Müminler cennette görecekleri için, cehennemin halini görecekleri için cennetin değerini her gün en coşkulu şekilde bilip takdir ederler. Faydası budur.

 

İhanet Eden Birinin Ortaya Çıkması Müslüman’ın Pislikten Kurtulmasıdır ve Büyük Bir Nimettir

İhanet ediyorsa Allah’a ihanet etmiş olur, İslam’a Kuran’a ihanet etmiş olur. Allah beni bir beladan, pislikten kurtarmış demektir. Bir banyo almışımdır Allah üzerimdeki kiri götürmüştür, ne mutlu bana. Kükürt kokan bir pislikten kurtulduysam, bir cesetten kurtulduysam, bir hırsızdan, bir üçkağıtçıdan kurtulduysam, bir sosyal manyaktan kurtulduysam diyelim Allah nimet verdi demektir. Niye rahatsız olayım? Bir ferahlık iç huzurudur, iç neşesidir. Dolayısıyla sevinç duyarım ayrıldığında.

 

(Genelkurmay Başkanlığı Silopi-Habur bölgesinde tatbikat başlattı. Tatbikata büyük bölümü tank olmak üzere 100 askeri araç katıldı. Tatbikat nedeniyle Silopi-Habur yolunun bir şeridi askeri hareketlilik nedeniyle kapatıldı. Yapılan bu tatbikat, tüm uyarılara rağmen referandum kararından vazgeçmeyen Barzani yönetimine bir mesaj olarak algılanıyor.)

Yok, Barzani’yle Türkiye’nin arası iyidir. Öyle tatbikatlık falan bir konu yok. Türkiye yapma dese yapmaz, öyle bir şey olmaz. Ama İngiliz derin devletiyle anlaşmış belgeleri var yani. Ben de ayrıca yine fotoğraflar da var toplantılarına ait. Dün de göstermiştim. İngiliz derin devleti garanti verdiği için onlar da biraz pervasız ve rahat davranıyorlar. Çünkü İngiliz derin devleti “Dünyayı ben yönetiyorum, daha önce de sınırları ben çizdim, şimdi de sınırları ben çiziyorum dediğimi yap” diyor. O da “tamam” diyor. Büyük bir oyun oynanıyor, Barzani’yi şehit edecekler benim gördüğüm. Ve bölgeyi birbirine katacaklar planları o. Bu planın bozulması gerekiyor. Tayyip Hocam akıllı delikanlıdır gereğini yapar.

 

Mehdi Döneminde Oluşacak İslam Birliği Ordusu Sadece Caydırıcı Güç Olarak Bulunacaktır, Tavsiye ve Ricada Bulunarak Kötülüğü Engelleyecektir

Askeri birliği İslam birliği sonunda kaldırıyor. Ama ilk başta dünyanın en büyük ordusu oluşuyor. Rusya, Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan, Ermenistan, Gürcistan, Mısır bütün İslam ülkeleri katılıyor. Tek bir ordu oluşuyor yani dünyanın en büyük ordusu. Ama o ordu oluştuktan sonra hiç silah kullanılmıyor. Yani sadece rica ederek yapılıyor her şey. “Bunun şöyle olması güzel olur” diyor mesela İmam Mehdi (as) oluyor. “Şu şöyle olsa daha güzel olur, olmaz mı?” diyor, o şekilde oluyor. Hepsi Hz. Mehdi (as)’da tavsiye ve rica şeklindedir. Hz. Mehdi (as)’ın devri öyledir tavsiye ve rica. Mesela PKK’ya tavsiye ediyor “Derhal dağılın ve silahlarınızı teslim edin ve bu yanlış fikirden vazgeçin” o kadar üç satır, derhal. Çünkü ikinci bir ihtimal yok yani ne sağ ne sol, ne kuzey-güney hiçbir yere gidemez. Yani kabul etmenin dışında bir yol yok.

 

(“Azrail (as) binlerce insanın canını aynı anda nasıl alabilir?” izleyici sorusu)

Azrail (as)’ın tek bir ruhu var ama milyonlarca bedeni var. Bizim cennetteki bedenimiz gibi. Cennette de bizim bedenimiz öyle olacak, tek bir ruhumuz olacak ama milyonlarca bedenimiz olacak. Azrail (as)’ın da öyle milyonlarcadır bedeni ama tek bir ruhu vardır her yerde aynı şekilde görünür. Ama küfre görünüş şekli korkunçtur, müminlere görünüş şekli de çok yakışıklı ve çok güzeldir. Ha bir kademe daha geriye gidersek doğrudan Allah’ın tecellisidir. Yani Allah’ın bizzat varlığının tecellisidir ama biz ona Azrail deriz, Azrail olarak tecelli eder Allah. Canı alan aslında doğrudan Allah’tır. Doğrudan alan Allah’tır ama Azrail (as)’ın tecellisi şeklinde alır. O ne diyorsa mesela cennette “Ben Allah’ım” diyor. O zaman “Ya Rabbi seni çok seviyoruz” diyoruz. Ama öbür yerde diyor ki “ben Azrail’im” diyor tecelli, halbuki Allah’ın ruhu Allah’a ait. Ama tabii cennetteki zatının tecellisidir, doğrudan zatının tecellisidir.  

 

Barzani'yi Suikastla Ortadan Kaldırmak ve Büyük Bir Çatışmayı Başlatmak İçin Hazırlanan Bir Oyun Var. Bu Oyuna Karşı Kendisini Uyaralım

Tayyip Hocam dün “Barzani’ye MİT müsteşarımı da gönderirim ama dediğimizi dinlemiyorlar” anlamında bir açıklama yapmış öyle mi? Barzani’ye yapılacak oyunu o zaman biz ona bir hatırlatalım. Bilmiyorum, Tayyip Hocam tabii daha iyi bilir çünkü MİT’le de iç içe, devletle iç içe. Barzani’yi buraya çağırsın. Çünkü Türk pasaportu taşıyor, maaşlarını falan da biz veriyoruz. Askerin, polisin birçoğunun maaşını biz veriyoruz. Yıllardan beri de bizim adamımız olarak biliniyor. Orijinal gelişme olmadıysa sözümüzü dinlemesi lazım. Çağırsın buraya Türkiye’ye. Rica edelim gelsin. “Arkadaş gelmiyorum” diyorsa o zaman bir acayiplik var demektir. Zannetmiyorum öyle diyeceğini. Çünkü Irak hükümeti “biz karşıyız” diyor. Ama müthiş bir teşkilat da ayarlanmış olabilir tabii. Irak hükümetine “siz karşı olduğunuzu söyleyin” demiştir İngiliz derin devleti. Onlar karşı gibi görünüyordur. Yani kamuoyunu oynatıyorlardır kendi kafalarına göre. Çünkü bu kendi içinde bir satranç maçı bu. Kamuoyuna genellikle doğru söylenmiyor dünya politikasında. Kamuoyu aldatılır genelde, kamuoyuna olayın gerçek yüzü bildirilmez. Kamuoyunun nasıl yönlendirileceği de bir mühendislik politikasıyla belirlenir. Buna işte toplum mühendisliği deniliyor. Toplum nasıl yönlendirilir, nasıl provoke edilir, nasıl ters yöne yatırılır düz yöne götürülür, bazı kişiler için diyorum. Bunun uzmanları var yani psikiyatri bilen, psikoloji bilen profesörlerden oluşan uzmanları var. Onların uygulamaları var, tecrübeleri var, laboratuvar tecrübeleri de var bunu uyguluyorlar. Eğer İngiliz derin devleti Irak hükümetiyle de anlaştıysa o zaman bu bölünmeyi kolayca yapabilirler. Irak hükümeti kendi halkını kandırmak için bir oyun oynamıyorsa İngiliz derin devletinin talimatıyla. Çünkü İngiliz derin devleti hep öyle oyun oynar. Mesela Türkiye’ye darbe yapıyor, beceremeyince “vay nerede bu darbeciler vay hainler” diyor. Bazıları da bunu yiyor. Şimdi Irak’ta da aynı oyun oynanıyor olabilir. Onu daha geniş değerlendirelim.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Mesut Barzani’yle ilgili bir konuşma yaptı: “Dara girdiğin zaman kapımızı çalacaksın, her türlü desteği bizden alacaksın, ama Irak’ın parçalanmasına gelince bildiğini okuyacaksın. Ben bir defa MİT müsteşarımızı gönderdim, sen hala direniyorsan kusura bakma” dedi.)

Rusya’nın görüşünü alsın Tayyip Hocam. Bilmiyorum Rusya’nın görüşünü aldı mı? Eğer Rusya karşıysa konu biter. Rusya’dan gerekli bilgiyi alırsa ve onu da kamuoyuna açıklarsa, Putin bir açıklama yapsın. Evet mi hayır mı diyor? Eğer hayır diyorsa zaten mesele biter. Kan dökmeye gerek yok kısa sürede halledilir. Belki asker gelebilir ama abluka meydana getirilebilir. O bölgenin tamamı ablukaya alınabilir. Askeri abluka yeterlidir ama Rusya’nın destek olması lazım. “Biz bunu istemiyoruz” diye askeri abluka. Ne kadar olabilir? Mesela, en az 2 bin tankla yapılabilir. 2 bin tankla yapılacak bir askeri abluka. Alçaktan uçuş mesela peş peşe altılı filolar halinde alçaktan uçuşla ikna edilebilirler. Ama Rusya’nın destek vermesi lazım bu çok önemli. Bununla yapılır, damla da kan akıtılmaz.

 

(Kurtuluş Tayiz bugünkü yazısında,  “Barzani eğer mevcut tutumunda ısrar edip Irak’ı bölmeye kalkarsa kendisini bir anda Esad gibi yalnız ve saldırı altında bulabilir” dedi.)

Yok canım Esad gibi olur mu? Allah esirgesin hallaç pamuğuna çevirirler orayı. Çok ortada bir yer ve küçük bir bölge. Sarayını falan hallaç pamuğu gibi atarlar, öyle bir şey olmaz. Allah esirgesin enkaz altından çıkarırlar. Çok büyük facia olur. Bence hiç girmesin. Dediğim şaka değil doğru söylüyorum. Bir oyun oynuyorlar. Korkutmuş olabilirler, tehditle yaptırıyor olabilirler. Türkiye’ye gelsin, tehdit altında olabilir.

 

(Yeni Şafak Yazarı Hasan Öztürk, Mesut Barzani’nin bağımsızlık referandumuna mecbur bırakıldığını savundu. Şöyle söylüyor, Barzani’ye şantaj yapıldığını söyleyerek, “Çünkü bu kararı almazsa Kuzey Irak’ta bir darbe girişimi olacak.”)

Kendileri tabii çok rahat darbe yapabilirler. Darbe değil direkt vururlar yani. Ortada geziyor zaten. Kendi adamlarına da vurdurabilirler. İngiliz derin devletinin etrafında çok fazla ajanı var Mesut Barzani’nin yanında gezen. Koruma görünümünde yanında gezen İngiliz derin devletinin ajanları var. Onlardan biri çekip vurabilir zaten konu biter ondan sonra. Fakat Türkiye’ye güvensin. Ben daha önce rica etmiştim bilmiyorum devlet nasıl bir politika izliyor da. MİT elemanları ve özel kuvvetler orada güçlü bir koruma meydana getirebilirler. Çok güçlü bir koruma. Yoksa Barzani’nin tek başına gücü ona yetmez, bayağı güç.

 

(Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden Rus petrol şirketi Rosneft’in Kuzey Irak’ta doğalgaz boru hattı yatırımı yapma konusunda Irak Kürt bölgesel yönetimiyle anlaştığı açıklandı. Anlaşmaya yakın iki kaynak, yatırımların bir milyar doların üzerinde olacağını söylüyor.)

İşte Rusya karşıysa konu biter ama Rusya taraftarsa İngiliz derin devleti de hadi diyorsa olay bitmiştir onu söyleyeyim. Orada müdahale falan pek netice vermez. Bilmiyorum Dışişleri Bakanı tabii daha iyi biliyordur. MİT olayı iyi değerlendiriyordur. Ne olup bittiğini anlamak zor ama Putin’le görüşmek lazım karşı mı değil mi? Tayyip Hocam telefonla sorsun. “Ne diyorsun bu bağımsızlık işi, faydalı mı zararlı mı sana göre?” desin. Eğer Putin ben taraftarım diyorsa yapacak bir şey bence pek yok.

 

Evrim Milyonlarca Tesadüf Üst Üste Geldi Canlılar Oldu Diyor. Bu Mantıksızlık, İnsanın Aklıyla Dalga Geçmenin En Berbat Şekli

Kardeşim evrim konusunda adamların kafasındaki samimiyetsizlik şu. Biz diyoruz ki, sen tesadüfler sonucu canlıların meydana geldiğini söylüyorsun. Milyarlarca tesadüf, katrilyonlarca tesadüf üst üste geldi canlılar oldu diyorsun. Bu, insanın aklıyla, zekasıyla alay etmektir ve en kötüsünden alay, böyle bir alay yok. Şeytanin insanla dalga geçmesinin en berbat şekli, yerlere yatıyor şeytan dalga geçtiği için. Tarihte böyle bir dalga geçme yapmamış şeytan. Ve milyonlarca adama da bunu inandırmış. Katrilyonlarca tesadüf olur mu? “Katrilyonlarca tesadüf yaptı bunlar” diyor. “İnsanları, hayvanları, bitkileri, kainatı her şeyi” diyor “tesadüfler üst üste geldi yaptı” diyor. Bundan zırva, bundan berbat bir açıklama olur mu? Yapmayın, etmeyin ama canlı olduktan sonra yani mesela badi yaparsın vücudun gelişir bu evrim değil ki, vücuttaki mekanizmanın çalışması bu. Ayağını sürekli vurursan nasır olur ama sistem var hazır yaratılmış. Güneşe çıkarsan yanarsın, kararırsın bu evrim değil bu. Mevcut sistemin çalışması bunlar. Diyor ki adam, “ya” diyor “güneşe çıkıp karardığına göre evrim var işte” diyor. Vicdansızlık yapma, karşında çocuk yok senin, mevcut mekanizma çalışıyor, yaratılmış olan mekanizma çalışıyor. “Bunu demeyelim mi?” Diyor bilim. Kardeşim mevcut sistemin çalıştığını görmüyor musun sen? Senin dediğin ne? “Sıfırdan” diyorsun “tamamen tesadüfler sonucu bütün kainat oldu” diyorsun. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, meyveler, sebzeler hepsi ve katrilyon çarpı katrilyon, katrilyon çarpı katrilyon tesadüfler sonucu organize bir şekilde dünyanın her tarafında tesadüfler birbirinin aynısı olmuş bak kuzey kutbundan, güney kutbuna kadar, Afrika’dan, Rusya’ya kadar dünyanın her yerinde tesadüfler birbirini destekleyecek şekilde olmuş.

 

(Irak federal mahkemesi Irak Kürt bölgesel yönetiminin 25 Eylülde düzenlemeyi planladığı referandumu durdurma kararı aldı. Federal mahkeme referanduma ilişkin yürütmeyi durdurma kararı Başbakan Haydar el-İbadi’nin resmi talebi üzerine aldığını bildirildi.)

Tamam bu kadar basit, gereken polisiye, hukuki neyse önlem olay başlamadan halletsinler uzatmaya gerek yok. Ama şöyle eğer danışıklı bir dövüşse rezalet, anlayacağız yani İngiltere’yle danışıklı bir dövüşse rezalet. Çünkü Irak’ın parçalanması demek bütün bölgenin parçalanması demek. Deccalın inadına parçalanmayı durdurmak lazım, deccalın gururunu kıracağız, burnunu yere sürteceğiz, kör gözünü yere sürteceğiz, kör olmak suç değildir ama onun manevi kör aynı zamanda gözü. Kör olmak makbul bir şeydir. Gururunu kıralım deccalın. Irak, Rusya’yla da ittifak etsin yani referandum uygulanmasına ait her şey yasaklansın, kaldırılsın. Mesela sandıksa, sandığa polis el koysun. Sandık koymayacak mı ortaya? Tamam, bütün sandıkları polis mühürlesin. Irak polisi girsin mühürlesin, şu an yapsınlar uzatacak bir şey yok. Ama Barzani neden bu kadar korktu bunu açıklasın, korkmasın. Allah’a verecek bir can borcu var. Desin “İngiliz derin devleti geldi tehdit etti bu alçaklar” desin, kendi de korktuğunu söylesin, bunu yaptığını söylesin bu kadar basit, yer yerinden oynar. Çekinmesin Türkiye’ye gelsin biz koruruz, buradan idare eder. Oraya başbakan atar kendisi buradan Türkiye’den idare eder hiçbir şey olmaz gelsin İstanbul’da otursun. Bak Türk hükümeti onu korur. Türk polisi korur. Koruruz. Korurlar. Gönlü rahat olsun inşaAllah.

 

(“Pes etmemek kişilik özelliği midir?” izleyici sorusu)

Pes etme eğer makul bir şeyse insanın pes etmesi çirkin bir şey değil mesela inat ettiği bir konudan vazgeçmesi pes etme değildir, doğruyu kabul edersin. Yanlış bir şeyi sana adam kabul ettirmek istiyorsa orada da geri çekilebilirsin çok büyük bir zarar meydana gelecekse. O pes etme değil ki akıldır o, aklın gereğidir. Niye inatlaşasın? Mesela iki kişi bir direkten biri bir karşıya geçmek istiyor, biri karşıya geçmek istiyor o onu itiyor, o onu itiyor ikisi birden suya düşer. Akıllı davranacaksın geri çekileceksin adam oradan geçecek sen pes etmiş olacaksın güya, akıllılık etmiş olursun o geçer sen de birden karşıya geçersin bu kadar basit. O akılsızla beraber suya düşeceğine değil mi? Akıllılık eder geri çekilirsin, o pes etmek değildir.

 

(Karar Yazarı Etyen Mahçupyan siyasiler tarafından sık sık kullanılan yerli ve milli kavramların içinde Alevilere, Kürtlere, Rumlara ya da Süryanilere yer olmadığını, yerli ve milli derken sadece muhafazakar İslami kimliğine gönderme yapıldığını iddia etti.)

Şimdi bak yanlış biliyorsun. Kürt milli istihbarat elemanları, milli istihbaratın en göz bebeği elamanlar. Benim aslanlarımı otuz yıldan beri bak PKK’nın içinde faaliyet yapan MİT elemanları var otuz yıl, otuz yıl ama bu kahpe FETÖ onları ele verdi. Otuz yıllık elemanları ele verdi ve hepsi tek tek şehit edildi. Hani milli değildiler? Millinin millisi, aslanın aslanıdır Kürtler. Alevi; Alevilerin sen hangi görevlerde olduğunu bir bilsen, devletin ne kadar güvendiğini bir bilsen böyle konuşmazsın. Ben Alevilerle iç içeyim çok iyi biliyorum. Sen Alevi dediğinde Devrimci Halk Kurtuluş Partici Cephesi üyesi Alevi’yi kastediyorsan veyahut Sünni’yi kastediyorsan devlet tabii ki aklı başında ona gereğini yapar. Ama Alevi demek kabadayı, delikanlı demektir. Devletin en mühim kurumlarında Aleviler var kilit noktalarda ben gayet iyi biliyorum. Ermeni; Milliyetçi Hareket Partisi’nin üç ayrı sembolünü çizen MHP’ye kabul ettiren Ermeni’dir Ermeni. Neçe Ermeniler var ki Türk milliyetçiliğini, Türkiye güzelliğini, Türkiye anlayışını milli ruhu en muhteşem savunan insanlardır. Rumlar; sen Atina’daki milli olan Rumları bir bilsen böyle konuşmazsın. Şimdi detaya girmeyeyim de. Yunanistan’daki milli olan Rumları bir bilsen yani Türk ruhunu taşıyan Rumları bilsen böyle konuşmazsın. Bak Yunanistan’la, Türkiye’nin birleşmesi konuşuluyor. Bu hangi kadroya dayandırılarak konuşuluyor bil bakayım? Kendi kafasına göre konuşuyor böyle bir şey yok. Ama Rum’un haini, Türk’ün haini, Kürt’ün haini, Alevi’nin haini olursa devlet tabii ki ona gereğini yapar. Çok fazla Rum MİT elemanı var Rum. Çok fazla Ermeni MİT elemanı var. Nasıl milli olmuyor bunlar? Devletin en gizli sırlarını biliyorlar, nasıl milli olmuyor? Benim bir şeyden haberim yok diyorsan o zaman tavsiyem haddini bilmem. Oturup detay verecek halim yok ama bilmiyorsun.

 

Kendi İçin Yaşamayan İnsan Kabadayıdır ve Bu Ahlaka Sahip Bir İnsan Sevgiyi ve Tutkuyu Çok Güzel Yaşar

Onun özel insanları olur tutkuyu özel bilen onu yaşayacak olan insanlar olur. Bir kere kabadayı olması lazım tutkuyu yaşayacak insanın o çok önemlidir. Kabadayı demek kendi için yaşamayan insan. Kendi için yaşamak çok küçük düşürücüdür. Tamam, insanların büyük bölümü yapar ama küçük düşürücüdür, çok ezicidir. Bir insan için çok utanç vericidir. İnsan sevdikleri için yaşar, kabadayılık odur. Mesela asker, polis kabadayıdır. Niye?  Mesela özel harekat kabadayıdır. Alenen elinden yüzünden anlaşılıyor zaten kabadayı olduğu. Vatan için, Allah için, Kitap için gözü kara saldırıyor düşmana. Genç kızın da kabadayı olması ona çok yakışır. Delikanlı da kabadayı olacak. Mesela egoist; kızın parasını düşünüyor, “Baban ne kadar gelir getirebilir, sen kazanır mısın?” Ya utan utan utan rezil ediyorsun kendini. Bir genç kızın parasına gözünü dikiyorsan kendini rezil ediyorsun. İnsan taşı toprağı yarar yine o hallere düşmez yani sen nasıl delikanlısın? Nasıl kabadayısın?

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258711/sayin-adnan-oktarin-18-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258711/sayin-adnan-oktarin-18-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170918t_06.jpgSun, 01 Oct 2017 03:32:35 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 17 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 17 Eylül 2017

 

(Irak’taki referanduma ilişkin açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunu akıl tutulmasından öte bir şey olarak görüyorum. Bu ciddi manada bir siyasi acemiliktir. Böyle bir siyaset anlayışı olamaz. Burada bizim tavrımız Irak’ın toprak bütünlüğüdür, İran’ın da öyle. Tüm bunlara rağmen siz burada kendinize göre bağımsız bir devlet ilanına kalkarsanız kusura bakmayın buna herkes böyle evet demez” dedi.)

Kardeşim, herkes “vuracağım” diyor, Türkiye “vuracağım” diyor, Irak “vuracağım” diyor, Amerika “vururum” diyor. Adam da pervasız bir şekilde “ben bunu yapacağım” diyor. Yani nasıl bir oyun olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Benim gördüğüm İngiliz derin devleti alttan alta destekliyor. Konu bu. Petrol konusunda da anlaşmışlardır. Gelirini İngiliz derin devletine diyelim verecektir veyahut bölgede esaslı bir Sünni katliamı düşünüyor olabilirler. Konu budur. Yani Barzani’nin olduğu bölge Sünnilerin bölgesi, Sünni yoğunluk var. Esaslı bir katliam düşünüyor olabilirler. Havadan karadan ve Müslümanı Müslümana kırdırmayı da düşünüyor olabilirler. Yani ne şeytanlık düşündükleri belli değil. Ama çözüm Mehdiyet’tir açıkça söyleyeyim, Mehdiyet’in dışında oluk oluk kan akar. Ve bu oyunlar bitmez. Bak, Arakan şimdi burada, şimdi de burada oluk oluk kan akacak gibi görünüyor. Eğer önlenmezse kan akar.

 

(Adnan Bey, daha önce de anlatmıştınız, Osmanlı parçalanırken de, İngiliz derin devleti Kürtleri ayaklandırdı, Musul, Kerkük’e askerlerini, hava gücünü yerleştirdi, petrole el koydu. Daha sonra Kürtler istediklerin yapmayınca Churchill Kürtleri bombalamıştı.)

Şimdi aynısı. Ve çeşit değiştirerek, şekil değiştirerek ama asıl istedikleri Müslüman katliamı. Yani kitle halinde Müslümanları katletmek. Özellikle Sünni Müslümanları yok etmeyi düşünüyorlar. Kalite, sanat, estetik meselenin çözümü. Mehdiyet’in bünyesinde olacak kalite, sanat ve estetik. Bunun dışında çözüm görünmüyor. Yani bağırma çağırma bir şeyi değiştirmiyor olaylar gelişiyor. İngiliz derin devletinin teşviki olmadan Barzani böyle bir şeye girmez. İngiliz derin devletinin teşviki var. Önümüzdeki günlerde göreceğiz bak yazın bir yere söylüyorum, İngiliz derin devletinin teşviki var. Amerika usulen karşıymış gibi görünüyor. Amerika’nın karşı olması usulen, bir taktik olarak. Amerika karşı değil. İngiliz derin devleti de açıkça destekliyor. Fakat bir katliam düşünüyorlar aynı zamanda.

Şimdi yapacakları aşama şu; kantonlar meydana getirdiler Türkiye’nin Güneydoğu’sunda boydan boya bütün araziyi boşalttılar ama uçsuz bucaksız bir toprak elde ettiler. Şimdi Barzani’ye bağımsızlık verecekler İngiliz derin devletinin planı bu. Sonra Barzani’yi suikastla indirecekler. PKK girecek Barzani’nin bölgesine. Çünkü başka bir otorite kalmıyor. Oraya girince hazır zaten devlet bağımsız ya, bağımsız devlet kurmuş, kantonlarla birleştirecekler, kantonlar da bağımsızlığını ilan edecek. İltihak edecekler yani iltihak etmiş olacaklar. Al sana komünist Kürt devleti. Yani plan bu, şimdi tıkır tıkır bunu işletiyorlar. Buna karşı işte milli seferberlik olması lazım. Milli Eğitim’de milli şuur dersi verilmesi gerekiyor.

 

İngiliz Derin Devleti Barzani'yi Önce Bağımsızlık İçin Destekleyip Sonra Suikast veya Çatışmada Sarayını Bombalayarak Ortadan Kaldırmayı İstiyor

Açık bak söylüyorum, İngiltere ve Barzani anlaştı ispat da edebilirim. Bölgede bir Kürt devleti kuracaklar Barzani öncülüğünde, sonra Barzani ani bir gece harekatıyla veyahut gündüz harekatıyla şehit edilecek. Sonra PKK ortalığı yatıştırmak için oraya girecek. Hazır kantonlarla bağımsız Kürdistan’ı birleştirecek. Al sana dev bir Kürt devleti. Sonra da oraya havaalanları şunlar bunlar yapılacak. Ben onu üç yıl öncesinden video filmleriyle gösterdim. Çözümü de söylüyorum; uçaksavar alınacak, en az 2 bin adet uçaksavar alalım uçaksavar roket. Kore’den de olabilir, Rusya’dan da olabilir. Sınırımıza yerleştireceğiz dağıtacağız. En az 10 bin adet de tanksavar ve gençlerimizi de askeri eğitimiyle eğiteceğiz. Bunun yapılmaması durumunda risk çok yüksek olur, bu yapılsın. Net söylüyorum. İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan görevliler geldi, Barzani’yle bağımsızlık ilanı için konuştular. Fotoğrafını da göster.

Elimde başka fotoğraflar da var çok detaylı fotoğraf ama şu an açıklamayacağım onları. Daha önce de Saddam’ı böyle dolduruşa getirmişti İngiltere, İngiliz derin devleti, Saddam da ayaklandı, sonra Saddam devrinde Kürt kardeşlerimizi ayaklandırdılar sonra da feci şekilde ezdirdiler Saddam’a. Ve ezilen yerlerde de Kürt kardeşlerimize PKK baskısı gelişti. Şimdi de aynı şeyi yapacaklar. Barzani’yi bitirecekler benim gördüğüm ve PKK’yı oraya yerleştirecekler. Büyük bir oyun oynanıyor. Ama sonuçta Türkiye’ye saldıracaklar, yani o meydana getirdikleri deccal hareketiyle Türkiye’ye bir saldırı düşünüyorlar.

 

(Irak Başbakanı Haydar El-İbadi, Irak-Kürt bölgesel yönetiminin düzenlemeyi planladığı bağımsızlık referandumuyla ilgili Irak halkının hukuk dışı güç kullanımıyla tehdit edilmesi halinde askeri açıdan müdahale edeceklerini söyledi. Irak Başbakanı referandum planını Irak’ın egemenliğinin ihlal edilmesine çanak tutan tehlikeli bir gerilim olarak nitelendiriyor. “Anayasaya karşı gelirseniz Irak’ın ve bölgenin sınırlarına karşı gelirseniz bu bölge ülkelerine de Irak’ın egemenliğini ihlal etmeleri açısından açık davettir” dedi.)

Anlaşılmayacak bir şey yok. Yani müdahale edecekse şu an müdahale etmesi gerekir zaten. Ama bu kanlı bir müdahale değil de başka türlü bir müdahale. Beklemeye gerek yok yani olay net. Eğer İngiliz derin devletinin oyununu bozmak istiyorlarsa oyunun içine düşerek değil oyunun dışına çıkarak bozsunlar. Şu an oyunun içine düşmeyi bekliyorlar. Oyunu oyunun dışına çıkarak bozsunlar. Mesela İngiliz derin devleti şu an referanduma kadar bir şey olacağına inanmıyor. Direkt referandumun engellenmesi lazım. Müdahale etsinler başlangıçta. Ve hiç beklemedikleri bir olay bu. Yani Irak müdahale etsin referandumu durdursun. Bayağı bir darbe olur İngiliz derin devletine çok ciddi darbe olur. Adamlar dikele dikele beraber durum değerlendirmesi yapıp karar aldılar İngiliz derin devleti. Bak gösteriyorum da, Amerika “karşıyım” diyor. Amerika’ya “sen karşı ol” dediler ona, yani usulen karşı oluyor. Amerika karşı değil. İngiltere’nin evet dediğine Amerika asla karşı olamaz. Amerika’nın yönetimi İngiltere’den, İngiliz derin devleti tarafından yönetiliyor. Öyle bir şey olmaz.

 

(“Bir insan neden aldatır?” izleyici sorusu)

Güzeller güzeli, aldatan mahluktur zaten. Mahlukla karşılaşmışsındır. Sen insan zannetmişsindir ama yüzü insana benzediği için o mahluku fark edememişsindir. Halbuki o egoist, bencil, sevgisiz, merhametsiz, sana saygısı olmayan, sana değer vermeyen bir mahluktur. O yüzden önce insan olup olmadığını anlaman gerekir, Allah’tan korkuyor mu, Allah’ı seviyor mu ona bakacaksın. Allah’a teslim olmuş mu onu anlayacaksın ondan sonra muhatap olacaksın. Yoksa her seferinde sükut-u hayale uğrarsın Allah esirgesin. Sen Allah’ı sevenlerle beraber ol, öyle bir şeyle karşılaşmazsın. Allah’ı sevmiyorsa seni de, bir kere haşa Allah’ı aldatacağını zannediyor, Allah’a oyun oynayacağını zannediyor sana da oyun oynar tabii ki. Allah’a mekir yapacağını zannediyor. Asıl Allah’ın mekrine düşen o olmuş oluyor.

 

(“Kuran’da bayram diye bir şey var mıdır?” izleyici sorusu)

Kuran’da bayram diye bir şey tabii ki yok. Ama kim çıkarttıysa Allah razı olsun çok iyi olmuş. Çünkü Müslümanlar birbiriyle konuşuyor, görüşüyor, dost oluyor. Bidat-i hasene derler, böyle güzel bir adet. Mesela teravih namazı da sahabe devrinde yok ama iyi, Müslümanlar işte kaynaşıyor, birbiriyle görüşüyorlar, namaz kılıyorlar, dost oluyorlar. Bunların bir mahsuru yok.

 

Hadislere Göre Ahir Zamanda 30'dan Fazla İrili Ufaklı, Aralarında Kadınların da Bulunduğu, Deccaller Çıkacak İnsanlar Hepsini Bir Bir Görecek

Ahir zamanda otuzun üstünde deccal çıkacak kadın ve erkeklerden Hz. Mehdi (as)’a karşı irili ufaklı deccallar. En büyüğü Mesih deccaldır. Ama onun altında alt deccallar olacaktır otuzun üstünde. “Yalancılar türeyecektir” diyor bunlar deccal yani kezzap, deccal-i kezzap olanlar. Bunlar Mehdiyet’e karşı bütün güçleriyle mücadele edecekler ama Allah hepsinin belasını teker teker teker verecek ve veriyor. Bunları insanlar bir bir görüyorlar. Deccallar hep cennet özlemi içindedir ama hep cehennem çukuruna giderler. Diyor ya ayette “Ben kıyametin kopacağını zannetmiyorum, ahiretin olacağını da zannetmiyorum. Ama varsa ve olursa en iyi yere gideceğimi düşünüyorum” diyor. Onun için deccallar da hep cennet iddiasıyla ortaya çıkarlar. Sahte bir cennet kurmaya kalkarlar. Ahirette de belalarını bulurlar. Onun için, Kuran dikkatlice incelendiğinde bu sahte deccallar ve bunların yamaklarına işaret edildiği mucizane açıkça gösterilir.

 

Ortadoğu'ya En Çok Silah Satan Ülke İngiltere. Sonra Halkın Parasıyla Alının O Silahlar Halkın Başına Bomba Olarak Yağıyor

Ortadoğu’ya İngiltere sürekli silah satar. Herkesi birbiriyle kapıştırıyor İngiliz derin devleti ondan sonra da İngiliz silah sanayi, İngiliz ağır sanayi geceli gündüzlü silah yapıp bu gariban ülkelere akıl almaz fiyatlarla bunları satıyor. Bu gariban ülkeler geceli gündüzlü çalıştıkları paraları bunlara tren hesabıyla, vagon hesabıyla gönderiyorlar. Bunlar da viskisini içip, purosunu içip keyfine bakıyor kendi kafalarına göre. Suudi Arabistan’a 3,5 milyar Euro, silah. Birleşik Arap Emirlikleri’ne 265 milyon Euro, Türkiye’ye 175 milyon Euro, Katar’a 139 milyon Euro, İsrail’e 105 milyon Euro, Umman’a 71 milyon Euro, Mısır 65 milyon Euro, Ürdün 19 milyon Euro. Devam ediyor. Oluk oluk İslam ülkeleri bunlardan silah alıyor. İngiltere’den silah alıyor. Adam onu ona düşürüyor, onu ona düşürüyor İngiliz derin devleti sonra da gelsin silahlar. Ve oynuyorlar İslam alemiyle, Hz. Mehdi (as) olmadığı için, başta bir lider olmadığı için. Ezim ezim ezip her türlü çıkarlarında İslam alemini feci şekilde kullanıyorlar. Onlar da tek başına hiçbir şey yapamıyorlar.

 

İsa Mesih'i Çakı Gibi Yakışıklı Bir Delikanlı Olarak İnşaAllah Göreceğiz. İleri Yaşta Olmasına Rağmen Çok Dinç ve Zinde Olacaktır

İsa Mesih’i siz böyle çakı gibi yakışıklı bir delikanlı olarak göreceksiniz. Aslında ileri yaşlarda olacak ama çok zinde ve çok genç olacak. Yaşını çıkaramayacaksınız söyleyeyim. Mehdi (as)’ye benziyor, yüzü Mehdi (as)’ye benzer İsa Mesih’in. Tıpa tıp değil ama bayağı benzer. O da işte aynı soydan geldiklerini gösteriyor. O da Davut (as) soyundan o da Davut (as) soyundan. O bir mucizenin vurgulaması. Garip şekilde benzerler birbirlerine. Bak o 2000 yıl önce, o bu yüz yıl işte 1900’ler, 2000’ler.

 

Gençler ve Çocuklar Pateni Çok Seviyorlar. Bu Kuzularımıza Paten Yapabilecekleri Geniş, Güvenli, Bakımlı Alanlar Yapılsın

Benim bu minik kuzularıma, tatlı kuzularıma paten sahası şart. Bak yana yakıla kaç günden beri anlatıyorlar bu çocuklar. Paten en hayati konu bu. Çocukların en çok üzerinde durdukları konu bu. Yıksınlar o gecekondu semtlerinde falan berbat apartmanlar falan var yıksınlar oraları açsınlar bu çocuklar orada bir alan elde etsin güzel böyle jilet gibi dümdüz olacak ki rahatça paten kayabilsinler. Herhalde şöyle bir elips şeklinde olacak ki değil mi daha rahat hareket etsinler. Gün boyu spor yaparlar çok iyi olur. Gençlerin sağlıklı sıhhatli olmaları bizim için önemli.

 

(“Onlara peygamberleri dedi ki: ‘Allah size Talut’u (melik olarak) gönderdi.” (Bakara Suresi 247) ayeti İsa Mesih’e işaret edebilir mi?” izleyici sorusu)

Talut peygamber değil. O devrin Mehdisi yani bildiğimiz mümin bir lider. Mehdi ama o devrin Mehdisi. Mehdi gelmez diyenler, Mehdi beklenmemeli diyenlere de Allah’ın cevabı. Allah’tan bir lider bekliyorlar, Allah’tan bir lider istiyorlar. Allah da Talut’u Mehdi olarak gönderiyor. Ve bunu peygambere söylüyorlar. “Bize Allah bir lider, bir imam, bir kumandan göndersin” diyorlar. Allah da Mehdi olarak Talut’u gönderiyor. Hani Mehdi göndermiyordu Allah? Demek ki gönderiyormuş. Buna işarettir. İsa Mesih’in gelişiyle ilgili zaten üç açık ayet var. İşari anlam açısından bakacak olursak meleklerle birlikte namaz kılıyor. Bir tek, tek peygamber Hz. İsa (as)’dır. Meleklerle namaz kılan tek peygamber. Bütün peygamberler vefat etmiş ama bir tek o namaz kılıyor. Hayatta olduğunu gösteriyor. Çünkü ibadet mecburiyeti hayatta olanlar içindir. Hayatta olduğu için ona namaz farz. Devam ediyor namaza. Ahirette Allah’ın Katında namaza devam ediyor meleklerle birlikte. Bak içlerinde peygamber bulunmasına rağmen Melik istiyorlar, Mehdi istiyorlar.

 

(Siz bir süredir çocukların sınav yarışına tutulmamasını söylüyorsunuz. Cumhurbaşkanı Erdoğan da TEOG sınavının kalkacağını söyledi. “Ben TEOG olayını istemiyorum ve bunu da artık yanlış buluyorum. TEOG’un kaldırılması lazım.” dedi.)

