YARATILISATLASI.COMhttp://yaratilisatlasi.comyaratilisatlasi.com - Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 yaratilisatlasi.com 1YARATILISATLASI.COMhttp://yaratilisatlasi.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar'ın 15 Temmuz 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 15 Temmuz 2017

 

(Bildiğiniz gibi bugün 15 Temmuz darbe ve İngiliz derin devletinin işgal girişimine karşı halkımızın kahramanlığının yıldönümü. Bu gece Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gece yapılacak anma programına CHP yeniden katılmayacağını açıkladı. Sebep olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi programında değişiklik yapıldı. Protokol konuşmaları programdan çıkarıldı. Sadece Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanı konuşacak denildi. Bunun üzerine CHP programdaki değişikliğin ardından gece yapılacak anma programına katılmama kararı aldı.)

Aslında muhalefet de konuşması gerekir tabii orada bir yanlışlık olmuş. Milliyetçi Hareket Partisi, CHP hepsinin konuşması lazım, hata olmuş. Eğer mümkünse düzeltsinler o hatayı şu an geç sayılmaz. Daha iyi olur.

 

(15 Temmuz Kahramanlık Destanı’nın yıldönümü kutlamaları İstanbul ve çeşitli illerde yapılıyor Adnan Bey. En çok şehit verilen yerlerden biri olan İstanbul’da birinci köprüde on binlerce kardeşimiz toplandı. Köprü trafiğe kapatıldı.)

Bir de prova tarzında da yapılsa iyi olur. Bu güzel oldu da. Mesela farz edelim bir hafta sonra yahut on gün sonra bir ay sonra da olabilir, ani darbe provası yapılsın. Bütün Türkiye çapında darbe provası yapalım. Asker de provaya katılsın, halk da katılsın.

Bir de ordu içerisinde Milli İstihbarat Teşkilatı elemanlarının bulunması gerekir. İnanılır gibi değil, ben hayret ettim sonra öğrendim, bu yasaklanmış kanunla. Nasıl olur? Ordunun içerisine nasıl MİT elemanı girmez? Ordunun garantisi mi var suç işlemeyecek diye? Ordunun içinde birçok kişi suç işleyebilir. Orduda olmak günahsız olmayı gerektirmiyor. MİT elemanı bulunsun ordu içinde. Ayrıca emniyet istihbaratı; emniyet istihbaratı da geniş çaplı görev alması lazım ordu içerisinde. Elemanları olması lazım. Yani polis ajanı bulunması lazım, MİT ajanı bulunması lazım. Devletin her kademesinde olması lazım ayrıca, her yerde olması lazım.

 

(Güvenlik Uzmanı Mete Yarar 15 Temmuz darbe girişimi gecesi Marmaris’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’a düzenlenen suikast girişiminin ayrıntılarını anlattı. Sizin en başından beri ifade ettiğiniz gibi Allah’ın çok sayıda mucize meydana getirdiği ayrıntılarda da görülüyor. Mete Yarar da yaşananları anlatırken şaşkınlığını şöyle ifade ediyor: “Benim gördüklerim eğer bir inançlı insansam ‘Allah’ın da bir planı var’ derdim” şeklinde. Ve bazı detaylar şu şekilde: “Normalde Erdoğan’ın tatil planı yok. Darbeden birkaç gün önce havalimanında otel sahibi Serkan Yazıcı’yla görüşüyor. Yazıcı çok ısrar ettiği için tatile gitmeyi kabul ediyor. Eğer Cumhurbaşkanı tatil yapmayıp İstanbul’daki evinde kalsaydı koordinatları bilinen bir yerde kalacaktı. Ya orayı bombalayacaklardı ya da daha ağır silahlarla gideceklerdi.”)

Kardeşim bak, binlerce noktada mucize meydana geldi, binlerce. Her gün tespit ediyoruz ucu-sonu yok, binlerce noktada mucize meydana gelmiş. Doğrudan Mehdiyet’in bereketi. İmkansız bu darbenin başarılı olmaması imkansız. Gece 03:00’te yapılacaktı, muazzam planlanmış ve muazzam asker ve silah kullanılacaktı. İngiliz derin devletinin desteği var, NATO içindeki elemanların desteği var. Birleşmiş Milletler’den elemanlar var, Amerikan, İngiliz ajanları var ve yoğun İngiliz ajanı kullanılıyor. Zaten MI6 bizzat yönetiyor darbeyi. Dolayısıyla olmaması mümkün değildi. Mehdiyet’in mucizesi. Onlar da şoktalar. Onlar daha hala bu şoku atabilmiş değil. Nasıl olmadı bu diye hayret ediyorlar.

 

(FETÖ lideri Fethullah Gülen 15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminin yıldönümünde, Amerikan Gazetesi Wall Street Journal’a verdiği röportajda, seccadenin secde edilen kısmına ayakkabılarıyla bastığı bir poz verdi. Ayrıca fotoğrafta odadaki televizyondaki yazıysa “Bahardan ses geliyor perde perde, beklenen mutluluk biraz ileride” şeklinde yazı olması dikkat çekti.)

Bak adama nasıl sahip çıkıyorlar kendi adamlarına? Olayın rengi nasıl belli? Bütün İngiliz gazeteleri büyük bir coşkuyla savunuyorlar. Gariban Müslümanı savunurlar mı? Bir Nurcu’yu savunurlar mı? Bir Nakşibendi’yi, bir Mahmut Hoca’yı yerden yere vururlar kendi kafalarına göre. Bak göklere çıkarıyorlar. Çünkü adamları. Bak ey deccal ordusu, Mehdiyet karşısında siz hiçsiniz. Denediniz, isterse bin kere deneyin mağlup olacaksınız. Bakın açık açık söylüyorum. Darwinizm konusunda da oyun oynadınız bak tepenize geçirdik rezil oldunuz. Bir kısmı için bunu söylüyorum. Ey deccal ordusu siz de sıkı durun sizi de tepeleyeceğiz, ilimle irfanla, kanunla hukukla imanla göreceksiniz. Bekleyin geliyoruz.

Bu katillerin resimlerinin olduğu bir internet sitesi yapılsın, bunların en net fotoğrafları konulsun, yaptıkları da yazılsın. Özellikle bu bizim aslanlarımızı vuranlar, halkı tankla ezenler, var ya bu azılı katiller, bunların bizim bir resmi sitede de olabilir, vatandaşın yaptığı site de olabilir o sitede bizim bunları görmemiz ve ezberlememiz lazım. Gördüğümüzde hah işte bu dememiz lazım. Bu çok önemli bunu rica ediyoruz.

Mesela normalde şu tarz bir kıyafet olması lazım darbeciler için. Veyahut başka türlü de olabilir. Ayağından zincirlenecek, elinden zincirlenecek tek bir asker taşısın. İki tarafında asker olunca bu pek görünmüyor. Tek asker zincirle, 3-4 metre de olabilir bir zincirle tutup çekecek. O da yavaş yavaş gidecek. Halkın içerinden bir geçirsinler. Halkın onlara bakış açısını görmeleri önemli. Çünkü oraya şehit aileleri gidiyor, gazi aileleri gidiyor zaten onların sayısı belirli. Plastik terlik verilsin naylon terlik, ayakkabı olmaz, plastik terlikle geçecekler. Tulum tarzında bir kıyafet, başları 3 numara tıraş, sakal falan olmaz. Bir de başlarını öne eğdirmek lazım çünkü halka laf atıyorlar bunlar. Halka laf atmalarının engellenmesi için başlarının öne eğilmesi lazım. 45 derece kadar iyice başları öne eğilmesi lazım. Kravat şu bu bunlara müsaade edilmemesi lazım. 3 numara tıraş, sakal olmaması gerekiyor. Acele etmiyor da olabilirler ama biz biraz acele ediyoruz yapılsa çok iyi olur. Bunların şımarıklığının bir an önce durdurulması gerekiyor.

 

(“Yeniden darbe olma olasılığı var mı?” sorusuna cevap)

Yeniden darbe olasılığı sıfır söyleyeyim. Çünkü asker çok iyi öğrendi, asker erleri çok iyi öğrendiler. Bunların o kadar elemanı yok bunlar yaygarayla kendilerini o şekilde gösterdiler. Ama halk şu an öğrendi bunların ne olduğunu, artık mümkünü yok, imkansız. Ordu içinde de tamamen pasifize edildiler. Ha, ezkaza yaparlarsa ne olur? Ben hiç söylemeyeyim ama ne demek istediğimi anlarsınız, yani hepsi buhar olur onu söyleyeyim. Anında saatler içerisinde buhar olurlar kanunla hukukla gereken yapılır. Akıllarını başlarına alacaklar.

 

(“Sizce kontrollü darbe olma olasılığı var mı?” sorusuna cevap)

Yok, ben çok geniş teknik olarak inceledim onu, ben aylardan beri bakıyorum bu konuya her yerde mucize meydana gelmiş. Hükümet aslında olayı kendi haline bırakıyor gelen olaylarda. Yani hükümet tek tek her şeyle ilgilenmiyor öyle bir şey yok. Millet yanlış zannediyor, hani böyle didik tek tek, öyle bir şey olsa zaten daha önceki olaylar olmazdı. Her şeyi kendi haline bırakıyor. Mesela FETÖ’yü de kendi haline bıraktılar o zamanlar, adamlar enine aldı arşınına sattı. Tayyip Hoca’nın sisteminde güven sistemi vardır. Öyle ince ince düşünme sistemi yok. MİT de öyle, haber getiren olursa Allah razı olsun diyorlar alıyor haber. Mesela ordunun içinde elemanı yokmuş MİT’in. Bu çok şaşırtıcı. Bunu ben söyledikten sonra şimdi düzeltiyorlar. MİT’e yönelik ben eleştirmiştim, dedim, “nasıl ordunun içinde elemanınız olmaz?” Şimdi kanun çıkarılıyor, MİT ordu içinde faaliyet yapabilecek, doğrusu bu. Polis ajanı da ayrıca bulunması lazım ordunun içerisinde. Nasıl olmaz? Her yerde oluyor da orada niye olmuyor? Aksi olmaz.

 

(Devlet Bahçeli’nin bir açıklaması vardı kontrollü darbe iddiasının anlamsız olduğunu söyleyen. “Üzerinde yaşadığımız çetin ve zorlu coğrafyada yaşamanın ağır sonuçları olacaktır. Türk milletinin hedefte olması tesadüfi görülmemelidir. Böylesi bir ihanet kuşatması yeni de değildir. Birbirimize düşersek ya bizi bu vatandan söküp-atacaklar ya da burada bizi gömüp üzerimizden aşacaklardır. 15 Temmuz öncelikle bir darbe teşebbüsüdür. Ayrıca taşeronları planlayıcıları belli olan bir işgal denemesidir. Kontrollü darbe demek aklın inkarı, yalın gerçeklerin imhasıdır.”)

Zaten darbe değil bu. Darbeyi yanlış söylüyorlar darbe değil, işgal başlangıcıydı. İlk aşamada işgal önlendi, darbe değil bu. Türkiye’yi işgal planı vardı, öncü birlikler vurulduğu için indirildiği için darbe gibi görüldü o. Yoksa işgaldi bu klasik, İngiliz derin devletinin Türkiye’yi işgaliydi. Nasıl Çanakkale’yi, İstanbul’u işgal etmişlerdi aynısı, İzmir işgali gibi. 1. Dünya Savaşı’nda yapamadıklarını şu an yapacaklardı. Bu ahmakları kullandılar. Bak onu da seccadenin üstüne çıkartmışlar ki kasten yani “dine önem vermiyorum, seccadeye de önem vermiyorum.” Osman Hamdi Bey’in tablosu var Kuran’ın üstüne kadın çıkartmışlar, onları da yayınlıyorlardı biliyorsunuz. Daha önce de yapmışlardı.

 

(Cumhurbaşkanımız az önce yaptığı konuşmada sizin günlerdir yaptığınız çağrıya cevap verdi Adnan Bey. FETÖ’cülerin bundan sonra mahkemeye tek tip elbise ile çıkarılacaklarını duyurdu.)

Tayyip Hocam’dan ne istedim de yapmadı? Bir de Tayyip Hocam’a ileri geri kendini bilmezler bazı yakışıksız sözler söylüyorlar. Tayyip Hocam millet ne istiyorsa onu yapıyor. Daha bugün söyledik daha, saatler önce söyledim yine bak şak anında Allah'ın izni ile. Ama günlerden beridir de söylüyorum. Allah razı olsun. Üç numara saç, saçları üç numara istiyoruz ve kafayı da eğecekler.

 

(Etkinliklere katılmak üzere Ankara, İstanbul’a gelen Sayın Erdoğan’ın uçağına, Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı tam teçhizatlı F16 savaş uçakları eşlik etti.)

Çok iyi olmuş. Tabii bu kahpelerin ne yapacağı belli olmaz. Tedbirli olmak lazım, çok iyi olmuş. Daima böyle, mutlaka her yere giderken F16’lar Tayyip Hocamızı takip etsin. Mesela Rusya’ya gidiyor, yine Rus sınırına kadar takip etsinler.  Orada, Rus sınırlarında Rus Hava Kuvvetleri teslim alsın. Onların güvenliği altına girsin. Ondan sonra, o şekilde devam etsin.