TEOG kalkıyor ama her okul ayrı yarışma yapsın diyorlar. Daha da feci çocuklar için yani. Çünkü her okulun imtihanına ayrı ayrı girecekler. Bir sevgi sistemi olması lazım, sevgi. Ve okumanın, öğrenmenin nasıl onları güzelleştireceği, nasıl mutlu olacakları, nasıl onları kaliteli hale getireceği anlatılması lazım. Biz okurduk mesela ilkokulda niye okuduğumuzu bilmiyorduk, kimse söylemiyordu. Ortaokulda da bilmiyorduk. O dersten o derse, o dersten o derse havasız ortamlarda. Pencerelerden böyle buğular akardı. Ben böyle hayat görmedim. Zır zil çalar falan çok ürkütücü bir zil. Öyle hayat mı olur kardeşim? Gece karanlıkta okuldan bırakırlar. Oradan yürüyerek eve döneriz, geri geliriz. Sonuçta diyeceksiniz ki; çok kaliteli olacaksınız, güzel olacaksınız, iyi olacaksınız. İnsanlar sizi sevecek, siz insanları seveceksiniz. Allah sizi sevecek, siz Allah’ı seveceksiniz. Amacını söylesene kardeşim. Niye gittiğimizden haberimiz yoktu. Burada da imtihanın niye olduğunu bilmiyor çocuklar. Genel kültürün insanı güzelleştireceğinin ne faydası olacağını söylemiyorlar.

 

İncil'in ve Tevrat'ın Hangi Bölümlerinin Geçerli Olduğunu Hangi Bölümlerinin Tahrif Edildiğini Kuran'a Bakarak Anlarız

İncil’in değiştirilmemiş yerlerini Kuran’la anlarız. Nasıl hadislerin sahte olduğunu Kuran’dan anlıyoruz, İncil’in de değişmiş yerini hemen anlarız. Ama İncil’in büyük bir bölümü değişmemiştir. Mesela diyor ki, “İsa Mesih çarmıha gerildi, öldü.” Onların ne haddine? Allah “aralarından seni aldım” diyor. “Tahir ettim, onlar bir pislikti” diyor. “Seni aralarından aldım, Katıma yükselttim, refettim” diyor teveffa. Ve “seni sevenleri” diyor, “kıyamete kadar üstün kılacağım.” Ve “ehli kitaptan sana iman etmedik hiç kimse bırakmayacağım ve sen bir kıyamet alametisin ey İsa” diyor Allah. “Senin varlığın kıyamet için bir alamettir” diyor, bitti. Açık Kuran’ın hükmü. Bir tek İsa Mesih içindir bu ayet. Hiçbir peygambere böyle bir hüküm yok. O zaman İsa Mesih’in gelişi kati olduğuna göre konuyu Kuran’dan anlamış oluyoruz. Ama sevgiyle ilgili sözler mesela İsa Mesih’in sevgiyle ilgili sözleri hepsi haktır ve doğru. Kendi ifadeleri İsa Mesih’in. Hiçbir İncil kitabında bu bozulmamış. Sahte İnciller diyoruz ya, sahte denilen İncillerde de bu bozulmamış. Hiçbir İncil’de bozulmamış sevgiyle ilgili sözler, aynı. Benzetmeler hep aynı ama öbür Allahlık iddiaları hep çelişik. Bak oralarda çelişki çok net. Birinin beyaz dediğine öbürü kara diyor, alakasız. Ama sevgiyle ilgili tam ittifak var. Barış, kardeşlik ile ilgili tam ittifak var. Ve velayet sisteminde tam ittifak. Aynısı, Kuran’dakinin aynısı.

 

(“Neden sürekli şarkılarda kadere isyan var?” izleyici sorusu)

Çünkü yazanlar, hazırlayanlar dine, imana genellikle uzak oluyor, bilgisiz oluyor. Kulaktan duyma; “Vay felek vay, vay felek vay.” Ne dediğinden bile haberi yok. Felek ne anlama geliyor onu bile bilmiyor. Alışmışlar biri bir laf atıyor, kırk akıllı çıkaramıyor yani kelimenin anlamını bile bilmiyor. Kadere, feleğe sürekli böyle laf ediyorlar aynı anlamdadır zaten kaderle felek. Yani kültür düzeyleri ile ilgili, kişilikleri ile ilgili sorunlardan kaynaklanıyor ama kültür arttıkça iman, inanç arttıkça bu gereksiz şeyler ortadan kalkıyor.

 

(“Hz. İsa (as) geldiğinde İstanbul'da mı yaşayacak?” izleyici sorusu)

 

Hz. İsa (as) geldiğinde İstanbul'da tabii ki bir ikameti olacak. Çünkü burası hem İslam âleminin başkenti oldu hem Hristiyan âleminin başkent oldu. Hızır (as)’ın geldiği bir yer, birçok olayın gerçekleştiği bir yer, kutsal emanetlerin bulunduğu bir yer. Burada olacak ama sürekli burada kalacak diye bir şey yok tabii. Hadislerin ifadesine göre dünyayı gezecek yani Küba'ya varıncaya kadar her yere gidecek.

 

(“Peygamberimiz (sav)’in yaşarken cehennemi görmesi haksızlık değil mi?” izleyici sorusu)

Güzel yüzlüm uzaktan görüyor. Ama ne yönde haksızlık acaba? İmtihan yönüyle mi diyor acaba? Aklın ihtiyarını kaldıran bir şey değil o. Yani bir nevi yekaza hali olmuş oluyor, aklın ihtiyarını kaldırmaz. O yönüyle muhtemelen söylüyor yani gördüğü için. Bir de uzaktan gösteriliyor yani içine girmiş değil. Uzaktan bir yer olarak gösteriliyor cehennem burasıdır diye. Dolayısıyla aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey değil. Görse bile yani bir şeyler görse bile arazisini görür içini göremez. 

 

Ben Tüm Müslüman Cemaatleri Tarikatlardaki Kardeşlerime Sevgiyle, Şefkatle Yaklaşırım. Bediüzzaman'ın Kuran Talebeliğini Övmesini Seviyorum

Ben Nurcuları daha çok beğenirim yani görüş olarak. Çünkü akılcı yaklaşıyorlar yani Kuran Müslümanlığını kabul eden bir sistem, Bediüzzaman’ın açıklamalarından dolayı. Çünkü “Ben bir isim vermek istedim” diyor ““Kuran talebesi diyeyim” dedi” diyor. Kuran talebesi, “en güzel yakışan isim Kuran talebesi” diyor. “Elimde Kuran'dan başka da bir şey yok” diyor. E tamamdır işte daha ne desin o devirde o şartlarda en güzelini demiş. Şu an Nurcular doğru yolda mı? Yani genele göre iyi, eksiği kusuru olabilir ama “Şah'ın kim?” dersen Şah Nazım Kıbrıs-i Hazretleri’dir. O benim sultanımdır, sultanlar sultanıdır, canlar canıdır. Çok sevdiğim mübarek bir mürşittir. Şah Nazım Adil El Kıbrıs-i El Hakkani Hazretleri. Dünyanın sultanı sırf bizim değil. 

 

Hayvanların Yüzündeki Masumluk İnsanların Masumluğa Olan İhtiyacını, Masumluğu Görmeye Olan Tutkusunu Tatmin Ettiği İçin Çok Seviliyor

Kedilerin yüzlerindeki o masumluk, temizlik insanların çok ihtiyacı olan bir şey. O yüzden o kadar etkiliyor. Çünkü bir insanda öyle bir masumluk olmuyor yani kedideki masumluk insanın masumluğa olan aşkını, masumluğa olan ihtiyacını, masumluğu görmeye olan tutkusunu tatmin etmiş oluyor. Çünkü alabildiğine masum, tavşan da öyle, hepsi öyle. Eşek, eşek sıpası acayip tatlıdır. Canım benim o kadar güzel bakar ki eşekler ve çok sabırlıdır onlar. İsmini eşek değil de ona daha uygun bir isim olması lazım. Çünkü “eşek oğlu eşek” bilmem ne falan böyle bir şey çıkartmışlar. Eşek olması adam için zaten bir onur, adama söylüyorsan adama iltifat etmiş oluyorsun. Bir hakaret cümlesi değildir eşek olmak ama eşeğin yine de ismini değiştirmek gerekiyor tabii. Ne bileyim yani ne denebilir? Düşüneyim acele edersek olmaz ilk aklıma gelen Karagöz falan ama yine de düşünmek lazım.

 

Müslüman’ın Sabırlı, Saygılı, Şefkatli Tutumu, Sanata Önem Vermesi, Bakımlı ve Temiz Olması, Nezaketli Davranması Hal ile Tebliğ Olur

Temiz giyinirsin, güzel giyinirsin. Yüzün temizdir. Üslubun temizdir. Evin güzeldir. Sabırlısındır. Şefkatli, merhametli olursun. Saygılı olursun. Genel kültürün yüksektir. Sanata önem verirsin. Her halinle, her şeyinle ideal bir görüntü verirsin. Ona bakan İslam'ın neler getireceğini detaylarıyla görmüş olur. Mesela biz ne yapıyoruz? Teknede çok güzel. Evde çok güzel. Sokakta çok güzel. Burada çok güzel. Üslupta, konuşmada her şeyde çok güzel. Eşyalar çok güzel. Kıyafetler çok güzel. Temizlik çok güzel. Nezaket çok güzel. Genel kültür çok güzel. Sabır, şefkat her şey çok güzel. Bu, halle tebliğdir.

 

Türkiye'de İçine Kapanıklığı Kıralım, Sanat Öne Çıksın. Resim, Müzik, Heykel Her Alanda Öne Geçelim

Tamam da yani bu sanatçılar neden hiçbir yeni parça üretmiyorlar? Ne oldu? Yani bu neden böyle bir donukluk oldu? Bu facia. Yani sanatın donması faciadır. Büyük bir felaket bu. Yani hükümet bunun üstüne gitmesi lazım. Hiçbir sanatçı yok ortada. Sanat dondu yani. Böyle şey olmaz. Sanat güzelliktir. Güzellik demek sevgi demektir. Sevgi demek iman demektir. Sevgi Allah'ın ismidir, vasfıdır. Sanat çok hayatidir. Sanat gitti mi, Atatürk ne diyor? “Hayat damarlarından biri kopmuş demektir” diyor. Sanat olmayan bir ülke yaşayamaz Allah esirgesin. Sanatı çok ön plana alalım. Kaliteyi ön plana alalım. Vakit hiç geçirmeyelim. Tayyip Hocam bunun farkına vardı. Ben ısrarla bunu söyleyince. Geçen gün dedi ki “Sanatta sıçrama yapmamız, esaslı bir atılım yapmamız gerekiyor” dedi. Faciadır, bir milletin sanat damarı koptu mu faciadır. Bu içine kapanıklığı kıralım. Sanat ön plana çıksın. Resim, heykel, müzik her şeyde öne geçelim.

 

(Adnan Bey, siz sürekli gençliğe ve kaliteye önem verelim diye hükümete çağrıda bulunuyorsunuz.  Geçen gün Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan şöyle söyledi. “Biz gençliğimize güvendik, inanıyoruz. Şimdi de kalite sorunumuzu halletmek suretiyle bunu çok daha farklı bir yere taşıyacağız” dedi.)

Aman Tayyip Hocam, aman Tayyip Hocam bak bütün gelmiş geçmiş darbelerin kökeninde kalite sorunu var. Kaliteyi düşük bulduklarında her ülkeyi yıkıyorlar. Her kalitesi düşük görülen ülkedeki insanları helak ediyorlar. Aman aman aman kalite. Allah'ın aradığı budur. Cennetin vasfı budur. Sanatın, estetiğin, güzelliğin kalesi olalım. Bakanlığı kursun Tayyip Hocam. Bak arkası gelecek. Güvensin Allah'a, dayansın Allah'a. Kalite sanat bakanlığı. Komünistler falan dolar diye çekiniyor, öyle bir şey olmaz. Bulacağız sen bana güven Tayyip Hocam arkası gelir. Sen kur bakanlığı gerisine karışma.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258710/sayin-adnan-oktarin-17-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/258710/sayin-adnan-oktarin-17-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV1709017t_12.jpgSun, 01 Oct 2017 03:32:02 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 5 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 5 Eylül 2017

 

(Arakanlı Müslümanların katledilmesinin birinci dereceden suçlusu olan Myanmar’ın Devlet Başkanı San Su Çi, Müslüman katliamını görmezden gelerek olayları sahte olarak niteledi. Arakanlı kadınlara tecavüz edilmesi konusunda “Arakanlı kadınlar yalan söylüyor tecavüz yok” dedi. Halkın öldürülmesi ve bir soykırım yaşanması iddialarına ise “uydurma hikayeler abartılıyor” şeklinde cevap verdi.)

Peki o zaman kolayı var. Müsaade etsin, gözlemci girsin içeri baksın. Doktor girmesine müsaade etmiyor, gözlemci girmesine müsaade etmiyor. Bütün evler cayır cayır yanıyor orada, uzaktan baktığımızda gökyüzü her yerden duman, bütün köyler cayır cayır yanıyor. Nerede bu insanlar? Ve yerde yatan insanlar var kan var üstlerinde ve kıpırdamıyor bu insanlar biz rüya mı görüyoruz yani? Bu kadın bizimle alay mı ediyor? Yerde yatıyor insanlar ve kan revan içindeler, günlerden beri kıpırdamıyor bu insanlar. Ne yapmışsın? Doktor girmesine müsaade etmiyorsun, yardım gelmesine müsaade etmiyorsun, gözlemci gelmesine müsaade etmiyorsun, giriş-çıkış yasak nedir zorun? Madem bir şey yok müsaade et girelim. Bütün köyler yanmış kim yaktı? Yerlerde binlerce ceset var ne bunlar? İnsan cesedi var yerlerde duruyor yani halen de duruyor. Bir de 3 bin değil 20 binin üstünde şehit sayısı 3 bin değil 20 binin üstünde. Bu onların açıklaması. Madem öyle tamam, Türkiye’den heyet gelsin milletvekillerinden, her partinin milletvekillerinden üçer kişi gitsin baksın. Böyle bir münasebetsizlik olmaz çok çirkin yaptıkları, çok korkunç, çok acımasız. 20 binin üstünde Müslüman şehit. “Nereden çıkartıyorsunuz?” diyor. Köy yanıyor “film o film sahnesi” diyor. Yerde insanlar var “o da film sahnesi” diyor. Alay mı ediyorsun sen bizimle dalga mı geçiyorsun? Bir münasebetsizliktir gidiyor. İslam alemiyle adeta kendince alay ettiğini zannediyor. 20 binin üstünde ceset şu an yerlerde gömülmediler de duruyor. Müsaade et gidelim “müsaade etmiyorum” diyorsun. Allah Allah madem öyle bir şey yok, dersin “gelin bakın” dersin. Neden müsaade etmiyorsun? Çünkü gerçek, doğru. Görüyoruz videolarda yüzlerce insan yerde yatıyor film sahnesi değil bu. 25 Ağustos’tan beri yiyecek girişi yasak. Millet ot yiyor 25 Ağustos’tan beri. Doktor girişi de yasak. 20 binin üzerinde insan şehit oldu.

 

FETÖ’cüler Akıllarınca Kendilerini Temize Çıkarmak İçin Hem Tüm Cemaatleri Karalıyor Hem Hükümeti Yalnızlaştırmaya Çalışıyorlar

Ne diyorlar gece-gündüz anlattıkları “Cemaatler yok edilsin, cemaatler kaybedilsin, cemaatler şeffaflaştırılsın.” Kendi konumuna getirecek ki cemaatleri, kendini kurtarsın. Kendince uyanıklık yapıyor. FETÖ’ye devlet operasyon yapıyor, “Nakşibendilere de yapın, Kadirilere de yapın, Nurculara, Süleymancılara herkese yapın” diyor. “İşte FETÖ’ye de o arada yapın” diyor. Bütün Müslümanlarla devlet mücadele verecek bütün cemaatlerle. Hükümeti deccal gibi gösterecek kendi kafasınca. Senin oyununu kim yer ey FETÖ. FETÖ müsün tetö müsün? İngiliz derin devletinden aldığın akılla bize kafalama yapmaya kalkıyorsun. O kafanı geri senin kafanın içine çakacağız ilimle irfanla, kanunla hukukla. Oyunu bırak. İngiliz derin devletine kuyruğunu kaptırmışsın kendini rezil kepaze ettin. Otuz kere uyardım ben sizi. “Bak züppelik yapmayın, millete tepeden bakmayın” dedim. Bir kısmı için söylüyordum o devirde. “Bilmişlik yapmayın, milleti kaale almamazlık yapmayın, Bediüzzaman Said Nursi’ye cephe almayın, Bediüzzaman’ın adını söyleyin saygılı olun. Sizi bir uğursuzluk saracak, Allah belanızı verecek, aklınızı başınıza alın” dedim yıllarca uyardım. Gittiler İngiliz derin devletine teslim oldular. Allah belalarını verdi. Halbuki hükümete destek olsalardı, İngiliz derin devletiyle de bağlantıları olmasa şu an muazzam bir güzellik olurdu. Hem hükümetin başını belaya soktular, hem kendilerini rezil kepaze edip yok ettirdiler. Müthiş bir akılsızlık. Fethullah Gülen çok akıllı gösteriyor kendini ama en akılsız adamın yapmayacağı akılsızlığı yaptı ve canavar üretti. Adamları canavar hale getirdi. Nerede Nurculuk, nerede siz? Halkın üstüne silahla ateş açmalar, polis yiğitlerimizin kabadayıların olduğu binaya uyku anında uyudukları anda bomba atıp binayı yıkmak, halkın üstüne otomatik silahla ateş açmak, kadınları vurmak, çocukları, anneleri tanklarla ezmek. Canavar yetiştirdin canavar. Ve İngiliz derin devleti seni deccal haline getirdi. Çünkü deccala tabi oldun ve sen de deccal oldun. Hadiste var “biz deccala tabi oluyoruz ama ondan istifade etmek için tabi oluyoruz. Biz biliyoruz onun ne olduğunu” diyor. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Yanına gider onu kullanacağını zanneder ama deccal onu teslim alır ve kendi adamı haline getirir” diyor “ve onu eritir kendi bünyesinde ve onu kullanır artık” diyor. Bu ahmaklar da böyle bir duruma geldiler.  Güya deccalı kullanacaklardı deccal bunları yuttu.

 

(Üsküdar Belediyesi geçen yıl bir sempozyum düzenlemiş. Toplantıda konuşma yapan Emine Merve Akyüz isimli çarşaflı hanım başı açık kadınlar hakkında şunları söylemiş: “Müslüman kadında bir tesettür olmalıdır. Başları biraz açılmış, kabuğu soyulmuş domatesi kimse almak istemez. İşte bu anlamda tesettür de kadını mahfesin içine alır onun manasını ve suretini korur.” Belediyenin düzenlediği geçen yılki sempozyumda yapılan konuşmalar basına yansıyınca büyük tepki topladı.)

İşte gelenekçi aklının tezahürlerinden bir tanesini görüyoruz. Gelenekçi Ortodoks sistemde kalite yoktur, sanat anlayışı yoktur, konuşmalarda da kalite olmaz. Patavatsızlık münasebetsizlik seri şekilde gelişir. Mesela bu çok patavatsız, münasebetsiz bir konuşma. İslam’ın ezilmesinin nedeni de bu, Müslümanlığın geriye doğru gitmesinin nedeni de bu, bu tipler.

 

(“Peygamberimiz (sav)'e Kuran gelmeden önce hangi dine mensuptu?” izleyici sorusu)

Allah ayette Kuran ayetine göre; “Allah seni dalalet içinde bulup hidayet vermedi mi?” diyor. Dalle, dalle kelimesi geçiyor, dalalet içinde. Yani;  “dinle alakan yoktu” diyor, “İslam dini ile alakan yoktu” diyor. Muhtemelen Hz. İbrahim (as)'in bakiye dini üzerine devam ediyor. Yani Allah'ın birliğine inanıyordu Peygamberimiz (sav) fakat Hz. İbrahim (as)’den gelen o bakiye dinle devam ediyor ama o bir din değil tabii bakiye din. Onun için Allah ona dalle, “Allah seni delalet içinde bulup hidayet vermedi mi?” diyor. Ayetin hükmü açık ama o bakiye din de inşaAllah Allah Katında ilk başlangıçta geçerli olur. Çünkü çok zaman geçmiş, fetret devri o bakiye dinle yaşıyordu, devam ediyordu. Allah'ın birliğine inanıyordu, fakat sıhhatli, derli toplu bir din sahibi değildi.

 

(Ahmet Hakan  bir yazı yazdı. Biraz önce bahsetmiş olduğumuz Üsküdar Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu toplantıda konuşan Merve Aksöz hakkında; "Bir kadının kadınlarla ilgili tespitinin domatesin kabuğu üzerinden yapmasının feciliğini  ya da kadınları alınmak istenmeyen nesneye indirgemesinin berbatlığını bir tarafa bıraktım. Sempozyum, Büyük Doğu’nun kurucu babası Necip Fazıl’ın adına düzenlenmiş ama Necip Fazıl’ın muhterem eşi Neslihan Hanım’ın da başörtüsü takmama yönünde bir tercih kullandığından kimse bahsetmemiş” dedi.)

Kardeşim gelenekçi Ortodoks sistem İslam âleminin mahvolmasına sebep olan bir sistemdir. Çok kalitesiz bir sistemdir gelenekçi sistem. Yani büyük bir ekaliyetle, büyük bir çoğunluğu çok çok kalitesizdir. Lafını sözünü bilmezler, münasebetsiz olurlar, bakımsız olurlar, kirli olurlar yani her yönden kötü. O yüzden böyle mahvoluyor Müslümanlar. Seri olarak İslam âlemi çöküyor bunların yüzünden. Bir an önce Kuran Müslümanlığının, kaliteli Müslümanlık anlayışının bütün İslam âlemine hâkim olması için Cenab-ı Allah Mehdi’sini zahir etsin inşaAllah. Adam çıkıyor, adamlar yani her şeyiyle bir kalitesizlik kendini gösteriyor. Kılığından kıyafeti, oturması kalkması, yemesi içmesi her şeyi konuşması, bakışları, el kol hareketleri her şeyiyle bir kalitesizlik. Bunlar zamanında böyle geliştiler yani şu an toplumun çok dışında kaldılar daha hala devam ettirmeye çalışıyor sistemini. Bunlarla bir yere gidilmez, Kuran Müslümanlığı ile bundan sonra gençlik dirilecek ve ileri gidecek ve gidiyor inşaAllah.

 

(“Bayramlarda hayvanların canını almak doğru bir şey mi?” izleyici sorusu)

Sevgin güzel. Ama bak senin gönlünü rahatlatacak bir şey söyleyeyim. Onların hepsinin şuuru kapalı. Yani acıyı fark edemez hiçbir hayvan. Tamamen şuuru kapalıdır, bilinci kapalıdır. Ama bedeni acı çekiyormuş görüntüsü verir. Elektronik bir alet gibi düşün. Mesela bir alete basıyorsun, ses çıkıyor. Onun gibi. Şuuru kapalı olduğu için, acı çekmeyeceği için gönlün çok rahat olsun. Allah onları zaten öyle yaratmış. İnsanların beslenmesi için, hayatta olması için nimet olarak yaratmış. Şuurunun kapalı olduğunun üstünde durursan oradan vicdanın rahatlar. Öbür türlü vicdan azabı çekersin.

 

(“Kadın çalışanların gece mesaisi çok fazla değil mi?” izleyici sorusu)

Kolaylık göstermeleri lazım tabii. Dinlenecekleri bir imkan da sağlamak lazım. Gerekirse orada uyumaları, yatmaları için de imkanlar sağlanabilir. Nöbetleşe de yapabilirler illa hanım kalması gerekiyorsa. Acil servis için bu düşünülebilir. Hanım sayısı çok olursa nöbetleşe kalabilirler aslında hiçbir şey olmaz. Mesela üçer saat, ikişer saat kalabilirler. Mümkün yani öyle zor bir şey değil nöbet. Çünkü uykusunu aldıktan sonra gayet dinç ve canlı olarak. Çok eleman bulundurmak lazım. Ama o dediğin doğru. Çok yorucu bir görüntü olmaz.

 

(“Nuh tufanında bütün hayvanlar gemiye nasıl sığdı?” izleyici sorusu)

Yok yakışıklım öyle bir şey yok. Sadece ihtiyaç olan hayvanlardan Allah istedi. Koyun, keçi onlara ihtiyaç oluyor. Tavuk, horoz, neyse yani insanların ihtiyacı olan. Sığır, koyun, keçi, tavuk, hindi, ona benzer. Belirli sayıda hayvan. Onları aldılar. Ve gemiyle muhafaza ettiler. Sonra sel çekilince o hayvanları çıkartıp, besleyip, sayılarını çoğaltmış oldular. O kadar. Çünkü hayvan telefatı da oldu o Nuh tufanında. O telefattan kurtarıldı hayvanlar. Zaten bütün dünya çapında olmadı. Dar bir bölgede oldu. Nuh tufanı belki de burada oldu. İstanbul’da, buralarda da olmuş olabilir. Çünkü boğaz sonradan açıldı biliyorsunuz. Belki bu boğazın içinde insanlar yaşıyordu. Belki dere gibi bu çukurun içi insanlarla doluydu belki. Aniden Karadeniz’den su basması sonucunda Marmara deniziyle birleşip Marmara’ya belki oralar da öyle boştu. Birden o yerler açılıp sökülüp insanlar orada telef olmuşlar olabilir. Hayvanlar da telef olmuştur. Orada hayvan arayamayacakları için sonradan böyle bir tedbir alınmış olabilir.

 

Müminin Ahiretteki Sorgusu Çok Kolay ve Hızlıdır. Kafirlerin Sorgusu ise Zorlu ve Uzundur, Her Şeyin Hesabını Tek Tek Verecekler

Müslümanlar için öyle bir şey yok. Sadece onların olumlu yönleri onlara anlatılıyor. Güzel yaptıkları şeylerden örnekler veriliyor o kadar. Küfür çok detaylı sorgulanır. Çok rahatsız edici ve sıkıcıdır onlar için. Yıllarca sürer sorgulanmaları. Yani sürekli terledikleri hadiste belirtiliyor. Yani sıkıntıdan terlerinin ta ayaklarına kadar döküldüğü, yere kadar döküldüğü hadislerde geçer. Her konu tek tek soruluyor. Mesela yediği bir meyve “Buna neden tesadüf dedin? Dut yahut portakal, elma bunu nasıl tesadüfle açıkladın? Kolunu nasıl tesadüfle açıkladın parmaklarını, hücreyi, renkleri, kainatı, gezdiğin yolları? Mesela kainatı farz edelim Kuşadası’na gitmiş orada ne yaşadıysa “Bunların nasıl tesadüfen olduğunu söylüyorsun? Neye göre söyledin?” Bir bir burnundan gelecek şekilde hesabını verecek. Sağ eline bir kaset gibi bir şey veriliyor onun hayatını anlatan belki bir taş onu içinde her şey.

 

(Ahmet Hakan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eğilerek selamladığını görünce “Erdoğan’ın “Allah’tan başka hiçbir gücün önünde eğilmedik, eğilmeyiz” çıkışı geldi aklıma” dedi. Şöyle devam etti, “Zühtü Bey de yarın öbür gün “Ben Allah’tan başkasının önünde eğilmem” dese önüne bu fotoğrafı koyacaklar. Onun adına üzüldüm doğrusu keşke tarihe böyle görsel bir “kanıt” bırakmasaydınız Zühtü Bey.” dedi.)

Nasıl eğilmiş? Bunu mu kastediyor? Çok ayıp. Olur mu? Devletin lideri, Cumhurun lideri hürmeten hafifçe eğilmiş oluyor. Dimdik durulmaz, bir nezakettir o. Çok makul olan bir şey, bir hürmet gösterisi. Ben de zannettim rükuya gitti falan iyice eğildi. Öyle bir şey yok. Kısaca eğilmiş herkes herkese yapar bunu. Tayyip Hoca bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a hasretmiş bir insan. Ve onun makamına saygı gösteriyor şahsına da değil. Gösterilen saygı makama saygı. Cumhurun başı orada bir hürmet gösteriyor. Onun huzuruna gelenler de ona aynısını yapıyorlar. Tayyip Hocam da iki büklüm oluyor yaşlı amcaların elini öperken. Annelerin eline kapanıyor bu bir saygıdır.

 

(“İslam’ı günümüzde en iyi yaşayan insan kim sizce?” izleyici sorusu)

Bence Mehdi (as) ve İsa Mesih. İsa Mesih’e “hadi çık” demiyorum, dua da etmiyorum. Çünkü vakti değil. Allah esirgesin çok zor olur onun için. Ben çıksın diye dua edeceğim vakti size söyleyeceğim. Zaten hissedeceksiniz. Kudüs-ü Şerif’te. Hatta dememize bile gerek kalmaz. Gelecek göreceksiniz. Binlerce Musevi olacak yüzlerce haham, yüzlerce alim, hoca Müslümanların. Yüzlerce seyit Peygamber (sav)’in neslinden. Kohenler, Musevi Kohenler. Hristiyanlar, Katoliklerin, Ortodoksların, evanjeliklerin ileri gelenleri. Ezan, çan ve borular, şofar çalacak. O ortamda İsa Mesih'i getirecekler, arkadaşları getirecekler. Zaten orada da, bir yerde saklayacaklar. Daha erken gelecek aslında Kudüs'e, saklayacaklar, belki bir gün öncesinden getirecekler. O ortamda Mehdi (as)  orada iken getirecekler, tanıştırmak üzere. Ayılanlar, bayılanlar olay çok büyük olay olacak söyleyeyim naklen yayınlanacak.

 

(“İsa (as) geldiğinde, kitabı İncil mi olacak?” izleyici sorusu)

İsa (as) Mesih geldiğinde kitabı Kuran'dır ama İncil’e de tabi olacak, yani İncil’in gerçeğini açıklayacak.  İncil’de hurafe olan kısımları söyleyecek yani yanlış olan kısımları, gerçek İncil’e tabi olmalarını söyleyecek Hristiyanların. Aynı İncil geçerlidir, bizim için de geçerlidir. Sadece yanlış olan kısımları uygulanmayacak o kadar. Yani yanlış yorumlanan kısımlarını düzeltecek o kadar. Tevrat'a da uyuyacak ama Tevrat'ın doğru olan kısımlarına ama Kuran'a tam tabi. Bediüzzaman; “İslam Kuran matbu makamında kalacak” diyor. “İsa Mesih tabi olacak” diyor tabi ve “bu kuvvet” diyor yani “Hristiyanlarla Museviler Müslümanların birleşmesi sonucunda iman ehli azim bir kuvvet bulacaktır” diyor ve deccaliyet işte o devirde yeniliyor ilk defa yenilgi. Şu an deccal hâkim dünyaya yani kayıtsız şartsız hâkim. Kısa sürede hâkimiyet iman ehlinin eline geçiyor, çok kısa sürede.

 

(“Bayramlardaki mezar ziyaretleri hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

İyi bir şey, adam yani geçmişini hatırlıyor, sevdiklerini bir daha yâd ediyor, dua ediyor. Gerçi mezarın onunla alakası yok, mezarda beklemiyor, çünkü öbür âleme başka boyuta geçmiş yani mezardan onu duymaz. Mezarda toprak olmuş artık o, bildiğin toprak ama sevdiğini yâd etmek, hatırlamak güzel bir şey. Yani gönlündeki sevgisini ifade etmek için yapılan bir manevi anlamlı sembolik bir sevgi gösterisi, güzel bir şey ama orada o kişi onu duymaz yani onun alakası yok söyleyeyim. Allah artık kesmiş bağı, başka boyuta geçmiş dönüş mümkün değil. Allah söylüyor ayette; "Artık onlar için dönüş mümkün değildir” diyor. Başka boyuta alınınca biter.

 

(AK Partili Mehmet Metiner Reis’ten çok Reisçi kesilenlerin kendisine dahi posta koyduğunu yazdı. “Ben ki Erdoğan için ‘biatse biat, itaatse itaat ölümüne arkandayız Reis’ diyen biriyim. Reisçiliğim dolayısıyla malum odakların her türlü hakaretine ve saldırılarına uğrayan biriyim. Şimdi birileri bana bile Reis adına posta koyuyor. Uğruna ölümü göze aldığınız liderimizle bile aramıza girdiler ya, bravo yani.”)

Muhterem kardeşimiz aklı başında bir insandır. Öyle adamları niye kaale alıyor ben anlamadım. Yani hiç kaale almaması lazım. İslam'a, Kuran'a gençliğinden beri hizmet eden bir insan. Tayyip Hoca’nın zamanından beri o faaliyet halindedir. Dolayısıyla haset edenler olabilir, oyun oynamaya kalkanlar olabilir. Öyle herkesi kaale alırsa bu işin sonu gelmez. Kaale aldığını göstermiş bu ifadesinde, kaale almasın, hiç kaale almasın.

 

İmanın Samimiyet Boyutu Önemlidir. Gerçeğin Farkına Varan Bir İman Hayatidir, Bu İman Keskin Olur

Allah'ı sevmeme, imanıma şükür ediyorum tabii. Allah böyle yaratmayabilirdi. Bir de imanın bir samimiyet boyutu vardır o çok önemlidir. İki türlü iman vardır; bir geleneksel iman vardır, bir de konuyu fark eden insanların imanı vardır. O çok önemlidir yani mevzuyu, konuyu fark eden insanların imanı, onlarda bayağı net keskindir. Onlar Allah'ı kıskanırlar yani o tip insanlar. Allah'ın hukukunu iyi korurlar. Allah'ın lehine olan şeylerde hep Allah'tan yana hareket ederler. Allah'ın aleyhine kullanılacak şeylerde de çok titiz olurlar. İşte kıskançlık orada devreye girer. Mesela Allah'ın bir hizaya getirme yöntemi vardır. Bu söylenmez. Bunu gören söylemez. Allah'ın aleyhine kullanılabilir bu. Bir şey olmaz Allah'a, hiç. Hiç fark etmez de ama söylenmez.

 

İnsanların Ruhlarında Büyük Bir Boşluk Oluştu. Bu Boşluğu Diziler, Lüzumsuz İnternet Sohbetleri Gibi Boşluklarla Doldurmaya Çalışıyorlar

İnsanların içini boşalttılar. Kalbini boşalttılar. Beynini boşalttılar. Deccaliyet Darwinizm ile gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla, sanat anlayışını, düşünme ufkunu, muhakemesini, yargısını kırdılar insanların. Muhakemesi, yargısı kırılan insanlarda boşluk oluştu. O boşluğu boşlukla dolduruyorlar. Boşluk boşlukla telafi edilmeye çalışılıyor. Daha da sıkıntı ve zorluk meydana getiriyor. Deccaliyetin oyunu en baştan berbattı. Ama bunun en fazla üç-beş yıl içerisinde tamamen düzeldiğini herkes görecek ve görüyorsunuz da gençlerin halinden.

 

İslam Kuran'ın Bütünüdür ve Kolaydır. Allah Dini Kolay Kıldığını Bildirmiştir

“İslam’ın şartı beş” diyor. Altı, yedi, sekiz, dokuz. Öyle bir şey yok. Kuran'ın tamamının yaşanması gerekiyor. Kuran'ın tamamı da son derece kolaydır. Kolay olduğunu gördüğü için, müşrik zihniyet o zamanlar Peygamberimiz (sav) zamanında onu dallandırıp budaklandırıp çok zor hale getirdiler ve din olmaktan çıkartıp bir felakete çevirdiler. Halbuki Allah'ın dininin kolay olduğunu Allah ayette söylüyor. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler. Hazreti İbrahim'in dini gibi kolaydır” diyor Allah. Ama bu adamlar dini zor ve içinden çıkılmaz hale getirdiler. 

 

(Irak'ın kuzeyinde yapılacağı açıklanan bağımsızlık referandumu ile ilgili CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun “Referandum haktır ve bütün milletlerin olduğu gibi güneyin de referanduma gitme gitmeye hakkı vardır” diyerek, Barzani'nin bu kararına destek verdiği iddia edildi. Sayın Kılıçdaroğlu'nun referanduma destek veren bu sözü büyük tepki topladı ve CHP'den de bu açıklamayı bir yalanlama gelmedi.)

Kardeşim ne diyor Irak yönetimi? “Biz bunu savaş nedeni sayarız” diyor. İran ne diyor? “Savaş nedeni sayarız” diyor. Amerika kabul etmiyor. Rusya kabul etmiyor. Kabul eden kimse yok. Yarın bir gün adamların sarayını, evini hallaç pamuğu gibi atarlar. Ve petrollerine el koyarlar. Topraklarına el koyarlar. İş çıkartmayalım. Hukuki pozisyona bakmamız gerekiyor. Yani şu an hukuki pozisyon açısından bu büyük bir risk. Tehlike. PKK'nın eline orayı vermek için, PKK oraya teslim etmek için bir oyun oynuyorlar gibi görünüyor. Çünkü sarayı falan hepsi ortada. Saray derken bir binası var. İki uçakla on dakikalarını almaz. Oranın işgali bir saat sürmez. Bir saatte falan işgal ederler. İş çıkartmasınlar. Yani bunu bir iyi düşünelim. Araştıralım. Bakalım. Bunda bir oyun var. Bir şey var.

 

Nefs Vicdanı Baskı Altına Alır, Vicdanın Yap Dediğini "Mantığı Öne Sürerek" Engellemek İster. Vicdanı Kullanmaktan Asla Ayrılmamak Gerekir

Nefs vicdanı baskı altına alabilir. Vicdanın aksini yaptırtabilir. Vicdan bir şey der. O da mantık koyar ortaya. Mantık felakettir. Aman ha. Genç kızlar çok dikkat etsin. Delikanlılar da dikkat etsin. Sakın mantık kullanmayın. Mantık mutlaka felakete götürür. Mutlaka vicdanla. Diyor “Vicdanımı kullandım. Başım derde girdi.” Ya girsin. Girsin, bir şey olmaz. Sen vicdandan ayrılma. Bütün peygamberler vicdan kullanırlar. Hiçbir zaman için mantık kullanmamıştır Peygamberimiz (sav). Daima vicdan. Musa (as), İbrahim (as), İshak (as), Yakup (as). Bütün peygamberler sadece vicdan kullanmıştır. Bir an bile mantık kullanmazlar. Mantık kullanan felakete gider. Aman ha. Çok tehlikeli. Peygamberimiz (sav) mesela vicdan kullandı, ne oldu? Savaşlara girdi. Binlerce Müslüman şehit oldu. Mantık kullansa ki olmaz. Ama bunun sonucu harama girmek olurdu. Felaket olurdu. Bela olurdu. Allah esirgesin.

 

(Kurban Bayramı'nda sizin anlattığınız “İslam'da velayet sistemine” örnek bir uygulama yaşandı. Van'ın Kalecik Köyü'nde kesilen tüm kurbanlar, mahalle meydanına getirilip eşit parçalara ayrıldı. Resim de var. Bölünen kurban etleri başta ihtiyaç sahibi olanlara ve sonra tüm mahalleliye dağıtıldı.)

Güzel olmuş. Ama yani senede bir kere falan değil de sırf, ara ara böyle hayırseverler yapsın bunu yani. Halk, ümmeti Muhammed yesin. Yani Kurban Bayramı’nı beklemeye gerek yok. Kurban’da da yapsın. Kurban Bayramı’nda da yapsın. Mesela Kurban Bayramı'ndan bir iki ay geçtikten sonra yine yapabilir. Yine kessinler, halka dağıtsınlar. Çünkü protein ihtiyacı çok vahim bir ihtiyaçtır. Hastalanıyor insanlar et yemediklerinde. Sağlıksız oluyor nesiller. Bolca yesinler. Dağıtsınlar. Yani sırf o değil. Peynir de alıp dağıtabilirler. Değil mi? Kalıp kalıp peynir dağıtabilirler. Et dağıtabilirler. Büyük hayır olur.