O gün sabaha kadar yayın yaptım. İlk darbenin geçersizliğini açıklayan benim Türkiye’de. Dünyada Türkiye’de ilk açıklayan benim. TRT’de açıklama yaptılar bu geçersiz dedim oyun bu dedim. Resmi internet sitesinde genelkurmay yaptılar bu da korsan açıklama buna da itibar etmeyin dedim. Bunun darbe ile falan alakası yok. Çakma bu adamlar dedim. Halk meydanlara insin dedim. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekilleri toplansınlar dedim. Muhalefet liderleri toplansın, Tayyip Hocam da çıksın konuşsun dedim.  Bu açıklamadan bir saat sonra konuştu Tayyip Hoca. Zaten nefes aldırmıyorlardı o zaman tabii onun imkanı olmadı belki daha önce de konuşacaktı o. Askerlere megafonla duyuru yapılsın dedim. Emir komuta zinciri içinde darbe olmadığı konusunda bilgilendirin dedim. Kuvvet komutanlarının tek tek açıklama yapmasını söyledim. Birinci ordu, ikinci ordu, üçüncü ordu hepsine ayrı ayrı seslendim. Sayın Devlet Bahçeli zaten bir süre sonra açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu’nun açıklama yapmasını istedim. Sayın Kılıçdaroğlu da yaptı ama çok sonra oldu tabii. Halkın meydanları bırakmamasını söyledim. Hüdapar, Saadet gençliği, Alperenler, Ülkücüler, CHP gençliği hepsini meydanlara çağırdım. Halkı itidalli olmaya çağırdım. Sakın askeri öldürmeyin dedim. Vurmayın, linç etmeyin onlar oyuna getirildiler dedim. Sürekli itidalli ve sakin olmalarını bunun atlatılacağını geçersiz olduğunu söyledim. Sürekli mehter marşı ile de takviye ettik. Benim bu açıklamamı RTÜK en başarılı, en güzel, en faydalı televizyon kanalından yapılan açıklama olarak ilan etti RTÜK.  

 

(15 Temmuz gecesinden halkımızın direnişini gösteren birkaç fotoğraf vardı. Ve darbecilerin yakalanma anını gösteren.)

Bir daha milletimizin aklında olsun eğer Türkiye’yi tankla böyle işgal etmeye kalkan yabancı bir güç olursa, tankı arabalarındaki benzini alıp cayır cayır yaksınlar. Bidonla üzerine benzin döksünler, çakmağı çaksınlar. İçinden çıkacaklardır mecburen. Çünkü 300 dereceye çıkıyor ısı. Yani iki kap bile benzin olsa yeter. Bir tasa doldurup, benzin doldurup atsınlar üstüne duramazlar içinde. Çok şiddetli, metal olduğu için acayip kızıyor duramazlar içinde. En keskin önlem budur. Benzin atılmasıdır üstüne. Bir işgal konumu olursa Allah vermesin mutlaka o tankları yaksınlar benzin ile.

Aynı şekilde yol kamyonlarla kapatılması lazım. Veyahut yol eğer yapılabiliyorsa dozerle bozulması lazım, anayol. Dozer kepçesiyle girersin dozerci varsa. Anayol tamamen oyulur. Oyarsın hiçbir şekilde geçemezler. Derince oyarsın geçemez veyahut kamyonlarla kapatırsın. En iyisi biz yine anlatalım da bu konuları uzun uzun anlatalım. Ama bu arada hükümetten de ben rica ediyorum askeri de eğitsinler. Asker binbir türlü önlem alabilir. Mesela akülerin bağını kopardı aslanlar orada askerler. Tankların akülerini söktüler, akü kablolarını. Tanklar çalışmadı, bu kadar basit. Bin bir türlü yolu var. Ama bilmeyen olursa ne yapacağını şaşırır. Mesela tankın camına mazot sürmek, mazotla kapatmak yahut solüsyon, var ya zamk solüsyon. Solüsyonla olduğu gibi kapatmak, bir daha açamaz zaten onu hiç. O ancak özel çalışmayla çıkarılabilir. Bir daha çıkmaz. Mazot olabilir, gres yağı olabilir, çamur da olur hiçbir şey yoksa. Maksat camını kapatmak.

Yalnız Tayyip Hocam bir yere giderken benim ondan ricam, şimdi bir resmi koruması olsun da ama bir de gizli koruması olsun. Gizli korumaları olsun. Mesela otuz koruması varsa otuz-kırk tane de gizli koruması olsun, sivil. Yine otomatik silahlı. Ne bileyim orada köylü gibi olabilir, bakkal, kasap gibi olabilir. Meczup bir insan görünümünde olabilir. Tatilci görünümünde olabilir. Mutlaka bu sistem kurulsun. Bu çok faydalı. Garson kılığında, garson görünümünde olabilir. Bunu da dilekçe ile bildirelim.

Tayyip Hocam diyor bak, “FETÖ’nün yalnızca FETÖ olmadığını, PKK’nın yalnızca PKK olmadığını, DEAŞ’ın yalnızca DEAŞ olmadığını çok iyi biliyoruz.” diyor. “Arkalarında kimlerin olduğunu da çok iyi biliyoruz.” diyor. İngiliz derin devleti. Tayyip Hocam bayağı uyanık delikanlı. Kitap çoktan MİT elemanlarının eline geçti, herkesin eline geçti. Bütün devlet uyandı bu konuda. Herkes hemfikir. Ama bak, “Piyonu ezip geçmeden kaleleri alamaz, filler, atları, vezirleri alamaz. Şahı da mat edemeyiz.” Güzel demiş. “Filler” diyor. Çok açık anlatmış. “Şahı da mat edemeyiz.” diyor. Kraliyet armasıyla remzediyor zaten İngiliz derin devleti. O şah sembolü var ya satrançta, aynısıdır İngiliz derin devletinin kullandığı sembol de, aynısı.

 

(“Erkeklerin saçını boyaması uygun mudur?” sorusuna cevap)

Erkeklerin saçını boyaması Peygamberimiz (sav)’in sünnetiyle açık sünnettir. Sahabelerin hepsi saçlarını boyuyordu, Hz. Ali (kv) dahil. Peygamberimiz (sav)’in emr-i şerifiydi. “Sakın” dedi Resulullah (sav) “Beyaz saç istemiyorum.” dedi. Çünkü hepsi mücahitti. En yaşlıları bile saçını simsiyaha boyuyorlardı. İstanbul’u fethetmeye gelen aslanlar içinde 90 yaşında olanlar vardı. 90 yaşı bak dikkat et. Ta Mekke’den Medine’den buraya gelmiş. Kıbrıs’ı fethetmeye gelenler içinde de vardı öyle 90 yaşında. Saç sakal simsiyah. Kına ve ketem karıştırıyorlar. Resulullah (sav) de kına ve ketem karıştırarak saçını boyuyordu, sakalını da boyuyordu. Kutsal emanetler bölümünde burada Topkapı’da görebilirsiniz. Siyah bir kaptır Resulullah (sav)’in saç boyasının kabı diye altında da yazıyor zaten. Hz. Ayşe annemizle birlikte. Hz. Ayşe annemiz ketem döküyor biraz, biraz da kına döküyor karıyor. Güzel ala o kabın içinde karıyor, o bayağı simsiyah oluyor sonra. Hem kendi başına hem Resulullah (sav)’in başına sürerdi diyor. Birlikte, beraber.

 

(“Öğrencilere neden maddi yardım yapılmıyor devlet tarafından?” sorusuna cevap)

Özellikle genç kız ne yapsın nasıl çalışsın? Şimdi okula gidiyor "akşam çalış ne olacak?" diyor yani çocuk, okuldan dokuzda onda sekizde veyahut yedide çıkacak. Gece 12:00'ye 01:00'e kadar çalışacak genç kız. "Sonra gel yat işte dinlen" diyor. "Bir şey olmaz" diyor. "Sonra dersine çalışırsın" diyor. Deli misin sen? O genç kız ne hale gelir ve ortalığın hali malum, gece yarısı nasıl çıksın çocuk dışarıya? Genç kızlara herkes her gördüğü yerde harçlık vermesi lazım okuyan genç kızlara. "Evladım" diyecek "sen öğrencisin bu öğrenci harçlığı". Öyle göz göre göre değil, nezaketi ile. Çantasına koyacak bu kadar basit. 

Öğrenciye herkes harçlık verir; amcası, dayısı, ağabeyi, komşular bu örftür, gelenektir. Öğrenciye "git çalış" denir mi? Dersine ancak çalışabilir dersler çok ağır oluyor zaten. Tıp öğrencisini bir düşün kardeşim tıp öğrencisini. Hem okula gidiyor hem çalışıyor yazık günah değil mi, bu insana bu yapılır mı? Doktor olacak sana bakacak bu adam vatana millete hayırlı olacak. Bu çocuğa verdiğin para helal. Ver bir şey olmaz 50 TL, 100 TL batmazsın ne olacak? 100 TL veremez mi bir insan bir gence? O 100 TL verse o 100 TL verse o çocuk rahatça okur. Mesela 20 kişi verse 100 TL rahat rahat okur.

 

(“Avrupa’daki kızlar bakımlı ve nazik. Neden bizim ülkemizdeki kızlar böyle değil?” sorusuna cevap)

Türkiye’deki kızlarla Avrupa’daki kızların arasında özgürlük farklılığı var. Avrupa’da bir kere dekolte bir hanım takdir görüyor. Burada saldırıya uğruyor bazı yerlerde. Avrupa’da makyajlı bir kadın takdir görüyor. Burada makyajlı bir kadına demediğini bırakmıyor adamlar. Avrupa’da güzel parfüm kullanan bir kadın takdir görüyor. Burada parfüm kullanana demediğini bırakmıyor adamlar. Dimdik yürüyen bir kadın, baskı görüyor Türkiye’de ama dışarıda öyle değil. Takdir görüyor. Saysak sabaha kadar olur. Kadın güzel, cazibeli olduğunda bu suç olmuş oluyor. Erkeksi itici olduğunda da eh üzerine gitmiyorlar. Yüz tüylerini almayacak. Kaşlarını almayacak. Saçları bakımlı olmayacak. Gecin gibi olacak saçları falan. Biraz da kilolu da olacak böyle. Bakımsız pejmürde olacak. Eski bir kot giyecek. Üstüne de uydurma bir tişört giyecek. Lastik ayakkabıyla sokakta gezecek. O zaman bir sorun olmuyor. Ama bakımlı oldu mu bir kız, güzel gösterişli oldu mu adım başı amcası, dayısı, halası, eniştesi, sokağın iti kopuğu herkes bir şey söylüyor. Çocuklar da o zaman topluma küsüyor. Hayata küsüyor. Kendine de küsüyor. İçinde güzel duygular kalmıyor. Sevme sevilme duygusu kalmıyor.

 

(FETÖ’nün darbe için 15 Temmuz’u rastgele seçmediği öğrenildi. Gülen, darbe için aslında Peygamberimiz (sav)’in hicret tarihi olan 16 Temmuz’u seçmiş. 16 Temmuz 622 Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (sav)’in Mekke’den Medine’ye hicretini tamamladığı tarih. Eğer darbe başarılı olsaydı, Gülen Türkiye’ye dönüşünü hicret ilan edecekti.)

Çok kötü bir hırs. Çok kötü bir mantık. İnsanları şehit ederek, Türkiye’yi böyle rahatsız ederek, ekonomisini çökertmeye çalışarak, İngiliz derin devletine yancılık ederek çok çirkin bir çizgi meydana geldi. Allah helak etti. Mahvetti. Dümdüz etti. Rezil kepaze etti. Bir daha da böyle rezillik yapacaklarını zannetmiyorum.

 

(“Benim saçım uzun, bugün Cuma namazına gittim. Camideki bazı insanlar beni dışladı.” İzleyici yorumuna cevap)

Seni kıskanmışlar. Yaptıkları ahlaka uygun değil. Bak ahlaksızlık demiyorum yaptıkları için ama ahlaka uygun değil. Saç uzun olması bir kere sünnet, Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Sahabelerin saçları hep upuzundu. Ta omuzlarına kadar geliyordu. Hatta omuzlarından da aşağı uzun oluyordu. Peygamberimiz (sav)’in saçları hep genelde uzundu. İki taraftan da örüyordu. Bunlar Peygamberimiz (sav) de camiye gelse sokmazlar. Yani öyle kafada adamlar. Sen hiç kaale alma onları. Moralin de bozulmasın. Sen doğru yolda olansın. Onlar yanlış yolda. Bağnaz gelenekçi sistemin gençleri nasıl rahatsız ettiğini bak görüyoruz. Nur gibi Müslüman. Onu camiye sokmayanlar onun tırnağı etmeyecek adamlar. Ama her yerde var böyle tipler ve bu çocukları rahatsız ediyorlar. Kuran Müslümanlığı her yerde hakim.

 

(“İnsan cehennemde yanıp sonra cennete mi girecek?” sorusuna cevap)

İnsanlar dünyaya zaten cennetten ve cehennemden gelirler. Hem zer aleminden gelirler hem cennet ve cehennemden gelirler. Cehennemden gelen zaten sonsuz cehennemden geliyor. Cennetten gelen de sonsuz cennetten gelir. Sonsuz cehennemden gelen cehennemde kalır ama için rahatlasın diye söylüyorum. Bak cehennem ehli için Allah diyor ki “Onların gözü vardır görmez, kulağı vardır işitmez. Kalp gözleri de kördür” yani şuurları da kapalıdır. “Onları diri zannedersin onlar ölüdürler” diyor. Kafanı takacağın bir şey yok. Yani şuuru açık, vicdanlı, samimi bir insan kesinlikle cehenneme gitmez haramdır ona cehennem. Allah’ı inkar olur o zaten.

 

(“Suriyeli savaşabilecek erkekler neden kendi ülkelerini korumuyor, burada kalıyorlar?” sorusuna cevap)

Şimdi kimle savaşacağını söylemiyorsunuz söyleseniz ona göre bir şey söyleyeceğim. IŞİD’le mi savaşsın, Suriye hükümetiyle mi savaşsın, El-Nusra ile mi savaşsın, Amerikan Birlikleri ile mi savaşsın, o birleşik cepheyle mi savaşsın, oradaki çetelerle mi savaşsın? Kiminle savaşacağı belli değil. Onu söylerse ben bir şey söyleyeceğim. Kimle savaşacağı belli değil. Kendi devletine karşı mı savaşacak, Amerika'ya karşı mı savaşacak, nereye karşı savaşacak? Onu bir sorsunlar. Neyi kastediyorlar?

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254104/sayin-adnan-oktarin-15-temmuzhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254104/sayin-adnan-oktarin-15-temmuzhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170715t_09.jpgMon, 31 Jul 2017 01:08:09 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Temmuz 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 14 Temmuz 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı konuşmada üstü kapalı bir şekilde İngiliz derin devletine dikkat çekerek şunu söyledi: “Çanakkale’de boğaza dayananlar ne istiyorsa Ardahan’dan, İzmir’den Ankara önlerine kadar vatanımızı işgal edenlerin amacı ne ise 15 Temmuz’un gayesi oydu.”)

Yani İngiliz derin devleti. Güzel. Böyle delikanlıya destek olunmaz mı? “AK Parti’yi desteklemiyorum” Destekleme, dert değil ama milli lideri destekle. Eğer vatanını seviyorsan, milletini seviyorsan, bayrağını seviyorsan, devletini seviyorsan, devletin ayakta kalmasını istiyorsan bu acil görev. Bayağı dürüst yaman delikanlıdır Tayyip Hoca. Boş yere münasebetsiz iddialarla aksini iddia etmenin bir alemi yok. Herkes tanıdığına, bildiğine, sevdiğine Tayyip Hocamızın desteklenmesinin hayati olduğunu anlatsınlar. Bu iş sevgi meselesi bilmem şu bu falan değil. Burada Allah’ı seveceksin, davayı, İslam’ı seveceksin.

 

FETÖ Tutukları Mahkum Kıyafeti ve Plastik Terliklerle Mahkemeye Getirilsin

Mahkum kıyafeti giydirsinler, plastik naylon terlik giysinler öyle gelsinler mahkemeye. Bir de başlarını öne eğerek soksunlar içeriye mahkeme salonuna, kafalarını değil mi, başlarını öne eğsinler. Güvenlik nedeniyle başlarının öne eğilmesi gerekir? Bir jandarma başlarını bastırsın, iki jandarma koluna girsin bir jandarma da aşağı doğru bastırsın. Çünkü halka laf atıyorlar bilmem ne bu da gerginliğe sebep olur. Güvenlik nedeniyle buna önem verilmesi lazım halka laf atmamaları için, halkla bağlantılarında çirkin söz etmemeleri için jandarmanın başını öne eğmesi gerekiyor. Bir jandarma sadece bu işle ilgilensin. Güçlü-kuvvetli bir jandarma olsun iki kişi koluna girsin bir kişi de başını önüne eğsin o şekilde getirilsinler. Bir de bunları acil yapmalarını istirham ediyoruz. İyi olur.

Ütülü jilet gibi beyaz gömlek giyiyor falan adam, sahneye mi çıkıyor ne oluyor yani? Normal tulum tarzında cezaevi kıyafeti olması lazım. Haki renkli eski cezaevi kıyafetleri vardı onlar duruyor da olabilir eski şeyler, onları getirsinler giysinler haki. Naylon terlik, sıfır numara saç, saç-sakal ona da yasak getirsinler bu şekilde bu davada olanlara. Bunu uzatmanın alemi yok. Bu her yerde makul olan bir şey, daha önce de uygulanmış bir şey. Saç-sakal olmaz bu tipler için, mahkum kıyafeti giydirilsin. 28 Şubat döneminde, 12 Eylül döneminde bunlar bunların aklıyla, bunların akıl vermesiyle uygulandı Türkiye’de. Bunlar bu aklı vermişti. İşte bunların aklından istifade etmiş oluyoruz şu an. Çığır açmış oluyorlar o yönde. Bunların verdiği akılla, 12 Eylül’de bu aklı verenler bunlardı. Haki renkli cezaevi kıyafetleri ucuz, naylon terlik, sıfır numara saç-sakal bu kadar basit kollarına girip getirecekler. Bu konu çok uzuyor. Sürüncemede kalması da çok acayip olur. Biraz bürokrasinin hızlı ilerlemesi gerekiyor. Benim bunu otuz kere söylememe gerek yok.

 

(Bugünkü yargılamada tutuklu darbecilerden bazıları cezaevinin garajında aracından inmeyerek duruşma salonuna girmek istemedi. Sanıklarla jandarma arasında arbede yaşandı. Jandarma görevlileri tutuklu askerleri karga-tulumba taşıyarak duruşma salonuna soktu. Bu sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili yaptığı konuşmaların yanı sıra, Başbakan Binali Yıldırım’ın da “Tankın gücü halkın gücünü yenemez” başlıklı konuşması dinletildi. Türkiyem şarkısı çalındı.)

Güzel evet. Mehter müziği çalınsın. Bunların bayağı moralini bozar o mehter müziği. Bir de güçlü-kuvvetli jandarma kullanılsın özel eğitimli, çok kuvvetli jandarma kullanılsın. Bunları böyle paket edip götürsünler. Herhangi bir jandarma olmaz, herkeste aynı kuvvet olmaz. Acı kuvveti olan jandarmaları getirsinler onlar bunları götürsün. Artistlik yapacak halleri kalmadı bunların ama bu konularda da titiz davranılırsa çok iyi olur. Bunlar İngiliz derin devletine hizmet ediyor. Dine, imana, İslam’a hizmetleri yok, İslam’la da alakaları yok. Bunlar homoseksüelliği, Darwinizm’i ve Rumiliği savunan İngiliz derin devletinin adamları. Hiç aralarında kıl kadar fikir ayrılığı yok. Zaten kumandan olarak onları kabul ediyorlar, ne diyorlarsa yapıyorlar. Buna müsaade etmeyiz.

 

FETÖ Davasına Bakan Bütün Hakimlere Her Yerde Destek Verilmeli

Mahkemelerde falan her yerde bir güzel destek olsun. Şehit aileleri de herkes desteklesin. Siyasiler desteklesin. STK’lar desteklesin herkes desteklesin FETÖ davalarına bakan hakim ve savcıları. Sonuna kadar yanınızdayız kahramanlar sonuna kadar. Hiç fütur vermeyin gönlünüz çok rahat olsun. Siz de bize emanetsiniz, bütün sevdikleriniz de bize emanet hiç gönlünüz rahat olsun, bastırın ne gerekiyorsa yapın kanunla hukukla. Sonuna kadar, sonsuza kadar yanınızdayız, inşaAllah. Yaptığınız büyük bir mücahede büyük bir ibadet Allah razı olsun. Kaleminize kuvvet devam.

 

(İsrail polisi Mescid-i Aksa’da silahlı saldırı yaptığını iddia ettiği 3 Filistinliyi öldürdü. Mescid-i Aksa’yı kapattı. 1969’dan beri ilk defa bugün Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kılınamayacak.)

Güvenlik kapısındaki İsraillileri öldürüyorlar. Hamas açıklama yapıyor. “Bu El-Aksa’nın kirletilmesinin cezasıdır” diye beyanat veriyor. 3 terörist 2 adet Carl Gustav marka makineli tüfek, 1 adet tabancayla ateş etmişler. Polis de karşı ateş açmış İsrail polisi. Ama güvenlik kapısındaki İsraillileri öldürmüş bunlar. Polis de kendini savunmuş bunları vurmuş. Haberin doğrusu bu.

Kardeşim, adama sen silah sıkıyorsan adam seni vurur. Bir adama sen silah doğrultursan üstüne suratına sıkarsan ne yapar bu insan ne yapması gerekir? Bütün dünya hukukunda nefsi müdafaa vardır, o da çeker seni vurur. Makineli tüfekle gelmişsin tarıyorsun adamın ne yapmasını bekliyorsun sen? Teşekkür edip kolonya mı sunacak sana ne yapacak yani? Lafa bak. Hamas da üstleniyor saldırıyı “Elimize sağlık doğru yaptık” diyor. Sonra da diyor ki “Ne yapıyorsunuz bizden ne istiyorsunuz?” diyor. Bu nasıl bir mantık?

 

Kontrollü Darbe İddiaları Geçersizdir. Darbenin Başarısız Olmasının Sebebi Mehdiyet'in Mucizesidir

Kontrollü darbe, kardeşim Türkiye eğer hükümet kontrollü darbe yapabilecek gücü varsa zaten dünya hakimi olur. Yani eğer böyle bir güç varsa. Çünkü on binlerce olayın organize edilmesi gerekiyor ve kusursuz. Bak kontrollü darbe diye bir şey yok. Ne var biliyor musunuz? Allah bu FETÖ’cülerin belasını verdi, rezil-rüsva etti. Mehdiyet’in karşısında iki büklüm oldular ve rezil-rüsva oldular. Mehdiyet bunları mahvetti, konu bu. Yoksa son derece doğal gelişti olaylar, yani hükümetin hiçbir dahili yok. Haberleri bile yoktu zaten hepsi şaşırdılar. Kontrollü darbe olsa ben bas bas bağırırdım buradan her şey söylerdim. Uzaktan yakından alakası yok, teknik olarak mümkün değil. On binlerce olayın tek tek planlanması gerekir. Her şeyde her yerde mucize olmuş. Mehdiyet’in harikası var başka bir şey yok. Mehdiyet’in mucizesine kontrollü darbe diyorlar. Bak, kontrollü Mehdiyet var kontrollü Mehdiyet. Kontrollü darbe yok. Darbeciler Sayın Kılıçdaroğlu’na dokunmamış olabilirler makul, bir şey olmaz. Onun özel bir anlamı yok. “Ben konuşayım, durayım, durumu değerlendireyim” de demiş olabilir. Orada suçlanacak bir yönü yok. Ama kontrollü darbe tamamen hikaye. Bakın on binlerce olayın kusursuz tek tek planlanması gerekir kontrollü darbe olması için. On binlerce yerde Allah rezil-kepaze etti FETÖ’cüleri konu bu. İngiliz derin devleti rezil oldu, deccaliyet rezil oldu, deccaliyet mağlup oldu. Peygamberimiz (sav) diyor zaten “iki köprü tutulacak” diyor “köprüde çatışma olacak, insanlar şehit olacak, yağ taşları kan içinde kalacak kadınlar da içinde” diyor “kadınların da şehit olduğu büyük bir olay şehre yayılacak” diyor. Hatta “32 kilometrekareye yayılacak” diyor. “Fersah” diyor hesap ettiğimizde 32 kilometrekare.

 

“Öfkeyle nasıl mücadele edersiniz?”

İmanla, tevekkülle. Allah’a teslim olarak. Rab her yerde. Allah her yerde, olmadığı hiçbir yer yok. Bak diyor “Şah damarınızdan daha yakınım” diyor. Bu ne demek biliyor musunuz; “Mekansız olarak yanınızdayım” diyor Allah. Anlamı budur, şah damarı insanın içinde daha bunun yakını olmaz. O zaman nedir? “Mekansız olarak size yakınım” diyor Allah. Yani “her yerdeyim” diyor. Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. Esir maddesi Allah’ın ruhunu taşıyan bir varlıktır. Her yerde sürekli şekle-şemaile giriyor sürekli. Çok akıllıdır esir. Gölge yapar, ışık yapar, şekil alır Allah’ın dilemesiyle Allah’ın ruhunu taşıdığı için.

 

Türk Milletini FETÖ'nün İngiliz Derin Devleti ile Bağlantıları Konusunda Daha İyi Uyarmak Lazım.

Çamura yatıyorlar köpekler acayip rezil oldular akıl almaz, darmadağın oldular. Yok Türkiye’yi ele geçirecekler de yok işte şeyhleri burada kutsal bir mekanda kalacak, bütün millet sıraya geçip elini öpecek. Ankara’ya da hazırlamışlar bir yer. Kardeşim, bir kere adamda tip yok çok itici çoluk çocuk korkuyor adamdan hortlak gibi, adamın Allah yüzünü kaydırmış akıl almaz korkunç yüzü mahvolmuş. Akıl, beyin hepsi gitmiş ve bunamış adam mahvolmuş yani. Ve yakayı İngiliz derin devletine kaptırmış. Dinle imanla alakası kalmamış adamın. Türkiye’yi paramparça edecekler diyorlar “biz onlarla anlaşırız” diyor “işte bizim de fikrimiz var” diyor. Sen kimsin de senin fikrini dinleyecek? Sen kimsin ayakta zor duruyorsun. İngiliz derin devleti sana niye saygı duysun, niye adam yerine koysun? Adamların en gıcık olduğu adamsın sen. Ne özelliğin var da adam seni koruyup-kollasın? Pazarlık yapabileceğini düşünüyor. “Türkiye parçalanırken pazarlık yaparız biz onlarla” diyor. Akla bak kafaya bak adamın. Çoluk çocuğa göstersen ödü kopar çocuğun. Çok korkunç görünümü.