 

(Star Yazarı Resul Tosun, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Barzani’nin referandum kararına destek verdiği iddiası üzerine şunları yazdı; “Eğer doğruysa bu bir skandaldır. Çünkü Barzani referandumu sadece kendi sınırları içinde yapmayacağını duyurdu. Kerkük’ün de referanduma dahil edildiğini açıkladı. Bu anayasaya aykırıdır. Ayrılma kararı da Irak anayasasına aykırı. Türkiye bu referandumun karşısında dururken CHP Erbil’in yanında yer alıyorsa bu durum gerçekten bir skandaldır. CHP bu duruma bir açıklık getirmelidir” dedi.)

En başta oradaki Kürt kardeşlerimiz için çok ciddi bir tehlike. Yani Irak hükümeti diyecek ki; “Siz hainlik yaptınız, vatanı bölmeye kalktınız.” PKK gibi görecek, aynı. “Biz meşru hakkımızı kullanacağız. Sizi tepeleyeceğiz” der. Amerikan malı silahlar var ellerinde, muazzam silahlar var. Irak ordusu dört koldan girer. Yani ne yapacaksın ondan sonra? Ordu çekilince de PKK girer. Çok büyük hata yapıyorlar çok. Olmaz.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257575/sayin-adnan-oktarin-5-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257575/sayin-adnan-oktarin-5-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170905t_05.jpgSat, 16 Sep 2017 09:00:01 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 2 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar 

A9 TV, 2 Eylül 2017

 

(Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nin İran sınırında Mehmetçik 2 bin 900 rakımlı üs bölgesinde toplu olarak bayram namazı kıldı, kurban kesti. Bölük Komutanı Piyade Üst Teğmen Ozan Topçu, “Ülkemizin bekası için bu kutsal bayram gününde de görevimizin başındayız. Bu vesileyle İran sınırından tüm Türk milletini selamlar, Kurban Bayramlarını kutlarız” dedi.)

Onlar koçyiğit koç, onlar can, onlar melek gibi, maşaAllah. Onların bastığı her yer bereket, gittikleri her yer bereket, nurdur onlar nur. Asker demek nur demektir. Allah onların ömrünü uzun etsin, kahpe kurşunlardan korusun, Allah muzaffer etsin. İslam’a tam sarılmayı, Kuran’a tam sarılmayı nasip etsin.

 

(Bazı çevreler, hükümetin Arakan’a destek vermesinin gereksiz olduğunu belirten konuşmalar yapıyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuya yönelik şöyle söyledi: “Arakan’a desteğimize karşı çıkanlar geçmişlerinden habersizler. Bu çevreler bizim Myanmar’da şehitliğimiz olduğunun farkında değiller. Arakan bize belki coğrafya olarak uzak ancak tıpkı Pakistan, Afganistan gibi gönül dünyamızın sınırları içinde. Bunu böyle bilelim” dedi.)

Konuşanlar kendini bilmiyor onlar ne konuştuğundan haberi yok. Onlara hiç cevap vermeye dahi gerek yok. Orada birkaç gün içinde 3 bin Müslüman şehit edildi, adam “Desteğe ne gerek var?” diyor. Yani egoist bencil bir üslup, çok sevgisiz bir üslup, çok acı.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Arakan konusunda çeşitli ülkelerin devlet başkanlarıyla bizzat kendisinin görüştüğünü söyledi. Birleşmiş Milletler’de de bu konuyu anlatacağını söyledi.)

Allah razı olsun. İşte diyorlar ki “Tayyip Hoca diktatör” işte “gitsin” yok “asılması lazım.” Cumhuriyet tarihinin en mükemmel cumhurbaşkanı, en mükemmel. Bir Atatürk var bir de o var. Bana bıraksınlar münasebetsiz konuşmaları. Şuradaki güzelliğe bak, şuradaki hayra bak, şuradaki güzel ataklara bak, değil mi? Bak birçok kişi lakayt. Tayyip Hoca can olduğu için, maşaAllah, vicdanlı olduğu için ataktan atağa geçiyor. Birçok Müslüman da uyuyordu uyardık etiket yaptık günler öncesinden, ondan sonra canlandılar. Tabii, Tayyip Hocam başında beri canlı, maşaAllah.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Arakan hakkındaki açıklamasına şöyle devam etti: “Arakan bölgesinde bir buçuk milyon kişi vatandaşlık dahil her türlü imkanlardan yoksun. İslam medeniyeti yok edilmek isteniyor. Bu kanlı oyun Arakan’da inşaAllah bozulacaktır. 1912’de Balkan Savaşları’nda bizi açlığa ve ölüme terk etmeyen Arakanlı Müslüman kardeşlerimize biz sırtımızı dönmeyiz. Bu bizim vefa borcumuzdur. Arakan Müslümanlarını yalnız bırakmayacağız.”)

Hz. Mehdi (as)’ın gerekliliği, İttihad-ı İslam’ın gerekliliği açık açık görülüyor. Bütün İslam aleminin tamamında Müslümanlar kan ağlıyor, tamamında. Bak bütün İslam aleminde Müslümanlar kan ağlıyor. Her yer huzursuz. İslam aleminin büyük bölümü de yıkılmış vaziyette, diğer kısmı da yıkmaya devam ediyorlar. Biz de Cenab-ı Allah’ın Mehdi’sini zahir etmesini Cenab-ı Allah’tan istiyoruz.

İşte bunlar hep insanlar tarafından rastlantı zannediliyor. Bir an önce hani bu gürültü bitsin de işimize bakalım kafasındalar. Halbuki o gürültü kapılarına kadar dayanacak onun farkında değiller. Mesela Arakan’la ilgilenmek istemiyor. Kardeşim, sıradan gidiyorlar işte görüyorsunuz, Suriye, Irak, Pakistan da mahvolmuş vaziyette, her yerde çatışmalar, Afganistan zaten tamamen işgal edilmiş durumda, Libya mahvoldu, Mısır zaten işgal altında, Yemen mahvedilmiş vaziyette. Dolayısıyla felaket adım adım adım ilerliyor. Daha hala adamlar keyfinin rahatlığının peşinde.

 

Darwinizm Deccaliyetin Diniydi İlmen Yıktık. İngiliz Derin Devletinin Oyunlarını Deşifre Ettik. Bunların Hepsini Mehdiyetin Bereketiyle Yaptık

Darwinizm. Nerede? Ara, buhar oldu. Bunu Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. İngiliz derin devletini rezil-kepaze eden kim? Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. Rumilik adı altında İslam ümmetini dinsizliğe sürükleyeceklerdi, kim engelledi? Mehdiyet’in bereketi altında yaptık. Abdülhamit dönemini göklere çıkarıyorlardı, dedik ki, “İngiliz derin devletinin ilk atağa geçtiği ve Osmanlı’yı mahvettiği dönemdir” dedik, Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. PKK’yı rezil-kepaze ettik, Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. Bütün oynanan oyunları bozduk, bilmediğiniz oyunlar da var, bak bilmediğiniz büyük oyunlar var bunları da teker teker bozduk, Mehdiyet’in bereketiyle yaptık. Mehdiyet bir ödüllendirme değildir. Ha 2019’larda ne olacak? İlimle irfanla cılığını çıkaracağız cılığını, iflahını keseceğiz deccaliyetin, “Allah Allah” dedirteceğiz. Mehdiyet budur. Mehdiyet’in öncüsü olarak zemin hazırlıyoruz. Sonra da mübarek zuhur eder, biz zeminini hazırlayalım o kolay. Dolayısıyla bizim sükut-u hayale uğramamız, hayal kırıklığına uğramamız değil de onları yerle bir etmemiz mevzubahis, ilimle irfanla ve kanunla hukukla.

 

Televizyonda, Sosyal Medyada Saatlerce Boş Konuşmaların ve Tartışmaların İçine Dalıp Vakti Böyle Geçirmek Mümine Yakışmaz

İnsanlar sosyal medyayla iç içe olsun ama oradan İslam’ı yaysın anlatsın, boş tartışmalara girmesinler. Bazıları televizyon seyrediyor saatlerce vaktini boşa harcıyor. Mesela futbol tartışması var konuş konuş konuş bitmiyor. Yazık-günah değil mi kardeşim yerinden bile kıpırdayamıyorsun. Artık sırtı omuzu falan uyuşuyor. Kalk hareket et bir şeyler yap. Boş laf onlar onlardan bir tanesi bile aklında kalmaz ve sana da hiçbir faydası olmaz. Sadece seni gerer ve rahatsız eder. İnternette de öyle, mesela giriyor tartışmaya birisiyle, mesela inatçı muannit birisi, konuş konuş konuş sabahlara kadar konuşuyor netice alamıyor, ertesi gün yine konuşuyor, ertesi gün yine konuşuyor. Karşısındakinin şeytan olduğunun farkında değil. Şeytan onunla oyun oynuyor. O bilgisayarda konuşturan o, eğlendiğini zannediyor. Veyahut onu yeneceğini zannediyor. Halbuki karşısındaki şeytan, onu parmağına takmış oynatıyor, onun vaktini alıyor, ona Allah’ı andırmıyor, onu serseme çeviriyor. Yani şeytan o insanın içine hulul eder ve onu yönlendirir ona musallat eder. O da onunla habire baş etmeye çalışır. Allah ona o zaman şeytani bir zeka veriyor, şeytanın zekası o adama geçiyor, yani o adeta bir şeytan insan haline geliyor. Onunla da baş edemeyince o ertesi gün baş ederim diyor, ertesi gün ve günlerini saatlerini alarak sinirlerini bozuyor, aklını bozuyor, vaktini harcatıyor. Böyle oyunlara hiç kimse gelmesin.

 

(Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Arakan için Endonezya, Malezya ve Bangladeş’le bağlantıda olduklarını ve özellikle Bangladeş’e “Kapılarınızı Arakanlılara açın, ne kadar masrafınız varsa biz karşılayacağız” dediklerini söyledi. “Onlara daha önce giden Arakanlı Müslüman kardeşlerimize her türlü desteği veriyoruz, gerek o ülkeler aracılığıyla gerekse Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği aracılığıyla” dedi.)

Çok ayıp yapıyor Müslümanlara oradaki yönetim çok acımasız davranıyor. Myanmar’la bir fiziki görüşme sağlamak lazım. Arakan burada küçük bir bölüm, Müslümanların yaşadığı bir bölüm, Myanmar’da yaşayan Müslümanların olduğu bölge Arakan. Bu Rohingya Müslümanları, Rohingya bir ırk sayılır Rohingya ırkı. En çok ezilenler onlar orada. Çoğunluğu Müslüman. 38 bin kişi ülkeyi terk etmiş. Arakan biliyorsunuz Bangladeş sınırında Bangladeş’e çok yakın. 20 bin kişi sınırda bekliyor Bangladeş açamıyor. Halbuki Türkiye “bakarız” dediyse aç bomboş her yer. Myanmar denen Burma’dır aynı isim, Myanmar’la Burma aynı isimdir. Arakan burada bir bölge, Müslümanların olduğu bir bölge. Yanlış anlaşılıyor da onun için anlatıyorum. Rohingya mesela Türk ırkı gibi bir ırk orada, Rohingya bir topluluk yani Müslüman topluluğu.

 

Batı'nın Müslümanlara Olumsuz Bakış Açısının Temelinde Gelenekçi Ortodoks Anlayışın Hurafeleri Var

Diyor ki gelenekçi Ortodoks Müslüman; “Sakalını tıraş edemezsin, jiletle tıraş ettiğinde üç gün üst üste tıraş edersen seni öldürürüm” diyor. Bu ne bu? Adam tıraş oluyor Avrupalı, değil mi? Müslüman tıraş oluyor, “üç gün üst üste tıraş olursan seni öldürürüm” diyor. Yahut adam namaz kılmıyor, Müslüman elhamdülillah ama namaz kılmıyor, ölüm sebebi. “Çöplüğe atarız” diyor ölüm sebebi bu. Yahut zekat vermiyor, ölüm sebebi. Mesela Müslümanken adam “ben Hristiyan olacağım arkadaş” diyor, ölüm sebebi “irtidat ettin” diyor ölüm sebebi. Mesela kadın, erkek arkadaşıyla ilişkiye giriyor farz edelim, ölüm sebebi. Ama taşlanarak öldürme var bunda taşlayarak öldürme. Tablo görüyor tükürüyor, heykel görüyor tükürüyor, kadın görüyor “deşarj olmam gerekiyor” diyor kadını dövüyor. Ve kadını yarım varlık olarak hayvanla insan arası haşa bir varlık olarak görüyor. Ve kadın ne derse tersinin yapılması gerektiğine inanıyor. Mesela kadın “hadi çarşıya gidelim” “yok gitmeyelim” “mesireye gidelim” diyor “yok gitmeyeceğiz” diyor, ne derse tersi. Yani muhalefet edin diyor açıkça. Mevlana’nın kitaplarında da var, hadislerde de var. “Dekolte giyemezsin” diyor, “parfüm kullanamazsın, kaşını alamazsın, saçını boyayamazsın, güzel görünemezsin, sokağa çıkamazsın” sabaha kadar sayarım. Avrupalılar da diyor ki “biz böyle bir baskı sistemini, bir dehşet sistemini istemiyoruz. Ne diyelim adamlara “yanlış yoldasınız” mı diyelim? Adam bunu istemiyor haklı, bu şiddeti bu dehşeti istemiyor. Kadınlara yapılan bu zulmü de isteniyor. Ha istemiyorsa nasıl yapıyor tabii onların yöntemleri kötü. Ama istememesi normal, istememesi gerekir. Gülmek bile kadınlara yasak haram gülemiyor, şaka yapamıyor, kadın ve erkek aynı ortamda bulunamıyor, fotoğraf çektirmek haram, fotoğrafın asılması haram, internete konması haram, müzik dinlemek haram, dans haram, şiir haram.

 

Müslüman Akılcı, Modern, Güçlü Olduğunda Kuran İslamı'na Uyduğunda Kimse Alay Edemez, O Sözleri Alay Edenin Boğazında Düğümlenir

Bazı insanlar gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla alay edebilirler. Bizimle niye alay edemiyorlar? Çok zavallı konumdalar, acınacak hallere düşüyorlar. Bir kişi çıksın da alay etsin niye alay edemiyor? Alayı boğazına düğümleniyor. Müslüman güçlü olduğunda alayı adam karpuz yutar gibi yutar. Dolayısıyla sen de modern Müslümansın seninle de alay edemezler. Sen hiç gönlünü yorma, akılcı olarak İslam’ı anlatmaya devam et. Ama gelenekçi İslam’ı anlatmaya kalkarsan adam alay etmeye kalkar. Kadın evden çıkamayacak, işte kaşını almayacak, dekolte giymeyecek. Zaten modern bir Müslümansın, senin modern İslam anlayışınla kimse çatışamaz. Direnirler ama alay edemezler. Çünkü alay ettiğinde karpuz yutar gibi yutmak durumundadır. Göğsünü gere gere anlatacaksın. Sen bir kere Kuran Müslümanısın ve güçlü konumdasın istediğin gibi anlatırsın. Alay ettiğini zanneder o çok zavallı konuma düşer çok akılsızdırlar. Bize de bazen yazı yazıyorlar zeka fakiri garibanlar, insan acısın mı gülsün mü ne diyeceğini şaşırıyor. Alay eden alay edilecek hale geliyor. Alay ettiğini zanneden gerçekten alay edilecek hale geliyor. Ve çok zavallıca böyle ahmakça sözler ediyorlar. Biz alayı kabul etmemiz için alayın bir gerçeklik yönü olması lazım. Ahmakçaysa o alay sadece söyleyene ızdırap verir başka bir şey olmaz. Mesela diyor ki “Gençler ne kadar yakışıklı alay ediyorum puhaha” diyor. Böyle alay olur mu? Adam pastırma gibi pişmiş yanmış yani. Mesela hanım arkadaşlarımızın “dekoltesiyle alay ediyorum” diyor. Adam ne olmuş, asfalt gibi olmuş simsiyah olmuş yanmış nasıl alay etsin? Ama mesela biz burada güçsüz bir görünüm versek, genel kültür, görünüm açısından, zenginlik açısından güçsüz bir görünüm, hitabet açısından güçsüz bir görünüm versek, hanımlar güzel olmasa, gösterişli olmasa, güzelse bile kapalı olsalar dekolte giyinmeseler onlara muazzam malzeme çıkardı. Diyeceklerdi ki “biz bak rahat yaşıyoruz siz yaşayamıyorsunuz. Biz müzik dinliyoruz siz müzik dinleyemiyorsunuz, biz dans ediyoruz siz dans edemiyorsunuz, biz zengin yaşıyoruz siz fakir yaşıyorsunuz. Ama onun elindeki her şeyi aldığımız için şu an içleri kan ağlıyor.

 

Laiklik Her İnanç Sahibinin Dilediği Gibi Yaşamasının Garantisidir ve Kuran'da Laikliğin En Güzel, En Mükemmel Hali Vardır

Mesela laiklik olmasa adam ortaya çıkar “ben hadis gördüm” der, senin saçını zorla kapatmaya kalkar. Ama laiklikte vahşilik yapamıyor çünkü insanın inancına müdahaleyi yasaklar laiklik. Bunu Kuran’da Cenab-ı Allah o kadar öz ve o kadar net hikmetli açıklamış ki. Bak, diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 6) Bu kadar. Yani senin inancın sana, istediğin inançta olabilirsin. Ben de kendi inancımda olurum. Ben sana karışmıyorum, sen de bana karışma, laiklik budur. Ve “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.” (Bakara Suresi, 256) diyor Allah ayette. Adam namaz kılmıyor, karışma sana ne. Zekat vermiyor, sana ne. Sana mı soracak? Allah ile onun arasında. Allah “karışmayın” diyor. Bunlar “yok, karışacağız” diyorlar. Bunun anlatılması Mehdiyet dönemindedir yine. Bak, bugün Sayın Devlet Bahçeli’nin bir konuşmasını dinledim evde. Diyor ki; “Bütün İslam alemi kan ağlıyor. Türkiye bu konuda lider olması gerekir” diyor. “Bu kandan, bu acıdan onları kurtarmak için.” Bu ne bu? Mehdiyet.

 

(Kahramanmaraş'taki Domuztepe Höyüğü’nde sürdürülen arkeolojik kazılarda yaklaşık 8 bin yıl öncesine ait pişmiş topraklardan yapılmış lider mühürleri bulundu. Arkeologlar taş ve pişmiş topraktan yapılan önemli mühürler bulduklarını açıkladılar. Bulunan mühürler için mühürlerdeki şekiller toprak mülkiyeti hakkında olduğuna işaret ediyor. 8 bin yıllık.)

8 bin yıllık belge var, kağıt var adamlar mühürlüyor ve diyorlar ki, “5 bin yıl önce Kabataş çağı vardı adamlar ellerinde baltayla geziyordu” diyor. Kardeşim bırak bırak 8 bin yıl önce adam evraka mühür hazırlamış. Evraka basmak için bak mühür hazırlamış. Yazı var 8 bin yıl önce. 8 bin yıl önce yazı var.

 

Faydalı Kitabı Bulup Faydalı Olanı Okumak Önemlidir. Kitabın Faydalı Olduğunun Delili Okuyan İnsana Akıl, Neşe, Kalite Kazandırmasıdır

Mesela PKK kitap okuyor komünist oluyor. Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi militanları çok fazla kitap okuyorlar alayı komünist oluyorlar. Kitap okumak bir kurtuluş getirmez. Felaket de getirir. Mesela satanistler de çok kitap okuyorlar satanist oluyor. Yahut Kafka'nın kitaplarını okuyor adam şizofren bir ruha giriyor yani “bol bol kitap okuyun” böyle bir olay yok. Faydalı kitap diye bir olay vardır. Faydalı kitabın sonucunda insan neşeli, akıllı, dengeli, tutarlı, makul, sevgi dolu ve merhametli olur. Bir kitap okuduğunda bir insan psikopat oluyorsa, saldırganlaşıyorsa, komünist oluyorsa, cinayete eğilimli oluyorsa bu olmaz. Adam mesela otuz tane cinayet romanı okuyor. “Ben gece gündüz kitap okurum” diyor. Ondan sonra duygusal romanlar okuyor ondan sonra gidip cinayet işliyor. Yani kitap okuma diye bir konu yok. Faydalı kitap bulup faydalı kitapları okuma vardır. Faydalı kitap okuyanın da alameti nedir? O insan güzel huyludur, neşelidir, dışa dönüktür, kendine ve etrafına faydalıdır bu insana biz ne deriz? “Kitap okuyor” deriz. Yoksa mesela hükümet de Tayyip Hocam’a diyor ki; “kütüphaneler açalım.” Tamam, ne okunacak? Tenbihü'l-Gâfilin ve Bostanü'l-Ârifin mi? Kafka'nın kitapları mı veyahut Marksist eserler mi? Okunacak kitabın cinsi çok önemli. Bununla ilgili hiçbir açıklama araştırma yapılmamış. “Bol bol” herkese diyor ki “kitap okuyun” kitap okur adam dinsiz, imansız olur zehirlenir adam. Kitap okur çok dindar, aklı başında olabilir. Kitap okur yobaz da olabilir. Aklını da oynatabilir kitap okuyup. Kitap okumak bir kurtuluş değildir. En başta Kuran'ı okuması gerekir insanın. Kuran'ı çok iyi anlaması lazım. Kuran'ı anladıktan sonra Kuran'a paralel mantıktaki kitaplarla insan kurtulabilir yani aksini görüyoruz dünyada bütün dünya kitap okuyor ve bütün dünya mutsuz, bütün dünya sürünüyor. Eğer kitap okumayla olsaydı dünya böyle perişan olmazdı. En çok intiharın olduğu ülkeler en çok kitap okunan ülkeler. Kitap okuma yetmiyor. Kaliteli kitap bulmak çok önemli.

 

Sigarayı Bırakmanın Bir İnsan İçin Sorun Olması Küçük Düşürücü. Bir İnsanın Böyle Bir İradesizliği Kabul Etmesi Onur Kırıcı Olur

Sigarayı bırakmak yani sorun olması çok küçük düşürücü bir şey. Böyle bir acizliği bir insanın kabul etmesi onun için çok onur kırıcı. Ne demek sigarayı bırakmam? Mesela ben tatlı yiyorumdur, yemiyorum bu kadar basit. “Tatlısız duramam” diyor mesela bazı tipler var kıvranıyor adam böyle kriz geçiriyor “tatlı olmasa ben aklımı yerim” diyor. Ne zorun yemezsin bu kadar basit. Sigara; içmiyorum bu kadar basit. Hayır ne olur yani içmeyince? “Çok sıkılıyorum ya” diyor kendi kendini sıkarsan tabii ki sıkılırsın. Ne zorun yani gıda değil bir şey değil. Hayır, havasız duramam dese olur. Susuz, yemeksiz duramam dese bu makul ama sigaranın ne alakası var. Direkt iradesizlik ve insanın kendini küçük düşürmesi başka bir şey değil yani mahcup etmesi. Ben kendi adıma öyle görüyorum yani başkaları nasıl düşünür bilmiyorum. Böyle bir olay olmaz. Sigarayı nasıl bırakayım? Yok elektronik sigara ya ne kadar küçük düşürücü şeyler bunlar ne zorun ya paket varsa kaldırır atarsın. Ayağınla ezersin bir daha da içmezsin hiçbir şey de olmaz. Vücudun hiçbir tepkisi olmaz. Bir şey yok, kendi kendine telkin yapıyor. Sigarayı bıraktın mı bırakmış olursun hiçbir şey olmaz, konu kapanır yani. Bu çok kızdırıcı yani sigarayı bırakamamaları.

 

(George Soros'un Beyaz Saray tarafından terörist ilan edilmesi için imza kampanyası başlatıldı. Soros kampanyada, Amerika ve halkını bilinçli bir biçimde istikrarsızlaştırma ve çeşitli tahrik eylemlerinde bulunmakla suçlanıyor. İmzaların sayısının 19 Eylül'e kadar 100 bini aşması halinde Beyaz Saray'ın bu çağrıya resmi bir cevap vermesi gerekecek.)

Soros, Trump'ı çağırır mekânına ayak ayaküstüne atmış olarak, önüne de bu dosyayı atar; “Gereğini yap” der. O da; “Derhal Efendim” der bu kadar basit yani. Amerika’nın başkanı Soros’tur, Trump değil. Yani dolayısıyla kim kime emir veriyor? Şimdi bana bıraksınlar bu masalları.  100 bin değil 100 milyon imza topla istersen vız gelir tırıs gider İngiliz derin devletine ve Soros'a.

 

Engelli Kardeşlerimizin Her Şeyinden Devlet ve Millet Sorumlu Olmalı. Aileleri Değil Biz Hep Birlikte O Kardeşlerimize Sahip Çıkıp Bakacağız

Kardeşim engelli ihtiyaçları diye bir şey olmaz. Bu, devlet bütçesinden karşılanması gereken bir durum. Engelliye ailesi bakması diye bir olay olmaz. Her şeyinden devlet sorumlu olması lazım, millet sorumlu olacak, millet.  Biz sağlıklıyız elhamdülillah, biz sorumlu olacağız. Bizden çok şey götürüyor, götürsün kardeşim Allah Allah. Dört ceket alacağıma iki ceket alırım, götürsün. Yeter ki bu manevi acıyı çekmeyelim. Engelli aileleri nasıl bütün varını yoğunu o insanlara harcasın ve neden böyle bir şey olsun? Engelli, o çocuklar bizim çocuğumuz oluyor, biz bakmakla mükellefiz. Niye ailesi bakmakla mükellef oluyor, bize ait çocuklar değil mi? Velayet sistemi vardır İslam'da, biz onlardan sorumluyuz. Bize ait insanlar, biz bakacağız ne ihtiyacı varsa bizim almamız lazım.  

 

Her Yerde Kediler ve Sokak Hayvanları İçin Yemek Mekanları Olmalı. Düzenli Temizliği Yapıldıktan Sonra Bu Mekanlar Kimseyi Rahatsız Etmez

Kediler hakikaten yazık hayvanlara çöplüklerde bir şeyler arıyorlar. Çöplükte kedi niye aransın hayvan? Ne olur, artan yemeyi ver bir kenarda ver. Kediler için yemek yerleri yapılması lazım kolay yıkanan, belediye de oraları yıkaması lazım. Yani gayet kolay, betondan bir yer yapılacak, bir de akar yani onun bir gideri olacak bu kadar. Basınçlı suyla yıkanacak her gün. Her gün insanların yemekleri artıyor alıp götürürsün koyarsın, hayvanlar yer. Zaten yani mesela et verilse suya çok az ihtiyaçları oluyor kedilerin, o kadar şey olmuyor. Etin suyu falan yetiyor onlara ama yine de temiz bir su kabı gerekir. Doğru söylüyor benim güzelim.

 

Köylü Bir İnsanda Belki Bilgi Eksikliği Oluyor Olabilir Ama Züppe, Ukala Bazı Entellerden Ruh Kalitesi Olarak Kat Kat Üstündür

Köylü olmak, belki hani görgüsü eksiktir diye düşünüyorlardır. Kültürü eksiktir, giyim zevki, kalitesi falan. Tamam, hakikaten görgüsü eksik oluyor köylülerin genel anlamda oluyor. Kültür de genel anlamda eksik olur doğru. Bilgisi de eksik olur doğru. Ama onlardaki aşk, tutku, sevgi, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik asla bulunamaz asla. Onların dostluk anlayışı o sevecen sıcak insani ruhlarıyla bir entelin -bazı entellerin diyelim- züppeliği, çakallığı, bilmişliği, millete tepeden bakmasının arasında dağlar kadar fark var. Bir tane köylü benim için öyle yüz binlerce züppe entelden çok çok daha üstündür. Bazı enteller için diyorum tabii ben hepsi için demiyorum. 

 

(Barzani referandum konusunda şöyle bir açıklama yaptı. “Referandum kararı tarihi bir karardır. Bağımsızlık uğrunda gerekiyorsa her türlü bedeli ödemeye hazır olmalıyız. Olur da Kürdistan halkı referandum için ‘hayır’ derse görevimden istifa ederim çünkü artık çalışmam için bir sebep kalmaz” dedi.)

Yani tam bir bela. Şu üsluba bak. Çekileceksin ondan sonra PKK’ya teslim olur orası. Referandum değil yani o mevcut sistemi oturtabilirsin. Zaten özgür yaşıyorsun, zaten parlamenton var bilmem neyin var ama devlet ilan etmene ne gerek var? Durduk yere iş çıkaracaksın. Irak hükümeti diyecek ki, “Bunlar benim devletimi işgal etti bunlar terörist” diyecek terörist konumuna geleceksin. Yani gayrimeşru hükümet durumuna geleceksin. Adamların seni vurma hakkı olacak uluslararası. Yani seni vurma hakkı olacak. Irak hükümetinin seni vurma hakkı olacak. Birleşmiş Milletler buna “evet” der. NATO “evet” der yerle bir ederler binanın her yerini falan hallaç pamuğuna çevirirler. PKK da gelir tak oturur. PKK'nın bir oyunu bu böyle bir oyuna gelme.

Saddam döneminde de Barzani aynı hatayı yaptı, Barzani aynı hatayı tekrarlıyor şu an. Barzani’nin hatası şu. Babasının yaptığı hatayı ve kendi döneminde de yaptığı hatayı yine tekrarlıyor. Saddam döneminde de aynı hataya düştü. İngiltere bunları tahrik etti aynı şu anda olduğu gibi. Sonra ne oldu? Bağımsızlık ilan etmeye kalktı. Saddam, on binlerce mümin Kürt kardeşimi kimyasal silahla yerle bir etti. Sonra da teslim oldu “vazgeçtim” dedi. Hiçbir ülke korumadı o saldırıda hiçbir ülke. Çünkü “haklı” dediler “adamın ülkesini bölüyor adam terörist” dediler “tabii ki ezecek” dediler. Yine biz koruduk, biz içeri aldık Kürt kardeşlerimizi. Yine aynı oyuna geliyor. Kardeşim bir insan bir hatayı yapınca on kere mi yapar? Irak hükümeti diyor ki ‘tanımayacağım’ diyor. Ne diyor biliyor musun? Senin iflahını keseceğim anlamına gelir bu. Sayın Devlet Bahçeli de dedi “bu savaş nedenidir” dedi. Türkiye için kastetmiyor tabii de yanlış anlaşıldı. Irak’ın savaş hakkı var böyle bir durumda. Savaştığında da koalisyon güçleri var herkes destekler.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257572/sayin-adnan-oktarin-2-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257572/sayin-adnan-oktarin-2-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170902t_04.jpgSat, 16 Sep 2017 08:37:08 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 1 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 1 Eylül 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arakan için şunları söyledi: “Biz vicdanımızı, adalet duygumuzu, hakkaniyet ölçülerimizi bir kenara bırakarak sadece kendi menfaatlerimiz için önümüze çıkan her şeyi ezip geçerek hareket edemeyiz. Bunun için Suriye’deki, Irak’taki, Balkanlardaki, Kafkaslardaki kardeşlerimize yüreğimizi açtığımız gibi Arakan’da zulüm gören mazlumları da yalnız bırakamayız” dedi.)

Kardeşim, orada müthiş bir kepazelik var. Şimdi İngiltere orada petrol çıkartmak istiyor, bir de oralara turistik tesisler yapmak istiyor. Arakanlı Müslümanları bela olarak görüyor. İngiltere derken İngiliz derin devleti, “bunların hepsini temizleyin” dediler ve doğrudan katliam. Kardeşim, katliama ne gerek? Dersin ki “arkadaş, siz burayı tahliye edin” dersin, biz bir çare buluruz. Niye adamları öldürüyorsunuz? Niye şehit ediyorsunuz? Niye evlerini yakıyorsunuz? Dersin “arkadaş, ben burada ya katliam yapacağım veyahut işte burayı boşaltın” dersin, değil mi? İngiliz derin devletiyle. Biz konuşuruz boşaltırız orayı, gel petrol mü arıyorsun ne arıyorsan ara. Niye Müslümanları şehit ediyorsunuz, kepazelik çıkarıyorsunuz, rezillik yapıyorsunuz? Petrol için yaptıkları olaya bak. Orada böcek kadar kıymeti yok Müslümanların böcek kadar. Kitle halinde hepsini şehit ediyorlar. Müslümanlara dedim ki “Böyle şey olmaz büyük bir miting yapalım” dedim. Toplanmışlar 10-15-20 kişi, söyledim zaten “çok az olur kıymeti olmaz, o az olur” dedim. Toplanmışlar hoca efendiyi çıkarmışlar Diyanet İşleri Başkanı’nı vekil olanı, ağlamaklı bir sesle yalvarıyor Allah’a dua ediyor tamam güzel. Ama adam seni öyle bilmiyor ki. Sen, kadın zina ettiğini düşündüğünde taşlayarak öldüreceğini düşünüyor. Kadını hayvanla insan arası bir şey olarak gördüğünü düşünüyor. Kadına sopa atıp deşarj olmak istediğini düşünüyor. Say da say. Sakalını keseni öldürmek istediğini düşünüyor. Sen ağlamaklı ve mazlum gariban bir üslupla dua ediyorsun ama adam senin o kanaatte olduğuna değil acımasız biri olduğuna inanıyor. Onun için senin hakikaten mazlum olduğunu göstermen gerekiyor. O çok hayati bir konu. Gelenekçi İslam anlayışı çok gaddar görünüyor, çok acımasız görünüyor. Hepsi olmasa bile büyük bölümü öyle görünüyor. Önce onun halledilmesi lazım. Adamlar diyor ki gaddarlık öyle olmaz böyle olur diyor adamlar. Madem siz gaddarlık yapacaksınız biz sizi önceden bir ortadan kaldıralım diyorlar. Böyle bir felaket.

Bak mesela Arakan’da İngiliz derin devleti bir tane direniş örgütü kurmuş IŞİD gibi küçük. Halbuki bu insanlar yemek yemeye para bulamıyorlar. Öyle silah falan bulmak değil kalacak yerleri de yok. Görüyorsunuz ayakta bekliyorlar çalıların altında falan. Böyle bir yerde silahlı örgüt kurulabilir mi? Silahlı örgüt orada çalışma yapabilir mi? İngiliz derin devleti tarafından bir avuç çakala bunu hazırlatmışlar. Myanmar’da askeri üsse saldırttırdılar bunları. 11 askeri öldürttüler. Bunun üzerine hemen ertesi gün 3 bin Müslüman bir gün içinde şehit edildi 3 bin. İngiliz derin devletinin oyunu, her yerde aynı numara aynı yöntem. Kardeşim, bu mümkün mü terörist orada nasıl olsun? Adam çatal-kaşık bile bulamıyor silahı nerede bulsun? Otomatik silahlı adamlar bombalı falan. Çete, dışarıdan getirmişler saldırtıyorlar sonra da 3 bin Müslümanı şehit ettiler ve eylemle cayır cayır yaktılar. Bütün dünya seyrediyor. Diyor ki Birleşmiş Milletler açıklama yapıyor “İki tarafı da itidale davet ediyoruz sakin olsunlar kavga etmesinler” diyor. Kardeşim, zaten saldıran bir avuç çakal, İngiliz derin devletinin çakalı. Bak o çakallar da kaçıyor bunu yaptıktan sonra. Yani doğrudan İngiliz derin devletinin elemanları, İngiliz asıllı adamlar. Ama “kim yaptı?” diyorsun “Rohingyalar yaptı” diyor “gözümüzle gördük” diyor. 3 bin kişiyi bir gün içinde şehit ettiler.

 

(“Başı örtülü bayanlar mı daha dindar yoksa açıklar mı?” izleyici sorusu)

Her ikisi de dindar. Çünkü içtihat meselesi bu. Mesela farz edelim Kuşadası’nda oluyor dekolteye cevaz veriyor kendi şahsi kanaatiyle. Çünkü hakikaten kimse dönüp bakmıyor dekolte hanımlara. Kimse de laf atmıyor. Ben Kuşadası’nda, Fethiye’de, Köyceğiz’de mayolu bir hanıma laf atıldığını hiç duymadım. Kimse taciz etmiyor rahatsız etmiyor. Dolayısıyla kendilerini güvende gördükleri için hanımefendiler mayoyla gezebiliyorlar. Helal, bu helaldir. Ama mesela bir il, bir yerde mesela bir hanım mini etekle geziyor sarkıntılık yapıyorlarsa güvenli değilse orada hanımın kapanması gerekir, yüzü de dahil mümkün mertebe. Ama gücü yetmiyorsa başörtüsü falan da olur. Ama asıl olan tamamen kapanmasıdır. Kuran’da mümin hanımların dekolte olduğu Ahzab Suresi’ndeki ayetten açıkça anlaşılıyor. Çünkü dekoltelerini kapatsınlar diyor ayette. Dekolte hanımların hepsi. “Ey Peygamber” diyor ve “diğer mümin hanımların hepsine söyle” diyor “dekoltelerini kapatsınlar” diyor, hepsi dekolte.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin dost çoğaltmak istediğini söyledi. “Bizim amacımız dostlarımızın sayısını artırmak. Tüm samimiyetimizle dostluk elimizi uzatıyoruz. Bu eli tutan hiç kimse bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da pişman olmayacak” dedi.)

Türkiye’yle bir şey olmaz, sadece Türkiye’yle. Türkiye küçük bir ülke, bir avuç toprak kaldı elimizde. Askeri gücü belli, imkanları belli. İran’la birleşelim, Pakistan’la birleşelim, Suudi Arabistan’la birleşelim, Rusya’yla birleşelim bitti, dünyada hiçbir sorun kalmaz. Putin kabadayı, delikanlıdır Putin. Suudiler nur gibi Müslüman tertemiz yüzde yüz Müslüman. Şiiler yüzde yüz Müslümandırlar. Pakistan, Şii çoktur Pakistan’da ama genellikle de Sünni ağırlıklıdır, nur gibi Müslümanlar. Birleştik mi konu biter.

 

(“Boşanan kadınlar zor durumda kalıyor. Bununla ilgili ne yapabiliriz?” izleyici sorusu)

Kadınlar her halükarda zor durumda kalıyorlar genç kızlar. Evlenmeyen genç kızı akıl almaz eziyor toplum. Boşanan kadını, dul kadını da öyle. Çok korkunç. Genç kızlar da öyle, “git kendine koca bul” falan. Daha çocuk 17 yaşında “git evlen başının çaresine bak, başımıza bela oldun” işte “git çalış ne yapıyorsan yap, yakamızdan düş.” Kardeşim, akıl almaz bir zulüm yani. Ağabeyi gelir işte “bu ne biçim saç” öbürü gelir “bu ne biçim etek.” Her yerde eziyorlar idi, ama bu rezalete esaslı bir darbe vurduk Allah’a çok şükür. Şimdi bayağı bir hiza oluyorlar. Şimdi bak Allah razı olsun, ben dedim ki “böyle çakallık yapanları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirin” dedim. Şimdi hükümetin o yönde kararı var. Bu tip çeteler, silahla internette kendini tanıtan, dedim ya internette silahla tanıtıyorlar falan, ya çete veyahut kabadayılık yapıyor kendince sahte kabadayılar veyahut bilgisizliğinden yapıyor böyle tipler var. Bunların hepsi şu an tespit ediliyor hükümetin talimatıyla. Şu an hükümetin aldığı karar var. Bak biz bunu rica ettik istedik, tek tek şu an polis hepsini tespit ediyor.