 

Bu Ahmak FETÖ’cüler İngiliz Derin Devletine Teslim Oldukları İçin Böyle Ahlaksız Ve Kaşar Hale Geldiler. Züppeliklerinin Kökeni O.

Ben önce anlayamadım “Niye bu kadar züppe bunlar?” dedim. Sonra ben birkaç züppe münafıkla karşılaştım. Baktım İngiliz derin devletinin ahlakı oradan geliyor. Ondan sonra bu büyük yapıyı çözdük, tevafuken çözdük. Öyle anlaşılacak gibi değil. Bu akılsızlar işin içine dalmışlar. Dayandığı halde sistem onu fark edememişler. Halbuki İngiliz derin devletinin ana vasfı zaten züppelik, çakallık, şirretlik, utanmazlık, hayasızlık fakat kaşarlık en gelişmiş özellikleri.

 

“Mehdi (as) ne zaman çıkacak ve çıkınca kimlerle savaşacak?”

Savaş deyince tabii sille tokat yahut kılıçla, tabancayla falan değil. İlmi ve fikri şu an Mehdiyet’in savaşı devam ediyor. Türkiye’de darbenin olmamasının nedeni Mehdiyet’tir. Bunu insanlar ileriki günlerde, ileriki tarihlerde çok detaylı devlet kayıtlarından bakarak görecekler. Binlerce mucize olmuştur tek sebebi Mehdiyet’tir. Yoksa bu darbe kesinlikle olurdu. İngiliz derin devleti tarafından organize edilmiş çok geniş çaplı hazırlanmış bir darbeydi. Allah her yerde tıkadı tek sebebi Mehdiyet’tir. Deccaliyet Mehdiyet’e karşı mağlup oldu. Olay bu.

Mehdi (as), Bediüzzaman’ın dediğine göre, hadislerin işaretlerine göre, hadislerdeki alametlere göre çıkmış olması gerekiyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri “Şu an hayatta” dedi Mehdi (as) için. Şeyh Mahmut Efendi “Şu an hayatta” diyor. Muhammed Raşit Erol Hazretleri “Şu an hayatta” diyor Nakşibendi Şeyhi. Bütün ehlisünnet aşağı yukarı ittifakla ve aynı şekilde Şia da öyle Mehdi (as)’nin hayatta olduğuna inanıyorlar. Ahmedinejad “Ben Mehdi’yi gördüm” diyor biliyorsunuz İran Devlet Başkanı Ahmedinejad. Kendisi söylüyor “Ben Mehdi’yi gördüm” diyor çok net konuşuyor. Herkesin ittifak ettiği konu ki Mehdi (as) hayatta.

 

“Halkımız darbe girişiminde ne yapacağını biliyor mu artık?”

Bilmiyor, biz anlatıyoruz ama bu çok sınırlı kalır tabii. Devletin bunu anlatması lazım. Hem askere anlatmaları gerekiyor, hem halka anlatmaları gerekiyor. Halka da anlatılmıyor, askere de anlatılmıyor. “Pratik olarak halk yaptı” diyor o gün işte biri çamur sıvıyor, biri lastik patlatıyor. Kardeşim eğitilmesi zor mu? Alır bir bidon benzini tankın üstüne dökersin, çakarsın çakmağı cayır cayır yakarsın. Sen çözümü anlatmazsan halk bunu çıkaramaz. Tankı getirip halkın önüne sürüyorsa adam, halkı ezmeye kalkıyorsa, halkı otomatik silahla tarıyorsa onu onun içinden çıkartmak gerekiyor. O zaman üstüne benzin dökersin, bir bidon benzin. Çakmağı da çaktın mı adam dışarı çıkar. Bu kadar basit, çok kolay bir yolu var. Bir daha da o tankı kullanamaz. En basit yollardan bir tanesi.

Türkiye’yi herhangi bir şekilde işgal etmeye kalkarlarsa, Türkiye’nin içinde yabancı tanklar gezmeye kalkarsa halkı katletmeye kalkan tanklar hepsini yakmak lazım. Türkiye’yi işgal etmeye kalkan, Türk halkını yok etmeye kalkan tank veyahut herhangi bir araç olduğunda cayır cayır yakarız onu söyleyeyim. Türkiye’yi işgal ettirmeyiz yani seyretmeyiz. Yabancı ülkeler gibi olmaz. Hiçbirine aman vermeyiz. Türkiye’yi işgal etmeye kalkanlar hiç boşa heveslenmesin. Eğer böyle tanklarıyla, toplarıyla gelirlerse hepsini yakarız bak söyleyeyim, teker teker.

 

“Türkiye’de toplumsal ahlakı nasıl daha güzel bir konuma getirebiliriz?”

Toplumsal ahlakın tek yolu Allah korkusu, Allah sevgisidir. Onun için de iman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatılması lazım. Allah sevgisi sürekli gündemde tutulması lazım. Televizyona çıkarılan din mühendisi hocalara bakın, bir kere bile Allah sevgisinden bahsetmiyorlar, tek bir kere bile dikkat edin. Bütün programları inceleyin. Bir kere Allah sevgisinden bahsettiklerini görmezsiniz. Ne Allah korkusundan bahsederler ne Allah sevgisinden. Din mühendislerinin özelliği bu. Allah korkusu, Allah sevgisi çok önemlidir. En hayati konudur. Sürekli gündemde tutulması lazım. Ama Kuran mucizeleri anlatılmadan, iman hakikatleri anlatılmadan Allah korkusunu, Allah sevgisini anlatamazsın.

 

(FETÖ, PKK, DEAŞ gibi örgütlerin İngiliz derin devletinin kontrolünde olduğunu söylemiştiniz Adnan Bey. Konya’da DEAŞ’a düzenlenen operasyonda örgüt üyelerinden birinin PKK’lı çıkmasının yanı sıra, örgüte evi kiralayan kişinin de FETÖ paralel devlet yapısı davasında tutuklu yargılandığı ve kısa süre önce tahliye edildiği ortaya çıktı.)

Hepsi İngiliz derin devletinin uşağı adamlar. Al birini vur ötekine. Hiçbirinin birbirinden farkı yok. İngiliz derin devleti bunları adeta büyülüyor. Diyorlar ki, “biz dünyaya hakimiz.” “O zaman bunlar -haşa- Allah gibi. Biz bunlara tapalım” diyorlar. “Ne diyorlarsa yapalım” diyorlar. Olay bu. İngiliz derin devletinden büyülendiler adeta. Köpek gibi diz çöktüler önünde. Ama o diz çöktükleri sistemi yerle bir edeceğiz, görecekler. Boş yere onlardan korktuklarını onlara göstereceğiz.

 

“Toplum olarak nereye gidiyoruz?”

Mehdiyet’e, İttihad-ı İslam’a, cennet toplumuna gidiyoruz. Güzel olacak toplum, dünya da güzel olacak. Bu ispatı mümkün mü? Mümkün. 2021’lerde ben burada olacağım inşaAllah, 2023’lerde de burada oluruz. Dediğimin doğru olduğunu göreceksiniz. Ne dediysem çıktı. Göreceksiniz doğru olduğunu. O zaman içiniz de rahatlayacak.

 

(İngiliz Financial Times, Erdoğan’ın Gülen'in suçlu olduğuna müttefiklerinden çok azını ikna edebildiğini, Batı ile ilişkileri bozan bir tasvir süreci başlattığını ve Türkiye’nin insan hakları karnesini lekelediğini ileri sürdü. “FETÖ için OHAL koşulları altında ülkeyi yönetebilmesi için Erdoğan elini güçlendirdi” deniliyor.)

Alenen Türkiye’ye pislik yapmak istiyor İngiliz derin devleti. Biz de onların kafalarını ezeceğiz yani bu kadar basit; ilimle, irfanla, kanunla, hukukla boş yere çırpınıyorlar.

 

“İstanbul neden yeşil değil neden betonlaşıyor? Neden oksijen alanlarımız daralıyor? İstanbul’u yeşillendirmek için ne yapmak lazım, betonları mı yıkmak lazım, gücümüz var mı?”

Bu güç işte Mehdiyet devrinde olacak. Sevgiyle olur bu rızayla olur şu an bunu ancak zor yoluyla yapmak gerekiyor. Zor yoluyla yapınca bir anlamı olmaz. Sevgiyle, ikna ederek sevinç içinde bu güzellik oluşacak ve İstanbul’daki bütün berbat binalar yıkılacak. İstanbul cennet gibi olacak.

 

“Adnan Hocam buradan size sevgilerimi saygılarımı sunuyorum öncelikle. Benim merak ettiğim sizi takip ediyorum. İzleyerek takip ediyorum lakin tek merak ettiğim, takıldığım nokta böyle nasıl genç kalabiliyorsunuz? Böyle tempoyla sağlıklı nasıl kalıyorsunuz? Yüzünüz çok hoşuma gidiyor. Yüzünüzde yaşınıza rağmen kırışık yok, bunu nasıl sağlıyorsunuz? Bu soruları merak ediyorum sizden.”

Severim ben senin güzelliğini, akıllılığını. Ben de şaşıyorum yani hakikaten. Cilt yapıma, gücüme, dinçliğime mesela bugün üç saat falan uyudum. Dedik biraz uyuyalım olsun hiç içimden gelmedi yani duramadım böyle hemen fırladım kalktım. Allah’ın verdiği bir nimet. İslam’a hizmet etmeye insan azimli olunca Allah hayret edecek şekilde bir güç veriyor insana. Bu Allah’ın sırlarından bir sır.

 

“A9’cular, Adnan Oktar ve ekibi ehlisünnete niye muhalif anlamıyorum?”

Aslan, sen ehlisünneti koruyor olmasaydın şu ana kadar Hz. Mehdi (as) hadisleri de gelmezdi. Ahir zaman hadisleri de gelmezdi. Ehlisünnetin de bir hayır yönü oldu tabii. Ama Peygamberimiz (sav) ehlisünnet değildi. Peygamberimiz (sav) ehli Kuran’dı. Sahabe ehli Kuran’dı. Hiç kimse ehlisünnet değildi. Ehlisünnet sonradan çıkarılmıştır. Hiç kimse Şia değildi. Şii değildi. Peygamberimiz (sav) zamanında hiç kimse Vahabi değildi. Bunların hepsi sonradan çıkarıldı. Biz sahabe döneminin İslamlığını savunuyoruz. Senin söylediğin 200 yıl sonra Peygamberimiz (sav)’ den, 300 yıl sonra ortaya çıkarılan bir din ideolojisidir ehlisünnet inancı. Ama dinsizlik cereyanlarına karşı şu an yine ehlisünnet kendini muhafaza ederek geldi. Ama artık Kuran’a dönülme vakti, sahabe dönemine dönme vakti. Kuran Müslümanlığına dönme vakti. Dolayısıyla Kuran’ın bize anlattığı “Siz sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor Allah. Allah bize “Siz Sünni misiniz? Şii misiniz? Vahabi misiniz?” demeyecek. “Kuran’a uydunuz mu, uymadınız mı?” diyecek. Onun için Sünniliğe kutsal gözle bakmak yanlış olur. Kuran’a kutsal gözle bakmak lazım.

 

“Kıbrıs’ta şu anda müzakereler yapılıyor. Bu müzakerelerin sonucu nedir, devam edecek mi, etmeyecek mi bunu öğrenmek istiyorum teşekkür ederim.”

Kıbrıs’ta toprak vermek diye bir konu olmaz. Türkiye’de bir devlet ahlakı, devlet aklı vardır. Bu hükümete de hakimdir, her yere hakimdir. Kıbrıs’ta da, Türkiye’deki devlet aklı hakimdir. Nezaketiyle anlatıyorum. Bu devlet aklının dışına hiç kimse çıkamaz. İstediğini desin “Toprak vereceğim, toprak alacağım” desin öyle bir şey olmaz. Türk milletinin en hassas olduğu konulardan biri toprak kaybıdır asla kabul etmezler böyle bir şeyi. Bunu gündeme getiriyorlar kardeşlerimiz hiç kaale almasınlar Kıbrıs konusu bitmiştir. Bu haliyle Kıbrıs bitmiştir. Mesela hallolmuştur.

 

“Sizce komedi olsun diye erkekler kadın rolü yapmalı mı?”

Canım benim tabii ki çok çirkin onun gülünecek bir yönü yok. Çok acı bir olay. Homoseksüelliğin zeminini hazırlamış oluyorlar. Bir nevi gizli homoseksüel propagandası olmuş oluyor. İsteseler de istemeseler de böyle bir görünüm oluyor. Bir genç için çok çok küçük düşürücü aman sakın.

 

“Sizce bugün darbe tehlikesi var mı?”

Bayağı zor. Çünkü darbe konusunda bütün vatandaşlar bilgilenmiş oldular, asker de bilgilenmiş oldu. “Ben bilmiyorum, farkında değilim” kimse diyemez. O zaman öyle on binlerce askeri yönlendirebilecek bir güç de olmadığı için. Çünkü en az on bin, yirmi bin askerle darbe yapılabiliyor. On bin değil yüz askeri ikna edemezler. Dolayısıyla darbe tehlikesi şu an bitti. İngiliz derin devletine sözümüz bir daha böyle münasebetsizliğe girişmesinler. Yanlış yere geldiler böyle bir şey yapamazlar buralarda. Ha yapmaya kalksalar yani dış işgal olsa işgale kalksalar ne olur? İnanın bana binlerce kere pişman olurlar, çok çok üzülürler. “Keşke yapmasaydık” derler.

 

“İnsanlar kadına saygı duymayı ne zaman öğrenecekler?”

Kadına saygının en yüksek olduğu dönem Mehdiyet devridir. Kadınların en özgür oldukları dönem yine Mehdiyet devridir. Şu an kadınlara akıl almaz baskı yapılan bir dönem. Kadın cinselliği kadınlar için bir azap gibi gösteriliyor, kötülük gibi gösteriliyor. Kadın cinselliği tamamen örtülüyor, cazibeli bir kadın asla kabul edilmiyor. Kadının itici olması esas alınıyor, itici kadın makbul gösteriliyor. Cazibeli kadının da çok tehlikeli olduğu, yanlış yolda olduğu hatta kirli bir ruha sahip olduğu inancını yaymaya kalkıyorlar. Bu şeytanın yaptığı bir yöntemdir. Şeytanın bu oyununa kimse gelmesinler. Kadınlar cazibeli olacak, güzel olacak, hoş olacak, naif olacak, temiz, dürüst, efendi, klas olacaklar. Ne zaman? Mehdiyet devrinde üstlerindeki baskı tamamen kalktığında bu güzelliklerini tam ortaya serebilecekler.

           

“Türk insanı İslam’ı nasıl algılıyor?”

Türk insanı İslam’la iç içedir. Türk milletinin ruhudur İslam. Bizim milletimiz İslamsız yaşayamaz. Nefes gibidir, hayat gibidir. İslam bizim Türk milletinin hayat damarı, neşesi, sevinci, aklı, her şeyidir. Dolayısıyla İslam payidar olacaktır. İslam hakim olacaktır. Küfür, zulümat son bulacak.

 

(Londra’da PKK’lılar 15 Temmuz anma etkinlikleri kapsamında Türkiye’nin Londra büyükelçiliğinde düzenlenen programa katılmak isteyen Türk vatandaşların önünü keserek saldırı düzenledi.)

İşte Türkiye’nin bir kontrgerilla sistemine ihtiyacı olduğunun açık belgesi. Meşru legal bir kontrgerilla yapılanması Türkiye için şart. Kontrollü böyle güzel dindar aklı başında insanlardan oluşan bir kontrgerilla yapılanması olacak. Bu çakallar orada münasebetsizlik yaptığında onları gidip ikna edecekler nezaketiyle kanunla hukukla. Bir daha da densizlik yapmayacaklar.

 

Deccaliyet, Homoseksüel Dekoltesini Teşvik Ediyor. Biz de Mehdiyet Kolu Olarak Kadın Dekoltesini Teşvik Ediyoruz.

Deccaliyet, homoseksüel makyajını teşvik ediyor. Biz kadın makyajını teşvik ediyoruz Mehdiyet kolu olarak. Çünkü bizler, ben de siz de Mehdi talebesiyiz. Biz kadın özgürlüğünü savunuyoruz. İngiliz derin devleti deccaliyet de homoseksüel özgürlüğünü savunuyor. Bakın dikkat edin görüyor musunuz aradakini? Biz Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyoruz. Deccaliyet Darwinizm’in geçerli olduğunu anlatıyor. İki fikir, iki zıt düşünce çatışıyor. Galip olan kim? Allah hizbi olacak.

 

Dekolte, İslam’ın Dünyaya Hakim Olmasını Sağlayacak

Dekoltenin olmadığı bir İslam anlayışı sadece ezilir ve yok olur. Tarihi gelişim içerisinde İslam hep ezilmeye ve yok olmaya doğru gitmiş. Dekoltenin olduğu, kadınların özgür olduğu, hayat bulduğu, neşeyle yaşadığı İslam anlayışında İslam kayıtsız şartsız dünyaya hakim olur ve olacak. Bak deccaliyet ne yapıyor? Homoseksüel özgürlüğünün üstünde duruyor. “Homoseksüeller” diyor “dekolte giyinsin, mini etek giysin” diyor “homoseksüeller, makyaj yapsın” diyor “saçlarını boyasınlar, rengarenk giyinsinler. Onlara her türlü özgürlük verilsin” diyor “ama kadınlara özgürlük verilmesin” diyor deccaliyet. Biz de diyoruz ki “Homoseksüellere özgürlük olmasın, Müslüman hanımlara özgürlük olacak” diyoruz. Tam tersini söylüyoruz. Deccaliyet diyor ki “Darwinizm dünyaya hakim olsun” Biz de diyoruz ki “yaratılış inancı dünyaya hakim olsun. Tam zıddını söylüyoruz. Dolayısıyla kadınların üstündeki baskı kalkacak. Allah’ın kullarının yarısı kadındır. Allah’ın kullarının yarısının rahat olmadığı bir dünyada Allah insanlara rahatlık vermez. Allah’ın kullarının yarısı yani yüzde 50’si huzur içinde yaşadığında, Allah’ın süslü yarattığı bu güzel kulları neşe içinde yaşadığında İslam dünyaya hakim olur. İslam’ın dünya hakimiyetinin anahtarı kadındadır. Kadın özgür olduğunda İslam dünyaya hakim olacaktır. Bunu sağlayacağız.

 

“Acaba günümüzde moda diye bir akım var. Bu modalar her dönemde neye göre belirleniyor?”

Şu an moda bitti moda diye bir şey yok. Çünkü artık işlevsel giyiniyor insanlar güzel giyinme hırsı yok insanlarda. Çünkü güzellik arzusu yok, çünkü beğenilmek arzusu yok, çünkü sevgi yok sevgi olunca güzellik bir anlam kazanır. Kadın kime kendini sevdirecek? Güzel olduğunda hakarete uğruyor, dekolte olduğunda baskı görüyor. O zaman kadın güzel giyinmek istemiyor. Kadın güzel olmayınca erkek de güzel olmak istemiyor o zaman hayat çöküyor işte. Şu an erkekler de işlevsel giyiniyor, kadınlar da işlevsel giyiniyor. Erkeği kadından ayırdılar, kadını da erkekten ayırdılar. Erkeklere sadece erkekler gösteriliyor “Eğer kabul ediyorsan homoseksüeller var” deniyor. İngiliz derin devletinin, deccaliyetin mantığı bu. “Ama kadından uzak olacaksın” diyor. Biz de diyoruz ki “Helaliyle kadına yönelmek lazım. Kadın güzeldir. Kadın çekici olmalıdır, deccaliyetin oyunu bu şekilde bozulmalıdır” diyoruz. Ama helal olarak, helaliyle.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254102/sayin-adnan-oktarin-14-temmuzhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254102/sayin-adnan-oktarin-14-temmuzhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170714t_11.jpgMon, 31 Jul 2017 00:39:55 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 13 Temmuz 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 13 Temmuz 2017

 

(Sayın Devlet Bahçeli 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili şunları söyledi: “Ederi 1 dolar olan şerefsizler verilen selalarla tankın önüne sere serpe yatan kahramanlarla durdurulmuş, dağlanmış ve dağıtılmışlardır. Türkiye sıkıştığı dar alandan, kıstırıldığı karanlık sokaktan çıkmanın amansız mücadelesini vermektedir. Bu mücadele haklı ve saygındır. Milli şuur ayakta değilse millet ölüm yatağındadır. Milli ruh bezginlik, baygınlık, durgunluk, teslimiyet ve mağlubiyet tanımaz, kabul etmez. Dayanışma ve kucaklaşmayla her mihnet aşılacaktır.”)

Şimdi burada acayip olan bir şey var. Bir kere asker tankla sokağa çıkmayı nasıl kabul ediyor? Sorulduğunda “biz oyuna geldik” diyor. O zaman sokağa niye çıkıyorsun? Halka niye ateş ediyorsun? “Komutanım emretti ateş ettim” diyor. Askerin eğitilmesi lazım bu çok önemli. Adam yine anormallik yapabilir yoksa. Komutan “halka ateş et” diyor sana “düşmana ateş et” demiyor. Kanunsuz emir dinlenir mi? Halka ateş emrini nasıl dinlerler, dinlememeleri lazım. Asker bu konuda eğitimli değil bilmiyor, birçok asker bilmiyor. Bunu anlatmak lazım.

 

(Mardin’de 2001’de görev yaparken katıldığı bir operasyonda yaralanarak gazi olan Polis Memuru Halil İbrahim Yılmaz, 15 Temmuz’da raporlu olmasına rağmen silah arkadaşlarının yardımına koştu. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nde cuntacıların açtığı ateş sonucu yaralanarak ikinci kez gazi oldu. Ardından organ nakli dahil 10 kez ameliyat edildi. Bu durumuna rağmen 10 gün önce 15 Temmuz şehitleri adına İstanbul’dan Ankara’ya bir yürüyüş başlattı dün tamamladı. Ve Ankara’ya Kızılcahamam Tepesi’ne Türk bayrağı dikti. Yaptığı konuşmada “Bizler 15 Temmuz’da göreve giderken Allah rızası için, vatanı milleti ve bayrağı korumak için gittik. Şanlı Türk bayrağımız Türkiye’nin her köşesinde ebediyen dalgalansın istiyoruz” demişti, inşaAllah.)

Darbecinin sözünü dinlememesi gerektiğini askere resmi ders olarak öğretelim. İkincisi de halkı eğitmek lazım. Halk hep doğaçlama bir şeyler yapmış hep vahiyle hareket etmişler. Yani eğitim yok, eğitimle olan hiçbir şey yok hep vahiyle, Allah’ın vahyetmesiyle olmuş. Mehdiyet’in bereketi harikasıyla olmuş. Her yerde bak her olaya bakıyoruz her şey o andaki zekayla olmuş, o andaki akılla olmuş. Hiç kimse eğitimle olmamış bu konuda. Asker darbeye karşı eğitilsin. Halk darbeye karşı eğitilsin. İşgale karşı da eğitilsin. Asker “hadi köprüye gidiyoruz” diyorlar gidiyor çocuklar. Mesela Taksim’e de çocukları götürmüşlerdi çocuklar bilmiyorlar niye geldiklerini. “Bizi tatbikata diye aldı-getirdiler” diyorlar. Sonra “diz çökün” diyor “komutanım emretti diz çöktük” diyor. “Ateş” diyor “komutanım emretti ateş ettim” diyor. Nereye ateş ediyorsun? Halka ateş ediyorsun. Görmüyor musun nerede olduğunu? Boğaz Köprüsü’ndesin sen Türkiye’desin. Türkiye’de kendi halkına ateş edilir mi? Takır takır takır hepsine ateş ediyorlar.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast girişimi davasında eski MAK Astsubayı Gökhan Güçlü üzerinde Türkçesi ‘kahraman’ anlamına gelen ‘hero’ yazılı tişörtle gelmesi mahkeme salonunda öfkeye sebep oldu. Mahkeme Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talebi üzerine mahkemeye ara vererek darbeci askerin üzerindeki bu tişörtü değiştirtti. FETÖ’cü teröristin giydiği tişörtte ayrıca küçük harflerle ‘kahramanlar ölümsüzdür’ de yazıyor.)

Bunların birçoğu homoseksüel falan it-kopuk takımı, Rumi, Darwinist, Allahsız, Kitapsız tipler şımarıyorlar, bir de kalabalık olduğu için eğleniyor. Bunların kafası hepsi üç numara tıraşla gelsin, turuncu kıyafet giydirsinler ve kelepçeli olarak getirilsinler. Bütün dünyada uygulama bu, bu herifleri böyle şımartmanın bir alemi yok. Çocukların ırzına geçen tipler oluyor ya cinayet işliyor sonra, onlar bir de bunlar, bunların tamamına turuncu kıyafet giydirilsin. Ve üç numara o şekilde getirilsinler. Bunu uzatmaya gerek yok. Bu adamları böyle şımartmanın mantığını ben anlamıyorum.

 

(Kanal 24’te Hikmet Genç dün sizin darbeci askerler hakkında “Özel kanun çıkartalım, bu adamların özel kıyafetleri olsun mahkemeye bunlarla gidip-gelsinler” şeklindeki teklifinizi ve konuyla ilgili diğer söylediklerinizi gündeme getirdi. Hikmet Genç televizyonda şunları söyledi: “Bu duruşma için özel kanun çıkartalım bu kişilere kapkara tişört giydirsinler. Hatta pranga taksınlar ki millet bunların hain FETÖ’cüler olduğunu bilsin” dedi. Sözlerine şöyle devam ediyor: “Yakın yerde minibüsten indirin, ayaklarında prangayla o kısa mesafeyi yürüterek getirin, halkın önünden geçirin bu hainleri. Bizim halkımızın aklı başındadır. Merak etmeyin bir şey olmaz. Ama halkın içinden geçirin bu hainleri.”)