 

(“Paralel evrene nasıl geçilebilir?” izleyici sorusu)

Yobaz takımı bu çocukları zehirleyememiş. Atatürk’ün yedi ceddine rahmet olsun. Eğer o olmasaydı bu çocuklar da yakılmıştı söyleyeyim. Mahvolmuşlardı yani. Atatürk’ün vesilesiyle Allah vesile etti, Mehdi’dir o bir nevi vesile etti, vesile oldu bak tertemiz bir nesil var zehirlenmemiş. Gelenekçi Ortodoks sistemin müşrik üslubuyla mahvolmamış çok büyük bir kitle var. Çok nadir gençler üç-beş kişi biliyorsunuz. Bir kısmı o zehrin etkisinde ama genelde etkilenmemişler. Canımın içi, şimdi zannediyorlar ki koskocaman bir evren var, bir de ona paralel kocaman bir evren daha var. Paralel evrene biz yapışığız şu an. Şu ekran var ya, bu ekranla yapışığız. Milimetrenin yüz binde biri kadar bile değil, iç içeyiz. An meselesidir paralel evrene geçiş. Mesela adam diyor ki “gideceğiz” diyor. Gittiğin sana gösteriliyor da gittiğin falan yok, mesafe falan. Allah Katında mekan yoktur zaman da yoktur. Öyle diyeyim de anlasınlar.

 

Samimiyet Allah'ın İnsanlara Verdiği Bir Ruh Ferahlığı Bir Nurdur. Allah İnsanlara Sürekli Doğruyu Vahyeder, Ona Tam Uymak Samimiyettir

Samimiyet, Allah’ın insanların içine verdiği bir nurdur o, bir ruh, ruh ferahlığı. Yani alabildiğine dürüst olmak, tam vicdanın sesini dinlemek. Allah insana sürekli vahyeder, çok büyük bir kolaylık bunu anlamazdan geliyorlar. Diyor ki “bir yere peygamber geldiğini nereden anlarız?” Kardeşim zaten sana vahyediyor Allah kalbine. Vahyi dinlersen cennetlik oluyorsun bu kadar. Kalbine gelen vahyi yani dürüst yaşarsan, samimi olursan. Allah diyor ki “Samimi olan kullarım kurtulur” diyor samimi. Daha nasıl anlayacaksın yani? Samimi olan. Samimi demek, Allah’ın kalbe ilham ettiği vahyi dürüstçe uygulayana samimi denir.

 

(Sayın Devlet Bahçeli referandum kararına yönelik yeni bir açıklama yaparak, “Kerkük’ün referanduma dahil olması rezalettir ve hıyanettir. Türkiye bu hasmane oluşum ve yapılara göz açtırmamalı” dedi.)

Kerkük’ün altyapısını hazırladılar. Orada işte Kürt çoğunluk haline getirdiler, Türkleri az gösterdiler, nüfustan kayıtlarını sildiler yaktılar, nüfus kayıtlarını yaktılar. Çok kötü yöntemler. Zaten İttihad-ı İslam olacak yaksanız kaç yazar yakmasanız kaç yazar? Biz oraları PKK’ya teslim edecek halimiz yok. Ha yapılanabilir mi? Yapılanabilir. Ama bir gece içerisinde tamamını yok ederiz. Yani ‘el mi yaman bey mi yaman’ demişler ‘bey hepsinden yaman’ demişler. Çünkü karadan burnumuzun dibinde bu adamlar. Dünyanın en ala silahları bile olsa hallaç pamuğuna çeviririz söyleyeyim. 10 saat bile sürmez 6-7 saatte bitiririz. Yaya da hallederiz yaya, öyle bir konu olmaz. O silahların hepsini de alırız ayrıca söyleyeyim. Onların elindeki silahların tamamına el koruz. Boşa oyun oynuyorlar açıkça belirteyim.

 

(“Suriyelilerden ben rahatsızım. Sizce?” izleyici sorusu)

Nerede oluyor Suriyeliler de insanlar rahatsız oluyor, siz gördünüz mü Suriyeli dışarıda? Yani şu yollarda rastladıklarımızı mı kastediyorlar? Para isteyen. Gariban çoluk çocuk onlar ne var onda bir şey yok. İftiharla insan ona üç-beş kuruş verir. Çadırda oturuyor onlar zaten kimseyle bir alıp-veremedikleri yok ki. Neden rahatsız oluyorlar ne yaptı bu garibanlar bu mazlum insanlar ben anlamadım. Allah aşkına, sen Suriye’den gelsen, savaştan kaçıp gelsen, Türkiye’ye giriş yapsan ben seni baş tacı ederim, ben senden niye rahatsız olayım? Neden böyle düşünüyorsun ben anlamıyorum ki. Var mı gerekçeleri şu nedenden diyorlar mı? Bilmiyoruz. Olmaz sen şefkatli kızsın sana yakışmaz.

 

Cennetin Dünyaya Benzer Yönleri Vardır, Ancak Görüş Daha Keskindir

Cennet dünyaya benzer. Baktığınızda ufuk daha geniş, daha net, görüntü çok keskindir. Bir de böyle biraz Alis harikalar ülkesinde gibi yani çok harika bir yapı. Mesela insanın çok fazla bedeni oluyor ama gayet normal görüyor bunu. Görüş keskin, duyma keskin, rahat bir ortam yani o kadar başka bir şey yok. Ama cennetin asıl güzelliği bu dünyada yaptığımız güzelliklerin anlatılması hatırlatılmasıdır. En zevkli yönü budur cennetin. Ölüm de ani bir netleşme, ani bir keskinlik, birdenbire keskinlik oluşması. Müslümanda can alınması öyle zannedildiği gibi değil. Küfürde çok çetindir. Ha hastalandığında adam çırpınıp bağırabilir, onunla alakası yok. Ondan çok önce canı alınmış olabilir. O görünenle alakası yoktur. Çünkü o başka boyuta geçtiği için bizim orada gördüğümüzle onun bağlantısı olmaz.

 

Gelenekçi Ortodoks Anlayışta Kadın Yarım Bir Varlık Olarak Görülür. Kadına Buçuk Denir. Kuran İslam’ında İse Kadın Değerlidir, Özeldir

Kardeşim, sen zamanla gelişen bir dehşet sisteminden bahsediyorsun. Zamanla gelişen bir şirk sisteminden bahsediyorsun. “Tertemiz dinimiz” diyor, senin dininde sakal keseni öldürme var mı? Nasıl tertemiz oluyor böyle bir din? Sen uydurma bir din meydana getirmişsin. Şirk dini meydana getirmişsin, kan dini, dehşet ve şiddet dini haline getirmişsin. Ee, adam diyor ki “ben Hristiyan olmak istiyorum” diyor “uzat boynunu” diyorlar. “Keseceğiz ve şehrin çöplüğüne atacağız” diyor. “Zina edeni taşlayarak öldüreceğiz” diyor. Hırsız olan? “Onu da öldüreceğiz” diyor. Peki zekat vermeyen? “Onu da öldüreceğiz” diyor. Namaz kılmayan? “Onu da öldüreceğiz” diyor. Öldürme diye bir konu yok ki her şeye “öldüreceğim” diyorsun. Böyle bir din anlayışı olur mu? Ve kitlevi münafık çıkarıyor ortaya tabii. O sistemde kadını öldürme, “kadın zaten yarım buçuk” diyor. Bak mesela diyor ki: “O zat Hacı Bayram, bir yerde çadır kurdu” Hacı Bayram-ı Veli “Kendi binler müridini ortaya toplattı, o da emretti ‘ben bir imtihan yapacağım, her kim benim müridim ise ve emri kabul etse cennete gidecek.’ Çadıra birer birer çağırdı, gizli bir koyun kesti, güya has bir müridini kesti cennete gönderdi. O kanı gören binler müritler daha hiçbiri şeyhi dinlemedi inkara başladılar. Yalnız bir adam dedi ‘başım feda olsun’ yanına gitti. Sonra bir kadın dahi gitti, başkaları dağıldılar. O zat hükümet adamlarına dedi ki ‘işte benim 1 buçuk müridim bulunduğunu gördünüz’” 1 buçuk. Biri adam buçuk da kadın, insan değil yani buçuk. Ve bunu iftiharla anlatıyorlar. Kaynağı ne bunun?  Bu Risale-i Nur’daki üsluba benziyor ama tabii her yerde var bu üslup, her yerde bilinen bir şey. Mesela diyor ki Mesnevi’de Mevlana Celaleddin Rumi: “Kadında akıl yoktur” akılsız diyor “kadında akıl yoktur” bitti. “Aydın bir karara varamaz. Peygamber dedi ki; ‘Onunla danış dediğinin tam tersini yap düş yola’ dedi. Nefsini kadın tanı, kadından beter tanı. Çünkü kadın parça buçuktur. Kadınlara danışın sonra da ne dedilerse aksini yapın.” Mesnevi 1. Cilt. “Gerçekten de kadınlara asi olmayanlar helak oldu” diyor. Her yerde nefret öğretilmiş, öfke öğretilmiş, karşı olmak öğretilmiş. O yüzden kadınlara karşı muazzam bir sistem, acımasız bir sistem, ezici bir sistem geliştirilmiş idi, biz de bunları yerle bir ettik. Ve bundan sonra da yerle bir etmeye devam edeceğiz. Ve utanmadan bunu yapıyorlar ve acımasızca yapıyorlar, idi. Sıkıysa bundan sonra yapsınlar göreyim.

 

Aşiretlerin Hürmet, İzzet, Saygı Anlayışı Çok Güzeldir

Aşiret, iyi aşiret olması bir mahsuru yok, güzel. Aşiret evine giriyorsun ayakta karşılarlar hürmet izzet. Başbakanlık binası gibi olur aşiret evleri. Oradaki hürmet çok güzeldir aşiret mensuplarının. Düğünü çok iyi olur aşiret düğünleri yıkılır ortalık. Var mı hiç aşiret düğününden görüntü? Birkaç aşiret düğünü olması lazım kutlama. İlginç olur aşiret düğünleri. Modern insanlar, aklı başında, kibar, saygılı. Ben aşiret mensuplarından tanıdıklarım var, bayağı kibar hürmetli insanlar.

 

(“İslam’da nikah neden gereklidir?” izleyici sorusu)

Nikah Allah'ın huzurunda söz vermesi kadının, erkeğin söz vermesi. Yani neslin bozulmasını önlemek için Allah'ın bir kuralı. Çünkü o zaman çocuk olsa kimden olduğu belli olmaz. Yani nesil bozulur. Neslin bozulmasını önlemek için kadın erkeğe söz veriyor. Erkek de kadına söz veriyor. Ben sadece seninle olacağım diyor. O da ben senden ayrılmayacağım diyor. Bu kadar. Yani verilen bir söz. Başka bir şey değil. Ama tabii nikahta miras hukuku vardır aynı zamanda, miras hukuku, varis olur yani.

 

Kuran İslamı Dünya Çapında Adım Adım Büyük Bir Hızla Gelişip İlerliyor. Deccaliyetin Bu İlerlemeye Karşı Durma Gücü Olmayacaktır

Dünyada yaşanan din teker teker mağlup oluyor ve bu mağlupluk o kadar açık oluyor ki bak Suriye ehli sünnetin kalesiydi. Şia’nın da kalesiydi, yok oldu. Irak ehli sünnetin kalesiydi yok oldu. Tarihe karıştı. Şimdi diyorlar ya hani “kurtardık” falan, bakın çok daha kanlı bir savaş daha gelecek. Bütün o “düzelttik” dedikleri yerler var ya, hepsi yeniden yerle bir olacak, açıkça söylüyorum. Bak şu andan itibaren söylüyorum. Herkes yine kaçacak. Yine olacak. Aynı şekilde Sünni Afganistan yerle bir oldu. Yemen yerle bir oldu. Libya yerle bir oldu ve bir daha düzelmesi şu an imkansız. İmam Mehdi (as)'nin zuhurunun dışında imkansız. Yani her yerde gelenekçi İslam mağlup oluyor. Bak aldığınız haberler hepsi yenilme haberleri ve her yerde zavallı konumundalar ve yeniliyorlar. Kuran İslamlığı şu an dünyada alttan alta bütün gücüyle ilerliyor. Ama İngiliz derin devleti şeytani bir zekaya sahip olduğu için, modern İslam anlayışına karşı, Kuran İslamlığına karşı Rumiliği çıkarttı. Dengelemek için. Ama Rumiliğin karşısında Kuran İslamlığı dev bir aslana benziyor. Ve yerle bir ediyor onu. Rumiliği yerle bir ediyor. Yani Rumilikte dayanamazlar, dayanamıyorlar. Gelenekçi İslam zaten darmadağın.

 

(Amerikan Devleti'nin istihbarat ve ulusal güvenlikle ilgili tüm birimleri Aspen’de bir toplantı yapmış. Bu toplantıdaki önemli istihbaratçıların birçoğu Trump’ın ruh sağlığı açısından Amerika'yı yönetmeye uygun olmadığını açık açık dile getiriyorlarmış. Serdar Turgut “Gerçekten derin devletin olduğunu bu toplantı sonrası daha iyi anladım. Sanırım derin devlet anayasanın yirmi beşinci maddesine göre Trump'ın ruh sağlığına uygun değil diye görevden almaya hazırlanıyor” dedi.)

Onu Tayyip Hoca'ya da yapmaya kalkmışlardı. Yani işine gelmeyen oldu mu hemen delilikle suçluyorlar. Yani eskiden beri böyle. Peygamberimiz (sav)’i delilikle suçladılar. Hazreti Musa (as)’yı, İbrahim (as)'i hepsini delilikle suçladılar. Şimdi de onu delilikle suçluyorlar. Deccaliyetin tek silahıdır o, ana silahlarından biridir.

 

Disiplin Çoğu Zaman İnsanın Neşesini Ortadan Kaldırır. Allah'a Teslim Olup Vicdanınla An Be An Allah'n İlhamına Uymak En Doğrusudur

Disiplin güzel bir şey değil. Allah’a teslim olup, vicdanınla an be an Allah’ın ilhamına uymak en doğrusudur. Mesela faşizmde disiplin vardır. İnsanları mahveder. Mesela İtalyan faşizminde ana konularından biri disiplindi. Hitler faşizminde disiplin. Stalin Rusya’sında disiplin. Ve hep insanları mahvetmiştir. Hür irade, hür düşünce güzeldir. Ama tabii bazı şeylerde mesela askeri çalışmalarda yahut bazı eğitimlerde, sağlık konularında falan disiplin gerekir. Ama o bir tedavidir yani tedavi düzgünlüğüdür.

 

İslam'ı Öyle Bir Tanıtmışlar Ki İslam'ı Yaşarsan Müzik, Resim, Dans, Heykel, Deniz, Güzel Evler, Lüks Arabalar Hepsi Elinden Gider Diyorlar

Kardeşim, size İslam'ı o kadar ters anlattılar ki; İslam sürünmek, mahvolmak. Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmek, bütün nimetleri küfre teslim etmek. Aşağılanmak. Efendim işte bir hırka, kırk lokmayla idare etmek. Bodrum katlarında yaşamak. Estetikten uzak olmak. Müzik dinlememek. Resim diye bir olayı kabul etmemek. Heykel diye bir olayın olmaması. Plaj diye bir olay olmaması. Yüzme havuzları, eğlenceler, diskolar, güzel semtler, güzel villalar, güzel bahçeler, hepsinden vazgeçip tamamını küfre teslim etmek. Yani bunu kastediyorsunuz. Müslüman ne yapar diyor. Sürünür diyor. Yani özetle sürünür diyor. Ben sürünmemeyi tercih ettim. Eğlenceyi tercih ettim. Müslümanın hakkı budur çünkü. Allah ayette diyor ki, “dünyada sizin, ahirette yalnızca size sizin” diyor. Yani dünyadaki bütün nimetler için. Bak “dünyada sizin.” Kuran ayeti bu. “Ahirette küfre vermeyeceğim” diyor. “Orada sadece sizin” diyor.

 

(Ahmet Hakan iki konuya tam destek verdiğini duyurdu. Birincisi cübbeli şalvarlı asker konusu. “Çarşı iznine çıkan bir askerin giyindiği kıyafetten size ne kardeşim? İster şort tişört giyer, ister şalvar cübbe. Askeri kışla dışındaki sivil kıyafeti kimi niye rahatsız etsin?” dedi. Geçen gün konu olan askerimizin kıyafetini gösterebiliriz. Cübbeli şalvarlı dediği asker bu.)

Canım ona ne hakikaten yani. Çarşı iznine gelmiş, istediğini giyer. İsterse çamaşırla gezer. Ona ne, ne karışıyor? Olur mu öyle mantık? Yani orada bırakılmış o. Ne yaparsan yap diyorlar. Orada askeri disipline uymaz.

(İkinci konu şu diyor; “Askeri cenaze törenlerinde bando Chopin cenaze marşı yerine Itri'nin tekbirini çalacakmış. Mükemmel bir uygulama. Itrı ki bizim öz musikimizin piridir. Itri'nin tekbiri ki neye inanırsak inanalım hepimizin tüylerini diken diken eder” dedi.)

Onu zamanında söyledim. Dedim ki bando ile falan olmaz. Tekbirlerle götürün dedim. Bando olayının hiç olmaması lazım. Yani garip bir görüntü veriyor. Yapmayın etmeyin. Cenaze değil ki bu, şehit götürüyorsun. Davulla zurnayla şehit mi götürülür? Saksafon bilmem ne falan yani acayip oluyor. Tekbir, sadece tekbirle götüreceksin. “Tekbir” diye biri bağıracak, “Allahu ekber. Tekbir. Allahu ekber.” O şekilde götüreceksin. Bir de şehidi yıkıyorlar. Şehit yıkanmaz. Kanlı elbisesiyle, askeri kıyafeti ile öylece gömülür. Yeni yeni kanunlar çıkarıyorlar. Yeni yeni olaylar. Şehit o şekilde gömülür. Ve şehidi de göstermeleri lazım. Açık, açık tabuta konacak. Mesela İstanbul'da gezdireceksin. Ana caddelerde, ortalık yıkılacak tekbirlerle. Değil mi? Şehidin kanını alacaksın boynuna süreceksin. Akrabaları olabilir. Yakınları olabilir. Onun anlamı belli, ne anlama geldiği. Değil mi? Yani cinnet getireceksin, cinnet. Ve ondan sonra da gereğini yapacaksın. Bu kadar. Yaptın mı da bihakkıyla yapacaksın. Adam bir daha illaAllah diyecek. Kayaları söktüreceksin. Ormana kaçtı diyor. Yak ormanın hepsini. Ne demek ormana kaçtı? Mağaraya girdi. Bütün mağarayı çökertirsin. Cehenneme çevirirsin ortalığı. Kaçma diye bir şey olmaz. Ben anlamıyorum. Yani ben bunu kavrayabilmiş değilim. 

 

Tutkunun Oluşabilmesi İçin Allah Sevgisi ve Allah Korkusu Olması Gerekir

Tutku için bir kere karşındakinin Allah'a inanması lazım. Allah'ı sevmesi lazım. Allah'tan korkması lazım. Seni çok değerli görmesi lazım. Bir sanat eseri olarak görmesi lazım. Senin haysiyetini, şerefini, namusunu, onurunu, kendi haysiyeti, şerefinden, namusundan daha üstün görmesi ve daha önemli görmesi lazım. Sağlığına, sıhhatine, dinine, imanına özen göstermesi lazım. Seni bir mücevher gibi, nadide bir çiçek gibi koruyup kollaması lazım. O zaman sen zaten tutkuyu yaşarsın. Ama ete susamış aç bir sırtlan gibi gelirse, senin haysiyetini, şerefini, namusunu önemli görmezse, tutku değil de sadece nefret gelişir. Başka bir şey olmaz.

 

İyilerin Neşeli, Zinde ve Güçlü Olması Önemlidir. O zaman Kötülüğe Karşı Mücadeleleri Çok Etkili Olur

Bizim de işte morale ve güce ihtiyacımız var. Öbür türlü kaybederiz. Yeniliriz. Neşeli olmak durumundayız. Zinde ve güçlü olmak durumundayız. İktidar sahibi olmak durumundayız. Güçlü bir siyasete sahip olmak durumundayız. Aksi durumda yeniliriz. Yani o zavallı insanlara faydalı olamayız. Dediğin bir yönüyle doğru ama bu yönüyle olmaz.

 

(“Teknolojide neden gerideyiz?” izleyici sorusu)

Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında sanat yasak, bilim yasak. Bilim yoktur ilim vardır. Bilime gıcık olurlar adamlar. Heykel yok. Resim yok. Estetik yok. Kalite yok. O zaman tabii hiçbir şey gelişmez. Bu yanlışlığı süratle izale ediyoruz şu an, süratle. Büyük bir oyuna getirildik. Bu oyunu bozuyoruz. Kadınlara oyun oynandı. İslam alemine oyun oynandı. Bu oyunu bozuyoruz.

 

(“Oradaki bayanların İslami olarak giyinme tarzıyla ilgili hiçbir bilgileri yok mu?” izleyici sorusu)

Bir kere kadınlarla ilgili kafanızda tek yönlü bir inanç oluşmuş. Kadın mutlaka kapanması gerek. Erkek niye kapanması gerekmiyor da, kadın kapanması gerekiyor? Yani erkek oynayabiliyor, kadın oynayamıyor. Erkek plaja gidiyor, kadın gidemiyor. Erkek gülebiliyor, kadın gülemiyor. Erkek istediği gibi çıplak gezebiliyor yani şortla çamaşırla gezebiliyor, kadın gezemiyor. “Bunu yasaklayan ayet hangisidir?” diyoruz. Böyle bir ayet de yok. O zaman nereden çıkartıyorsunuz bunu? Neden ayet söylemiyorsunuz. Hadis var diyorsunuz. Tabii ki hadis çıkar. Hadis yüz tane çıkarırsın. Bana ayet göstereceksin. Ayet yok. Böyle bir din yok. Dini size yanlış öğrettiler. Kadın karşıtlığını öğrettiler. Kadınların huzurunu kaçırmayı, kadınların özgürlüğünü kısıtlamayı size ibadet olarak gösterdiler. Müslümanlık olarak gösterdiler. Kadını yarım varlık olarak, insanla hayvan arası gibi görmeyi ve cehennemlik varlıklar olarak göstermeyi, kadının dediğinin tersinin yapılması gerektiğini, kadına sık sık sopa atılması gerektiğini, kadına şiddet uygulanması gerektiğini size din iman İslam'ın bir gereği gibi, ibadet gibi gösterdiler. Bir oyuna getirildiğiniz. Size bir oyun oynandı. İslam alemine büyük bir oyun oynandı. Ve o yüzden Allah İslam alemini mahvediyor ve mahvetmeye devam ediyor. Bak İslam ülkesi kalmayacak bu kafayla. Kadınların ezildiği bir dünyada Allah dünyayı mahveder. Kullarının yarısı kadın. Kadınlara karşı bu sistem müthiş cephe almış durumda, bilerek veya bilmeyerek. Bunu mutlaka ortadan kaldıracağız. Yanlış biliyorsunuz İslam'ı.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257571/sayin-adnan-oktarin-1-eylulhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257571/sayin-adnan-oktarin-1-eylulhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170901t_11.jpgSat, 16 Sep 2017 08:21:01 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 31 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 31 Ağustos 2017

 

(Sayın Devlet Bahçeli 30 Ağustos vesilesiyle şöyle bir açıklama yaptı: “Dün Bizans, Haçlı, yedi düvel olarak anılan ehli salebin şimdiki ismi FETÖ, PKK, PYD, YPG, IŞİD olmuştur. Türk düşmanları her devirde devşirdikleri alçak tetikçileriyle üzerimize gelmişler ama devrilip-yıkılmaktan da kurtulamamışlardır. Birliğimiz ve bekamız daim olsun. Varlığımıza göz dikenler, millet olma halimizi çekemeyenler akıllı olsun. 30 Ağustos şuuru hala diridir” dedi.)

Bahçeli hakikaten değerli bir insan Sayın Bahçeli muhterem bir insan. Her konuşması güzel. Hayret ediyorum ben kıymetini bilememelerine şaşırıyorum. Daha dünkü delikanlılar Sayın Bahçeli’yi eleştirir konumda üst perdeden konuşmalarına hayret ediyorum. Çok değerli bir insan.

 

(Bedri Baykam şöyle bir yazı yazdı: “Son bir-iki gündür CHP’nin adalet kurultayında Risale-i Nur propagandası yapılmasına izin verdiği ve parti yöneticilerinin kınanması gerektiği söyleniyor. Halbuki adalet kurultayı her görüşten insana açık yapıldı. Ve o gün Kazım Güleçyüz de bir konuşma yaptı. Sonuçta hiçbir CHP’li onun sözlerini dinleyip Nurcu olacak değil. Eğer bu iş bu kadar kolay olsaydı yıllarca katıldığımız televizyon programlarını izleyen tüm CHP’liler dinci olurdu” dedi.)

CHP’ye ben aylardan beri, yıllardan beri bunu söylüyordum. Bu çok mühim bir odaktı, mühim bir engeldi. Bunu yaptılar yani bunu CHP’ye teklif eden tek ben oldum yıllardan beri söylüyorum. Said Nursi’yi sevmeyen bir CHP’nin iktidar olması mümkün değil. Said Nursi’yi seviyorsa bitti. Süleyman Hilmi Tunahan’a saygı gösteriyorsa bitti. Abdülkadir Geylani’yi, İmam-ı Rabbani’yi sevmeyen bir CHP iktidar olamaz ama seviyorsa tamamdır.

 

(Myanmar’daki petrol ve gaz sektörü uluslararası firmaların ilgi alanı durumunda. Son dönemde İngiliz ve Myanmar firmaları Arakanlı Müslümanların yaşadığı bölgede petrol ve gaz arama faaliyeti için ortak girişim başlattılar. Arakanlı kardeşlerimizin bir videosu var.)

Kardeşim bunlar ne bunlar? Bu tabii çok büyük bir olay. Büyük bir mitingle buna cevap verilebilir. Bu adamlar o zaman titrerler. Bunu Birleşmiş Milletler’e falan götürmeyle olmaz. Birleşmiş Milletler “iki taraf da ateş kesin” diyor dalga geçer gibi bir cevap. Çok kızdıracak saygısızca bir üslup. “İki taraf da ateş kesin.” Adamın ateş edecek hali var mı? Adamı sen kesiyorsun, katlediyorsun, şehit ediyorsun, oturmuşsun ateş kesten bahsediyorsun. Adam yiyecek bulamıyor, yatacak yer bulamıyor sokakta tutuyorsun “ateş kes” diyorsun. Bu kadar münasebetsizlik, densizlik olmaz. Son üç günde üç bin Arakanlı Müslüman şehit edildi. Biz büyük miting yaparak İstanbul’da veya Ankara’da miting yaparak bunu telin edelim. Yahut sadece İstanbul’da yaparak, çok büyük bir miting olsun bunu ben rica ediyorum. AK Parti de yapabilir, Saadet de yapabilir. Saadet yapsın, AK Partililer de katılsın. Büyük Birlik de katılır hepimiz katılırız. Yani şimdi birisinin öncü olması gerekiyor. Adını koysunlar arkası gelecek, inşaAllah.

 

(Dün siz tüm siyasi partileri Arakan için miting yapmaya davet ettikten sonra etiket bir numarada kaldı ve 24 saat listede kaldı Adnan Bey.)

“Arakan için büyük miting” evet. Bunu çok rahat yapabiliriz. En iyisi siz Saadet Partisi’ne gidin de. Ama Saadet yaparsa AK Partililer katılır mı? Katılmayabilirler. AK Parti yapsın. AK Parti yaparsa olur. “Arakan’da Müslümanların şehit edilmesinin durdurulmasını istiyoruz.” Bir isim kendileri bulsunlar. Ne olursa olur herhangi bir isim. Saadet de katılsın, Büyük Birlik de hepimiz katılırız öyle bir sorun olmaz. Büyük bir miting yapalım. Tayyip Hocam konuşsun, Saadet liderlerinden, Büyük Birlik Partisi liderlerinden konuşan olur. Ayrıca bütün büyükelçilere de davet göndersin Tayyip Hocam. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na davet etsin. Burada bu rezalete dikkat çeksin. Böyle bir kepazelik olmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu konu gündeme getirilebilir, soru önergesi verilsin gündeme getirilsin. Gerekirse kapalı oturum da olur, açık oturum da olur konuşma yapılsın. NATO’nun dikkati çekilebilir. NATO’ya bu konu, Birleşmiş Milletler’e götürüldüğü gibi NATO’ya da götürülebilir. Her yeri ayaklandıralım bu kepazelik çok korkunç.

 

Hz Süleyman'ın Sarayının Her Noktasında Tüm İnsanların Hayran Olacağı Kalite, Estetik, Modernlik, Sanat ve Teknoloji Vardı

Hz. Süleyman (as) moderndi. Nasıldı? Saray, en ileri teknolojiyle yapılmıştı. Mescit en ileri teknolojiyle yapılmıştı, mescit ve saray ikisi de. Her yerde en uç teknoloji kullanılıyor, her yerde insanların hayret edeceği, çok beğeneceği çok mükemmel bir görünüm meydan getirilmişti. Renkler mükemmel, sarayda beslenen hayvanlar çok görkemli, insanlar çok şık giyiniyor, tavırları çok güzel. Mesela bu modernliktir. Resim var, heykel var, her türlü sanat eseri var sarayda. Modernlik bilimdir. Ama gelenekçi İslam anlayışında Müslümanlar en baştan yavaş yavaş boğulma moduna sokuldular. Önce dört mezhep çıkarıldı, aslında daha çoktu da dört mezhebe indirildi. Mezhebe kabul edilmesi için bir insanın yani mezhep imamı kabul edilmesi için gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını geniş çapta kabul etmesi istendi. Her biri bir hurafeyi kabul etmiş oldu ayrı ayrı. Hurafe kabul etmeyeni zaten adam yerine koymadılar. Alim olarak kabul etmediler, hurafeyi kabul edeni alim yerine koydular. Hurafe kabul etmemek çok büyük suçtu o devirde. Alimler de baş eğdiler mecbur kaldılar hurafeleri kabul etmeye. Bildikleri halde hurafeyi kabul ettiler. Bunun sonucunda ümmet derin bir kuyunun içine düşmeye başladı, düştükçe hurafe eklendi, hurafe eklendikçe düştü ve sonunda bu felaket meydana geldi. Şimdi bunu temizliyoruz Allah’a şükür.

 

(İHH’dan Osman Atalay şöyle bir öneride bulundu Adnan Bey yazısında: “İslam dünyasının ve bizim Arakan’daki katliamları durdurmaya gücümüz yetmiyor. Fakat en azından bu insanları öldürülmeyecekleri bir ülkeye taşıyacak kudrete sahibiz. 5 milyon Arakanlı’nın 4 milyonu ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Geriye kalan 1 milyon sürekli katliam ve zulme mahkum. Ağıt değil çözüm üretelim” dedi.)

Osman çok efendi çocuktur, çok dindardır Osman, çok çalışkan. Fırtına gibi maşaAllah. Bir esmer delikanlı var asıl başları olan Bülent Yıldırım, o da çok temiz bir delikanlı, çok efendi o da. Canlarım benim gece-gündüz, sabah-akşam gayret ederler. En tehlikeli işlere bile cesaretle giriyorlar, maşaAllah. Nasıl bir şey önerdiğini de Osman söylerse, bir şey anlatmış ama çözüm şudur dememiş, değil mi ben yanlış anlamıyorsam. Başka ülke ama nasıl yapılacak onu söylerse. Orada hangi ülkeyi kastediyor nereyi kastediyor hemen gereği yapılsın. Ve bir miting yapılırsa çok iyi olur. NATO’yu uyaralım NATO’ya hatırlatma yapalım. Birleşmiş Milletler’i yeniden uyarabiliriz. Çünkü bir karşı atak yok. Herhalde orada benim anladığım İngiltere petrol çıkaracak. Onun için oradan onların hepsini çıkarıyor ki malına mülküne el koysun. Ama şu anda da diyor ki İngiltere “vay canlarım vay” diyor, “ne istiyorsunuz bu zavallılardan” diyor şimdi İngiltere. “Yazık değil mi?” diyor “acımasızlık yapıyorsunuz” diyor “adamlar hep gitmiş bak” diyor. İngiliz derin devleti diyor ki “hepsini çıkarın ki petrol arayacağız” diyor. İngiltere devleti de diyor ki “çok ayıp yapıyorsunuz, zulmediyorsunuz adamlara” diyor. Böyle bir acayip sistem.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Hanım Beştepe’de 30 Ağustos dolayısıyla verdiği resepsiyonda saygı duruşunun ardından şehitler için Kuran-ı Kerim okundu. Hulusi Akar Paşa’nın Hanımı Şule Akar Hanım 30 Ağustos resepsiyonunda Kuran-ı Kerim okunduğu sırada başını örttü ve açılmaması için özen gösterdi. CHP’liler linç etti. “Neden Hulusi Akar neden?” şeklinde tepkiler geldi.)

Hayır hayır hayır, çok güzel yapıyor. Türkiye için bu çok önemli. Paşalarımızın namaz kılması, dindar bir Türkiye Türkiye’nin garantisidir. Paşalarımız bu tehlikeyi de çok iyi fark ettikleri için Allah razı olsun güzel vurgular yapıyorlar. Kim ne derse desin, deccal istediği kadar homurdansın devam etsinler çok doğru yoldalar, çok hayati bu. Milletin manevi dinamiği manevi desteği dindir. Din çekildi mi millet çöker Allah esirgesin. Güzel, annemiz de çok nezaketli bir hanımefendiymiş Allah razı olsun. Çok klas ve kibar bir insan olduğu anlaşılıyor. Gösterdiği nezaket, dindarlık da ona çok yakışmış. CHP’den böyle sözler gelmesi CHP’ye yakışmıyor. CHP adına konuşmasın bu adamlar bir kere. Komünistse söylesin “arkadaş ben komünistim” desin konuşsun. CHP adına bunu konuşanlar olmasın. CHP’yi sürekli yıpratıyor bu adamlar.

 

İnsanlar Zenginliği Güzelliği Tahsili Bir Noktaya Kadar Kıskanır. Ama En Dayanamadıkları Tutku ve Aşktır, Sevilen İnsanı Delice Kıskanırlar

İnsanlar zenginliği kıskanır bir dereceye kadar, güzelliği de kıskanırlar bir dereceye kadar, tahsili kıskanırlar bir dereceye kadar ama tutkuyu, aşkı kahredici bir öfkeyle kıskanırlar. Yani en çok azap veren şey tutkudur ve aşktır. Şimdi burada görülen şey ne? Tutku ve aşk. İnsanların arayıp bulamadığı ve hemen hemen hiç yaşayamadıkları bir ihtişam. Bu insanların birçoğunu mutlu etmez. Çünkü kendi yapamadığı için yaşayamadığı için. “Kız arkadaşım var” diyor çocuk, bir aşk sezilmiyor. “Bir bayan” diyor mesela başka bir bayana. Gözünde pek önemli olmadığı anlaşılıyor üslubundan. Yani onlara hitap şeklinden de önem vermediği anlaşılıyor. Zaten hayali bir vakadan bahsediyor gibi geldi bana ama hadi diyelim olduğunu düşünelim vardır hakikaten olabilir, çünkü imkansız bir şey değil. Ama çok sıradan oluyor bu ilişkiler. Eğer benim tutkum olmasa bu konu hiç sorun meydana getirmez. Bak burada azap veren tek bir konu var o da benim şu deli tutkum, deli aşkım sadece bu. Yani ızdırabın kökeni, acının kökeni budur. Burada herhangi bir insan olsa inanın hiçbir sorun çıkmaz. Yani buraya gelsin konuşsun bir hoca efendi kızlar mini etekli olsun, daha da dekolte giyebilir, isterse mayoyla otursunlar plaj kenarında yapılsın toplantı, plaj kenarında yapılan bir sohbet. Bak inanın kimseyi ilgilendirmez.

(Cumhurbaşkanımız dünkü kutlamada başı örtülü hanımların ellerini sıktı Adnan Bey. Dekolte hanımları hem davet etti hem de birlikte fotoğraf çektirdi. Çok sayıda hanım vardı davette. Ayrıca Beştepe’deki törende bir hanımla çok uzun süre el ele konuştu.)

Çok iyi olmuş, evet bu önemli. Modern Türkiye’yi de, tesettüre mütesettir hanımları da hepsini birlikte bu şekilde göstermek çok önemli. Çok iyi olmuş. Bu önemli Tayyip Hocam’dan istirhamım tekrar tekrar kamuoyuna göstersin bu resimleri. Sık sık böyle fotoğraflar çeksin. Hem Avrupa’ya hem dünyaya çok iyi mesaj vermiş oluruz.

 

En Doğru Yol Allah'ın Kalbimize İlham Ettiği Vicdandır. Vicdana Değil Mantığına Uyan Kaybeder

Mantıkla giden kendini çok akıllı zanneder. Mantıkla hareket edip de sürünmeyen insan yoktur hepsi sürünür perişan olur, Allah bin bir türlü dert-bela verir, maddi manevi belalarla boğuşur. Ama o kendini ısrarla çok akıllı olduğunu zanneder. Vicdanına uyan da sanki kendini böyle haşa hata yapıyormuş gibi görebilir, yanlış yoldaymış gibi görebilir ama en doğru hareketi yapmış olur ve mutlaka kazanır vicdanıyla hareket eden. Mantığıyla hareket eden de mutlaka kaybeder. Çünkü insanlara mantık çok süslü gelir, çok akılcı ve doğru gibi gelir. Mantık en tehlikeli yoldur. En doğru yol Allah’ın kalbimize vahyettiği vicdandır, vicdana uymaktır. Diyor “ben vicdanıma uydum hep kaybettim.” Kaybet yani kazanacaksın, öbüründe mahvolacaksın. Onda bir kaybedersen on kazanırsın. On kaybedersen bin kazanırsın.

 

Kuran'da Kadının Dövülmesine Dair Bir Ayet Yoktur. Evli Çiftler Arasında Anlaşmazlık Olduğunda "Darabe" Yani Uzaklaşma Vardır

Kuran’da böyle bir şey olur mu kardeşim? Başlangıçta diyor ki “anlaşamıyorsanız nasihat edin” tamam, “olmuyorsa yatağınızı ayırın, yatağı ayırdıktan sonra dövün” dövecek, “sonra şahit getirin” diyor, “sonra da boşanın” diyor. Arada niye sopa yemesi gerekiyor? Böyle mantıksızlık olur mu? Akışa bak. Arada bir şok meydana geliyor sopa yiyor kadın, sonra gayet makul adama şahit çağırıyor, hakem çağırıyor konuşuyor. Sonra da boşanma var. Öyle bir şey olur mu? Bunun mantıksızlığı açık belli oluyor. Nedir safhaları? Açık; önce uyarma, sonra yatak ayırma, sonra evden ayırma, annesinin evine yahut şahıs kendi annesinin evine de götürebilir yahut hanımın evine de götürebilir. Hanımıyla kendisi evini ayırıyor. Olmadığında bu da halletmiyorsa taraflar ne yapıyorlar? Hakem tayin ediyorlar. Hakemler iki tarafla konuşuyor. Yine hallolmazsa ne oluyor? Boşanıyorlar. Boşanıyor kadın iddet bekliyor, üç ay sonra yeniden barışmak için girişimde bulunuyorlar, eğer istiyorsa yeniden eşine dönüyor. Yok değilse kadın bir başkasıyla evlenebiliyor. Konu bu. Niye sopa olsun? “Darabe-darabtüm seyahat etsin, uzaklaştırsın” anlamında. Adamın aklı fikri sopada olduğu için kafası hep sopaya gidiyor, sopa diye bir şey yok.

 

Gelenekçi İslam Anlayışında Kuran'ın Yeri Yoktur. Kuran'ı Okumazlar ve Okutmazlar, Okunsa Dahi Anlaşılmayacağını İddia Ederler

Adamlar diyorlar ki; “Bir kere Kuran ellenmez dokunamazsın Kuran’a, abdest alarak dokunacaksın” diyor. Kadınlar da zaten hastayken elini süremezler, ay hallerinde süremezler. Bir de Kuran çok yüksekte olması lazım. “Kuran’ın olduğu yerde öyle müzik falan olmaz, eğlence de olmaz, yatıp uyuyamazsın da” diyor. Çözüm ne? “Kuran’ı evden dışarı çıkart” diyor, bu kadar basit, bu kadar açık “çözüm bu” diyor. “Kuran’ı çıkartıp getirsen de okusan da kırk yıl geçse yine anlayamazsın” diyor. Hüseyin Hilmi Işık İlmihal’de diyor ki; “Bizim gibiler” diyor “bizim kafamızda ki adamlar kırk yıl okusak da yine anlayamayız Kuran’ı” diyor. Allah ne diyor? “Hemen anlarsınız” diyor Kuran’da “açıktır” diyor “sarihtir ve anlaşılırdır” diyor “bol örneklerle anlattım her örnekten verdim hiçbir konuyu da eksik bırakmadım” diyor “ve sizi sadece Kuran’dan soracağım” diyor Allah. Adamlar da “yok arkadaş Kuran eksiktir, ilaveler yapmak gerekir, çıkartmalar yapmak gerekir” bir de çıkartma da istiyorlar. Hem ilave hem çıkartma istiyorlar nasih mensuh diyerekten nasih mensuh. Hem Kuran’a ilave hem çıkartma elde Kuran kalmıyor. Çünkü bir kısmını çıkarıyor bir kısmını da ilave ediyor bambaşka bir kitap olmuş oluyor ve böylece insanları Kuran’dan soğuttular ve korkuttular ve insanlar Kuran’a güvenemeyecek hale geldiler.

 

İradeli İnsan Yorgunluk ve Bitkinliğe Teslim Olmaz. Yorgunluk Akılla, İmanla, İradeyle Yenilir. Yorgunluğu Yenen Başarılı Olur

Yorgunluk olmazsa insanlar imtihan olmaz. Bütün insanlar yorgundur, yorgunluğa karşı mücadele verirler. İrade kullanır, azmeden, kararlı olan yorgunluğa mağlup olmaz. Ama ben yorgunum yorgunum diye gider sızar bir yerde kalır, yorgunum diyen bitkinleşir ama telkin eden -Allah öyle bir güç vermiştir- kendini telkin eden de çok canlı olur. Niyete bakar eğer niyet edip kendinin yorgun ve bitkin olduğuna inanırsa çökertir o onu. Ama yorgun iken ben canlıyım derse canlanır o yorgunluk gider, o yorgunluğun ona gücü olmaz. Yorgunluğu yenmiş olur. Yorgunluk akılla yenilir, irade ile iman ile yenilir. Yorgunluk özel olarak insanların üzerine salınan, Allah tarafından salınan özel bir güçtür, bunu yenen başarılı olur.

 

(İngiliz basınında geçtiğimiz yıllarda Burma Myanmar ile ilgili pek çok haber çıktı. Haberlerde Burma’da demokrasi yönünde özellikle son yıllarda önemli gelişmeler olduğu ve İngilizlerin de bu gelişmeleri desteklemek için Burma’da bulunduğu haberleri yer aldı. Ayrıca İngilizlerin Myanmar ordusuna insanların korunması ve katliamların önüne geçilmesi için eğitim verdiği ve orduyu İngilizlerin eğittiği söylendi.)

Myanmar ordusu tabii ki İngiliz subaylar tarafından kuruldu ve eğitildiler. Silahlar da yurt dışından geliyor dolayısıyla bir tek orası değil Irak subayları da İngiltere tarafından eğitildi. Suudi subaylar da İngilizler tarafından eğitilmişti. Osmanlı subaylarının da büyük bölümü de İngilizler tarafından eğitilmişti zamanında Abdülhamid döneminde. Hatta donanmayı direkt İngiliz paşanın eline verdiler, doğrudan. İngiliz orgeneralin eline verdiler Osmanlı donanmasını, sen yönet diye.  Yani olayın başlangıcı zaten Abdülhamit dönemine rast geliyor.

 

Kadınların Hayatın İçinde Olmaması, İkinci Sınıf Varlık Görülmesi Kuran Müslümanlığına Uyulmamasının Bir Sonucudur

Bir oyun oynandı kadınlara, İslam âlemine büyük bir oyun oynandı. O yüzden böyle mahvedildi Müslümanlar. Bak bütün dünyada Müslümanlar ezim ezim eziliyorlar. Neden? Çünkü Kuran Müslümanlığını yok ettiler, şirk sardı. Şirk olunca Allah'ın hükmü imhadır, ezer Allah. Şirk sardı mı imha, Allah'ın yaptığı hep budur, her devirde böyle olmuştur. Selçuklular döneminde de böyle olmuştur, her dönemde de böyle olmuştur. Allah düz mantıkla hareket eder. Sen Allah'ın kullarının yarısını ezmeye kalkarsan Allah demediği halde, bak diyorsun ki; “Kadınla erkekler bir arada oturamaz.”  Kadın olmaları suç mu, nasıl oturamaz? Hadi tamam dediğini yaptık diyelim kadınlar oturamadı, delikanlılar gelebiliyor mu? “O kadından daha beter.” diyor. Kardeşim bu nasıl bir kafa? Allah'ın hükmünü ortadan kaldırmışlar. Ben o delikanlı için bir şey demiyorum, çünkü o öğrenmek istiyorum diyor, bir iddiası yok onun. Allah’ın dinini yıkmaya kalkmışlar, oyun oynanmış İslam dinine. Kadınlara oyun oynanmış,  kadınları tuzağa düşürmüşler. Bu büyük oyunu bozacağız, bozuyoruz ve bozmaya da devam edeceğiz. Çok büyük bir oyun oynamış. Bak görüyor musun; “Kadın erkek bir araya gelemez, konuşamazsın da” diyor. Nereye gidecek kadın o zaman? “Eve gitsin otursun.” diyor. “Tamam, eve gitti oturdu.” diyoruz. “Pencere var” diyor, “orayı da kapatacak.” “Pencereyi” diyor, “Sahabeler briketle örmüşlerdi” diyor. “Karıları çarşıdaki erkeklere bakmasın diye” diyor, briketle örüyor. Arkasından diyor ki; “Kadına” diyor,” fazla yemek vermeyin, azar” diyor, “sokağa çıkmaya kalkar, az yemek verin ki azmasın” diyor. “Güzel kıyafet giydirmeyin ki, dışarı çıkmak ister” diyor. “Yazı da yazdırmayın” diyor, “yazıyı öğretmeyin, dostuna mektup yazar” diyor. Şu kepazeliğe bak. “Kadın” diyor, “ yarım mahlûktur, yarım insandır” diyor, “insan değildir,  insanla hayvan arası bir şeydir, her dediğinin tersini yapın” diyor bunu Mevlana Celalettin Rumi kitaplarına o da almış, İslam ulemasının kitaplarının büyük bölümünde var. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud hepsinde var. “Kadını da” diyor, “zina ettiğini yakaladığınızda, taşa, yere üstüne elbise giydirin” diyor,” ince bir kıyafet” kefen gibi, “küçük küçük taşlarla taşlayarak öldürün” diyor, “fazla iri olmasın taşlar” diyor. “Biz” diyor, “sabah başladık kadını taşlamaya” diyor, “bir türlü ölmedi” diyor. “Baktım olacak gibi değil” diyor, adam devenin çene kemiğini almış vura vura vura vura kadını öldürmüş, şehit etmiş. Bu müşrik âdetidir, bu putperest âdetidir. İslam dinini yıkmaya kalktılar, buna müsaade etmiyoruz, şu an İslam yeniden diriliyor.

 

(Fransa Cumhurbaşkanı Macron liderliği ile ilgili görüşlerini anlatırken şöyle bir konuşma yaptı. Dünya lideri olmanın göründüğü kadar havalı olmadığını söyleyen Macron “Her on günde bir Erdoğan ile konuşmak zorunda olan benim” dedi.)

Bu Macron denilen delikanlı millet bunun konumunu bilmiyor, bu garibanın teki. Bunu İngiliz derin devleti bulup alıp getirdi. Ve adamların şu an işine yarıyor, İngiliz derin devletinin işine yarıyor. Ve bunu kullanıyorlar bomboş bir adam. Yani normal bir delikanlı sokaktan bunu bulmuşlar. Önce bankada görev verdiler buna, bankada memurdu sonra dediler “Gel seni Fransa’nın başına geçirelim ama sen bizim dediklerimizi yapacaksın” dediler. Yüzündeki şaşkın ifadeye bakın hemen anlarsınız. Bu çok büyük bir skandal ve çok büyük bir olay. Bakın muazzam bir örnek. Göster şimdi adamı. Bildiğin sokaktan rastladığın gariban gençler var öyle bir tip. Yani hiçbir şey bildiği falan yok. Genel kültürü falan da yok. Siyasetten falan da anlayan bir tip de değil. “Sen” dediler “bizim dediklerimizi yapacaksın, ne dersek onu yerine getir gerisine karışma dediler” olay bu. Macron aşağı, Macron yukarı olayın derinliğini halk anlamadı. Çok yetenekli bir adamı buldular, adam bileğinin hakkı ile Fransa’nın başına geldi gibi düşünüyorlar. Öyle bir şey yok. Özel destek ile geldi. Bu Yunan Çipras var o da o tarz bir şey. Bomboş bir adam, sırf genç diye alıp getirdiler. O kadar normal sokaktan bir delikanlı, eli yüzü düzgün. Getirip Yunanistan’ın başına koydular. Yönetim doğrudan dışarıdan oluyor. Mesela Kanada’da da aynı durum var.

 

(“Avrupa’da çok fazla dejenere olmuş gençlik var. Bu modernlikten mi özgürlükten mi kaynaklanıyor?” İzleyici sorusu)

Ne modernlikten ne özgürlükten. İngiliz derin devletinin azgın deccali saldırısından. Deccalın atağından kaynaklanıyor. Çünkü Allah’ı haşa kıyamete zorluyorlar. Diyorlar ki madem haşa Allah var. Biz dünyayı rezil kepaze edeceğiz hadi kıyameti kopartsın diyorlar. Yani deneme yapmak istiyorlar. Belalarını arıyorlar. Şu an deccal haşa Allah’a meydan okuyor. Biz diyor dünyayı homoseksüel yapacağız. Allahsız, Kitapsız, ahlaksız, katil ve üçkağıtçı yapacağız. Hadi kıyameti kopart diyorlar yani dedikleri bu. Bu dedikleri olacak ama önce bir İslam hakim olacak. Onların dediğinin bir tersi olacak. İslam önce bir hakim olacak. Sonra yine bunlar azacaklar o zaman belalarını bulacaklar.

 

(“Eşcinseller ne zaman normal bir insan olarak kabul edilecekler? En önemli sorun bu bence.” İzleyici sorusu)

Önemli sorun İslam aleminin paramparça olması, cayır cayır adamları napalm bombası ile yakıyorlar. Ve üç bin Müslümanı daha yeni birkaç gün içinde şehit ettiler. Bunlar varken homoseksüellerin birbirini bilmem ne yapması niye önemli oluyor? Yani benim güzelim benim kanaatim bazı basın organlarının etkisinde kalmış. En önemli konu olarak şu an İngiliz derin devleti tarafından dünyaya tanıtıldı. Dünyanın bir numaralı konusu budur diyor. Ben neden önemli olduğunu anlamadım. Niye önemli olsun tiksinti verecek bu kadar aşağılayıcı bir şey, bu kadar mide bulandırıcı bir şey, bu kadar insanoğlunu yerle bir eden bir şey, Allah’ın kuranda lanetlediği ve iğrenç bir şey olarak belirtiği neden dünyanın en büyük ve en önemli olayı oluyor? Canımın içi adam normal o zaman mantık garip bir hale gelmiş oluyor bu durumda. Ben güzelimin bu anlamda bu mantıkta böyle bir şeyi savunacağını zannetmiyorum. Ama dese ki homoseksüelleri dövenler var, öldürenler var. Bu olmaz dese bu tamam. Dövmek ve öldürmek bu olmaz. Ama iğrenç bir fiil olduğunun söylenmesi gerekir. Kuran’a göre bu iğrenç ve çok büyük bir ahlaksızlık olarak belirtiliyor. Bu konuda bir ittifak edelim. Ama adam mesela ateist diye öldürmeye kalkıyor yahut homoseksüel diye öldürmeye kalkıyor. Bu olmaz. Bunları kabul ediyoruz.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257448/sayin-adnan-oktarin-31-agustoshttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257448/sayin-adnan-oktarin-31-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170831t_03.jpgWed, 13 Sep 2017 08:40:45 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 29 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 29 Ağustos 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar kriziyle ilgili şunları söyledi: “Katar krizinde Suudi Arabistan’ın körfezin ağabeyi olarak konuya el atması gerekiyor. Çünkü Müslümanların bu dünyada birbiriyle uğraşmaya ne zamanı var ne vakti ne fırsatı olamaz. Biz sevmekle emrolunmuşuz. ‘İman etmiş olamazsınız birbirinizi sevmedikçe, cennete giremezsiniz iman etmedikçe’ ölçü bu” dedi.)

Kardeşim, böyle mübarek bir devlet başkanı hatırlıyorsanız söyleyin. MaşaAllah evliya gibi evliya. Devlet başkanı böyle olur işte. Hep Kuran’la, imanla konuşuyor ve samimi. Havaya da girmiyor, enaniyet de yapmıyor, kibir de yapmıyor kendi halinde. İlk başta nasılsa, ilk yıllarda nasılsa aynı. Güneydoğu’ya da giderdi Saadet Partisi döneminde, Milli Selamet Partisi vardı o zaman, gider yerde yatardı, bir kilimin üstünde üstüne bir şey çekip yatardı. Allah için mücadele ederdi. Aynı tevazu, aynı sevgi, aynı saygı, aynı hürmet, aynı iman ve coşku helal olsun Tayyip Hocam’a, güzel.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Külliye’nin inşa edilmiş olmasının önemli olduğunu belirterek şunları söyledi: “Putin, Külliye’yi görünce ‘büyük devlet olmanın işareti işte bu eserdir. Bana da burada bir oda verseniz’ dedi. Kremlin Sarayı da büyük devlet olmanın işaretidir, içinde kaybolursunuz. Biz Külliye’yi yaptık ama muhalefet bunu hazmedemedi. Çünkü büyük düşünecek noktada değiller” dedi.)

Tayyip Hocam rahat olsun millet ondan yana. CHP’nin içindekiler çok büyük hata yapıyorlar. İlk başta iyi gidiyorlardı. Dindar CHP görünümüne doğru gidiyorlardı. Baktım dün çıkmış bir tanesi o şairlerden Nazım Hikmet aşağı, Nazım Hikmet yukarı. Kardeşim, hiç mi Osmanlı’da Müslümanlık aleminde beğendiğiniz şair yok, güzel insan yok? Hz. Muhammed (sav)’in sözünden güzel bir söz paylaş, bir ayet söyle. Said Nursi’den bir şey söyle, Süleyman Hilmi Tunahan’dan bir şey söyle millet sizi göklere çıkarır. Sabah-akşam Nazım Hikmet, Nazım Hikmet, Nazım Hikmet. Öyle olunca da CHP de küçüldükçe küçülüyor, küçüldükçe küçülüyor. Otuz kere söyledim yanlış yoldasınız diye. Güzelim CHP’yi ne hale getiriyorlar. Dindar CHP’yi millet iktidar yapar. Nazım Hikmet’le ne işi var milletin? Hayır tamam arada sırada oku tamam ama gece-gündüz Nazım Hikmet bu nedir? Başka insan tanımıyor musunuz?

 

CHP Sağa Yaklaşmadıkça, Halkın Değerlerini Sahiplenmedikçe İktidar Olması Mümkün Değil

Atatürk diyor ki “Beyler, şurası unutulmamalıdır ki” bak dikkat çekiyor “komünistlik Türklük aleminin en büyük düşmanıdır” diyor bak en büyük, daha üstüne yok, “behemehal” diyor yani her durumda “her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Kardeşim, sen ne yapıyorsun? Ne kadar komünist varsa CHP’ye dolduruyorsun. Gitsin komünist parti kursun kendileri niye CHP’ye koyuyorsun? Türkiye İşçi Partisi var, komünist partiler var gitsinler orada örgütlensin legal olarak ne yapıyorsa yapsın. CHP’nin içinde CHP’liler kalsın, Atatürkçüler kalsın, sokmayın onları onların içine. Adam dürüst olsun, komünist partisi değil ki CHP, sosyal demokrat bir parti. Ee, o zaman ne işin var senin CHP’nin içerisinde? Komünistleri CHP’nin içinde barındırmasınlar. Nezaketiyle söylesinler “Arkadaş sizin yeriniz komünist partisidir, gidin kendi partinizi kurun orada ne yapıyorsanız yapın ama CHP’ye ilişmeyin” demeleri lazım. Sabaha kadar Nazım Hikmet’in şiirlerini okusun adamlar orada. Hayır, Nazım Hikmet’i ben dışlıyor değilim okunur tamam ama gece-gündüz okunmaz. Bu ne bu? “Hava kurşun gibi ağır” diyor. Biraz da alkol almış görüntüsü de veriyor. Milleti irkiyorsun rahatsız ediyorsun milleti o zaman. Millet sana güvenir mi? Bir Allah’tan, Kitap’tan bahset, dinden imandan bahset, milletin mayası ondan gider, millet onunla ferahlar. Milleti kasacak ne varsa yapıyorsun.

 

Müzik Haram Değildir. Kuran'da Böyle Bir Hüküm Yoktur Gülmek, Müzik, İpek, Altın, Dans, Heykel vs Haram Diyenler Kuran'daki Dini Anlatmıyor

Müzik gibi güzel bir şeyi adam haram ediyorsa artık ona ne denir? Ne konuşacaksın o adamla sen? Gülmek haram, müzik haram, resim haram, heykel haram, ipek haram, altın haram, ıstakoz haram, midye haram her şey haram, say say bitmiyor. Kuran’da var mı? Yok. Nereden? “Bana öyle geliyor” diyor. “Peki nasıl oluyor?” diyoruz “Hanefi mezhebindenim ben bana öyle geliyor” diyor. Maliki ne diyor? Maliki diyor ki “bunların dediklerinin hepsi yanlış” diyor. Şafii de çıkıyor diyor ki bu sefer “Hem Hanefi hem Maliki yanlış söylüyor” diyor. Hanbeli de diyor ki “Üçü de yanlış söylüyor” diyor. Bu adamlara nasıl güveniyorsunuz o zaman? Hepsi birbirinin doğru söylemediğini söylüyor, nasıl peşlerinden gidiyorsunuz? Kuran’a tabi olsanıza. Allah “Sizi Kuran’dan soracağım” diyor sen gerisine karışma. “Kuran’dan soracağım” diyor.

 

(“Hükümet sürekli üst akıl diyor, sizce bu üst akıl kim?” izleyici sorusu)

Tabii ki İngiliz derin devleti. Ama tabii Tayyip Hoca açık açık anlattı “Önce piyonları temizleyeceğiz en son şah diyeceğiz” dedi. Zaten şahın amblemi İngiliz derin devletinin amblemi, aynısı. “Ama şu an açıklarsak uluslararası skandal çıkar” dedi. “Üst aklın kim olduğunu biliyorum ben ama söyleyemem” dedi. Nasıl desin İngiliz derin devleti diye? Adamlar akıl almaz şamata yaparlar. Onun için diyemiyor ama İngiliz derin devletidir. Yani Ashab-ı Şimal, Kuran’da Ashab-ı Şimal olarak geçer, kuzeydeki devlet, kuzeydeki devletteki oluşacak ashab topluluk. Bak bir Ashab-ı Kehf vardır Kuran’da, bir de Ashab-ı Şimal vardır yani deccaliyet. Ashab-ı Şimal Kuran’da geçer biliyorsunuz. Kuzey’den gelecek deccal, şimal kuzey demektir zaten. Ashab-ı Kehf’e karşılık yani Mehdiyet’e karşılık Ashab-ı Şimal. Allah o Ashab-ı Şimal’i Mehdiyet vesilesiyle darmadağın edecek Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah hatta bu ayetin Vakıa Suresi 41’dedir bu Ashab-ı Şimal. “Mutsuzdur onlar” diyor Allah bak “mutsuz” Ashab-ı Şimal yani deccaliyet. Ashab, devlet demiyor bak ashab, bir topluluk, şimalden gelen bir topluluk, şimalde örgütlenmiş topluluk Ashab-ı Şimal. Ebcedine baktığımızda İngiltere’nin kuruluş tarihini veriyor 1646. Bak ebcedi İngiltere’nin kuruluş tarihini veriyor tam 1646, parlamentonun yönetimi ele aldığı tarih 1646. Ashab-ı Şimal yani şimaldeki topluluk İngiliz derin devleti yani. Ebcedinin 1646 vermesi de bir mucize, tam 1646 İngiliz derin devletinin kurulduğu tarih, İngiltere’nin kurulduğu tarih, resmi olarak kurulduğu tarih 1646.

 

(“Şeytan insanlara herhangi bir şey unutturabilir mi?” izleyici sorusu)

Evet unutturur, yani o ilginç. Kafanın içine girer, kafada ağırlık yapar. Adam der ki “Kafamın içi dağınık kafamı toparlayamıyorum” der. O şeytanın etkisiyledir. Beynine elektromanyetik etki yapar öyle düşünün, kafasına baskı yapar ve unutturur. Hz. Musa (as) ne diyor ve yardımcısı, ikisi de “unuttum” diyor ama “bana şeytan unutturdu” diyorlar “şeytan unutturdu.” Hz. Hızır (as)’la beraber ama şeytan da rahat bırakmıyor, şeytan da yanlarında gidiyor.

 

Şehirlerde Sokaklara Bol Bol Meyve Ağaçları Dikilsin Her Yerde Limon, Elma, Armut, Kiraz Ağaçları Olsun. Her Yer Meyve Bahçesi Haline Gelsin

Yol boyu bir tane meyve ağacı yok bir tane. Yok “Çoluk çocuk…” Bırak kardeşim Ümmeti Muhammed yesin, yol boyuna meyve ağacı dik ne olur? Elma- armut ağacı, boş ağaçlar bak hepsi yaprağını dökmüş. Bizim bahçede de elma ağacı var hiçbir şey olduğu yok. Ne mahsuru var? Bırak, elma, armut, üzüm olsun. Bir tane meyve ağacı yok bir tane zorunuza ne oluyor yani? Kardeşim, bu memleket bizim değil mi? Bir de onlara o kadar bakım yapıyorsunuz emek veriyorsunuz meyve ağacını öyle beslesen meyve ağacı seni kucaklar. Bütün İstanbul’un meyve ihtiyacı karşılandığı gibi civar illere de meyve gönderebiliriz o zaman. Zaten ilgililer var belediyenin elemanları var, her gün toplarlar kasalar koyar götürürler, değil mi? Limon da çok güzel yetişir limon. Bizim bahçede çok güzel oluyor limon. Bak limon da pahalı bulunan bir şey. Millet çayına sıkar. Her yere limon ağacı ekin. Nedir bu neden çekiniyorsunuz ben anlamıyorum.

 

Tutukluların ya da Hükümlülerin Cezaevinde Kalan Çocukları Varsa O Çocukları Rahat Ettirmek, Sık Sık Gezilere Çıkartmak Çok Güzel Olur

Ben Tayyip Hocam’dan rica ediyorum her cezaevine geniş büyük kreşler yapalım, açık bahçe de olsun ama çocuklara, anası bilmem kim falan değil. Çocuğa orada bakıcılar olacak onlar götürecekler. Güneşe çıksınlar, gezsin, top oynasın çocuk bahçesi yani bildiğin çocuk bahçesi olsun. Akşam da gider annesinin yanında yatar bunda bir şey yok, değil mi? Hatta şehit gezisi de yaptırılabilir çocuğa. Otobüslere bindirilir her yere götürürsün, deniz kenarına götürürsün. Bin çocuk ne olacak bizim için hiçbir şey değil. Yüz otobüsle yahut elli otobüsle yaparız yani. Helali hoş olsun iftiharla seve seve yaparız. Herkes sevgi de gösterir çocuklar rahat eder.

 

Hayvanlara Eziyet Edenlere Sadece Para Cezası Yeterli Olmaz. Mutlaka Tutuklu Yargılanmaları Gerekir ve Cezai Yaptırımı Ağır Olmalıdır

Mesela arabayı sürüyor köpeğin üstüne eziyor, adama para cezası veriliyor, işte dikkatsizlikten hafif. Adam sırıtarak geliyor. Mesela köpeği ezdiğinde adamı hapse sokarsan bir beş yıl hapis yerse bir daha yapıyorsa yapsın. Hayır, farkına varmadan yaparsa ayrı, mesela arabada gidiyordur köpek aniden fırlar tamam. Ama kasten arabayı üstüne sürüp çiğniyorsa verirsin bir beş yıl burnundan getirirsin. Çünkü onu yapan her şeyi yapar, o zulmü yapan her şeyi yapar. Mesela kediyi hayvanı kesiyor, adamı da keser bu. Ve bu adamları tanıtmak lazım sırf hapis değil. Önden, yandan, cepheden resimlerini göstermek lazım. Hatta “dikkat” diye altına da yazı yazarak “bu adam bunu yapmıştır dikkat” diye böyle olması lazım. Hadi beş sene vermiyorsa bile en az bir yıl kesintisiz yatacağı şekilde hapis cezası verirsin, bir yıl o ona yeter. Bir de resminin sürekli yayınlanması internette. Hatta bunlar bir resmi kitap şeklinde de basılabilir devlet tarafından. Hayvanları öldürenler, hayvan katilleri ve hayvan işkencecileri, hayvanlara işkence yapanlar ve hayvan katilleri diye bunların öldürdükleri hayvanların resmi de eğer mümkünse onunla birlikte, yaraladıkları hayvanların resmiyle beraber adamların resimlerini yayınlayalım kitaba, sıkıysa yapsın ondan sonra. Her yerde başına kakarız nereye gitse. Hangi ile gitse dersin “sen hayvan katilisin değil mi?” falan dersin. Mesela kahveye oturdu mu “hayvan katili geldi” diye konuşursun. İşyeri açtığında “hayvan katili ne yapıyorsun?” dersin. Bir daha yapıyorsa yapsın bakayım, yapmış çünkü. Tabii bu kanunla güvence altına alınsın bu sözler bu konuşmalar.

 

(Arakan’da Müslümanların yaşadığı köyleri yakıp-yıkan Myanmar ordusunun 700’ün üzerinde okul, medrese ve evi yaktığı tespit edildi. Son dönemde artan saldırılar nedeniyle 20 binin üzerinde sivil yaşadığı bölgeyi terk etti. 60 bin Rohingyalı Müslümanın Bangladeş’e girişine izin verilmediği için sınıra yakın dağ bölgelerine sığındığı belirtiliyor. İngiliz şirketleri Arakan’da petrol ve gaz aramak için bölgeye yerleşmiş durumdalar.)

Konu odur. Müslümanları oradan gönderip orada petrol aramak için. Bak yine İngilizler devrede, yine İngiliz derin devleti, yine Müslümanlara nefret İngiliz derin devletinden kaynaklanıyor.

 

(Cumhurbaşkanımıza sormuşlardı “siz halkla çok kucaklaşıyorsunuz” diye. “Kucaklaşmadığın zaman ‘bu ne kibir bu ne gurur’ derler” demişti. “Bu gurur bize ait değil bize tevazu yakışır” demişti. Resimler vardı.)

Bir de ahlaksızca ve alçakça bu insanı bu güzel insanı asmaya kalkıyor, yok kesmeye kalkıyor, yok “Darağacına alacağız” diyor. Bu müthiş bir şerefsizlik ve müthiş bir ahlaksızlıktır. Muazzam bir haysiyetsizliktir, acımasızlık adamların ruhunu sarmış, sevgisizlik de sarmış güzelliği göremeyecek hale gelmişler, Allah gözlerini kapatmış kalp gözlerini de kapatmış. Gece-gündüz sana hizmet ediyor bu insan, gece-gündüz senin iyiliğin için çalışıyor, gecesini gündüzüne katıyor aman vatan bölünmesin, millete bir zarar gelmesin, devlete bir zarar gelmesin diye. Sen de ahlaksızca ve alçakça asmaktan kesmekten bahsediyorsun. O köpekler de kurşunlamaya kalkmıştı. Yani görülmemiş bir kahpelik ve görülmemiş bir alçaklık. Şeytandan da aşağı bu köpekler.

 

(“Fatih Sultan Mehmet Kuran’ı uygulayan bir Müslüman mıydı?” izleyici sorusu)

Fatih Sultan Mehmet Kuran’ı ezbere biliyordu. Ve bak dikkat edin tam bir Kuran Müslümanıydı. İnsanlar onu mesela Sünni gelenekçi bilir öyle değil, kendisi müçtehit mücedditti. Yani Kuran’dan kendisi anlam çıkarıp İslam’ı yaşayan bir insandı ve dolayısıyla da bağnazlığa şiddetle karşıydı, modern bir Müslümandı. Onun için yobazlar ona gıcık olurlar Fatih Sultan Mehmet’e onu biliyor musunuz siz? Acayip nefret ederler çok kinlidirler ona karşı. Hatta ahmakça laflar ederler böyle. İşte “anası Hristiyan’dı, onun Müslümanlıkla alakası yok” bilmem ne falan. Annesi Hristiyan da olabilir, zaten Kuran’a da uygun o Hristiyan olması. Peygamberimiz (sav)’in hanımı da Hristiyan’dı, Maria Hristiyan’dı. Yani ahlaksızlığın boyutunu anlayın. Kuran Müslümanı olunca gösterdikleri tepkiyi görüyor musunuz? Daha hala kinliler bu ahmaklar Fatih Sultan Mehmet’e. Sultan Süleyman da öyle o da Kuran Müslümanıydı. Osmanlı sultanları hep çoğu Kuran Müslümanıydı. Abdülaziz halis Kuran Müslümanıdır.

 

(Adnan Bey, Fatih Sultan Mehmet, Hz. Mehdi (as)’ye derin saygı duyuyordu. Mehdiyet konusuna çok önem verdi. İstanbul’u fethetmeyi ancak Hz. Mehdi (as)’nin İstanbul’u manen fethedeceğine ikna olduktan sonra kabul etmiştir. Fatih’in Hocası Akşemseddin’in Mehdi (as)’dan önce Fatih’in İstanbul’u fethetmesini eleştirenlere söylediği şu söz önemli. Şöyle söylüyor: “İstanbul’u önce Mehmet fethedecek, sonra İstanbul’u ehli salibin, haçlılar ele geçirecek. Daha sonra da Hz. Mehdi İstanbul’u tekrardan fethedecek.”)

Yani maneviyat bozulacak anlamında haçlı derken, maneviyat bozulacak, Mehdi yeniden manen fethedecek. Fatih Sultan Mehmet’in fetihten vazgeçtiğini biliyorsunuz değil mi? Bayağı direnmiş, Akşemseddin falan devreye giriyor, o bayağı zor ikna ediyor. “Ben hiçbir şekilde yapmam” diyor. “Resulullah söylemiş” diyor “Mehdi fethedecek, ben yapmam” diyor. O hadisi söyleyince Akşemseddin, detaylı anlatınca, bayağı vaktini alıyor Akşemseddin’in onu ikna etmesi, Fatih Sultan Mehmet’i. Sonra da fetih de uzayınca bu defa yine şüpheleniyor, tedirgin oluyor. Akşemseddin istihareye yatıyor, kalkıyor. Ne gün ve hangi saatte fetih olacağını söylüyor. Şu gün şu saatte fethedeceksin diyor istiharede. Hakikaten dediği saat ve dediği gün İstanbul fethediliyor.

 

İnsanların Büyük Çoğunluğu Kalıplaşmış Kurallara Göre Yaşıyor, Kendi Olan Kendi İstediği Gibi Yaşayan İnsan Sayısı Çok Az

Bütün dünya çapında bu var. Türkiye’de de ben bunu görüyorum. Konuşmada aynı kendi kuralları var, toplum kuralları var. Mahalle kuralları var, konuşma kuralları var. Soru sorma kuralı var, cevap verme kuralı var. Kendi olan, özgürce yaşayan insan çok çok nadir. Bu çok ürkütücü bir şey. Benim canımın sözü çok hayati. İnsanlar kendi olamıyorlar. İnsanların kendi olması için de insanlara yol göstermek lazım. Toplum kurallarından işte adap, edep, bilmem gelenek görenek, bilmem ne falan adı altında insanlar kurallar altında müthiş eziliyorlar ve bambaşka bir dünyada oluyorlar. Normal konuşmak mümkün olmuyor, normal arkadaşlık kurmak mümkün olmuyor. Korku içinde yaşıyor yani konuşma ve dostluk adeta böyle bir tuzağa düşmeme yarışı gibi. Yahut tehlikeye düşmemek için didinen bir insan görünümünde oluyor.

 

Kısa Kısa İman Hakikatleri ve Kuran Mucizelerini Anlatmak İnsanların Samimi İmanına Vesile Olur

Kısa kısa iman hakikatleri anlatarak. Mesela bir yerde bir arkadaşla karşılaştık. Onu sıkmadan, Allah’ın bir mucizesi, Kuran’ın bir mucizesi, kısa kısa ezberlesinler. Mesela elli-yüz mucizeyi ezberleyelim. Kuran mucizeleri ve iman hakikatleri yani Allah’ın yarattığı harika şeylerden kısa kısa anlatırsak hayatında ilk defa duyan milyonlarca insan olacaktır ilk defa. Ben lisedeydim, bir ama çocuk vardı. Namaz kılıyordu, bak ama iki gözü görmüyordu. Bizim lisede hiç kimse namaz kılmıyordu hiç kimse. O ama çocuktan ben akıl almaz etkilenmiştim ve çok sevgi duymuştum. Ya tutanak çubukla gidiyor banyoya abdestini alıyor, o çubukla gidiyor seccadesini seriyor. Beş vakit bak namaz. Beş vakit namazında inanılır gibi değil, lise öğrencisi. Hayret edilecek şey bak. Allah’ın veli kulunu görüyor musun? Yine böyle arkada onun yanına da bir çocuk vardı, zayıf minyon bir çocuk. Baktım o da onu görünce o da onunla beraber namaz kılmaya başladı. Mesela çok önemlidir, çok etkileyici olur. Dolayısıyla insanlar pek bilmiyor. İlk defa duyuyorlar iman hakikatlerini. Sevgiyi de bilmezler mesela ilk defa sevgiyi tanıtabilirsiniz insanlara. Dostluğu da bilmiyorlar birçok insan bilmez. Mesela dürüstlüğün önemini bilmez. İlk defa. Hiç üşenmemek lazım kısa kısa ama sıkmadan anlatmak lazım.

 

(“Halkımız polisleri yeteri kadar seviyor mu acaba?” izleyici sorusu)

Polisleri genellikle insanlar pek sevmez. Korkarlar polisten ona bir çözüm bulunması lazım. Mesela polise ev vermek istemezler. Evlenmek istediğinde polise kız vermezler. Halka polis deyince irkilir hemen halk bu bir gerçek. Hâlbuki polis canını ortaya koyuyor onun için, vatan için, bayrak için, Allah için, Kitap için canını ortaya koyuyor canını. Yani o insanı korumak için bunu yapıyor. Böyle yüce bir varlığa yüce bir sevgi gerekir. Onun için polisi sevdirmeyi devletin ciddi bir politika olarak uygulaması gerekir. Askeri sever halk ama polisi o kadar sevmezler. Her yerde değil tabii. Seven çoktur ama ekseriyet itibariye benim gördüğüm pek sevmiyorlar. Bunu halletmemiz lazım mesela karakollarda yemek verilebilir. Polisler evlere çağrılabilir evlerde polislere yemek yedirilebilir değil mi? Polisler düğüne çağrılabilir. Mesela onlara masa yapılır. Ayrımın kaldırılması lazım. O zaman insanlar polisi sever. Çünkü hakikaten gecesini gündüzüne katıyor ve çok zor meslektir polislik ve bir mücahitliktir. Canını, malını, namusunu, ırzını koruyor polis. Çok yüce bir meslek, değerinin iyi tarif edilmesi gerekiyor.

 

(“Ruhu olmayan insanları da cennette görebilecek miyiz?” izleyici sorusu) 

Ruhu olmayan insanları göremeyiz. Çünkü onlar yok. Ölü demek yok demektir. Sadece görüntü. Görüntüsü kalır ama kullanılmaz. Görüntüsü sonsuza kadar kalır. Görüntüsü sonsuza kadar kalır, bozulmaz. Sonsuz evvelde de vardı onların görüntüsü, sonsuz sonrada da var. Hiçbir görüntü kaybolmaz. Durur ama boş. Ruhu olmadığı için boştur. Kalıp. Cennette de olmazlar, hiçbir şekilde olmaz. Cehennemde olur, görüntüsü olur. Artık söylemeyeyim dedim ama söylettiniz. Görüntüsü olur, boş kalıptır yani.

 

Akıl ve Vicdan Birlikte Kullanılmadığında Birçok Psikolojik ve Sosyolojik Sorun Ortaya Çıkar

Bazı insanlar duygusallar. Akıl ve vicdanı birlikte kullanmıyorlar. Yahut kullandıklarında akıl ve mantığı kullanıyorlar. Mesela o kadının delirmesinin nedeni o. Cinayet işlemesinin nedeni o. Duygusal, başından beri duygusal. Aklını kullanmamış. Ve neye götürüyor onu; cinayete ve intihara götürüyor. Sonu bu olur işte duygusallığın. Aklını kullanmıyor. Halbuki Allah'a teslim olsa, Allah'ı çok sevse, Allah'tan korksa ne kendine kıyabilir ne de o aslan gibi delikanlıya kıyabilir. Mesela insanlar şoka giriyor, niye? İşte duygusallık insanı o hale getirir. Akıl gider duygusallık olduğunda. 

 

(“Dünyada çocuğu olmayan kişinin cennette çocuğu olur mu?” izleyici sorusu) 

Tabii hatta eşiyle beraber oluyor. Eğer diyor, şahıs eşinin doğurmasını isterse çocuk anında hemen orada olur diyor. Doğum sancısı yahut o şeylerden geçmeden, o safhalardan geçmeden çocuk kadından hemen olur diyor Peygamberimiz (sav) hadiste, derhal. Ama zaten her yer vildan dolu. Ama istiyorsan olur. Senden diye istiyorsan, senin o çocuğun şeklinde oluyor. O da işte baba diyor sana. O tarz hoşuna gidiyorsa ki olacak ki söylüyor Peygamberimiz (sav). O da bir eğlencedir, cennet eğlencesi. Ona anne diyor mesela. Hepsi Allah'ın ruhu halbuki. İnsan işte vesile olduğunu zannediyor. Halbuki sadece vesileye de ihtiyaç yok ama vesile olduğunu zannetmesi hoşuna gidiyor insanın.