Evet, dediklerimi birebir aynısıyla anlatmış. Bunda bir şey yok, mantıksız olan bir şey yok. Hükümet ciddiye alsın bu dediğimizi yapsınlar. Ta mahkemenin kapısına kadar gelme diye bir şey yok. Yürütsünler belli bir noktada, caddeden bir yerden yürütsünler. Biz mecbur değiliz ki ta kapıya kadar getirmeye. Normalde Amerika’da falan öyle oluyor. Hem eli-kolu zincirli oluyor hem ayakları zincirli oluyor bunda garipsenecek bir şey yok. Ve tek tek getirsinler bir bir. Etrafına da asker falan yığmaya gerek yok, ama mesela iki metrelik bir zincirle bir asker tutabilir. Uzaktan hafiften çekerek götürecek bu kadar. Ve halkın içinden geçirsinler bunları, bak bakayım şımarıyorlar mı? Hiçbir şey olmaz, biz millet olarak garantisini veriyoruz. Ama illa tedirgin oluyorlarsa yine de sivil polis falan da kullanabilirler. Ama halkın içinden geçsin bunlar. Bu millet bizim değil mi, devlet de bizim, bu hainler de bize hainlik yapmadı mı? Müsaade edin de makul bir ortam meydana getirelim. Adam ‘kahraman’ yazan tişörtle geziyor ve sırıtıyor bu olmaz, bu mantıksız. Herhangi bir kıyafet de olabilir. Çizgili mahkum kıyafetleri vardı eski o da olur çizgili. Hırsızlara falan eskiden giydiriliyordu ya mahkum kıyafeti çizgili o da olur. Ama zincirle halkın içinden geçecekler bunda bir şey yok.

Fethullah Gülen kendisine acayip hürmet edileceğini zannediyor. İstanbul’da ona böyle saray gibi bir yer yapılacağını, oturacağını, İstanbul’un ayrı bir devlet olacağını, İngiliz derin devletinin mensuplarının önünde gelip secdeye kapanacağını falan düşünüyor. Bak öyle olmaz. Çok akılsızca bir maceranın içine girdi aklını başına alsın. Çok delice, çok manyakça bir maceranın içine daldı ve Türk milletini karşısına aldı. Bu kadar delilik olur mu?

 

(“CHP İle HDP’nin arasında bir ilişki var mı?” sorusuna cevap)

CHP herhalde güç kazanmak için HDP’ye yanaşıyor. Yoksa illet olurlar onlar öyle şeyden hiç hoşlanmazlar. Koyu milliyetçidir CHP. Klasik milliyetçidir. Ülkücü bir zemini, kökeni vardır ama sola kaymış bir ülkücülük anlayışıdır. MHP’yle rahatça anlaşabilecek gücü vardır CHP’nin. Herhalde biraz yalnız kaldığını düşünüp onları da böyle yanına alarak daha güçlü görünmek mi istediler acaba? Ama yakışık almadı tabii. HDP’yi PKK baskısından kurtarırsak HDP’yle muhatap olunabilir. PKK baskısı varken HDP diye bir partiyle nasıl muhatap olacağız? Bu olmaz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan darbe gecesi Sayın Kılıçdaroğlu’nun evinde darbeyi seyrederken çekilmiş fotoğrafı üzerine şu açıklamayı yaptı Adnan Bey. “15 Temmuz’da havalimanından kaçıp giden bir muhalefetin başı var. O geceyi Bakırköy Belediye Başkanı’nın evinden izleyen bir muhalefet başkanı var. Bir de kontrollü darbe diyor. Nasıl bir kontrollü darbe bu? Öbür taraftan darbe olunca, tankların önüne ben çıkarım diyeceksin. Tanklar dostlarının geldiğini görünce sana yollarını açtılar. Sen de oradan Bakırköy Belediye Başkanı’nın evine gittin” dedi.)

Şimdi kontrollü darbe demelerinin nedeni, her yerde ama her yerde, binlerce yerde hatta harika meydana gelmiş olması. Çünkü bu organizasyonla mutlaka darbenin olması gerekiyordu. Ama Allah her yerde ayaklarına dolandırmış. O zaman şüpheleniyorlar. Diyor ki “Acaba hükümet mi bu aksilikleri meydana getirdi?” Yani tek tek. Kardeşim bırakın Allah aşkına. Burada mucize var. Sadece Mehdiyet’in mucizesi var. Kontrollü darbe yok. Kontrollü Mehdiyet var. Başka bir şey yok. Bak kontrollü darbe yok, kontrollü Mehdiyet var. Her yerde mucize meydana geldi. Hiç kimsenin bir şeyden haberi yok. Tayyip Hoca’ya zor ulaşıldı. Cep telefonuyla bağlantı kuruldu. Nerenin kontrollü darbesi yani? Bakın her yerde bir aksilik olmuş bu adamlarda, her yerde. Binlerce yerde. Her gün bilgisi geliyor. Her yerde aksilik olmuş. Alenen ve net Mehdiyet’in harikası var. Olay bu. Kontrollü Mehdiyet olmuş. Başka bir şey yok.

 

(“Kıyametin ne zaman kopacak?” sorusuna cevap)

Bizim zamanımızda değil Allahualem kıyamet. Tabii her zaman da olabilir ama 2120 gibi. Şimdi bak adamlar diyor ki nezaketiyle. Uzun uzun da kod numarasını da vermişler. Diyorlar “çok büyük bir göktaşı.” Ama bayağı biçimsiz büyüklükteki bir göktaşı “dünyaya doğru ilerliyor” diyor. Ama “Zannediyoruz” diyor tahminen. “Dünyayı teğet geçecek” diyor. Bak ben de onlara söyleyeyim 2120’de o teğet geçecek dedikleri taş dünyanın tam göbeğinin ortasından vuracak. Delecek dünyayı geçecek spin atacak. Bir daha vuracak. Ayette iki kere vuracak diyor Allah ayette. Bu çok büyük mucize. Kuran iki kere çarpacak diyor. İki çarpmadan bahsediyor. Bir, bir vurma. Bir, bir vurma. İkinci vurmada darmadağın olacak. Yani dağılacak. Dünyanın içindeki magma da dağılacak. Ama bu ilk çarpmayla ikinci çarpmanın arasında çok şiddetli depremler olacak. Yani yirmi bir şiddetinde. Yirmi iki şiddetinde. Her yer sallanıp silkelenecek. Yani anlayacaklar kıyametin koptuğunu insanlar. Ve dehşetli bir korku yaşayacaklar.

 

(Kahraman şehidimiz Ömer Halisdemir’in kardeşi Soner Halisdemir, şehit ağabeyinin cenazesini Ankara’dan almaya gittiklerinde gördükleri manzaradan çok etkilendiğini şu sözlerle anlattı. “15 Temmuz gecesi halkımızın üstüne tankla tüfekle mermi yağdıranlar o gün don kilot yaka paça çıktılar. Ama Ömer Halisdemir’in al bayrak içerisinde sancağımızla selam durularak çıkması bize acıdan çok başka duygular yaşattı. Hamdolsun devletimiz yıkılmadı ayakta. Duruşmalarda üç maymunu oynuyorlar. Görmedim. Bilmiyorum. Duymadım. Adalet yerini bulacak. Takip ediyoruz ki devletimizde takip ediyor zaten.”)

Duymadım, görmedim bunları uzatmaya gerek yok. Ben mahkemelerden istirham ediyorum. Rica ediyorum. Savcılardan da. İddianameyi okusunlar. Adamın zırvalaması da önemli değil. Yani deliller açık. İki, üçüncü celsede bassınlar cezayı göndersinler. Hiç uzatmaya gerek yok. Bu çakallarla milleti bu kadar muhatap etmesinler ama önce bunları bir milletin içerisinde gezdirsinler. Bizim bakış açımızı bir görsün bunlar. Bir de bunlara mutlaka sıfır numara. Ondan sonra çizgili böyle hırsızların giydirilen bir kıyafet var biliyorsunuz. O tip bir kıyafet. O kadar. Eli kolu zincirli. O şekilde gezdirsinler. Millet bunu istiyor. Yani adaletsizlik değil. Bunu kastediyorsa bu rezalet olur. Derhal cezaları verilsin. Hemen içeri konsunlar. Bu kadar. Biz bunlarla muhatap olmak istemiyoruz.

 

(“Bunca yaptıklarına rağmen neden hala Suriyeliler buradalar?” sorusuna cevap)

Tamam mesela üç milyon Suriyeli var. Farz edelim üç yüz kişi taciz etti yani rahatsızlık verdi diyelim. Yahut hırsızlık yaptı. Üç yüz kişi. Ama üç milyon. O üç yüz kişiyi alırsın. Cezalandırırsın. Tamam doğru. Alır mahkeme eder, hapse korsun. Sen ne diyorsun? O üç milyonu da al götür diyorsun. Nereye? Suriye’ye. Neyin içine? Çatışmanın içine. Sonuç ne olacak? Öldürülecekler. Olsun diyorsun. Yani öldürüleceklerini bile bile oraya gitmelerini istiyorsun. Suçu ne diyorsun. Arkadaşlarından suç işleyenler oldu diyorsun. Bunlar işledi mi suç diyoruz, yok bunlar işlemedi diyorsun. Peki, Türkiye’de suç işleyenler var mı? Var. Bütün Türkiye’yi sen sürgüne gönderiyor musun? Yok. O zaman onu niye gönderiyorsun? Onu vatanı olarak görmüyor olabilirsin. Suriye bizim evlatlarımız. Onlar bilmiyorlar. Bak Suriye halkı bizim kendi özbeöz evladımızdır. Onların sınırlarını İngiliz derin devleti cetvelle çizdi bizden ayırdılar. Bizim insanımız olduğundan haberleri yok onların.

 

(Yaptığı “15 Temmuz Uyanış” isimli filmle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm ailesini Kısıklı’daki evinde vurulmuş, Sayın Erdoğan’ı ise kafasına silah dayanmış olarak gösteren Ali Avcı’nın emniyet ekipleri tarafından FETÖ üyeliği iddiasıyla gözaltına alındığı bildirildi. Polis tarafından evde yapılan arama sırasında, kaçan bir kişi ise kovalamaca sonucu yakalandı. Yakalanan kişinin kendini Hasan Aslan olarak tanıttığı ancak yapılan kimlik kontrolünde bu kişinin, FETÖ’nün Yıldız Teknik Üniversitesi soruşturmasında firari olan ve hakkında yakalama kararı bulunan Fethullah Karabiber olduğu tespit edildi. Ve Karabiber’in ByLock kullanıcısı olduğu bildirildi.)

Hükümet bize bir imkan tanısın da biz bu adamlarla bir konuşalım. Bunların zoru nedir? Mutlaka bir konuşmak gerekiyor. İngiliz derin devletine hizmet etmenin, homoseksüellere hizmet etmenin, Allahsız, Kitapsız güya Rumi alçaklara hizmet etmenin, katillere hizmet etmenin ne anlamı var? Amaç ne? Mesela oturup bu filmi hazırlıyorsun bu kadar mı kafan çalışmıyor senin? Belli ki yakalanacaksın. Bir de alenen yapıyor. Bunların aklına bir şey olmuş da olabilir. Yani beyni tamamen kapanmış olabilir. Bir şey olmuş olabilir. Bunlarla bizi bir görüştürsün hükümet. Bu katillerle falan biz bir görüşelim. Bunların zoru nedir? Bu nasıl? İnsan mı, hayvan mı, şeytan mı? Yani bunlar nasıl bir mahlukattır? Neyin nesidir? Biz bir görelim. Çok esrarengiz bu. İngiliz derin devletine uşaklık yapmak çok ahmakça bir şey. Cumhurbaşkanı’nın mesela haşa Allah muhafaza vurulduğuna dair film yapıyor. Kardeşim, Türkiye’de gözümüzün önünde sen böyle bir şeyi nasıl yapıyorsun? Türkiye’de yapıyor üstelik. Pervasızlığa bak. Rahatlığa bak adamın.

 

(“İçine kapalı bir insan nasıl daha dışa dönük olabilir?” sorusuna cevap)

İçine kapanma Kuran’dan uzak olmanın sonucunda her bünye içine kapanır bütün bünyeler içine kapanır Kuran’dan uzak olunduğunda. Şizoid bir bünye gelişir insanda yani şizofren bir ruh. Kişi yalnız kalmak ister, yalnız bir odada yaşamak ister, kimseyle görüşmek istemez. Gittikçe o hastalık tefessüh eder gelişir onu sarmaya başlar. Şeytanın onu kuşatması devam eder adım adım adım adım ilerleyerek onu tamamen boğuncaya kadar şeytan uğraşır. Onun için yalnız kalma arzusu duyduğunda bir insan hemen Allah’a sığınacak. Belli ki şeytanın taarruzu başlamış. Tek çözüm Kuran’dır. Kuran’a sıkı sarıldığında bir insan, Allah’a kendini tam teslim ettiğinde bu beladan kurtulur. Öbür türlü şeytan onu yalnız bir odaya çekerek boğma işlemini kolaylaştırmak ister. Onu maddi manevi çökertir, mahveder, sağlığını da bozar, aklını da bozar, imanını da bozar.

 

(Sayın Kılıçdaroğlu İstanbul mitinginde şöyle bir konuşma yaptı. “Basın susturulmuş veya iktidar tarafından teslim alınmışsa o zaman adalet arayışımızın tek yeri var. O da sokaktır. Sokaksa, sonuna kadar sokak” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sözlere cevaben şunları söyledi. “Sokaksa sokak diyerek kendi aklınca milleti ve devleti tehdit eden bu kişi, böyle bir yanlışa saplanması halinde asıl kendisinin sokağa çıkamaz hale geleceğini iyi bilmeli. Açık konuşuyorum, böyle bir şeye mi tevessül edeceksin, sokağa çıkamaz hale geleceğini bilmelisin. Sokakta aranan adaletin adı intikamdır, bunun sonu da vandallıktır” dedi.)