 

(Fehmi Koru, 15 Temmuz nedeniyle ihbarcılığın yeniden hortladığını iddia etti. Şöyle söylüyor; "Bu konuda kendimi çok çaresiz hissediyorum. Çok sayıda insan durumunu anlatıp yardım bekliyor." dedi. Ve OHAL'in kalkması gerektiğini söyledi. "Dışarıdan ülkemize yöneltilen en ağır eleştiriler adalet ve yargıyla ilgili. Ülkemiz bu durumu hak etmiyor." dedi.) 

Ama kardeşim, adalet ve yargıysa insaf etsinler. Ya bir internet sitesinde bir yerde yayınlasınlar. Biz görelim. Mesela adaletli bir site yapsınlar, internet sitesi. Orada yapılan -ama samimi olsunlar bize demagoji yapmasınlar- adaletsizlikleri yayınlasınlar. Söz bir Allah bir üstüne gideceğim. Varsa öyle bir şey zaten hiçbir hakim bunu kabul etmez, hiçbir savcı öyle bir sözü kabul etmez. Hükümet asla kabul etmez. Varsa düzeltelim. Niye gizliyorsunuz yani? Değil mi, varsa söyleyin, yapalım. Bir internet sitesi oluştursunlar yahut bir kaç tane. Adaletteki eksiklikler yahut adaletteki sorunlar diye bir internet sitesi. Oraya yazın. Ne mahsuru var? Yahut bize yazsınlar, direkt ben yayınlayayım. Söz bir Allah bir burada yayınlayacağım. Ama ne olduğunu söyleyin, biz bilmiyoruz ki nedir? Meçhul bir şeyden bahsediyorsunuz.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257446/sayin-adnan-oktarin-29-agustoshttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257446/sayin-adnan-oktarin-29-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170829t_11.jpgWed, 13 Sep 2017 08:30:25 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 28 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 28 Ağustos 2017

 

(“Münafık kendisini bilir mi?” izleyici sorusu)

Münafık, pislik olduğunu kendi adından daha iyi bilir. Çok aşağılık ve karaktersiz olduğunu münafık kadar bilen olmaz yani bütün hatlarıyla çok mükemmel bilir. Yalancılığını, üçkağıtçılığını, karaktersizliğini, ahlaksızlığını, haysiyetsizliğini, kaşarlığını, oyunculuğunu, Allah’tan korkmadığını hepsini bilir. Bilmez olur mu? Bilir.

 

(“Cehennemle insanları korkutmak doğru bir davranış mı?” izleyici sorusu)

Nurlu annem, orada cehennemle korkutuyorsun ama sonucunda o insan sevgiyi, aşkı, güzelliği ve güzel ahlakı alıp, tutkunun, aşkın en yüksek noktalarına çıkıyor. Yani o korku onu aşka, sevgiye götüren yol oluyor. Korku deyince sen kötü bir şey var zannediyorsun, değil, Allah korkusu seni süsler, güzelleştirir, akıllı hale getirir, akıllı davranmanı sağlar, insanlara güzel davranmanı, kendine güzel davranmanı sağlar, Allah’a karşı güzel davranmanı sağlar, aşkın, tutkunun, sevginin insanı olursun. Bu da ancak Allah korkusuyla olur. Dolayısıyla cehennem korkusu da bunun içinde tabii.

 

(“Cennette dünyada yaptıklarımızı hatırlayacak mıyız?” izleyici sorusu)

Tabii, onun özelliği o zaten cennetin. Dünyada yaptıklarımızla iftihar edeceğiz ve kendimizi seveceğiz. Kendimizi sevmemizin nedeni bu zaten. Mesela biz Peygamberimiz (sav)’i seviyoruz, niye? Güzel ahlakından dolayı. Yani kimse kimseyi boyundan posundan dolayı sevmez, güzel ahlakından sever. Peygamberimiz (sav)’i biz niye sevdiğimizi bir düşünün. Hz. Yusuf (as)’ı niye seviyoruz, Hz. İbrahim (as)’ı niye seviyoruz? Manevi yönlerinden dolayı seviyoruz. O manevi yönleriyle biz bu dünyada yaşadığımız için onu görmek, hissetmek, bilmek, hatırlamak cennetin en güzel zevki. Nefsani zevklerin dışında en güzel zevktir. En güzel nimetlerin başında biliyorsunuz Allah’ın tecellisi vardır, Allah’ın tecellilerini seyretmek vardır ve güzel hatıralar.

 

(“İnsan şeytanın etkisinde olduğunu bilir mi?” izleyici sorusu)

Bazen bilmez. Mesela duygusallaşır, gerginleşir, ağlar, çok öfkelidir, karamsar bakar halbuki şeytanın etkisine girmiştir bilmiyordur. Şeytandan Allah’a sığınması lazım, bir anormallik olduğunu hissetmesi lazım. Ağlama hissi geliyor mesela çok öfkeli, karamsar, huzursuz, dengeli düşünemiyor, etrafındakileri kırıyor, şeytanın etkisine girmiş demektir. Ama onu öyle anlamaz makul bir akış var zanneder. Şeytan o tarzda “ben geldim merhaba” demez yani bu tarzda gelir.

 

(“Eğer Tanrı insanları gerçekten severek yarattıysa zorluklar neden var?” izleyici sorusu)

Güzel yüzlüm, nur yüzlüm biz eti-kemiği sevemeyiz. Aşkın, tutkunun oluşması için Allah çok hassas bir denge, çok hassas bir akıl ölçüsü, özel bir ruh yapılanması meydana getirmiş. Yoksa insanın yüzünün ortasında bir burun var, iki tane gözü var, dudağı var yemek yiyor, kulağı var, yani bunu sen sevemezsin. Bunun sevilmesi için özel bir ruhi eğitimden geçmen lazım, durduk yere bu oluşmaz. Bunun oluşması için de mutlaka acılar, çileler, sıkıntılar, zorluklar, korkular ve istenmeyen nefsin hoşlanmadığı şeylerle insanın karşılaşması gerekiyor. Ve bunları teker teker yenerken o ruh kabiliyeti o zeminde gelişiyor. Bunun dışında o ruh kabiliyetinin gelişmesinin imkanı yok. Ama robot şeklinde geliştirilirse de onun da bir değeri olmaz. Eğer Allah onu beğenseydi hepimizi melek yapardı ve çok kolay. Ama Allah onu yeterli görmüyor. Mesela melekler doğrudan güzel ahlaklı ve hiçbir zorlukla da karşılaşmıyorlar. Mesela melekte kanser olmaz, hastalık olmaz, üzüntü olmaz, trafik kazası olmaz hiçbir şey olmaz dümdüz. Ama Allah onların sevgisini yeterli görmüyor. “Biz varız” diyorlar onlar mesela “trilyonlarcayız, Sana sürekli secde ediyoruz, rüku ediyoruz, kıyam ediyoruz, sürekli Sen’den bahsediyoruz, Seni övüyoruz, yüceltiyoruz” diyorlar, “niye kan dökecek, zulüm yapacak insanlar yaratıyorsun?” diyorlar. Allah detaya girmiyor diyor ki, “siz bilmezsiniz Ben bilirim” diyor. Ha onun sırrını bize açıkladı mı Allah? Yok bize de açıklamadı. Ama onun sırrını biz kendimiz çözüyoruz.

 

(“Neyi esas alarak ahlaklı olabiliriz?” izleyici sorusu)

Allah’a şükür ki Cenab-ı Allah Kuran’ı indirmiş. Ama bak, Kuran olmasaydı Tevrat’ta, İncil’de olurdu işin doğrusu. Fakat tahrif olduğu için Allah netlik olsun diye, bir de fluluk olmasın diye Allah’a çok şükür her şeyi netlemiş. Öbür türlü cenneti cehennemi kavramak falan çok zor olurdu. Tevrat’ta anlatılıyor ama flulaştırmışlar. Adam iman edemediği için ilgili kısımları çıkartmış yahut flulaştırmış. İncil’de de var ama yani o da yine flu sayılır. Allah’a çok şükür Kuran’da Cenab-ı Allah açık açık gürül gürül anlatıyor cennet şudur özellikleri bu, cehennem budur özellikleri bu. Haramlar şunlardır helaller bunlar. Bu kadar net, bu kadar berrak bir din olması çok büyük bir nimet bizim için Allah’a çok şükür. Öbür türlü içinde aramaya kalkacaktık. Burada aramaya gerek yok dinle doğrudan karşılaşıyorsun. Ama adama din yetmiyor ilave istiyor. İlave isteyince hurafe çıkıyor. Mesela bugün birkaç gelenekçi kanala girdim, tatlı bir dede var, iki kişi sunuyorlar. “Bir kadın soru sormuş nedir o” falan diyor yavaş yavaş anlatıyor. Hakikaten şeker bir insan ama onun anlattığı tarzda din yok olur yani mümkün değil yaşanmaz. Gençler iyi niyetle diyorlar “ecdattan kaldı yaşatalım” diyor ama yaşamaz o. Sen istediğin kadar uğraş o din çöker gider. Vicdanlı oldukları için diyorlar “baba yadigarı kalmış yaşatalım.” Ölmüş belli yani o sen nasıl yaşatacaksın? Hurafe olduğu da belli, hurafe denizi. Yani ayıp olmasın diye hurafeyi ayakta tutmaya çalışıyorsun ama gitmez o çöküyor.  

 

(“Şeytanın her insana göre güçleri farklı mıdır?” izleyici sorusu)

Güçleri farklı değildir de şeytanın uygulamaları farklıdır. Yani her insana -çok zeki bir varlık olduğu için onun- her insana onun hassasiyetine göre uygulama yapar şeytan. Her insanda vardır tabii bir tane, iki tane de değil yani mebzul miktardadır şeytan kaynar. Bir negatif zeka yüküdür, görünmez bir zeka yüküdür. İnsanın beynine rahatça girer, kafasının içinden de geçer gider gelir. Vahyetme yeteneği vardır, beyne gizlice hitap etme yönü vardır. Nasıl sinirler bize sessizce bilgiyi aktarıyor ya, onun da beynimize girip sessizce bilgi aktarma yeteneği vardır. Bilgiyi verir ama mümin direnir ona yapmaz. Eğer zayıfsa iradesi bırakır kendini o ne diyorsa yapar.

 

(“Münafıklar Müslümanların içinden ayrılır mı yoksa ölene kadar beraber mi yaşarlar?” izleyici sorusu)

Eğer keyfi yerindeyse beraber yaşamaya devam eder. Ama genellikle onların bir kopma noktası vardır. Münafıkların sonuna kadar götürme gücü genellikle zordur yani pek o güce dayanamazlar. Çünkü şeytan onlara sürekli “bana gel bana gel” der sürekli. Ama menfaati de orada durmaya doğru onu iter. Menfaatinin durumuna göre. Yani bir şey kaybedeceğinin düşünürse, malını kaybedeceğini, çıkarını, keyfini kaybedeceğini veyahut yeteri kadar çıkar elde edemeyeceğini düşündüğünde onun bir limiti vardır münafığın. O limitin altına düştüğünde çıkarı gider. Yahut ondan bir imkan oluşacağını düşünürse, Müslümanlara bir fayda geleceğini düşünürse onun bir limiti vardır, o limitin üstüne çıktığında yine gider. Genellikle hep çıkara göredir bir çıkar çizgisine göredir münafıklarda, buna çok dikkat etmek lazım.

 

Münafık Elçinin Yanına Nefretle ve Alçakça Gelir Ama Elçiye Dost Görünerek Müslümanları Vurmaya Çalışır. Bu Çok Ahmakça Bir Taktiktir

Müslüman alemini çökerten münafıklıktır. Münafık çok zeki şeytani bir sistemdir. Zekayı çok kullanır münafık, zeka oyunu çok yapar. Münafıklara bakın yazışmalarında, konuşmalarında böyle cedele ve münafıkane zekaya çok önem verirler. Çok ince bir cedel tekniği vardır. Mesela Müslümanın bir konuşmasını alır onu kendi menfaatine uygun hale getirir. Mesela Müslüman ona cevap verirse ona da yine şeytani bir mantıkla, cedel mantığıyla yine bir münafık stilinde yeni orijinal bir cevap daha verir. Yani altta kalmama mantığı vardır münafıkta. Hakkı kabul edip doğruyu kabul etmek Müslümandadır. Ama münafıkta yüzüne tükürsen yağmur yağıyor zanneder. Hiç üzerine de alınmaz. Yani kendisine yönelik bir sözü üzerine alınmaz, başkasına söylenmiş gibi anlar veyahut anlamak ister. Halbuki anlıyordur ama anlamazlıktan gelir. Peygamberimiz (sav) zamanında da mesela Peygamberimiz (sav)’e doğrudan söz edemeyen münafıklar dolaylı yoldan Müslümanları hedef alarak Peygamber (sav)’e söz ediyorlardı. Mesela Müslümanlara iftira atarak dolaylı yoldan Peygamber (sav)’e iftira atıyorlardı. Yöntem buydu. Çünkü Peygamber (sav)’e direkt söylese direkt muhatap almış olacak. Yani karşılık olarak hiç kaale alınmayacak. Ama Müslümanlara saldırarak dolaylı yoldan yansıtma metoduyla Peygamberimiz (sav)’e saldırdıkları için kendi kafalarınca onu kurnaz bir yöntem zannediyorlardı. Mesela Müslümanlar şunu yapıyor, falanca Müslüman şunu yapıyor. Mesela Hz. Ömer (ra)’ı suçluyor, Hz. Ebu Bekir (ra)’i suçluyor, Hz. Osman (ra)’ı suçluyor. Sen Hz. Ebu Bekir (ra)’i, Hz. Osman (ra)’ı, Hz. Ömer (ra)’ı, Hz. Ali (kv)’i suçladığında Peygamber (sav)’i suçlamış oluyorsun.

 

(Yeni Akit Gazetesi “Maymunlar medyası evrimde ısrarlı” başlıklı bir haber yayınladı. Şöyle haber: “Uyduruk evrim müfredattan çıktı. Maymundan geldiklerini savunan medya kuruluşları son 1 yılda 140 evrim haberi yayınladılar. Konuyla ilgili Cumhuriyet 21, Birgün 23, Aydınlık 11, Sözcü 9 evrim haberi yayınladı. Ve Hürriyet Posta Evrensel ve Yurt Gazeteleri de 60 evrim haberi yayınladı” diye yazdı.)

Evrime karşı bizim dışımızda mücadele veren yok zaten, dünyada yok. Var evanjeliklerin ama ne diyor; “Dünyanın ömrü 6 bin yıldır” diyor. Şimdi 400 milyon yıllık fosil geliyor, ne kadar yıllık bu diyoruz “en fazla 5 bin yıllıktır” diyor dalga geçer gibi. Artık granite dönmüş 5 bin yıl olur mu? Belli ki yüz milyonlarca yıllık, açık bilimsel olarak. Anlamazdan geliyorlar. Onlar çoktan mağlup olmuştu. Dünyada Darwinizm’e karşı tek aslan gibi duran biziz ve yenen de bizi Allah’a çok şükür.

 

Çocuklara Aklı Zayıf Muamelesi Yapıldığında Çocuğun Dengesi Bozulur. Çocuğa Saygı Duymak, Akıllı Olduğunu Görmek Gerekir

Çocuk akıllı oluyor. Ben kendimden biliyorum, üç yaşında falan bayağı aklı başındaydım yani sarhoş muamelesi yapılmaz çocuğa, deli muamelesi de yapılmaz çok çirkin. Çocuğa saygı duymak lazım, değer vermek lazım, aklına da güvenmek lazım. Deli muamelesi yapıldığında çocuk dengesizleşiyor yani deli taklidi yapmaya başlıyor. Çünkü “öyle yaparsan severim seni, yani sen deli havası verirsen sana şefkat, sevgi duyarım. Sen ama deli görüntüsü vermezsen ben seninle ilgilenmem” mantığı olmaz. “Akıllı olursan seni severim” görüntüsü verilmesi lazım. Çocuk o zaman akıllı olur.

 

Mutluluğun Formülü Allah'ı Çok Sevmek, Allah'tan Çok Korkmak, Allah'a Derin İmanla Bağlanmak, Allah'a Kendini Teslim Etmektir

Mutluluğun formülü “iki çocuk bir de evlenirsen” öyle demiyor mu şarkıda? Bir eşin olsun diyor, bir de iki çocuk oldu mu, tamam. Akla bak da hizaya gel. Mutluluğun formülü Allah’ı çok sevmektir, Allah’tan çok korkmaktır. Allah’a derin imanla iman etmektir. Allah’a teşekkür etmektir. Kalbin Allah ile birleşmesidir ruhun, Allah’a kendini teslim etmektir. Öbür türlü çocuk da senin başına bela olur, eşin de başına bela olur, sen onların başına bela olursun, onlar senin başına bela olur. Allah süründürür. Öbür türlü olacağı o. Öyle olsa herkes mutlu olur, evlenen kurtulur. Boşanıyor adam. Karısını vuruyor. Çekiyor alnından vuruyor yahut bıçakla kesmeye kalkıyor. Allah’tan korksa yapar mı? Allah’ı sevse yapar mı? O mesela o delikanlıyı kadın çekip vurmuş sunucu bir delikanlı var, bayağı yakışıklı aslan gibi delikanlı. Belli ki haset ediyor onun yakışıklılığına, güzelliğine. Münasebetsizliğe bak, boşanacakmış da onunla evlenecekmiş, yani çok densizce bir ifade. Orada merhamet yok, şefkat yok, kin ve nefret var, öfke var. Allah’tan korkmadığı anlaşılıyor orada. Allah’tan korkan yapar mı bunu? İki cinayet birden, hem kendini, hem karşısındakini, çok korkunç bir şey.

 

(Adnan Bey sizin daha önce belirttiğiniz bir uygulama yeni kararnameyle yürürlüğe sokuldu. Bundan sonra her ihbarla soruşturma açılmayacak. Savcılık ihbarla ilgili soruşturma açmadan “soruşturmaya gerek yok” kararı verebilecek. Böylece kişilerin lekelenmeme hakkı korunmuş olacak.)

Kardeşim, Allah’a çok şükür, yani bizim söyleyip de hükümetin yapmadığı hiçbir konu kalmadı. Mesela bunu geçenlerde ısrarla söyledim. “Vatandaşlar çok mağdur oluyor, özellikle ünlülere yönelik bunu yapıyorlar” dedim. Her konuda soruşturma. Adam aşka geliyor, kafasına esiyor. İnternetin başına geçiyor, bir şeyler yazıyor. “Hadi gel bakalım. Yani dediği doğru mu bu adamın?” Ya kardeşim böyle şey olur mu? Adam belli ki münasebetsizlik yapıyor. O adamı çağırıp kendine sormak lazım. Yani ilgili kişi niye gitsin? Yani suçladığı kişi niye gitsin? Tabii savcılarımız, hakimlerimiz daha iyi bilir ama adamı çağırırsın “ispat et bunu” dersin “nereden çıktı bu?” İspat edemiyorsa karşı dava açılması lazım iftiradan. Adam nasıl, yani devletin birimlerini, devletin savcılığını, mahkemelerini boş işle meşgul etmek istiyor ve iftira atıyor. İftiradan dava açılması lazım.

 

(“Başkanlık sistemi terörü bitirecek mi? Türk-Kürt sorununu çözecek mi?” izleyici sorusu)

Yok, o öyle bir şey getirmez. Yani terörü bitirmez, Türk-Kürt sorunu yani onu da bitireceğini zannetmiyorum. Ama devletin sağlam zemine oturmasını yani güçlü iktidar sağlar. Çünkü karşı tarafın hep kullandığı zayıf iktidarı ezmek ve zayıf iktidarı devirme üstüne kurulu olduğu için bu sistem güçlü iktidar meydana getirecektir. İngiliz derin devletine karşı rahatça dayanabilecek bir güç oluşacaktır. Yani yoksa ortalı bir hükümeti devirmek çok kolay oluyor. Zaten Cumhuriyet tarihi boyunca gördük, şakır şakır hepsini devirdiler. Koalisyonlar hep çökertildi. Hükümetler hep istifa ettirildi. Yani istifa ettirilemeyen, çökertilemeyen hükümet modeli meydana gelmiş oluyor, tek faydası bu. Yoksa terörü inşaAllah bitirirler de ama çok zor. Çünkü fikri mücadele yapılmadıktan sonra çökmez, gitmez.

 

Çocuklara Maneviyatın Önemi Öğretilmediğinde Çocuk Aileye Aile Çocuğa Bela Oluyor, Aile Huzuru Çöküyor

Bazı aileler onu mantıklı bir şey olarak görüyorlar, mantıkla hareket ediyorlar, vicdanla hareket etmiyorlar. “Adamın en önce maddeye ihtiyacı var” diyor. Halbuki en önce manaya ihtiyacı var. Öyle olunca da Allah bereketi kaldırıyor. Huzurlu aile sistemi kalmıyor, aile çöküyor. Halbuki maneviyata önem verilse yani Allah korkusunu, Allah sevgisini esas alırsa Allah o aileye bereket verir ve dağılma da olmaz ve güçlü, sağlıklı, her yönden güzele doğru giden bir yapı olur.

 

Mesleğin İnsanın Karakterini Değiştirmemesi Gerekir. Samimi, Sevgi Dolu, Akıllı, İtidalli İnsan Karakteri Esas ve Güzel Olandır

Yani istiyorlar ki böyle profesör havası vereyim, yani yuvarlak gözlükle çıkalım ve ağır ağır, aksak aksak konuşalım. Latince kelimeler, Fransızca kelimeler havalarda uçuşsun. Sürekli çeşitli bilim adamlarının isimlerini sayayım. Dans olmasın, eğlence olmasın, sevgiden, aşktan, tutkudan bahsetmeyelim, yani başka bir boyutun başka bir insanı olalım. Yani doğal bir insan olmayalım. Yani bilim adamı eşittir böyle. Böyle bir şey yok. Müslüman adı Müslüman’dır zaten, bilim adamı diye bir şey olmaz. Müslüman bilgiliyse bilgilidir. Kasapsa kasaptır, bakkalsa bakkaldır ama sorduğumuzda onun bir tane ismi vardır, Müslüman’dır. Dolayısıyla kasabın kasap gibi davranması, bakkalın bakkal gibi davranması, bilim adamının bilim adamı gibi davranması, böyle bir şey olmaz. Herkes Müslüman gibi davranmak durumundadır. Müslüman gibi davrandığında da mütevazı ve rahat, hayatı yaşayan, hayat doludur. Neşelidir, şarkı da söyler, oynar da, güler de, sevinci, sevgiyi, tutkuyu yaşar. Dolayısıyla mesleğine göre, yaşantısına göre bir üslup ve karakter geliştirmez.

 

(Adnan Bey, sizin Sağlıkçılara Yönelik Şiddete Çözüm konulu videonuzu 1 milyon 200 bin takipçisi olan Facebook'ta doktorlar sitesi.NET yayınladı. Bir bölüm vardı. Bu konuşmanızı 1 milyon 200 bin takipçisi olan Facebook'ta doktorlarsitesi.NET paylaştı.) 

MaşaAllah. Görebiliyor muyum sitede görüntüyü yeniden? Bu doktorlar arasında da konuşulan bir konu. Bu çok kolayca yapılması mümkün olan bir şey. Hükümet bunu hiç bekletmesin. Yoksa doktorlarda bu stres yapar. Adam saldırdığında incecik cam, çıtalardan oluşmuş bölümler var. Zaten acil servisler rahat ve temiz yerler. Orada güvenliğe yönelik hiçbir şey olmuyor. Doktorun kendini koruyabileceği bir oda falan olmuyor. İncecik kapılar zaten zayıf. Kapı rahatça kırılacak gibi. Dolayısıyla böyle olmaz. Öyle bir saldırı olduğunda doktorlar derhal hatta bir kanal gibi bir yer de olması olabilir öyle bir şey için. Hemen oradan odalara geçmeleri lazım. Tek bir yerde de değil aslında nereye yakınsalar orada hemen sığınacakları bir yer olması lazım. Zor bir şey değil bu, gayet kolay. İçeri hava gelecek gibi olacak, acil ihtiyaçlarını karşılayacakları gibi bir banyo olması lazım, bir banyo. Su ve yiyecek bulunacak. Çünkü polisin müdahalesi vakit alabilir. Bir saat-bir buçuk saat vakit alabilir. Olur olur yahut hakikaten Allah esirgesin çatışma falan da olabilir. Orada o insanların, o değerli insanların bir süre beklemesi gerekebilir. Bazen oluyor mesela adam it kopuk takımı, silahlı çatışmaya giriyor. Polisle de çatışıyor. Çok vakit alabilir. Ama öyle çelik bir yerde kalırlarsa. Ve her şeye dayanıklı olması lazım. Bomba dahil, yangın dahil her şeye dayanıklı bir oda olması lazım. Ve gizli geçişi de olması lazım, o odadan dışarıya geçiş de olması lazım. O odada kalacakları gibi değil, istediklerinde gizli bir geçitle çıkabilecekleri gibi bir yer de olması lazım. Bunu mutlaka yapalım.

 

Bir İnsan Zordayken Senin Yanındaysa, Senin Haysiyetini Şerefini Namusunu Kendi Haysiyeti Gibi Görüyorsa, O İnsan Sadıktır

Sen zordayken, zora geldiğinde sana yardımcı oluyorsa, sana şefkatli ve merhametli ise, seni koruyup kolluyorsa, haysiyetini, şerefini ve namusunu kendi haysiyeti ve şerefi ve namusu olarak görüyorsa, sağlığına sıhhatine en az kendisi kadar dikkat ediyorsa senin sağlığına sıhhatine özen gösteriyorsa, huzurun ve neşen için gayret ediyorsa seni değerli bir varlık olarak görüyorsa bu çok güzel. Eğer bunları yapmıyorsa sadık değildir bu kadar açık. Egoist, bencilse, çıkarcıysa sana değer vermiyorsa en ufak menfaatiyle çatıştığında egoistçe ve hayvanca kendi çıkarının peşine gidiyorsa o değersiz insandır bu kadar basit. Hemen anlaşılır. Genç kızlar çok akıllıdırlar, çok zekidirler gözüne bakar bakmaz ses tonundan, üslubundan, yürüyüşünden bile anlarlar. Elektriğinden, kurduğu cümlelerden, merhamet anlayışından hemen anlarlar.

 

Murat Yıldırım ve Eşinin Hacca Gitmesi Bir Güzelliktir. Bu Sebeple Kendisine Sevgisiz Yorumlarda Bulunanlara Hiç Değer Vermesin

Murat Yıldırım hacca gitti diye muhalifler çok eleştiriyorlarmış. Onun güzel tavrından eğer rahatsız oluyorsa hacca gitmesinden bir insan dinle imanla, Allah’la, Kitap’la alakası yok demektir. Onun yaptığı eleştirinin hiçbir kıymeti olmaz. Dinsizse senin dinine zaten saldırır. Ona hürmet edilmez, değer de verilmez. Sen düşün, bir hırsızı düşün adam hırsızlık yapmıyor diyor diye ona kin duyuyor, zina yapmıyor diye kin duyuyor, şarap içmiyor diye kin duyuyor, namaz kılıyor diye kin duyuyor, oruç tutuyor diye kin duyuyor, hacca gidiyor diye kin duyuyor. Adam hastadır onun muhatabı da olmaz zaten onun eleştirisi sıfır hükmündedir, hiçbir anlamı yoktur. Dolayısıyla tavşanlar hoplar demiş güzel insanlar yoluna devam eder, kervan gider. Kaale almamak çok önemlidir.

 

(Hapisteki FETÖ’cü darbeciler sürekli Gülen’in rüyalarından bahsederek vakit geçiriyorlarmış. Kurtuluş Tayiz Akşam Gazetesi’ne şöyle bir yorum yaptı “Bunlar FETÖ tarafından zeki oldukları için seçildiğini düşünüyor. Oysa zeki oldukları için değil ahmak oldukları için seçildiler. Şartlandırılmaya, kontrol edilmeye müsait oldukları için tercih edildiler. Bu nedenle hapishanede bile rüyalarla, masallarla idare edilmelerine şaşırmamalı” dedi.)

Kurtuluş Tayiz mükemmel konuşmuş, doğru teşhis, müthiş bir ahmaklık ve ruh bozukluğu, dengesizlik, merhametsizlik, hainlik, nankörlük Allah tarafından bunlara verilmiş sırf deccal ordusuna katılabilmeleri için. Allah da belalarını veriyor tabii ki.

 

İnsan Irk Üstünlüğüne İnanıyor ve Bir Irkın Diğerlerinden Üstün Olduğunu, Diğerlerini Ezmesi Gerektiğini Düşünüyorsa Bu Zihinsel Hastalıktır

Nihal Atsız grubu bunlar Türkçüydü varsa Türk yoksa Türk ama ırk Türk’ü istiyor bu. Yani Kürt, Çerkez, Laz bunu kabul etmez saf kan Türk olacaksın. Onun dışındakileri pek kaale almazlardı ve o ırkın üstünlüğüne Türk ırkını, saf Türk ırkının üstünlüğüne inanıyorlardı yani Hitler hayranlığı gibi. Ama Ülkücülük apayrıdır. Ülkücülük Türküm diyen herkesi Türk kabul eden, Türk milletinin yücelmesini, yükselmesini amaçlayan, Türklük aleminin birleşmesini, İslam aleminin birleşmesini isteyen, yüce idealler uğruna canını verecek derecede kararlı olan çalışkan, disiplinli, yiğit ve kabadayı cesur gençlere ülkücü denir. Türkçülük ırk esasına dayalı olan Türkçülük onlar klasik faşist tabir ediliyor. Yani faşist özentisi diyelim. Faşist özentisi, faşist yalakası olabilir ancak. Irk üstünlüğünü iddia edip diğer ırkları aşağılayan ve diğer ırkların yok edilmesini ve tek bir ırkın canlı kalmasını istiyorsa bir adam bu manyaklıktır, ruh hastalığıdır. Ama Nihal Atsız’ınki de tabii benim gördüğüm faşizmi çok andırıyor. Üslubu, anlatımları çok andırıyor. Onu ayrı bir kategoride değerlendiriyorum.

 

(“Kızla erkeğin arasındaki güveni ne oluşturur?” izleyici sorusu)

İman, inanç, Allah korkusu, Allah sevgisi. Allah’tan korkmuyorsa hiçbir şeyden çekinmez. Merhameti de olmaz, vicdanı da olmaz.  O genç kızın ne namusu, ne haysiyeti, ne şerefi, huzuru, ne dini, imanı, sağlığı sıhhati adamı ilgilendirmez. Onu bir av olarak görür o. Dağda yakaladığı bir av gibi görüyor. Ve her türlü hakka sahip olduğuna inanır. Ama Allah’tan korkuyorsa, Allah’ı seviyorsa o yüce bir varlıktır. Allah'ın tecellisidir.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257445/sayin-adnan-oktarin-28-agustoshttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257445/sayin-adnan-oktarin-28-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170828t_munafik_01.jpgWed, 13 Sep 2017 08:19:59 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 27 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 27 Ağustos 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan hem İngiliz derin devletine hem de Mehdiyet’e işaret eden bir konuşma yaptı. “Tıpkı 2023 gibi, tıpkı 2053 gibi 2071’i de kendimize bir ufuk çizgisi, bir kızıl elma olarak belirledik. Sultan Alpaslan Malazgirt’te kimlerle mücadele etmişse, Gazi Mustafa Kemal kimlerle mücadele ettiyse biz de bugün onlarla mücadele ediyoruz. Oyun aynı sadece figüranlar farklı.”)

Tayyip Hocam güzel konuşuyor. Milletin tam ihtiyacı olan şeyleri söylüyor. Milletin böyle bir ufka, böyle bir güzel ideale çok büyük ihtiyacı vardı. Hiçbir siyasetçi bunu kullanmadı. Sırf şu sözünden dolayı bile o insan desteklenir. Ve züppeliğe kapıyı kapattı. Züppe İngiliz derin devleti kafasına, mantığına devletin kapısını tamamen kapattı. Bundan sonra devletin içine çakal sızamayacak.

 

(“Kadın-erkek ilişkileri neden çıkar üstüne kurulmuştur?” izleyici sorusu)

Ama normal, kadın çünkü zaten işyerine almıyorlar, aldığında ezmeye kalkıyorlar, bazı yerlerde sarkıntılık yapıyorlar. Kadın ekonomik yönden kendini güvende hissetmemesi zaten bir dayatma şeklinde ortaya çıkıyor. Onun için işte zengin birisi olsun diye düşünüyor. Onun güvencesinde yaşamak istiyor. Bazen de kahrını çekiyor. Sistemin değişmesi gerekiyor yani kadınların ekonomik yönden çok rahat edecekleri, güvence altına alınacakları bir sistem. Yoksa bu belaların içine girmez bu kadınlar. Bu kadar da kendilerini ezdirmezler. Saf sevgiye dayalı huzur içinde yaşarlar. Yazık benim canlarıma, olmadık eziyet. Daha 17 yaşına geliyor “git kendine koca bul” diye annesi babası dayatıyor bazı vakalarda. İşyerine gidiyor adam sarkıntılık ediyor yani her yerde bir bela. Sokağa çıkıyor sokakta sarkıntılık ediyorlar ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Dolmuşa biniyor, adam bacaklarını ayırıyor yani huzur vermiyorlar benim canlarıma. Bu belayı ortadan kaldıracağız. Bu fitneyi, bu pisliği ortadan kaldıracağız. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı zaten insan yerine koymuyor. Darwinizm de insan yerine koymuyor, her ikisi de “insan değil” diyorlar “hayvanla insan karışımı” diyor. Benim gariplerim, benim canlarım ne yapsın? Tabii ki hayatını garanti altına almak istiyor, bir şeyler yapmak istiyor. O sistemin, toplumun genel bir hatası, bunun düzeltilmesi için çok acele hareket etmemiz gerekiyor ve ediyoruz ve edeceğiz. 

 

(Afganistan’ın başkenti Kabil’de dün Şii camisinde iki terörist kendini patlattı Adnan Bey. Hayatını kaybedenlerin sayısı 38 kişiye ulaştı.)

Ne kadar akılsızca ve aptalca bir şey. Şii’yi şehit ediyor ahmağa bak, kendi de cehenneme gidiyor. Yani tam bir ahmaklık. Şii camiye gelmiş daha ne istiyorsun? Ehli Beyt’i seven, Hz. Ali (kv)’yi seven, Hz. Mehdi (as)’ı seven canlar camiye gelmiş namaz kılıyor. Be ahlaksız onu sen şehit edince ne olacağını zannediyorsun? Cehennemin dibine gideceksin. Güya iş yapıyor. Allah gani gani rahmet etsin şehitlere. Allah bunlara hidayet versin, hidayet vermiyorsa Allah helak etsin.

 

Kadınlara Tepeden Bakan, Sürekli Akıl Veren, Baskı Altına Alan Bu Zihniyete Kanunla İzin Vermeyiz

İnadına inadına istediğiniz gibi yaşayın, dekolteyle de gezin, mini şortla da gezin. Dünya bizim, dünya sizin. Böyle bir oyuna asla gelmeyin. Bunlar 5-10 bin kişilik bir it-kopuk ordusu. Bunların hepsini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirin. Nasıl yaparsınız bilmiyorum, resmini çekip gönderin istiyorsanız. Mesela sana çirkin laf söyleyenin bir şekilde ismini öğrenmeye çalış. Ama öğrenemiyorsan resmini çek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönder. Bunlar bir çete, her yerde var bunlar. Erzurum’da da var, Konya’da da var, Kayseri’de de var, Ankara ve İstanbul’da da var. İt-kopuk takımı bunlar kendi aralarında organize. Bunlara gereğini kanunla hukukla yapacağız. Bu iğdiş olmuş, içi kararmış ahlaksız adamlara, size haset eden bu homoseksüel takımına gereken karşılığı kanunla hukukla vereceğiz. Sizi aslında çok beğeniyor ama ele geçiremeyeceğini biliyor, o zaman kinleniyor, olay bu.

 

(“Bazı hayvan severler Kurban bayramına sıcak bakmıyor, ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

O canlarım tabii merhametli şefkatli oldukları için onu çok korkunç görüyorlar, hayvanın kesilmesini falan. Hiçbir hayvanın ruhu yoktur, şuuru tamamen kapalıdır, kendine ne yapıldığını hiçbir şekilde bilmez. Yani plastikten olduğunu düşünsün onun, onun gibidir hiçbir şekilde bilmez. Acı çekiyor görünümünü yanlış anlamasınlar, sadece vücudunun o fizik tepkisidir. Yani bilinci olmaz, bilinci tamamen kapalıdır hayvanların. Dolayısıyla Allah onları nimet olarak vermiştir. Öyle üzülecekleri bir şey yok, gönülleri çok rahat olsun. Bilimsel olarak kendileri de bakıp araştırabilirler, şuuru tamamen kapalıdır. Acı hissini hisseden bir ruhları yoktur. Bedenleri teknik karşılık verir, yani tekniktir onların gösterdikleri reaksiyon. Yoksa bizim bildiğimiz anlamda acı çekmezler. Şuur olması lazım acı çekmeleri için. Ama nimet olarak da çok güzel tabii. Şimdi iri bir koç aldırıyorum Allah’ın izniyle, yaklaşık yapabilirsek 150 kiloluk falan hatta 200 kiloluk varsa dev bir koç Allah’ın izniyle keseceğiz. Yağlı falan, onun yağı zehrini alır. Kesildikten bir saat sonra kebap Allah’ın izniyle.

 

Hristiyan Kardeşlerimizin Hz. İsa'yı Allah'ın Tecellisi Olarak Sevmeleri Doğru, Ama İsa'ya Haşa İlah Demek Olmaz

Hristiyan bir ülkede de olsa insan Kuran’a ulaşması çok kolaydır. Bakar mesela, Hz. İsa (as) dua ettiği halde, yemek yediği halde, uyuduğu halde adam ona “Allah” diyor. Şimdi Allah uyumaz, Allah yemek yemez, bu olmuyor, bunu zorlama bu hale getirmenin bir alemi yok. Ama “Allah’ın tecellisi” de “Allah onda tecelli ediyor” de, ama “Allah” dediğinde insaf et yani yemek yiyor, uyuyor ve Allah’a dua ediyor sen de ona “Allah” diyorsun. Şimdi bu oluyor mu? Çok zorlama bu, çok acı bir durum. İnsanlar bunalır böyle bir şeyden. Yazık bak, büyük bir Hristiyan gençliği gereksiz yere imanını kaybediyor sırf bu yüzden. Ne olur “Allah onda tecelli ediyor” desen, ne fark eder? Neden ona “Allah” diyorsun? Allah deyince adam mantıksız görüyor ve iman etmiyor. İmanını kaybettiriyorsun yazık-günah. Yoksa Hristiyanlık dini güzel bir dindir. Yani yanlış eksik yönleri tabii ki var ama bunları düzeltmek çok kolay. La İlahe İllaAllah İsa Resulullah bu kadar. Ama Peygamber Hz. Muhammed (sav)’e de yalancı dersen durduk yere tanımadığın görmediğin halde bu dünyanın en güzel insanına bu da büyük bir zulüm bu olmaz. Eğer yalancıdır demiyorsan Peygamber (sav)’e bitti, zaten Müslümansın.

 

Okullardaki Din Kültürü Derslerinin Mutlaka Akılcı ve Bilimsel Olması Gerekir Hurafeye Dayalı Anlatımlar Gençleri Dinden Uzaklaştırır

Din kültürü eğitimi tabii ki hurafe tarzında bir üslupla anlatılırsa gençler dinden kitlevi olarak dinden uzaklaşıyorlar. İmam Hatip öğrencilerinin çoğu dinsiz oluyor Allah esirgesin. Ben burada konuştum, diyor “İmam Hatip’e gittim ondan sonra dinimi imanımı kaybettim” diyor. Bilimsel, akılcı ve mantıklı olarak anlatılması lazım. Kuran’a dayalı anlatılması lazım, hurafe tarzında olmaz. Her yer için değil, her İmam Hatip için değil ama bazı okullarda öğrenciler dinini imanını kaybediyor hakikaten.

 

Müslümana Eleştiri Kuran'la Olur. Beni Kuran'la Uyaran Olduğunda Söylediğine Hemen Uyarım. Ama Hurafeye Dayalı Eleştiri Mantıklı Olmaz

Kuran’ı anlattığıma göre, Kuran da doğru olduğuna göre tabii ki doğruyu anlattığıma inanıyorum. Kuran’ın dışında bir şey anlatmadığıma göre, her şeyi Kuran’a göre yorumladığıma göre, ek, ilave ve çıkartmaya da müsaade etmediğime göre dediklerime inanmam Kuran’a göre zaten gerekiyor. Ve dolayısıyla doğru yolda olduğum kanaatindeyim. Ama yanlış yolda olduğum kanaatinde olan bana Kuran’la uyarı yapması lazım. Şu ana kadar bana Kuran’la uyarı yapan kimseyi görmedim. Sadece mantıkla, yani yeni bir din çıkartmış o dinle anlatıyor. Beni Kuran’la uyaran ibadet yapmış olur. Ama Kuran’la uyarmıyor, çünkü Kuran’la uyaracak bir konu bulamıyor, Kuran’a göre doğru yolda olduğumdan emin. O yüzden bir delil bulamıyor, o yüzden de eleştiri getiremiyor. Nasıl yapıyor? Hurafeyle eleştiri yapıyor. Ben hurafeyi kabul edersem o başka din olur, ben onu kabul etmem.

 

(“Televizyon kanalınızda neden Komünizm aleyhine propaganda yapıyorsunuz?” izleyici sorusu)

Demokratik komünistleri destekliyorum tabii ki. Benim başımın üstünde yeri var, hepsini çok seviyorum, hepsine çok saygı duyuyorum. Demokratik komünist yani şiddet kullanmayan, ayaklanmayı, dehşeti ve terörü savunmayan komünistler benim baş tacım ve dostumdur. Ama şiddeti, Stalinist şiddeti, terörist komünizmi savunanlar benim hasmımdır söyleyeyim. Ve Türk devletinin hasmı olan herkes benim hasmımdır. O anlamda söylüyorum. Tabii ki barışçıl komünistlere benim ne sözüm olur? Mesela arkadaşımız benim gördüğüm barışçıl bir komünist. Mesele Türkiye İşçi Partisi barışçıl komünisttir yani demokratik yoldan iktidara gelmeye çalışır; saygım çok büyük, hürmetim çok büyük. Onlara benim hiçbir sözüm yok. Ama PKK, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi bunlar şiddet kullanarak iktidara gelmeyi düşünüyorlar. Tabii ki karşıyım bunlara.

 

Sinirlenen İnsanın Öfkesini Kontrol Etmesi İçin Önce O Ortamı Değiştirmesi, Elini Yüzünü Yıkaması ve Bambaşka Konuya Geçmesi Gerekir

Sinirlenen insan o sinirlendiği yerden hemen çıkması lazım. Yani mesela bir odadaysa odadan mutlaka dışarı çıkmak. Hatta açık havaya caddeye falan da çıkabilir. Bir yerde hemen elini yüzünü yıkaması çok iyi olur. Mesela ensesine su sürüp yüzünü yıkaması ve bambaşka bir konuya geçmesi lazım. O konuyu düşünmemesi lazım. Yani düşünmesi çok tehlikeli olur başka konuya verecek. O konuyu ne zaman? 10 gün sonra falan düşünsün. 10 gün sonra hiç önem vermez zaten. Konu tamamen biter. Sakın o anda düşünmeye kalkmasın. Çünkü düşündüğünde aynı etki yeniden gelişir. Kendine hakim olup aklına getirmeyip ilgilenmemesi lazım ve kızmasına kızması lazım. Kendi kızmasına kendisine kızacak. Böyle ilkel bir hale düştüğü için, böyle zavallı bir hale düştüğü için ve acze düştüğü için kendini kınaması gerekir. Çünkü her şey Allah’tan olduğu belli kaderinde olan bir şeyi yaşıyor. Ama o kızıp köpürüyor. Bir görüntüye aldanıyor. Allah onu görüntüyle imtihan ediyor. Görüntünün içinde o çöküyor. Bu olmaz. Bu onu küçük düşürür ve hakikaten komik hale gelmesine sebep olur. Kendine yakışmayan bu durumu şiddetle ortadan kaldırması için bu hususlara dikkat etmesi lazım.

 

Fakirlik ve Açlığa Çözüm Kuran'da Gösterilen Velayet Sistemidir. Velayet, Tüm İnsanların Birbirini Kendi Ailesi Gibi Koruyup Kollamasıdır

Afrika’da, Asya’da, Avrupa’da, Amerika’da her yerde açlığa çözüm bulmamız gerekiyor. Nasıl olur? Mehdiyet ile olur. Nasıl olur? Velayet sistemiyle olur. Bütün millet, insanlar birbirini kardeşi olarak, annesi olarak, babası olarak koruyup kollaması lazım. O zaman velayet sistemiyle tam bir eşitlik ve koruma oluşmuş olur ve dünyanın en mükemmel sistemidir Kuran’ın anlattığı velayet sistemidir. Velayet sisteminde sokaktaki herhangi bir insan senin annen, baban hükmünde oluyor ve çocuğun hükmünde oluyor. Ona bakmakla mükellefsin. Yedirmek, içirmek, giydirmek, hastaysa tedavi ettirmek mecburiyetindesin. İslam uygulandığında sistem bu.

 

Toplu Taşıma Araçlarında Kadınlara Saygı Göstermeyenlere Tüm Halkımız Uyarıcı Olsun. Nasıl Davranılması Gerektiğinin Talimatnameleri Olsun

Otobüslerde bütün halk tavır alsın bacağını ayıranlara. Yani mesela otobüslerde “Bacağınızı Ayırarak Oturmayın” diye levha olması lazım. O levhaya bir bakarlar bir de adamın yüzüne bakarlar eğer hayvan değilse anlar. Yani mutlaka onun adabının ve edebinin otobüslerde okunaklı şekilde konulması gerekiyor. “Mümkün mertebe hanımlara yer verin ve hanımlar oturduğunda bacaklarınızı ayırarak oturmayın. Bu Türk örfüne, Müslüman ahlakına yakışmaz” diye bir yazı, bu şart. Bir de oradaki erkeklerin ve hanımların hanımları desteklemesi lazım. “Arkadaş oturuşunu biraz düzelt” dese birisi adam düzeltir. Öbürleri de “evet haklısın, doğru söylüyorsun” dese düzeltir. Çirkefleşemez o kadar insana karşı. Ama tek bir hanım söyledi mi çirkefleşebiliyor. Herkes desteklerse söyleyemez. Bir de böyle şeylerde eğer çirkeflik yaparsa otobüsü doğrudan karakolun önüne çekip yaptığına yapacağına bin kere pişman etmek lazım, kanunla hukukla.

 

(Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Ergün Yıldırım, engelli vatandaşlarımızın vergi ödemeden lüks araç sahibi olmalarının adalete uygun olmadığını, onların da vergi ödemelerini istediğini açıkladı.)

Orada olan şey yani engelli olmasından dolayı devletin ona desteği ve sevgisi o. Yani biz engelliyi her yerde korumakla kollamakla mükellefiz. Zaten zengin olan engelliler için herhalde bunu söylüyor. Çok nadirdir zengin olan engelli. Zaten devlete vergisini de ödüyor onlar ayrıca. Kazanç vergisi ödüyor. Orada devletin ona bir jesti. Gereksiz bu sözü. Yani bunun anlamı yakışık almayacak boyutlara varabilir. Devlet orada bir nezaket, bir şefkat göstermiş onu çok görmesi yakışık almaz. Onun bereketi olur. Almamanın bereketi olur.

 

(“Kadınların argo konuşması hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

Yani “Ağabeyli” falan konuşması çok kötü görünüyor. Yani ne bileyim başka “sıkıntı yok.” Mesela bir kadının “sıkıntı yok” demesi çok ürkütücü. “Ağabey şu söyle mi? Ağabey bu böyle mi?” yani bayağı kötü. Zaten öyle tiplerin felsefesi kökten çok kötü oluyor. Hiç yakışmaz kibar bir kadına, güzel bir kadına. Derhal terk etmeleri gerekir, derhal. En kısa zamanda kadına yakışacak kibarlığa, nezakete dönmeleri gerekir.

 

Şefkatli Bir İnsan Bir İnsanı Önyargıyla Peşin Olarak Değerlendirmez. Önyargılı Olmak Çok Büyük Görgüsüzlük ve Cahilliktir

Önyargılı olmak da yine Allah korkusunun olmamasından, Allah sevgisinin olmamasından oluyor. Şefkatli bir insan, bir insanı peşin olarak önyargıyla değerlendiremez. Bu çok ilkel, vahşice bir hareket. Önyargıyı bildikleri için bunu geniş çapta basın kullanıyor, kanallar kullanıyor, insanlar kullanıyor ve önyargı oluşturmaya çalışıyorlar insanlarla ilgili. Ve bazı aptallar da bu oyuna geliyorlar. Mesela genç kızlarla ilgili önyargı lisede meydana getiriyor, adam önyargılı oluyor. Veyahut okulda bir adamla ilgili, bir kişiyle ilgili önyargı meydana getiriyorlar, hemen oturuyor o. Ve bazı ahmaklar adeta sürükleniyorlar bu konuda. Bu onun basitliğini ve sıradanlığını gösterir. Kaliteli bir insan önyargıyla hareket etmez.

 

(“Hz. Mehdi (as)'nin ikinci gaybet dönemi Melhame-i Kübra olayından sonra mı olacaktır?” izleyici sorusu)

Melhame-i Kübra şu an yavaşlatılmış ve geniş zeminde devam ediyor. İngiliz derin devletinin öncülüğünde, deccaliyetin öncülüğünde devam ediyor. Belki oluyor, biz farkında değiliz. Onu Melhame-i Kübra olarak almıyor da olabiliriz. Bir de belki hakikaten şiddetlenecek olabilir. Biraz beklemek lazım. 2021'lerde buradayız zaten. 2023'lerde de buradayız.

 

(“Hz. Mehdi (as)'ı bir gecede ıslah eden şey nedir? “ izleyici sorusu)

Yakışıklım, o hadislere ben baktım. Hakikaten çok hadis var öyle. “Allah bir gecede” diyor, “durumunu ıslah eder” diyor. Yani “zemini ıslah eder” diyor. Mehdi'nin bulunduğu zemini ıslah eder. Yani “bütün insanlığı, çevreyi ıslah eder bir gecede” diyor. Bilmiyorum ki, herhalde 15 Temmuz tarzı bir şey olabilir. Öyle gibi görünüyor. Çünkü bir gecede ıslah meydana geldi hakikaten. Diğer hadisler de bunu teyit ediyor.

 

(“Manna suyu zeka artırır mı?” izleyici sorusu)

Manna duruyor bende şişeyle ama hiç içmeye niyetim yok. Çünkü bilmediğim bir şey. Fakat altından yapılan manna insanda tabii metafizik güçlerini geliştirdiği söyleniyor. Ben Hazreti Musa (as)'nın sandığa koyduğu mannayı eğer içebilirsem onu içmek istiyorum. Çünkü "Ahir zaman için Moşiyah için saklayın." diyor, sandıkta altın içerisinde. İleride o ileriki nesil geldiğinde, sandık bulunduğunda onun, o mannanın kullanılacağını söylüyor Hazreti Musa (as). Mehdi (as)'den rica ederim, bana da bir parça o mannadan verir. Asıl Moşiyah için ayrılmıştır o manna. Onun içmesi, kullanması içindir. Altın kutu içerisinde manna, dört bin yıllık manna, bozulmadan kalmış.

 

(“Adil yargılanma hakkını nasıl sağlayabiliriz?” izleyici sorusu)

Canımın içi o çok yaygın kullanılıyor ama yani böyle somut deliller, mesela dediler ki “çocuklar hapishanede” tamam bu somut bir delil. Bu olur. Ama onun dışında somut delil göremiyorum. Somut delil söyleyin, o delilleri savunalım. Mesela annesi suç işlemiş, çocuk da hapse girmiş. Tamam, çocuğa çok mükemmel hapishanede özel imkan sağlayalım. Çok güzel kreşler yapalım, güzel oyuncaklar alalım. Dışarı da çıksın çocuklar yani en güzel şekilde bakarız, çünkü çocuğun hiçbir suçu yok. Bu adil devlet anlayışının bir gereğidir. Ama diğerleri nedir onları anlayamadım.

 

(“Neden LGBT’li bireylere diğerleriymiş gibi davranılıyor?” izleyici sorusu)

Kardeşim şimdi adam LGBT mi GBT mi nedir, ne olursa olsun yani homoseksüel de olsa başka sapıklar da olsa adamları tabii dövmek, sövmek, öldürmeye kalkmak, yaralamaya kalkmak bunlar ahlaksızlık. Bu olmaz. Ama homoseksüelliğin Kuran’a göre hükmünü açıklamamız şart. Allah Kuran’da homoseksüelliğin ahlaksızlık olduğunu söylüyor. Yani bir ahlak çöküntüsü olduğunu söylüyor ve iğrenç bir davranış olduğunu söylüyor. Bunu söylemekle mükellefiz ama adamlara biz küfredemeyiz. Öldüremeyiz, dövemeyiz, yaralayamayız, bunlar çok çirkin. Kimse bunu yapmayacak, bu doğru ama iğrenç bir fiil olduğunu, tiksindirici bir fiil olduğunu, tehlikeli bir fiil olduğunu, toplum için çok tehlikeli olduğunu söylemekle mükellefiz.

 

Asıl Namus Dinin Korunmasıdır. Kadının Namusu Kıyafetiyle Ölçülen Bir Şey Değildir. Kıyafet Ne Namus Ne De Namussuzluk Alametidir

Din namustur, din, dinin kendisi tamamı namustur. Kadının kıyafeti de onun namusu hakkında bilgi vermez. Çok mantıksız, münasebetsiz bir şey bu. Kadın istediği gibi dekolte giyinir ama çok haysiyetli ve namuslu, şerefli yaşar. Kadın kapalıdır ama fahişelik de yapıyor olabilir. Her iki taraf da iyi de olabilir, kötü de olabilir. Kıyafetle uzaktan yakından alakası yok. Dekoltenin de, kapalı olmanın da namus garantisi yoktur veyahut namussuzluk alameti de değildir. Yani kıyafetin bu işle, bu eylemlerle uzaktan, yakından alakası yoktur. İstediği gibi kadınlar dekolte de giyinebilir, çarşafla veyahut başörtüsüyle istediği gibi gezebilir. Hepsi onlara yakışıyor. Namus vicdanlarda olan bir şeydir. Allah ile kendi arasında olan bir şeydir.

 

(“Genelde gençler WhatsApp veya herhangi bir konuşma yerinden çok fazla argo kullanıyorlar.” İzleyici yorumu)

İnsanların bir kısmı küçük insanlardır, bir kısmı da büyük insanlardır. Kaliteli bir insan öyle bir şeye asla tenezzül etmez, kendini aşağılamaz. Onu yapan adam kendini aşağılamış oluyor, küçük düşürüyor ve küçük olduğunu söylüyor zaten. “Ben sıradan bir insanım” yani basitliğinin derecesine göre oradaki üslubundan çıkarabilirsin onu. Yani ne kadar basitse o kadar basit kelimeler kullanır, o kadar basit bir üslup kullanır. Basitliğini anlamamız açısından da iyi bir nimet o. Bilmesek ona saygı duyacağız. Bakarız, “demek ki basit bir insan” deriz, ona göre tedbirli oluruz ve uzak dururuz. Öyle insanlar zaten küçük olduğunu kabul etmiş oluyor ve biz de onları zaten kaale almıyoruz. Sen de kaale almazsın. Sen iyi insanlara layıksın, iyi insanlar senin kıymetini bilir ve seninle de nasıl konuşacaklarını takdir edecekleri için gönlün çok rahat olsun.

 

(“Neden çoğu erkeğin aklı cinsellikte?” izleyici sorusu)

Canımın içi bu normal, Allah öyle yaratmış zaten yani onu neden garipsiyorsun. Yani insanların üremesinde Allah onu vesile ediyor ve özel olarak cinsel organ yaratılıyor. Cinsel organlara Allah fonksiyon veriyor ve kadın ve erkeğin arasında özel bir çekim meydana getiriyor. Böceklerde, hayvanlarda, bitkilerde hepsinde olan bir şey bu yani bunun gayrimeşru olması çirkin. Bunun olmasını neden mantıksız gördü, anlamadım. Ben yanlış mı anlıyorum? Ama şöyle diyor olabilirsin. Yani hani tanıştığında sevgiye, saygıya, hürmete önem vermeden, herhalde onu demek istiyor. Dostluğa, onun korunup kollanmasına, onun dinine, imanına, sağlığına, sıhhatine, neşesine mutluluğuna önem vermeden bir an önce onun ırzına geçmek istiyor, onu kirletmek istiyor. Neden bu diyorsun? Bu doğru. Ona da yanaşmayacaksın yani adama bakarsın. Allah’a inanıyor mu, Allah’tan korkuyor mu, Allah’ı seviyor mu, sana saygı gösteriyor mu, değer veriyor mu, kendini Allah’a adamış mı, egoistlikten, bencillikten kurtulmuş mu? Nezaketi var mı? Senin sağlığını, sıhhatini, mutluluğunu, sevincini, dinini, imanını, namusunu, haysiyetini, şerefini, onurunu korumaya azimli mi? Değilse zaten muhatap olmazsın.

 

(“İnsanlar sadece hocalardan, alimlerden değil, sadece kendi iç seslerini dinlesinler ve Kuran’a yönelsinler.” İzleyici yorumu)

Ama dünyalar tatlılarım bakın, şimdi siz konuştuğunuzda siz de hoca olmuş oluyorsunuz. Bizim de size ihtiyacımız olmuş oluyor. Yani şimdi sen bunu söylemekle zaten hocalık yapmış oluyorsun. Yani her konuştuğunuzda hocalık yapmış olursunuz ve sizin hocalığınızdan insanlar istifade ediyor. Yani emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkere mecburuz, bu Allah’ın emri. Sizin şu an yaptığınız da emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, doğru bir ibadet. Aksi haramdır zaten, yapmamanız yanlış olur. Adama biz Kuran’ı vereceğiz ama susacağız yani işaret edeceğiz sadece kitabı. Adam anlamaz ki. Hadi Kuran’ı götürdük verdik adamın eline, bakıyoruz yüzüne. Adam “ne demek istiyorsun?” diyor, bende cevap yok. Adam “benden ne istiyorsun?” diyor. O da cevap yok. “Niye bunu getirdin?” diyor. Ona da cevap yok. Biz sadece ona elimizle işaret ediyoruz, adam korkar kaçar bizden. Öyle olmaz. Diyeceğiz yani hocalık yapacaksın. Diyeceksin, “bu Kuran’ı oku bu kitap, bunu okuyup anladığında hidayet bulursun. İçin ferahlar, rahatlarsın, kurtuluşa erersin” diyeceksin.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257444/sayin-adnan-oktarin-27-agustoshttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257444/sayin-adnan-oktarin-27-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170827t_07.jpgWed, 13 Sep 2017 08:11:32 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Ağustos 2017

 

(Sizin güreşe önem verilmesi çağrılarınızın ardından hemen hemen her gün güreşçilerimizin başarı haberleri geliyor, maşaAllah. Dün de mili güreşçimiz Taha Akgül Gürcü rakibi Geno Petriashvili'ye mağlup olarak dünya ikincisi oldu.)

Puanla kazanmak çok acı bir olay böyle olay. Hakikaten seyretmek dahi istemem ben öyle güreşi. Öyle güreş mi olur? O onu itiyor, o onu itiyor, yok iki puan, yok bir puan. Kardeşim, kırbaç gibi vuracak rakibini kaldırdı mı böyle savuracak. Öyle şey olur mu? Adam kaçmaya çalışacak ayağından tutup sürükleyerek çekeceksin merkeze doğru, olay budur. Kündeyi bastı mı böyle kırbaç gibi yapıştıracaksın. İnsanın içi esiyor, böyle bir olay yok. Bu nasıl bir olaydır? Pehlivan dediğin kuvvetli olur. Bir kere künde pozisyonu aldın mı ikinci bir kurtuluş olmaz. Kündeyi mutlaka basacak. Künde atamıyorsa bir delikanlı bir pehlivan, pehlivan değildir. Gücü yetmiyor kaldıramıyor bu nasıl iştir? Acı bir olay, böyle olaylar oluyor.

 

Tüm Derin Devletler İngiliz Derin Devletine Bağlıdır. Derin Devlet Yapılanması Firavun Döneminden Beri Var Olan Bir Yapıdır

Bir tane devlet var işte İngiliz derin devleti var. Asıl bütün derin devletler oraya bağlıdır. Zamanında adamlar bu sistemi kurmuş, çok eski 400-500 yıldan daha eski. Neden var? Aslında derin devlet hep olmuş. Hülagü zamanında da var, Firavun zamanında da var yani başıboş bir sistem değil aslında derin devlet. O da metafizik bir kökene dayanıyor, metafizik bir yapıya dayanıyor. Türkiye’de de derin devlet yapılanması vardı. Adamlara sorduğunda “Bizi yeraltı dünyasında yaşayan varlıklar idare ediyor” dediler. Yani “yeraltı mağaralarında yaşayan varlıklar idare ediyor” dediler. İlk başlangıcı öyle başlıyor zaten. Yani “görünmez varlıkların görünür hale gelmesi sonucu o kişilerden biz emir alıyoruz” dediler. Ama tabii biraz daha kökenine gittiğimizde Hz. Hızır (as)’la karşılaşırız.

 

(Dün yayınlanan 694 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi muhalefetten ve farklı kesimlerden çok fazla eleştiri aldı. Muhalefet Kasım 2019’da yürürlüğe girmesi öngörülen anayasa değişikliklerinin şimdiden yürürlüğe sokulduğunu ve devlet yapısının değiştirilmeye başlandığını iddia ediyor.)

Ne var mesela değişen devlet yapısında?

 

(MİT tamamen Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı.)

Bu gayet normal, Başkomutan olduğuna göre MİT’in Başkomutana bağlanmasından normal ne olabilir? Bunda anormal olan ne var? Başkomutan değil mi? Tamam Başkomutan olduğuna göre MİT tabii ki ona bağlanacak. Ne olup bittiğini bilmesi lazım. MİT müsteşarını çağıracak “anlat bana kardeşim” diyecek anlatacak. Bunda şaşacak bir şey yok anormal olan. Devletin yapısı niye değişsin? Devletin yapısında düzenlemeler olur. Mesela ordu içerisinde MİT faaliyet yapamıyor inanılır gibi değil. Ben aylar önce söyledim, “bu tam bir skandal” dedim. Çok acayip bir şey. Nasıl ordu içinde faaliyet yapamaz MİT? İnanılır gibi değil. Her yerde yapar, Büyük Millet Meclisi’ne de girer, ordunun içine de girer, bakanlılara da girer, tarikatlara, cemaatlere de girer MİT her yere girmesi gerekir her yere. Bütün tarikat ve cemaatlerin içinde MİT elemanı bulunması lazım bütün tarikatlarda ve cemaatlerde, istisnasız hepsinde. Böyle şey olur mu? Orduya giremez, ne demek giremez? Girecek tabii ki. Orgeneral seviyesinden başçavuş seviyesine kadar her yerde MİT elemanı olacak. Olmazsa devleti neyin üstüne oturtmuş oluyorsun o zaman, devletin güvenliği ne olmuş oluyor, olur mu böyle şey?

 

(“Siz neden İsrail’i bu kadar çok seviyorsunuz?” izleyici sorusu)

Ben her garibanı her mazlumu korurum. 3 milyon insana 300 milyon, 1 milyar insan düşman kesildiyse ben o 1 milyar insana karşı o 3 milyonu korurum. Hitler kafayı takmış “hepinizi yok edeceğiz” diyor. Neo Naziler “ne kadar Musevi varsa yok edeceğiz” diyor. Dünyadaki ne kadar faşist varsa “Musevileri yok edeceğiz” diyor. Filistin, Mısır, Pakistan, gelenekçi Ortodoks Müslüman kesimin büyük bir ekseriyeti “İsrail’i haritadan sileceğiz” diyor. Ne oluyorsunuz, ne oluyorsunuz? Bu nedir bu azgınlık? Bu kin, bu nefret nedir ne oluyorsunuz? “Tanıyor musun adamı?” diyorum “tanımıyorum” diyor. Bak “çocuk da olsa, kadın da olsa, genç kız da olsa, 3 yaşında çocuk da olsa, 2 yaşında da olsa” diyor “hepsini katletmek gerekiyor” diyor. Kardeşim bak, tek kelimeyle bu ahlaksızlık, haysiyetsizlik, şerefsizlik ve namussuzluk. Bu kadar terbiyesizlik, bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık olmaz. 2 yaşında çocuktan ne istiyorsun? Gözün mü döndü senin manyak mısın sen? Ben bunu seyir mi edeceğim? Tabii ki olmaz. Ben de söyledim “eğer İsrail’e herhangi bir müdahale etmeye kalkarsanız gök kubbeyi tepenize geçiririz” dedim. Ne demek istediğimi de anladılar ondan sonra da bayağı iyi ayar oldular.

 

İmam Mehdi ve Seyyidina İsa Mesih Zahir Olmadan Dünyada Özlediğimiz Huzur, Güven, Rahatlık Tam Olmayacaktır

Türkiye’nin durumundan tabii ki memnun değilim. Memnun olsam niye Hz. Mehdi (as)’ı bekleyeyim? Zaten hallolmuştur. Hz. Mehdi (as)’ı beklememizin nedeni memnun olmayışımızdır. Kim gelirse gelsin memnun olacağımız bir durum olmaz kim olursa olsun. İmam Mehdi (as) ve Seyyidina İsa Mesih İbni Meryem (as), bu güzeller buraya gelmeden dünyada rahatlık yok, hiçbir şekilde yaşayamayız. Hiç kimse huzurlu değil, dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse huzurlu değil. Evinden çıkıp gidip kırda kimse oturamıyor yani hayat can güvenliği yok, bir şey yok hiçbir şey yok. Hiçbir yerde huzur yok. Amerika’da yok, Almanya’da yok, Türkiye’de yok hiçbir yerde yok ve buna hiç kimsenin gücü yetmez. Tayyip Hoca tabii elinden geldiği kadar bütün gücüyle gayret ediyor ama ne yapsın nereye kadar götürebilir? Belli bir derecede yapabiliyor. İmam Mehdi (as) devri gibi yapamaz. Hz. İsa Mesih (as) gibi yapamaz, istese de olmaz.

 

FETÖ'nün Dinle İlgisi Yoktur. Dinden Tamamen Uzak İngiliz Derin Devletinin Felsefesini Benimsemiş, Bu Yapıya Uşak Olmuş Tiplerdir

Tayyip Hoca çok iyi yaptı, bak bu FETÖ’cülerin iflahını kesti, sonuna kadar yanında olmak lazım. Bu alçaklar İngiliz derin devletine kendilerini sattı süper ahlaksız herifler bunlar. Karaktersiz, gelenekçi, üçkağıtçı adamlar bunlar, bunlar her şeyi yapar. Her türlü ahlaksızlığı yapacak tipler. Dini imanı da yok bu ahlaksızların, çoğu da homoseksüel. Yani yüksek bir imana sahip değil bu adamlar. Namaz yok, oruç yok, zekat yok hiçbir şey yok bunlarda. Darwinist ve materyalistler bunlar. Direkt solcu ve komünist adamlar. Bunların inanç durumuyla ilgili şimdi kitap hazırlıyorum orada göreceksiniz, çok detaylı hepsini belgelendireceğim “FETÖ’nün İnancı” diye. Risale-i Nur’la alakaları yok, dinle de alakaları yok, klasik solcu komünist bildiğin. Allahsız Kitapsız adamlar öyle bir şey yok. Neden böyle manyak yapılanmaya gerek duydular; bu sırf menfaat, çıkar ilişkisine dayalı. Nurcuları niye alet ediyorsunuz? Söyleyin, komünist olduğunuzu söyleyin bitsin. Ahlaksız herifler. Büyük çoğunluğu böyle büyük çoğunluğu. Altta bilmeyen garibanlar var, onları da işte soyup soğana çeviriyorlar.

 

Atatürk Kalitesi, Asaleti, Kuran Müslümanlığını Savunmasıyla Modern Aydın İslam’ın Nasıl Yaşanacağını Dünyaya Gösterdi

Atatürk Hz. Mehdi (as) öncüsüdür, bir nevi Mehdi’dir. Ona deccal diyenlerin kendileri deccal onu söyleyeyim. Atatürk’e deccal diyenler kendisi deccal ve tam bir deccal. Atatürk’ün hayatı 19’la kodlanmıştır çünkü Hz. Mehdi (as) öncüsüdür. Mükemmel bir Mehdiyet hareketi başlatmıştır. Mümin ve muttaki bir insandır, camide hutbe okumuştur, Kuran’ı Arapçadan çok güzel okuyan bir insandır. Atatürk’ün çok güzel kıraati var Kuran’ı çok şahane okuyan bir insandır bu pek bilinmez. Anadolu’da on binlerde Kuran dağıttı on binlerce. Abdülhamit Darwinist kitap dağıttı, o da on binlerce Kuran dağıttı. Abdülhamit’in tam zıddı. İmam Hatip okullarını kurdu, ilahiyat fakültelerini kurdu. İlahiyat fakültesi çok önemli. Başka? Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdu. Ve milletin Kuran’a dayalı İslam anlayışına dönmesi için elinden geleni yaptı. Putperest gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını yerle bir etmek için bütün gayretini gösterdi. Yakışıklılığıyla, temizliğiyle, kalitesiyle, delikanlılığıyla örnek bir Müslümanın nasıl olacağını gösterdi. İçki içiyordu doğru Allah günahını affetsin, o onun bir hatasıydı yanlışıydı ama bunun dışında nur gibi Müslümandı. Yine hataları da olmuştur insandır ama genel hatlarıyla delikanlıydı, yiğitti ve kabadayıydı yani dürüst insandı, bir tek Allah’tan korkuyordu kimseden korkmuyordu onun dışında.

 

Duygusallık Akıllı Olmayı Tamamen Ortadan Kaldırır. Cinayetlerin ve İntiharların Sebebinin Neredeyse Tamamına Yakını Duygusallıktan Olur

Duygusallık akıllı olmayı ortadan kaldırıyor bayağı tehlikeli bir şey. Makul konuşamazsın duygusallık içine giren bir adamla. Allah vermesin bak, cinayetlerin nedeni duygusallıktır, cinayetlerin hemen hemen tamamının nedeni duygusallıktır. İntiharların hemen hemen tamamına yakını duygusallıktır. Mutsuzluğun, neşesizliğin, üzüntünün ana nedeni duygusallıktır şeytanın bir oyunu aman aman aman, sakın sakın sakın. Kuran’a sıkı sıkıya sarılıp çok akıllı olmak lazım. Kuran’ın dışında bir yola gittiğimizde sürüklenir gideriz Allah vermesin.

 

Bir Mahallede Herkes Az da Olsa, Mahcup Etmeden, İhtiyaç İçinde Olanlara Yardım Etse Herkes Çok Güzel Yaşar

İhtiyaç içinde olanlara, mahallesinde herkes yüzer lira verse 10 kişi bile bin lira onu ihya eder. Yüz lira hiçbir şey olmaz. Ama ona sezdirmeden bunu yapmak lazım hiç mahcup etmeden, parayı toplayıp evinin kapısının altından zarfla koymak lazım “Allah kabul etsin” yazıp o kadar. İnsan halden anlaması lazım. Bu tertemiz bir insan nedir yani ne kaybedilir ki? Birleşerek yardım çok önemli. Mahallede mesela bir kişi varsa ellişer lira, yüz lira katıştırıp ayda bir kere vermek ihya eder onu, tabii her şeyini karşılar. Zaten o paydan dolayı sıkıntısı oluyor. Mesela bin lira falan eksik oluyor en fazla, beş yüz lira, bin lira falan. O insanlara zaten biraz ekmek, biraz peynir olsa yeter, lüks hayat istediği zaten yok onun, hiçbir şey istediği yok. Bu yapılabilir her yerde yapmak lazım. Bereket getirir, zevklidir, insanı açar.

 

(“Kalp sağlığı için neler yapmalıyız?” izleyici sorusu)

Canımın içi o Türkiye’de büyük bir sorun. Bir kere kolesterol yüksekliği Türkiye’de çok büyük boyutlarda yani bizde genetik olarak öyle. O kötü kolesterol de çok yüksek, yani genelinde bu hastane kayıtlarında öyle görünüyor. Hareketsizlik sırf kalp için değil de, eklem için, kaslar için çok hayati. Yani eklem çok büyük bir sorundur, eklem konusu. İnsanda eklem mesela bilek eklemi, boyun, bel eklemleri, bacak eklemleri çok hayati. Yürüyemez hale gelir Allah esirgesin yani çok korkunç bir şey. Elini, kolunu bükemez hale gelir, parmaklarını açıp kapayamaz hale gelir. Spor bunun ortadan kalkmasını sağlıyor. Sağlama almış oluyorsun ama ta çocukluktan başlaması lazım. Yani devlet bu işe el atsın kardeşim. Günde iki saat mecbur olsun, iki saat öğrencilere, yani çok zinde bir nesil olur, çok iyi olur.

 

Deccaliyet Hava Su Gibi İhtiyaç Olan Sevgiyi İnsanların Elinden Aldı. Bu Nimeti Söke Söke Deccaliyetten Geri Alacağız, Sevgi Hakim Olacak

Dünyada en çok ihtiyacımız olan, havadan, sudan da önemli olan bizim için adeta sevgiyi elimizden aldılar, bu çok korkunç. Bunu söke söke geri alacağız deccaldan. Ve büyük bir savaş var şu an, işte Armageddon bu, deccalla yapılan savaş. Aynı zamanda manevi bir savaş bu ve bu alçakları mutlaka yeneceğiz. Herkes sevgi içinde olacak, herkes barış ve kardeşlik içinde olacaklar. Birbirimize selam veremiyoruz, kimse kimseyi tanıyamıyor, sevmeye insanlar korkuyor. Dünya tatlısı insanlar ya. Nasıl sevemeyiz birbirimizi? İnanılır gibi değil. Müthiş bir kepazelik. Hiç kimse kimseyi sevemiyor korkudan, bunu yıkacağız kaldıracağız inşaAllah, ilimle, irfanla, kanunla, hukukla ne gerekiyorsa.

 

(“İslam alemi kan ağlarken insanların eğlence yapması normal mi sizce?” izleyici sorusu)

Canım benim, eğer eğlence yapmazlarsa kan ağlarlarken o insanları da kaybederiz. Bu sefer onların akıl ve ruh sağlığını da kaybederiz. Onu bedenen kaybedersin, onu da aklen kaybedersin. Eğlence yapacak, neşeli olacak, sevinçli olacak ki küfürle mücadeleye kuvvet bulsun, münafıklarla mücadeleye kuvvet bulsun. Yiyecek, içecek, eğlenecek, Allah’ın dinini yaymaya kuvvet bulacak. Yoksa insan zayıftır. Allah “…insan zayıf olarak yaratılmıştır.” (Nisa Suresi, 28) diyor. Artık ne hafızası, ne beyni, ne muhakemesi, ne yargısı çalışamaz hale gelir. Gece gündüz ağlayan, gece gündüz üzülen, ümitsizliğe kapılan bir insanın bedeni de, beyni de çöker.

(“Çoğu sosyal medyada hesaplarda ‘depremler zina bölgesinde oluyor’ yazıyor. Neden böyle yazıyorlar?” izleyici sorusu)

Yakışıklım, aslanım benim, memleketin densizi, dangalağı tükenmez yani çok münasebetsiz bir izah. Zina için bir kere dört şahit gerekir, onu yazan kendisi günahkar oluyor zaten. İspat edemediği bir şeyi söylediği için seksen sopa gerekiyor İslam’a göre. Orada da en az üç yüz- dört yüz bin kişiyi suçladığına göre dört yüz bin kere seksen sopa yemesi gerekiyor yani Kuran’a göre öyle. Artık öyle bir adam o düşünün ve yalancı, iftiracı olmuş oluyor. Yalancı ve iftiracının sözüne hiç itibar edilmez. Kuran’a göre o yalancı, iftiracı. Hüsnü zan etmesi gerekirken çok çirkin bir ifadede bulunuyor. Ahirette nasıl hesabını verecek bakacağız, inşaAllah.

 

(“Hz. İsa (as) yeryüzüne indiğinde, onunla görüşüp konuşma imkânımız olacak mı?” izleyici sorusu)

Görüşüp konuşma imkânımız tabii ki olacak ama yormayız tabii bir nezaket gösteririz. Makul bir şeyde olur yani herkesin ısrar etmesi olmaz.  Onun gezmesi, Ona bırakırız. O kendisi gezerken uygun gördükleri ile konuşur. Yani biz ısrar edersek ayıp olur, çok yormuş oluruz, yakışık kalmaz. O zaten bütün dünyayı gezecek, bütün dünyayı ama her yeri gezecek, her ülkeyi gezecek. İsa Mesih’e Mesih denmesinin nedenlerinden biri de budur. Bak çeşitli nedenlerle; bir ince belli olduğun için Mesih deniyor,  ince belli. Başına sürekli yağ sürdüğü için, zeytinyağı, kokulu  zeytinyağı güzel kokulu yani böyle gül kokulu veyahut menekşe kokulu zeytinyağı sürdüğü için oradan da Mesih deniyor. Bir de sevdiklerini sürekli mesh ettiği için yüzünü yani insanlarla konuşurken yüzlerini mesh diyor eliyle oradan da ismi Mesih. Şifa özelliği vardır Mesih’in, elini sürdüğünde şifa özeliği vardır. Bilmiyorum Cenab-ı Allah onu öyle bir mucize olarak yaratmış ama her yeri gezecek. Gezerken birçok yere uğrar selam verir, konuşur onunla iktifa etmek lazım üstüne gitmek yakışık almaz.