Tayyip Hocam rahat olsun. Kılıçdaroğlu’ndan öyle bir olay çıkmaz. O herhalde biraz duygusal da düşünüyor Sayın Kılıçdaroğlu. Son zamanlarda gelişen olaylarda hükümet haklı. Yani kastettiği dava konusunda da yine mahkemeler haklı. Olay çok açık. Bir de İngiliz derin devletinin alenen ve azgın ve alçakça bir atağı var. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bunu görmemesi mümkün değil. Ama bunu ezerken hükümet, Tayyip Hocam’ın ilk zamanlarda muhalif oldukları yönünün ortaya çıktığını düşünüyorlar. Tayyip Hoca bilakis daha naif oldu. Daha halim oldu. Daha şefkatli oldu. Bir sertleşme yok onda. Yani böyle zıtlaşma yahut katılık yok ruhunda. Öyle bir şey yok. Devlet Abdülhamit’ten bu yana olan en büyük tehdit içerisinde şu an. Büyük bir tehdit var. Ona karşı devlet kendini savunuyor. Sayın Kılıçdaroğlu’yla aslında bir görüşsek çok iyi olur. Yani adaleti istemesi çok doğru güzel. Hürriyeti istesin o da çok güzel. “Gazeteci tutuklandı” diyor. Adam PKK’lıysa, paralel yapılı yani İngiliz derin devletinin elemanıysa devlet ne yapması gerekir? Nasıl olsun? Hayır, yol göstersin. Ne yapsın? Milletin başına bela oluyorlar. Bela olmamalarının bir yolunu biliyorsa söylesin. Zaten hükümet hemen yapar. Bir kolaylık yolu varsa, onun için Sayın Kılıçdaroğlu’yla biz bir görüşelim.

 

(Nagehan Alçı Haber Türk’teki yazısında; Bu ülkede CHP’ye geçmişinden ötürü kimsenin oy veremediğini, vermediğini ve partinin kapatılıp yerine başka bir muhalefet partisi kurulması gerektiğini söyledi.)

Yok canım ona gerek yok. Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözünü dinlesinler. Tek bir lider etrafında toplansınlar. Dindar olsunlar. Risale-i Nur’a sahip çıksınlar. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne sahip çıksınlar. Menzil cemaatine, tüm cemaatlere sevgi göstersinler. Cayır cayır iktidar olurlar, hiçbir şey olmaz. Bak, garantili söylüyorum. FETÖ’ye karşı olsunlar çok güçlü bir şekilde, tamamdır.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özgürlüklerin garantisi AK Parti İktidarıdır” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Bizden önce biz özgürlüklerin boyutunu biliriz. İşte ana muhalefetin adeta geçmişi konumundaki daha önceki iktidarı biliriz. Biz DSP'nin parlamentodaki iktidarı döneminde parlamentoya girmiş olan Merve Kavakçı kardeşimize şu anda ebedi alemde olan zatın "Bu kadını buradan atın" diyenlerin kimler olduğunu biliyoruz. Hani özgürlük, nerede özgürlük?”)

Bu mesela demagoji falan değil Tayyip Hoca’nın dediği düpedüz gerçek. Çok dürüstçe bir gerçek. AK Parti döneminde millet özgürlüğün ne olduğunu gördü yani. CHP döneminde hop oturup hop kalkıyorduk kardeşim. Millet inim inim inliyordu. Ekonomi felç olmuş mahvolmuştu. Özgürlük diye de bir şey yoktu. Ecevit’in kendine vardı özgürlük.

 

(“İmanda nasıl derinleşebiliriz?” sorusuna cevap)

Derinleşilemeyecek gibi değil ki durum zaten, karşında üç boyutlu bir ekran sen de karşına geçmiş seyrediyorsun. Ne yapılır böyle bir durumda? Her şeye hayret ettirir seni, mecburen iman edersin. Diyor ki adam iman edip etmemekle, kardeşim bakın ruhu olan bilinçli bir varlığın iman etmeme diye bir olayı olamaz. Gücü takati de yetmez. Buna cesaret gösterecek bir varlık yok dünyada. Öyle bir varlık yoktur. Ama ruhu yoksa ruh sahibi değilse ölüyse bilgisayardan ses gelir ben Allah’a inanmıyorum der. İman etmiyorum, namaz neymiş der falan yani diyebilir. Bilgisayardan bir sesle, ölü bir cisimden çıkar bu. Ama canlı ruh sahibi bir varlıkta Allah’ın inkarına dair bir ifade çıkması mümkün değildir. Eti kemiği paramparça olur bir insanın yapamaz. Ruh sahibi bir varlık bunu dediğinde paramparça olur. Bütün bedeni parçalanır, yapamaz. Ama ölü yapar. Ölünün bedeni ona uygundur. Ölü bedeni zaten çok rahat yapabilir.

 

(“Türk kızları neden bu kadar egolu?” sorusuna cevap)

Kız çocuklarını çok eziyorlar. Annesi eziyor, babası eziyor, sokak eziyor. Adeta delirtiyorlar çocukları. Dayısı, amcası önüne gelen dayılanıyor. “Kız o nasıl dudak boyası?” falan öyle. “Gözünü niye boyadın hayırdır. Aranıyor musun, bir şey mi arıyorsun?” diyor. “O ayakkabı ne ya yüksek topuklu?” falan diyor. “Yeni mi çıktı bu moda?” diyor. “O etek ne kız öyle?” diyor. Kız diye hitap ediyor adam yerine de koymuyor. Çocuk mesela mini etek giyiyor dizinin üstünde, ağzına bir tokat atıyor, çocuk sebebini de bilmiyor önce. “Ne oldu?” falan diyor, “sen çok daha iyi bilirsin” diyor. Çok ağır hakaret ediyor. “Etek neyin nesi öyle?” diyor. Çocuğun ödü kopuyor yani. Bu kadar delirtilirse, bu kadar üstüne gidilirse el kadar nazik ve nazenin bir varlığın” bu kadar baskı altına alınması durumunda, bu kadar eziyet altında olmasında doğal tavrı artık olmaz. Herkes korkutuyor. Bir kere namusunu korumakla mükellef o kız, kendine laf getirmemekle mükellef. Hadi mesela bir erkek arkadaşı ile konuşuyor. Çocuğun konuşmasındaki en ufak bir kelime bile onun namus anlayışına bir tecavüz olabilir. Karşı taraf onu kullanabilir. Mesela diyor ki “Ya sana bayılıyorum” diyor. “Teşekkür ederim” diyor. Oğlan gidiyor diyor ki arkadaşına “ben ona bayılıyorum dedim, teşekkür ederim dedi” diyor. “Vay bilmem ne falan” diyorlar. “Adamın gördün mü dediğini?” diyor. Her yere yayıyorlar. Onun için çocuklar ne konuşacağını, ne yapacağını, nasıl oturacağını, ne yiyeceğini, ne içeceğini şaşırmış vaziyetteler. Önce kızlara, hanım kardeşlerimize bir özgürlük verelim. Önce onları bir koruyalım. Onlara dedikodu yaptırtmayalım. Onların aleyhine kimseyi konuşturtmayalım. Onları üzdürtmeyelim. Sağlığına, sıhhatine, namusuna, şerefine özen gösterelim. O dediklerinden hiçbirinden kalmaz o zaman.

 

(“Mehdi (as) döneminde daha önce Kuran’da görmediğimiz sırlar çıkacak mı?” sorusuna cevap)

Evet, Mehdi (as) döneminin özelliği o zaten. Çok çarpıcı olaylar olacak. Çok şaşırtıcı. Yani zaten kutsal sandığın bulunması, dört bin yıllık sandık. Bilimsel olarak da tespit edilebilir. İçinde gömlek var. Asadan parça var ve Hz. Musa (as)’ya gelen tabletlerden birisi var. Tabletin orijinali. Manna altın kutunun içinde saklanmış. Bozulmuyor, mucize. Kardeşim dört bin yıl manna nasıl durur? Duruyor. Gerçek manna yani yenebilir vaziyette. Hz. Musa (as) “saklayın” diyor. “İlerde açılacak şekilde hazırlayın” diyor. Kime hazırlıyor? Çok sevdiği Moşiyah’a. On emrin yazılı olduğu levha var o çıkacak. On emir taş üstünde, sandığın içinde. Çok hayati bir şey bu. Yer yerinden oynar yani. Çok büyük olay olur. O manna var. Gerçek manna, çünkü mannanın ne olduğu bilinmiyor şu ana kadar. Oradan bakıp anlayacaklar mannanın ne olduğunu. Çünkü manna şimdi yapılıyor ama altından yapıyorlar. O manna o manna mıdır bilinmiyor. Gerçek mannayı görecek insanlar. Ne olduğunu görecekler. Başka parçalar da var. Söylenmeyen de var. Dolu sandığın içi.

 

(“Kızlar neden sürekli evlenmek için çabalıyorlar?” sorusuna cevap)

Kız çocuklarının geleceğini tek kurtuluş olarak evlilik olarak lanse ediyorlar. Kızım diyor baban ölür diyor. Annen de ölür sen varsın diyor biricik kızımız. Evlenmezsen sürünerek ölürsün diyor. Ee? Git bir adam bul evlen işte seni korusun ömür boyu diyor. Konu bu. Çocuğu dehşete düşürüyorlar. Bir kere buna tabii devlet olarak imkan vermemek lazım. Bu korkuyu çocuklara yaşatmamak lazım kız çocuklarına. Yani mutlaka bir sosyal güvence altında olmaları lazım. Okullarda öncelik tanınması gerekiyor kız çocuklarına. İşlerde öncelik tanınması gerekiyor. Ve toplumun her kesiminin kadınları koruması gerekir. Böyle dehşet verici bir teklif olmaz. Yani evlenmezsen mahvolursun. Sosyal sigortalar kurumu gibi. Adam da ne yapıyor? Evleniyor üç ay sonra boşuyor çocuğu atıyor. Dövüyor, ağzını burnunu kırıyor. Ömür boyu eziyet ediyor. Benim canım mesela yetmiş sene yaşayacaksa otuz sene yaşıyor çocuk. Mahvoluyor insanlıktan çıkıyor. Böyle dehşet verici bir sona genç kızları teşvik ediyorlar. Adamlar da bildiği için o kozu, paranı ben veriyorum ulan diyor. Yemeğini ben veriyorum, üstünü başını ben veriyorum diyor. Akıl almaz eziyet ediyor. Genellikle çocukların doğurmasını bekliyorlar. Doğum anını, doğurduktan sonra çocuğu alıyor. Ondan sonra o genç kızı boşuyor çocukcağızı. Tabii o doğumdan da vücudu deforme olmuş oluyor. Çok dezavantajlı bir konumdayken onu dışarıya bırakıyor. Ne yaparsan yap diyor şimdi. Bütün toplum kesimlerinin genç kızlara sahip çıkması lazım.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254072/sayin-adnan-oktarin-13-temmuzhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254072/sayin-adnan-oktarin-13-temmuzhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/Capture.PNGSun, 30 Jul 2017 19:13:19 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 12 Temmuz 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 12 Temmuz 2017

 

(Cumhurbaşkanlığının hazırladığı 15 Temmuz afişleri sosyal medyada bazı kesimler tarafından tepki topladı. Üzerinde Cumhurbaşkanlığı arması olan afişlerin, Türk askerini ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef aldığı yönünde eleştiriler oldu.)

Evet, yanlış anlaşılabilir doğru. Onu düzeltmek lazım. Yanlış anlaşılır çünkü asker kıyafeti var. Darbeci diye o FETÖ’cüleri, İngiliz derin devletini esas gösteren bir tabloya oturtmak lazım. Asker kandırıldı, büyük bölümü kandırıldı. Yüzde doksanı kandırıldılar. Onu düzeltebiliriz, o doğru. İngiliz derin devleti ve FETÖ’yü esas alan bir tablo yapılması gerekiyor. Model birkaç bir şey hazırlayalım, gönderelim.

 

(15 Temmuz gazisi Sabri Gündüz o gece darbeci askerlerin tavrını da şöyle anlatıyor; “Askerlerle aramızda 60-70 metre vardı. Yapmayın, etmeyin dedik, küfürle cevap verdiler. Tarama süreci başladı. Askerlerin içinden rütbeli olanın bir siville arasında bir buçuk metre mesafe vardı. Konuşmadan şerefsiz deyip bir çocuğu göğsünden vurdu, çocuk yere düştü. Müthiş artist tavırlarla yürüyüp gitti sonra atış serbest vurun şerefsizlere emrini verdi. O an ben de vuruldum.” dedi.)