 

Kadınları İkinci Sınıf Varlık Gibi Görmek Utanç ve Dehşet Vericidir. Camide, Şadırvanda, Her Yerde Öncelik Her Zaman Kadınlar Olmalıdır

Kadınlara büyük bir oyun oynanmış. Büyük bir oyun çok büyük bir oyun oynanmış. Büyük bir zulüm yapılmış bunu mutlaka çözeceğiz. Yani utanç verici ve dehşet verici bir oyun oynanmış. Her yerde bu. Ve bunu utanmadan yapmışlar. Hiç utanmadan. Diri diri de suratımıza bakıyorlar. Şadırvan asıl kadına yap. Camide erkekler bölümü var, asıl kadınlara yap. Erkekler bölümü diye ayrı bir yer aç. Niye kadınlar önde değil? Bu nasıl bir kafa? Düşün kadınlar bölümü diyor. Girdiğinde adam kendi gitsin erkekler bölümü dersin oraya çıksın kendi. O çözüm budur. Cami kadının olacak olur mu öyle şey? En az yarısı onun olacak. En az yarısı. Her yerde bu dehşet verici görünümü rahatsızlıkla ve hatta öfke ile izliyoruz. Derhal düzelmesi lazım. Düzelmesi için her koldan gayret ediyoruz şu an. Her yerden deccaliyetin boynunu yıkacağız.

 

Kuran'ı Titizlikle Hayata Geçirmek Gerekir. Müslümanlar Kuran'a Çok Sıkı Sarılırsa Hayatlarının Tamamına Bereket Gelir

Kuran çok sade kolay bir kitaptır. Karmaşık bir şey yok ki. Bol tekrar vardır Kuran’da. Kuran’ın tamamı şu kadar falandır. Çok çok azdır. Yani asıl özü çok azdır. Çok fazla tekrar olduğu için kalın olmuştur. O tekrarlarda telkin amaçlıdır. Yani helaller sonsuz, haramlar parmak ile sayılı çok az haram vardır. Dolayısıyla Kuran’ı baştan sona kadar okuyup titizlikle hayata geçirmek lazım. Mesela Museviler Tevrat’ı su gibi bilirler. Ve çok titizdiler Tevrat’a. O yüzden çok zeki ve akıllı olurlar. Başarılı oluyorlar. Dünya hakimi oluyorlar. Biz de Kuran’a çok sıkı sarılırsak dünya hakimi oluruz inşaAllah.

 

(“Arap ülkeleri nasıl bu kadar zengin oldu?” izleyici sorusu)

Arap ülkelerinin zengin olmasının nedeni yakışıklım; petrol. Allah yerin altını onlar için önceden süslemiş, hazırlamış. Zengin olmasalardı yoksa sürünür, mahvolurlardı. Oralarda hiç insan olmazdı olsa da çok perişan ve fakir olurlardı. Allah Mekke ve Medine’nin refah içinde zengin olmasını istediği için Arap ülkelerinin yahut oraya gelenlerin huzur içine olması için yerin altını zenginlikle, para ile doldurmuş Allah. Zamanı gelince insanlar o zenginliği, o parayı bulmuş oldular. Ve Mekke ve Medine’nin bakımında kullanılıyor şu an.

 

(“Fakir olmak Allah Katında değerimizi artırır mı?” izleyici sorusu)

Fakir olmak tabii ki daha avantajlı yönleri var. Mesela fakir daha fazla mütevazıdır. Daha mazlumdur. Daha insan canlısıdır. Enaniyetten uzaktır. Gurur, kibirden uzaktır. Ağır yiyecekler yemediği için daha sağlıklıdır. Zengin çünkü havyar yer, yumurta yer, yağ yer, bal yer, et yer bol bol ve onun sonucunda damarları tıkanır. Fakirlerin damarları tertemiz olur. Çünkü hiçbir şey bulamaz. Ekmek yer, sebze yer. Çok az kıyma yiyebilir. Kolesterol oranı çok düşük olur fakirlerde o yüzden uzun ömürlü oluyorlar. Daha zayıf olurlar. Zenginler daha kilolu olur genelde.

 

(“İnsanlar neden kitap okumayı sevmiyor?” izleyici sorusu)

Kitapların çoğu sıkıcı, kafa ütülüyor, kafa açıyor. Dır dır dır konuşuyor adam. Mesela homoseksüel kendine göre kitap yazmış, kendince milleti yönlendirmeye çalışıyor. Yahut biri egzansiyalist veyahut bomboş bir kafası var. Bilmiş bilmiş yazmış, laf cambazlığı yapıyor. Adam daralır tabii ki. Faydalı bir şey varsa insan etkilenir. Yahut Darwinist kitaplar veyahut materyalist. Akılcı, doğru yazılmış eserler insanda olumlu etkiler yapar ve sıkıcı olmaması lazım, dürüst olması lazım.

 

(Endonezya’nın en popüler haber sitelerinden Detiknews’de, Rakhmad Hidayatulloh Permana isimli yazar, sizinle ilgili bir yazı yayınladı. Şöyle diyor yazısında; “Okulda hocamız evrim teorisini anlattıktan hemen sonra bize evrim teorisinin çöküşü başlıklı bir video serisi izlettirdi. Bu videolar müstear ismi Harun Yahya’yla daha çok tanınan Türk sanatkâr Adnan Oktar’ın çalışmalarıdır. Harun Yahya’nın çalışmaları evrim teorisinin zayıflıklarına vuruş yaptığı için İslami bilim adamı olarak da anılır. Yaratılışçılık konusundaki çalışmalarıyla öncüdür. Hakikaten Harun Yahya’nın çalışmalarından dolayı kendisine müthiş bir hayranlık duyuyorum. Çocukluğumuz boyunca evrim teorisinin geçerli, yaratılışçılığın doğru olmadığı yönünde bilgilerle büyüdük. Bilim adamları için yaratılışçı düşünce her zaman bilime ters düşmüştür. Ayrıca onlara göre yaratılışçılık gözlemlere dayanan deneylerle tespit edilemezdi. Onların tüm bu izahlarına rağmen evrim teorisinin bir yalan olduğuna dair kanaatim net. Ve bunun da üzerinde Harun Yahya’nın mükemmel bir bilim adamı olduğuna inanıyorum” diye yazmış.)

Orada benim Darwinizm’i hoşafa çevirmemin mükemmel bir şey olduğunu söylüyor. Darwinizm’i hoşafa çevirmek için bilime de gerek yok. Adam “tesadüf” diyor çünkü. Sen de diyorsun ki “tesadüfe benzemiyor bu” diyorsun. “Belli ki bir Yaratan var” diyorsun. O “Hayır, yüzlerce binlerce tesadüften oluştu” diyor, biz de diyoruz ki “her yerde Allah müdahale etti” fark bu. “Binlerce, milyonlarca tesadüf sonucu oldu bütün bu kâinat”  diyor adamlar. Yani “milyarlarca tesadüf sonucu oldu, hepsi tesadüf” diyor. Biz de “hepsi şuurlu, hepsini Allah yaptı” diyoruz. Bu kadar, tartışma bu. Çünkü o bir pagan dini, tesadüfle yaratılma iddiası.

 

(“Mevlana İslam’a karşı mıdır?” izleyici sorusu)

Mevlana, bak ne diyor kitabında; “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. Çok net. Açık konuşmuş adam. “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok. Kim olursa olsun gelsin” diyor. Yani “homoseksüel de gelsin, dinsiz de gelsin kim varsa gelsin” diyor. İnkar ediyorsun sen zaten, gelir adam. Niye gelmesin? “Yolumuzda Müslümanlık” yok diyorsun. Adam diyor ki, bir şey konuşuyor “İnşaAllah yaparız Sultanım” diyor. Adama hakaret ediyor Mevlana, diyor ki “niye inşaAllah diyorsun, ben söylüyorum ben, karşındayım. Bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor. “Allah benim” diyor “bana inşaAllah diyorsun. Ben konuştum duymuyor musun?” diyor. Dehşet verici bir durum var. “Kadın yarımdır” diyor. Yani insan ile hayvan arası bir şeydir diyor. Homoseksüellik ile ilgili konuları ballandıra ballandıra anlatıyor. Biz böyle bir adama uyamayız haram olur. Dinden çıkar adam. Anadolu’daki anlatılan Mevlana Celalettin onlar diyor ki “Beş vakit namazında Müslüman bir adamdı” eyvAllah ona bir sözümüz yok ama kitapta okuduğumuz yani onun yazdığını iddia ettikleri iki yüz-üç yüz yıllık kitaplarda orijinal eser el yazmalarında bu ifadeleri görüyoruz. Bilmiyorum Hülagü mü yazdı o mu yazdı, oyun mu oynandı ama İslam’a, Kuran’a savaş açan bir kitap. Yani biz bunu kabul edemeyiz. Mesnevi diyor. Kardeşim nereye baksak inkar, nereye baksak küfür. Allah esirgesin.

 

(“Allah Peygamberleri nasıl seçer?” izleyici sorusu)

O Allah’ın bir sırrı. Mesela Peygamberimiz (sav) çocukken çok tatlı bayağı güzel simsiyah gözlü şeker bir varlık. Pis laflara hiç karışmıyor. Küfrediyor çocuklar öyle oyunlara girmiyor. Müstakil, eli yüzü bembeyaz çok temiz. Kirpikleri uzun şeker bir çocuk. Çok nurlu yüzü ve çok efendi. Mesela o Hristiyan Rahip Bahira yolda onu görüyor. “Bu çocukta bir şey var” diyor. “Bunu bana getirin şimdi çocuğu getirin yanıma” diyor.  “Aç yavrum sırtını” diyor. Sırtını açıyor o peygamberlik mührünü görüyor Bahira. “Bu peygamber olacak” diyor. Yani ta çocuktan o mükemmellik oluyor. Allah’ın bir sırrı.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257443/sayin-adnan-oktarin-26-agustoshttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257443/sayin-adnan-oktarin-26-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170826t_09.jpgWed, 13 Sep 2017 07:58:50 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 25 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 25 Ağustos 2017

 

(İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif Suudi Arabistan makamlarının ilişkileri iyileştirme yönünde adım atması halinde İran’ın da buna karşılık vereceğini söyledi. Ve ülkesiyle Suudi Arabistan arasında hac dönemi sonrasında diplomatlar düzeyinde ziyaretler yapacağını duyurdu.)

Hiç bekletmelerine gerek yok. İki taraf da nur gibi Müslüman, mükemmel Müslüman iki taraf da. Bekletmek şeytanı sevindirir. Hem can-ciğer olsunlar. Devlet başkanları düzeyinde görüşsünler, yavaş yavaşa da gerek yok, bir anda şeytanı allak bullak edelim. İngiliz derin devletinin oyununu yerle bir edelim. Nur gibi Müslüman, ikisi de güçlü ülke ikisi birleşti mi muazzam bir şey olur. Daha dün söyledim işte beş ülke. Pakistan atom bombasına sahip. Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır muazzam bir ekip. Bir kere Suudi Arabistan’la İran ve Türkiye sırf şu üçü süper güç zaten. Pakistan ve Mısır’ı da ekledin mi bitti yani, İslam alemi kurtuldu gitti. Beşiyle konu biter. Rusya’yla da ittifak ettin mi dünyanın en büyük gücü, kimse sırtlarını yere getiremez. Hindistan’ı da kendi aralarına almaları, Hindu da olsa Hindular da iyi niyetli insanlar temiz insanlar onlardan bir zarar gelmez, sevgi insanı onlar da.

 

(Sizin uzun süredir tarıma önem verilmesi çağrılarınızın ardından, yeni Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla tarımı güçlendirecek yeni sisteme geçileceğini ifade etti. Ve “Bundan sonra suyun ve toprağın kıymetini bileceğiz” dedi.)

Tarımda patlama yapalım. Türkiye tarım ülkesi olsun. Tarım, ziraat, hayvancılık. Hayvancılık da öyle milyonlarca hayvan üretelim. Derisi, kemiği her şeyi sanayi, eti her şeyi. O mübarek hayvanların gübresi bile çok kıymetli her şeyi kıymetli yani tabii, tertemiz varlıklar. Beklemeye hiç gerek yok.

 

(PKK’lı teröristlerin 15 yaşındaki Eren Bülbül ve Astsubay Ferhat Gedik’i şehit ettiği, Trabzon’un Maçka İlçesi Jandarma Komutanı Teğmen Zabit Zengin’in FETÖ-PYD soruşturması kapsamında gözaltına alınması bazı iddiaları da beraberinde getirdi. FETÖ’cü asker ve polislerin terör örgütünün bölgeye sızıp barınmasına ve silahlı saldırılarına kasten göz yumduğu iddia edildi.)

Olabilir çok rahat olabilir. Daha önce yaptılar çünkü de oradaki olayı bilmiyorum ben. Eğer böyle bir olay… Yeni mi oldu bu? O zaman vardır bir şey. Ve rahatça olabilir çünkü adamların ne işi var orada? PKK’nın ne işi var orada? Orası kabadayı kaynıyor, kabadayıların içerisine PKK’lıların gelmesi olacak iş değil.

 

Meleklerin Adem'e Secdesi, Namaz Gibi İbadet Anlamında Değil, Saygı ve Sevgi Gösterme Anlamındadır

Meleklerin Hz. Adem (as)’a secdelerinin amacı saygı göstermek. Yani secde çok eski tarihlerden beri saygı ifadesi olarak kullanılır. İbadet kastıyla secde etmiyorlar. Haşa insanı Allah olarak görerek anlamında değil bu. Gururlarını yok ettiklerini gösteriyorlar, tevazularını gösteriyorlar ve saygı sevgi gösteriyorlar. Çünkü Kuran’da, Hz. Yusuf (as)’a da kardeşleri geldikleri vakit onun huzuruna geliyorlar ve secdeye kapanıyorlar. Hz. Yusuf (as)’a yönelik olarak secdeye kapanıyorlar, bu ne? Saygı. Padişahlara da eskiden sultanlara hep secde ederlerdi gelen kişiler. Hatta “kulun” tabir edilir “kulun.” Yani Allah anlamında değil de yani ona ibadet eden, hizmet eden anlamında, ona tabi olan anlamında kullanılırdı ve secde ederlerdi. Yani bu binlerce yıllık bir gelenektir bir saygı şeklidir. O zaman kıyam da var namazda, sen ayakta kıyamda duruyorsun birisinin önünde mesela müdür oluyor yahut mahkeme oluyor ellerini önüne bağlıyor bekliyor veyahut direkt ayakta hazır olda bekliyor. Ne yapıyor kıyamda, ibadet mi ediyor? Yok, saygı gereği. Veyahut mesela büyüklerimiz oluyor bayramda eğilip rükuya varıp ellerini öpüyoruz rükuda, değil mi? Rükuya eğiliyoruz ellerini öpüyoruz, o zaman ne oluyor o? Saygı. Dolayısıyla orada meleklerin yaptığı da saygıdır, saygılarını sevgilerini gösteriyorlar. O secdenin amacı saygı ve sevgi. Bunu bu şekilde anlamak bilmek gerekiyor, Kuran’ın anlatmak istediği de bu. Allah’ın anlatmak istediği bu.

 

(“Hz. Hızır (as) gibi maddenin dışında olan başka insanlar var mı?”izleyici sorusu)

Melekler var, Cebrail (as). Mesela kuş biçimine giriyor Cebrail (as) güvercin, beyaz güvercin şeklinde. Hatta Hz. Mehdi (as)’ın yanına beyaz güvercin şeklinde geleceği hadislerde var. “Beyaz güvercin şeklinde gelir omzuna konar” diyor “Cebrail (as).” Peygamberimiz (sav)’ın karşısına çıkmadan önce gerçek haliyle önce zuhur etti Peygamberimiz (sav) baygınlık geçirdi. Bütün ufku kaplamış kanatları o kadar büyük. Yani ne kadar diyelim yüz kilometre falan kanat açıklığı o kadar açık. Bütün ufka hakim. Önce Peygamberimiz (sav) gözlerine inanamıyor, ama sonra yavaş yavaş gelmeye başlıyor o heybetiyle tabii, geliyor geliyor geliyor, tam normal kendi hacmine geliyor ama yine kanatlı. Ayette diyor ya “iyice yaklaştı” diyor. Sonra da tam bağlantıya geçip Peygamberimiz (sav)’e sarılıyor. Ve “oku” diyor ilk ayet, “ben okuma bilmem” diyor o da o telaş içinde tabii. Bir kere daha sıkıyor, o sıkmanın amacı gerçek olduğunu hissettirmek. Çünkü öbür türlü hayal mi görüyorum acaba diyebilir. Sıktı mı sıkmanın bir açıklaması yok fiziki bir durum. Bayağı da kuvvetli sıkıyor öyle usulen bir sıkma değil o, çok kuvvetli bir sıkmayla sıkıyor. O zaman anlaşılıyor ki Cebrail (as). Hanımına da anlatıyor Peygamberimiz (sav). Biliyorsunuz çok tedirgin oldu Peygamberimiz (sav), yani korkuya benzer bir his çok güçlü oluştu. Ve koşarak eve gitti biliyorsunuz “beni örtün beni örtün” hanımına üstünü örttürdü. Çok şiddetli bir olay oldu o. Sonra Peygamberimiz (sav) Hz. Hatice (ra)’a durumu anlattı, annemiz de müjdeledi onu, “Cibril-i Emin” dedi “müjdeler olsun sana sen peygambersin” dedi.

 

(Yayınlanan yeni kararnameyle MİT Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. Ve sizin söylediğiniz gibi MİT’e TSK’da çalışma yapma imkanı tanındı.)

Şimdi doğru oldu bak, maşaAllah. Ne dediysek o, ne dediysek o. Konuştuğumuz her şey kanun oluyor, elhamdülillah. İşte bu kadar. MİT’in girmediği hiçbir yer olmaz kardeşim. Böyle şey olur mu? Orduda çalışma yapamaz, peki nerede yapacak? Tabii ki girecek oraya ne demek, onlar bizim evladımız değil mi, insanımız değil mi? Ne demek girmeyecek? Polisin içinde de görev yapacak MİT, askerin içinde de görev yapacak, adli tıpta da yapacak, devletin her kurumu TÜBİTAK’tan tut en bilinmeyen yerlere kadar her yerde MİT’in elemanı olacak. Ne demek buraya giremezsiniz? Ne kadar tehlikeli bir şey. Orgeneral seviyesinde bile MİT elemanı olabilir olmaz diye bir şey yok olur yani.

 

Bir Mümin, Bir Kafirin veya Münafığın Ruh Halini Sonsuza Kadar Bilemez. Bu, Müminin Hiç Bilmediği Bir Boyut ve Hayat Şekildir

Allah vermesin çok korkunç tahayyül edemiyorum. Müslüman onu tahayyül edip çıkaramaz. Bir dinsizi, münafığı Müslümanın kavrama imkanı yoktur. Ruh halini sonsuza kadar bilemeyecek mümin. Bir kafirin, küfür içinde olan bir insanın, münafığın ruh halini bir Müslümanın bilmesi sonsuza kadar imkansızdır. Çünkü münafık olması lazım ki bilsin. Küfür içinde olması lazım ki küfrü bilsin bilemez. Yani onun hiç bilmediği bir boyuttur, hiç bilmediği bir hayat şeklidir. Ölüdür bunlar bir kere. Mümin diridir hayydır. Onlar meyyit hükmünde ölüdürler. Şimdi ölüyü nasıl Müslüman düşünsün tahayyül etsin? Bilemez. Münafığı biz sadece dış alametleriyle gördüklerimiz kadarını atıyoruz o kadar.

 

(6 Haziran’da başlayan Rakka operasyonunda 1784 hava saldırısı gerçekleştirildi. Bugüne dek iki yüzü çocuk bine yakın sivil hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler’in verilerine göre toplam 200 bin kişi evinden olurken bunlar terör örgütü PKK-PYD işgalindeki alanlarda kurulan kötü şartlardan toplama kamplarına yerleştirildi Adnan Bey. Çöl bölgelerinde bulunan 12 bin kişilik bu kamplarda 70 bin sivil hijyenden ve gıdadan uzak yaşıyorlar.)

İşte İmam Mehdi (as)’ın zuhuru için Allah zemini hazırlıyor. Ama insanların yüreği katılaştığı için merhamet etmiyorlar, şefkat etmiyorlar. Allah gittikçe dozunu artırıyor, en sonunda dayanılmaz bir dereceye gelecek işte o zaman Hz. Mehdi (as) zahir olacak. Şu an bu insanların büyük bir bölümünde yüreğinde bir merhamet, şefkat, koruma hissi meydana getirmiyor. Adamlar kendi aleminde, birçok insan kendi işinde gücünde muhatap dahi olmuyor. O tip haberleri duymak da istemiyor, televizyonda olduğunda basıyor düğmeye kapatıyor ilgilenmek istemiyorlar. Ama oraya gidip sorsan da söylesen mesela Hz. Mehdi (as), “Mehdi neyin nesi” falan derler Irak’ta. Suriye’de de birçok kişi “ne Mehdi’si” falan der. Suriye kurtulsun ister, Irak kurtulsun ister yani İttihad-ı İslam’ı savunmak akıllarına gelmiyor birçok insanın. Ama tabii bu Allah’ın bir yöntemi, şimdi zorlaya zorlaya akıllarını açıyor. Bir süre sonra bak göreceksiniz “birleşelim, böyle olacak gibi değil” diyecekler.

 

İngiliz Derin Devletinin İslam Alemini Parçalamak İçin Oluşturduğu İngiliz Şiiliği ve İngiliz Sünniliği'ne Karşı Çok Dikkatli Olmak Gerekir

Şiiliğe karşı Fethullah Gülen’in ifadeleri akıl almaz galiz. “Cennete giden yol İran’dan geçse ben oradan geçmem” diyor “kabul etmem yani cenneti de kabul etmem” diyor. Allah’a da meydan okuyor haşa. Bak nefretin şiddetine bak, lafa bak sen. Sen bir Şii’nin tırnağı etmezsin tırnağı. Nur gibi Müslüman onlar tertemiz insanlar, gayet de efendiler, cesurlar, delikanlılar, senin gibi kahpelik kalleşlik yapmıyorlar. Türk milletine nefret dolu bir savaş açmıyorlar. İngiliz derin devletiyle tanıştıktan sonra üstlerine bir züppelik çöktü, bir çakallık, bir kendinden eminlik, bilmişlik, millete üst perdeden bakma. Ben o zaman dedim ki ta 4-5 yıl önce “bak bu normal değil” dedim “bu enaniyet kibir normal değil, bir uğursuzluk var Allah belanızı verir aklınızı başınıza alın” dedim.

Mesela bak diyor ki İran’da Uluslararası ve Bölgesel Konular Uzmanı Seyit Hadi Efgani, “İngiliz Şiiliği konusu günümüzde en önemli ve en tehlikeli meselelerden biridir. Zira siyasi meseleler çok rahat analiz edilebilir ancak Londra Şiiliği konusu oldukça hassastır” diyor. Kin dolu çünkü, nefret dolu. İngiliz Sünniliği de öyle süper tehlikelidir. Türkiye’de İngiliz Sünni’si çok fazla adam var. Yazar çizer şu bu falan İngiliz Sünni’si. Bunlar Şii nefretiyle yetişmiş, bilmiş, ukala, züppe, homoseksüelliğe yatkın, Darwinist, karanlık adamlar. Bir kısmı için söylüyorum tabii bunu.

 

(“İnanmayan birine Allah’ın varlığını nasıl en etkili anlatabilirsiniz?” izleyici sorusu)

İnanmayan biri özel yaratılır siz hiç rahat olun. Şu ekranı görüp de Allah’ı anlamaması normal akılda bir insanda mümkün değildir hemen anlar. Ama onlar da iman değil de mantık olarak esleme olur. İman etmez fakat mantığını kabul eder. Onun için bazen tam netice alamıyor çok sıkılıyorlar. Mesela bir yıl uğraşıyor bir netice alamıyor. O kardeşlerimizin çoğunun ruhu olmaz. Yani insan olarak görünen ölü onlar. Ama çok anlatırsan teknik yönden kabul eder. Yani teknik mantık yönden kabul eder ama ruhuna o işlemez. Onun için sonra onlar garip şeyler yaptığında şaşırmayın. Mesela bakarsın namaz vakti geçer hiç umurunda olmaz. Gider mesela bazen şarap içer bayağı son derece rahattır. Bunlardan rahatsız olmaya gerek yok. Allah onları mizansen olarak yaratıyor. Daima dünyayı hep inananlar yönetmiştir, şu anda da inananlar yönetiyor. Hep Allah’a inananların yönetiminde oldu dünya her dönem, şu anda Allah’a inananlar yönetiyorlar. Dinsizlerle, Allah düşmanlarıyla dünya hiç yönetilmedi, hep inananlar yönetmiştir. Firavun devrinde bile inananlar yönetiyordu, Nemrut devrinde bile inananlar yönetir yani perde arkasında onlar yönetirler. Onların bir gücü olmaz. Firavun sarayındaki adam geliyor, adamlar mesela bayağı çekiniyorlar. Bayağı nasihat ediyor, dini anlatıyor gıkları çıkmıyor. Daima o Allah’a inananların mabedi hep olmuştur kainatın ilk yıllarından beri, o önlüklü insanlar hep olmuştur.

 

(Adnan Bey, İbrahim Tatlıses çok güzel örnek bir davranış sergiledi. Görebiliriz resmini. Suriyeli bir kız çocuğuna yemek ikramında bulunan İbrahim Tatlıses “Gelin birlik olalım, bu gariplerin zehir olmuş dünyalarını biz de zehir etmeyelim” dedi.)

Helal olsun İbrahim Baba’ya. Çok küstü o da çıksın ortaya. Çok gururlu bir insan. Hiçbir şey olmaz. Ama tabii çok çok çok çirkin bir hareket oldu yapılan. Bir sanatçıya yapılabilecek en çirkin tavır. Bunun vicdansızlık olduğu, zalimlik olduğu açık. Değerli bir sanatçıyı bak ne hale getirdiler? Küstürdüler. Hiçbir sanat eseri oluşmuyor şu an. Sanatçı şevkini kaybetti mi, küstü mü darıldı mı sanat da biter. Sanatçının sanatı için teşci, takdir, hürmet, saygı gerekir. O yok bu yok, o zaman sanatçı işte sanatını icra edemiyor. Bak hiçbir müzik parçası olmuyor son zamanlarda. Ne Türk sanat müziğinde ne diğer türlü, yok. Bir facia bu yani sanatın durması büyük bir faciadır. Sanatın adeta koması var şu an. Mehdiyet’le bu koma ortadan kalkacak.

 

Milletimiz Çok Dindardır. Bizim Milletimizin Yüksek Vicdanı Vardır. Din de Yüksek Vicdan, Samimiyet ve Sevgidir

Türkiye halkında iman güçlüdür, şöyle güçlü; zahiren görmek ister mesela sarık-cübbe olarak düşünüyorlar, öyle değil. Bizim milletimizde yüksek vicdan vardır. Din; yüksek vicdandır samimiyettir ve sevgidir. Bizim milletimizde de müthiş bir samimiyet, yüksek vicdan, müthiş bir Allah sevgisi, müthiş bir Allah korkusu, çok güzel bir merhamet anlayışı vardır. Dindarlık deyince insanlar sadece camiye gitme olarak anlıyorlar. Dindarlık, kalpteki yüksek ahlaka denir. Allah’ı yüksek duyguyla sevmeye denir, çok samimi olmaya denir ve bunun güzel yansımalarına denir. O yüzden bizim milletimiz dini çok güzel yaşıyor, bayağı güzel yaşıyor. Bir kere samimi bizim millet bu çok önemli. Allah “samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Bak ufacık kedileri bile kurtarmanın peşindeler, köpeği kurtarmanın peşindeler, fakiri kurtarmanın peşinde, otobüsteki insanı düşünüyor, gemideki insanı düşünüyor. Merhamet ehlidir bizim millet. Ordumuz da öyledir bizim. Dünyanın en merhametli ordusudur Türk ordusu.

 

Darwinizm Kaba Bir Safsata. Tek Açıklaması Tesadüf. Tesadüfe İnanmak En İlkel Putperest İnançlarda Olan Bir Mantıksızlıktır

Darwinizm bir ideolojidir. Adamın iflahını kesersin. 700 milyon fosille onun ideolojisini darmadağın edersin. Proteinlerin yapısını tarif edersin, onunla da bitirirsin. Böylece ideolojik üstünlüğü ele geçirmiş olursun. Bazı adamlar zannediyor ki böyle Celal Şengör gibi bilmişlik yapacaksın, Fransız adamların isimlerini sayacaksın, İngilizce kelimeler söyleyeceksin. Böyle janti hareketler yapacaksın. Bol bol Latince kelimeler kullanacaksın. Böyle bir şey yok. Darwinizm kaba bir safsata. Şimdi bir yere gitsek biz adam, tahtadan yapılmış bir put, “dünyayı bu yarattı” diyor. Şimdi biz bununla ideolojik mücadelenin neyini yapacağız? “Baba böyle iş olmaz puttan, münasebetsizliği bırak” dersin. “Allah yarattı kainatı. Tahta ne yapar?” dersin. Tak tak tahtaya şöyle bir vurursun. “Bundan bak ses gelmiyor, kendine hayrı yok bunun. Sana ne faydası olacak?” dersin. Bu kadar. Bilimsel mücadele dediğin budur. Bunda oturup ince ince bilimsel mücadeleye gerek olmadığı açık. Sen 700 milyon fosil koyuyorsun. Bitti. Yaratılışı ispat eden 700 milyon fosil. Adama diyorsun ki, “bana bir tane fosil getir.” Yok diyor. Bitti. “Bilimsel tartışma olmadı” diyor. Kardeşim karşındakinde bilim yok ki, hurafeyle gelmiş zaten. Ne bilimi yapacaksın yani neyini konuşacaksın? Tesadüfen olur diyor. Ben de diyorum ki, tesadüfen olmaz. Bu kadar açık yani. Bilimsel tartışmanın olması için bilimsel bir konu olması lazım. Ortada bilimsel bir şey yok. Adam delil getirmemiş ki sana hiçbir şey getirmiyor. Kafadan her şey tesadüfen oluyor diyor. Bu nasıl?  Bu da tesadüfen. Bu? Bu da tesadüfen. Sıkışınca da tesadüf demedim ben. Ne dedin? Rastlantı dedim diyor. Dolayısıyla Darwinizm’in bilimsellikle alakası yok.

 

(“CHP lideri gerçekten tutuklanır mı?” izleyici sorusu)

Hiçbir şey olmaz. Tayyip Hoca herhalde biraz tedirgin oldu. Yani onu açıklığa kavuşturmasını istedi. Nedir bu böyle bir durum var mı? Meselenin vuzuhata kavuşması için. Dedikodu çıktı çünkü. Basında dedikodu yoğundu. Onu açıklığa kavuşturması için bir uygun zemin hazırladı. O da açıklama yaptı, konu bitti. Öbür türlü dedikodu ayyuka çıkardı. Ayrıca Kılıçdaroğlu atlet falan olabilir iyi niyetle yapmış. Burnundan getirmenin bir alemi yok. Herhalde böyle fakir, Anadolu insanı imajı vermek istedi. Atletle yemek yiyen, mütevazi bir insan görüntüsü vermek istedi. Demediklerini bırakmadılar Sayın Kılıçdaroğlu’na. Ama bu olur yani klasik siyaset, normal. Kendince iyi niyetle o yapıyor ama karşı taraf da tabii zekasını kullanıyor. O da onlara ona göre atak yapıyor. O da onlara aslında istese şu an cevap verebilir. Yani ben tüyo vermeyeyim ama. Yani fena değil, hoş bir polemik oluyor. Ama ortada bir suç yok, hata da yok, bir garip bir şey de yok. Ama bu tip idişmeler, tartışmalar klasik siyasette olur. Yani bir polemik zenginliği meydana gelir. İyi değerlendirilirse lafı tam anlamıyla oturtmak da mümkün olur. Sayın Kılıçdaroğlu biraz şu an pasif kaldı tabii o kadar şey olmadı. Ama istese daha iyi ataklar da yapabilir bak söyleyeyim.

 

(CHP Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil, Sağlık Bakanlığı’na Menzil cemaatinin yerleştirildiğine dair soru önergesi verdi. Önerge, “2016’da ataması gerçekleşen ve görev başı yapması beklenen hekimlerin güvenlik soruşturması için bekletilme sebebi Menzil Tarikatı’nın izin vermemesi midir? Sağlık Bakanlığı'nı Menzil Tarikatı mı yönetmektedir?” diye sordu.)

Yok, hiç zannetmiyorum. Hastanelere falan gidiyoruz nerede Menzil Tarikatı’nın adı? Hiçbir yerde yok öyle bir şey. Tek tük belki orada burada çıkar. Onun da pek önemi yok. Abartıyorlar. Öyle de olsa ayrıca iyi yani Menzil Tarikatı’ndan keşke insanlar olsa. Yani tertemiz insanlar. Ama pratikte öyle bir şeyi hiçbir yerde görmüyoruz. Yani hastanede çalışan doktorlar var, herkes var. Kimse bize Menzil Tarikatı’ndan adam var burada demedi yani.

 

Sabır Güzellik ve Sevginin Zeminini Oluşturur. Kuran'da Anlatılan Ahlak Özellikleri Sevgiyi Sağlam Zemine Oturtur

Sabır; imanla, akılla, iradeyle, samimiyetle. Çünkü sabır sonucunda güzellik meydana geliyor. Sabır güzelliğin zeminini oluşturur, sevginin zeminidir sabır. Affetmek yine sevginin zeminidir. Allah hep sevgi zemini hazırlatır insanlara. Kuran'da anlatılanlar hep sevginin temelini oluşturan, sevgiyi sağlam zemine oturtan açıklamalardır. Mesela sabırlı olmak; sabırlı olursan sevgiyi kazanırsın, sabırsız olursan sevgiyi kaybedersin. Affedersen sevgiyi kazanırsın, affetmezsen sevgiyi kaybedersin. O yüzden insanlar sevgiye kavuşamıyorlar. Sevgiyi elde etmek bir sanattır, yüksek bir sanattır. Dünyadaki en gelişmiş, en büyük sanat sevgiyi kazanma sanatıdır. Yani hiçbir sanata benzemez, bütün sanatların üstündedir ve en güç, en dikkat gerektiren sanattır sevgiyi kazanmak.

 

(Atatürk büstlerine saldırılar devam ediyor Adnan Bey. Dün de Mersin’in Anamur ilçesinde devlet hastanesi bahçesindeki Atatürk büstüne sopayla saldıran kişi büstün baş kısmının kopmasına sebep oldu. Çevredekilerin linç etmeye kalkıştığı saldırgan gözaltına alındı.)

Bunlar bir çete. Kendi aralarında bir organizasyon oluşturmuşlar. Hükümeti yıkmaya da yönelik bir çalışma bu. İngiliz derin devletinin beslediği tipler bunlar. Türkiye’de kargaşa meydana getirmek… Atatürk’e eskiden beri bunlar gıcık olur İngiliz derin devleti ve nefret ederler. Kendilerince büstünü yıkarak, büstüne zarar vererek bir şey yapacaklarını zannediyor İngiliz derin devletinin ahmakları. Böyle bir şey olmaz. Atatürk bizim gönlümüzde, kalbimizde. Daha iyisini, daha alasını yaparız. Her saldırıya uğrayan büstün daha büyüğünü yapsınlar ve dökme tunçtan yapsınlar tunç. Bunlar greyder de gelse yine bir şey yapamaz o zaman. Dökme tunçtan çok daha büyüğünü yapalım her seferinde.

 

(Terör örgütü PKK Talabani ailesinin Partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin yönetimindeki Süleymaniye'de iki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını kaçırdı. Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin Türk vatandaşlarını korumak bir yana PKK'nın kaçırma eylemine destek sayılabilecek işler yaptığının anlaşılması üzerine Kürdistan Yurtseverler Birliği Ankara Temsilcisi Behroz Gelali sınır dışı edildi.)

Kardeşim tabii korkuyorlardır da PKK’dan. PKK'nın demek istediği şu “Siz bunlara güveniyorsunuz ama bunlar bizim için hikaye.” Yani “on dakikada hepsini dağıtırız” anlatmak istedikleri bu. Dolayısıyla Türkiye tabii kendi bileğinin gücüne güvenecektir. En fazla altı saatte bunları darmadağın edecek gücünü her an hazırda tutması lazım.

 

(Rusya'nın Sudan Büyükelçisi Mirgayas Şirinskiy önceki gün Sudan’ın başkenti Hartum’da konutunun yüzme havuzunda ölü bulundu Adnan Bey. Şirinskiy son dokuz ayda ölen yedinci Rus diplomat.)

İngiliz derin devleti dehşet saçıyor. Onların klasik cinayet modellerine benziyor. Polis de bunu çözemeyecek gibi oluyor. Bu da çok anormal bir şey. Halbuki diplomatlar kesin öldürülecek gözüyle korunmalı. Ve mutlaka kamerayla, şunla bunla, polisle takip edilmesi lazım. Bunu sıradan bir olay olarak görmemek lazım. Fevkalade önemli bir konu. İngiliz derin devleti bu kahpeliğini orada burada övünerek anlatıyor. Ve diğer kişilere gözdağı için kullanıyor. Buna müsaade edersek diğerlerine de devam ederler. Asla müsaade edilmemesi lazım. Zaten hiç kimse müsaade etmez. Biz asla müsaade etmeyiz. Gereken yapılsın.

 

Doğada Vahşi Hayat Olduğunu Göstermek İçin Sürekli Hayvanların Birbirlerini Boğazlamasını Gösteriyorlar

Vahşi yaşamda kasıt; Darwinist düşünceyi desteklemek. Yani hayvanlar sürekli birbirini asar, keser, boğar, yırtar. Başka bir şey de yok. Hayvanların şefkatini göstermiyorlar, hayvanların akıllarını göstermiyorlar. Hayvanların sadece boğuştukları anları gösteriyorlar. Dolayısıyla insanlar da, hayvanlar hep böyle bir çatışma halindedir falan. Halbuki yavrularına hepsi yemek götürüyor, yiyecek götürüyor. Kendi aç olduğu halde yavrusuna yediriyor. Bitkin ve bitap olsa bile yavrusunu emziriyor. Yalıyor, koruyor, kolluyor. Yabancı bir hayvan geldiğinde kendi canını hiçe sayıp kendini önüne atıyor hayvanların, yavruların korunması için. Bunları anlatmıyorlar.

 

(“Masonluğun kuruluş amacı neydi?” izleyici sorusu)

Masonluk çok eski, benim bildiğim Hz. Adem (as) devrine kadar dayanıyor. İnsanlığın dengede kalması için, abartılı şeyler olmaması için, insanlığın tamamen yok olmaması için oluşturulmuş bir insani topluluk. Daima Allah’a inanan bir topluluk olmuş. Şu anda daha çok Musevilerin ağırlıklı olduğu bir tarikat yapılanması diyebilirim. Asıl amacı, Hz. Süleyman (as) devrinde Mehdi (as)’ın zeminini hazırlamaktı, masonluğun. Bütün sembolleri Mehdiyet’e göredir. Sırları da yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve çıkacak.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257441/sayin-adnan-oktarin-25-agustoshttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/257441/sayin-adnan-oktarin-25-agustoshttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170825t_07.jpgWed, 13 Sep 2017 07:48:55 +0300