Şimdi böyle alçaklar için diyorum hani nasıl söyleyeyim uygun bir üslupla. Geriye dönüşü mümkün olan bir hukuk bulunamaz mı, uygulanamaz mı diye düşünüyorum. Çok büyük bir alçaklık ve çok kızdırıcı yaptığı hareket çünkü. O yaptığı artistliğe onu bin kere pişman edecek bir karşılık verilmesi lazım. Yalnız tabii böyle alçakları idam etmek bunlar için bir kurtuluş olur. Ama rezil rüsva etmek her gün, her hafta rezil rüsva etmek çok önemli. Bunu sağlasın bize devlet, hükümet bunu sağlasın bize. Mesela şu alçağı rezil etme konusunu bunun ömrü boyunca uygulayalım. Her gün aşağılayalım bunu, bu alçağı. Çok kızdırıcı bu. Benim bunu sakin karşılamam mümkün değil, kimse de sakin karşılayamaz. Bu konuda öfke de geçecek gibi de olmaz. Hükümetin bu konuda bize yardımcı olması lazım. Mesela ben Allah razı olsun dedim ki, bunları tek tek gösterin bize tanıyalım dedik. Mahkemeye çıkarken bunları tek tek göstererek geçiriyorlar. Fakat bunların ayrıca böyle alçakların rezil rüsva edilmesi lazım. Rezilliklerinin yüzlerine sürekli vurulması gerekiyor. Bunu bir şekilde hükümet hazırlasın. Her gün bunların alçaklığını yüzlerine vuralım. Şerefsizliklerini, namussuzluklarını, ahlaksızlıklarını her gün yüzlerine vuralım. Bu bir nebze de olsa bir rahatlatma meydana getirebilir.

 

(15 Temmuz darbe girişiminde rol aldığı iddiasıyla tutuklu yargılanan darbeci asker Binbaşı Bülent Yılancı, duruşmada boşandığı eşinin kendisine çok destek olduğunu söyleyerek izleyicilere döndü ve eski eşine “Benimle evlenir misin?” diye teklifte bulundu. Gazetelerde bu durum “FETÖ’cülerin mahkeme şovlarına bir son verin artık” şeklinde eleştirilere sebep oldu.)

Bir meclis toplansın kanun çıkaralım. Bu alçaklar, homoseksüel ve Rumi olduğu için birçoğu akıl almaz hayasızlar ve dinsiz birçoğu. Bir de İngiliz derin devletinin ajanı oldukları için tam bir kahpe arsızlığına dönüşmüş durumda. Bir de nasıl olsa çoklukla gelen bir şey olmaz kafasındalar. Onun için kanun çıkartıp, iyice bunların hak ettiği karşılığı verelim, böyle olmaz. Allah bak rezil rüsva etti. Enaniyet yaptılar, Allah bin türlü belalarını verdi. Belaya doymuyorlar.

 

(“Adaletin doğruluğuna inancınız ne derece?” sorusuna cevap)

Gerçekten büyük bir olay var Türkiye’de. Arkadaşlarımıza hükümet fazla olayı aksettirmiyor. Dedi ki Cumhurbaşkanı “Benim bildiklerimi bilseniz uyuyamazsınız” dedi. Fevkaladelik var böyle bir ortamda çok sıhhatli bir adalet olmayabilir. Biraz vatandaş olarak insanların sabırlı olması gerekiyor. Adalet yerini bulur acele etmelerine gerek yok. Bu sene olmazsa bir dahaki sene bu aylarda olur. Vatan millet kurtulduktan sonra bunlar dert değil. Bunlar hallolur. Bir de hükümet adaletsizliği niye istesin, ne işine gelir? Ama kitlevi bir yargılama var yani yüz binin üstünde insan yargılanıyor. Bir avuç savcı var, hakim var. Her yere yetişemiyor olabilirler. Duyuyoruz oradan buradan kişilerden de haberler geliyor olabilir böyle şeyler ama hakikaten elinden geleni yapıyor adalet mensupları benim gördüğüm.

 

(Rum lider Nikos Anastasiadis, Kıbrıs barış görüşmelerinin başarısız olmasına Türkiye’nin müzakerelerdeki tavrının yol açtığını savundu. Çavuşoğlu’nun görüşmeler sırasında bir takım tavizlere yanaştığını “Ancak sıra uzlaşı metnine bu tavizleri yazmaya geldiğinde geri adım attılar. Bizimle beş gün boyunca dalga geçtiler.”)

Kardeşim şimdi sen Kıbrıs’ı ele alıyorsun “ne istiyorsun?” diyoruz. Diyor “şu Maraş’ı bir rica etsek” diyor. Başka? “Bir de şu kasabayı da bir rica edelim” diyor. Başka? Kardeşim bak biz size zaten Kıbrıs’ta size ait olmayan toprağı hibe ettik verdik. Bizim, bize ait tapusu bize ait şu an, gelin oturun dedik. Tapusu bak üstümüzde şu an resmi tapu bizde ama gelin oturun dedik, daha ne istiyorsunuz? Ne toprak vermesi konu bitti uzatacak bir şey yok. Sınırları kaldıralım, nasıl yapalım? Vizeyi, pasaportu kaldıralım, ben Rumları seviyorum mazlum insanlar hakikaten güzel insan, bizim kendi evlatlarımız onlar. Rumlar bizim evladımızdır, özbeöz evladımızdır çok yanlış bir kararla bizden ayırdılar. Yunanistan özbeöz evladımızdır. İnsanlar hep mazlum kaldılar yazık canlarım, öyle hüzünlüdür ki onların görünüşü o ayrılığın havası üstlerinde hep görülür. Avrupa Birliği’ni adeta böyle kötü işlerde kullandığı insanlar haline getirdiler tertemiz evlatlarımızı, onun için Yunanistan’la aramızdaki sınır derhal kalksın. Vize ve pasaport kalksın. Yunanistan’la bütünleşelim. Bizim kendi özbeöz kendi kardeşlerimizdir.

 

(“Allah’a sevginiz neye dayanıyor?” sorusuna cevap)

Allah’ın varlığı çok açık belli oluyor çünkü bir ekran var renkli üç boyutlu ben de karşısına geçmiş seyrediyorum ben, ben değilim bir de görüntü var yani ben diye bir şey yok. Bir varlık gibi görünüyorum ama hayali olduğu anlaşılıyor, bu nasıl açıklanır? Bir de ses var konuşma da duyuluyor, dışarıda da görüntü yok, ışık yok sadece benim bulunduğum yani insanların kafasında var görüntü ve ses. Üstelik bir de dokunma duyusu var, tat duyusu var, bir de koku var, kokuyu alma var ve her şey mükemmel, her şey matematik düzgünlükte, her şeyde geometrik düzgünlük var, her şeyde simetri var, mühendislik harikası her şey, mimari harikası. Bir hücrenin içi bile İstanbul şehrinden daha karmaşık, muazzam detaylar var nedir bu? Nasıl açıklanır? Ya tesadüf denir, ya birisi yarattı, bir varlık yarattı denir. Adam “tesadüfen oldu” diyor. Bu sefer kendileri de utandılar tesadüften. “Bilinçli tesadüf” diyor şimdi de, bilinçli tesadüf. Bilinç varsa tesadüf olmaz, tesadüf varsa bilinç olmaz bırak bunu işte Allah yarattı diyorsun özetlemeye gidersek bunu anlatıyorsun.

 

(Sosyal medyada Kemal Kılıçdaroğlu’nun darbe gecesi çekilmiş bir fotoğrafı yayıldı. Kılıçdaroğlu’nun darbe gecesi bir evde televizyon karşısında darbeyi seyrediyor olması ve sokağa çıkmaması eleştirilere neden oldu.)

Sokağa çıkması mı gerekiyormuş? Çok münasebetsiz bir açıklama öyle bir şey olmaz, o lider olan bir insan tabii ki oradan kendi kitlesine hitap edecek, gerekirse televizyondan. Adam şuursuz sokakta sarhoş gibi adamlar, eli silahlı adamlar niye onların ortasına çıkıp böyle bir şeyin içerisine girsin? Çünkü lider konumunda olan bir insanın durumu çok hayatidir herhangi bir insan gibi değil. Onun konuşmasıyla toplum çok etkilenir mesela ben dedim o gün darbe olduğunda Sayın Kılıçdaroğlu çıksın konuşsun dedim ama saatlerce ulaşamadık. Tayyip Hocam çıksın konuşsun dedim Allah razı olsun o bir saat sonra falan konuştu ama ona imkan vermemişler. Genelkurmay Başkanı konuşsun dedik, ben öyle söyledim ama tutuklamışlar onu da haberimiz yok. Ben ilk baştan daha darbe ilk başlangıcında televizyona çıkıp bu emir komuta zinciri içerisinde yapılmış bir darbe değil, bu geçerli değil dedim yani klasik darbe değil dedim. TSK’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinde yayınlandı, bu da sahte dedim, bu geçersiz dedim bu şekilde olmaz Genelkurmay Başkanı imzası yok altında dedim. TRT’de yayınlandı bu da bu şekilde olmaz dedim yani darbenin başında olan kişi çıkıp açıklama yapması lazım Genelkurmay Başkanı falan söylemesi lazım.

 

(“Neden sadece kadın kadınla, erkek erkekle arkadaşlık ediyor?” sorusuna cevap)

Kadınlar korkuyorlar erkeklerden çünkü kadını zor durumda bırakıyor. Eğer onunla cinsel ilişkiye girmezse hakaret ediyor, tehdit ediyor. Akıl almaz hakaretler savuruyor kadınlar da korkuyor ne yapacaklarını bilmiyorlar, adamın tepkisini bilmiyor ne olacağı belli değil. O yüzden kadınlar kadınlarla konuşuyor zarar gelmez diye ki o da o kadar da güvenlikleri de yok. Kadınlardan da yine zarar görüyor kadınlar. Çünkü Allah korkusu, Allah sevgisinin olmadığı ortamlar fazla. Bir de toplum baskısı kadınların üstüne çok fazla, her mahallenin kanunu ayrı oluyor yani devlet kanunu değil mahalle kanunu. Şehir kanunu oluyor, bölge kanunu oluyor, gelenekler oluyor, örf oluyor, ananeler oluyor, inançlar oluyor, kurallar oluyor kadınlar sarhoşa dönüyor adeta ve kadınları adamların birçoğu potansiyel suç unsuru olarak görüyor. Her an bir günaha, her an bir hataya bulaşacak, her an namusunu kirletecek bir varlık gibi görüyor. Aman işte dekolte giyinmesin, makyaj yapmasın, saçını boyamasın, şunu yapmasın, gülmesin, oturmasın, kalkmasın nefes aldırmıyorlar kadınlara.  

Cinsel ilişki güzel bir nimettir ama helaliyle. Kadınları öyle yıldırmışlar ki, kadın cinsel ilişkiden de artık nefret ediyor ödü kopuyor cinsel ilişkiden. Cinsellikten nefret edecek hale getiriyorlar çünkü cinsellik kadının suçu olarak zaten ifade ediliyor. İnsanların başını belaya sokan, onun da başını belaya sokan onun nefret etmesi gereken büyük bir bela gibi gösteriyorlar o zaman helal olan cinsellik kapanıyor yerine homoseksüellik yayılıyor. Çünkü erkekler erkeklerle rahat görüşebildikleri için mesela anadan doğma yanında soyunuyor mesela spor salonlarında anadan doğma soyunuyor başka yerde anadan doğma soyunuyor, yurtlarda, orda burada anadan doğma soyunuyor son derece rahat oluyorlar. Bu sefer birbirleriyle bağlantıya geçip birbirlerini kadın gibi görüyorlar. Halbuki bu enerjileri, bu dikkatleri kadına yönelmesi lazım helaliyle.

 

(“Bazen namazlarımı kaçırıyorum, ne yapmam gerekiyor” sorusuna cevap)

Namazı kılabildiğiniz kadar kılın. Kılabiliyorsanız, sabah namazını kılın. Kılabiliyorsanız, sabah-akşam kılın. Oluyorsa öğleni kılın ama mutlaka namaz kılın. Normal 5 vakittir namaz.  Sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı bir de vitir namazı vardır. Ama gücünüz yetiyorsa yapabiliyorsanız bir sabah bir akşam kılın. Oluyorsa öğlen kılın ama yapamıyorum diye moraliniz bozulmasın. Oluyorsa mesela sırf sabah namazını kılın gidin. Yani namaz namazdır. Siz her hâlükârda namaz kılan olmuş oluyorsunuz.  Yani “ben namaz kılamıyorum” diye moraliniz bozulmasın, gitmesin yahut sırf akşam namazı kılabiliyorsanız onu kılın. Ama gününüz namazsız geçmesin. Yani o sizi ümitsizliğe itip namazdan tamamen soğutmasın. Namaz bir nurdur, güzelliktir. İlla 5 vakit kılacağım diye Müslüman tabii azimli olacak. Ama olmuyorsa da günde bir kere de olsa iki kere de olsa mutlaka namaz kılın.

 

(Almanya’da 15 Temmuz ile ilgili tankların harekete geçtiği gece Erdoğan ve Başarısız Darbe Girişimi başlığıyla bir belgesel yayınlandı. Belgeselin tümü darbenin kontrollü gerçekleştirildiği yönündeydi. Belgeselde CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve HDP Milletvekili Mithat Sancar konuştular. Belgesele destek veren açıklamalar yaptılar.)

Kardeşim, darbe hadi kontrollü olduğunu kabul edelim. Dediğiniz gibi olduğunu kabul edelim. Gece 03:00’te kontrollü darbe olsaydı. Normalde gece 03:00’te olacaktı. Yemeklerini yarım bırakıyorlar pislik herifler. Haber geliyor, diyorlar “darbe haberi alınmış, erken yapacağız.” “A pardon” diyor “siz yemeğe devam edin biz hemen gidelim” diyorlar. Erken haber alındığı için panik oldular ortaya çıktılar. Gece 03:00’te kontrollü darbe olsaydı kabul ediyoruz, kontrollü darbe kontrolsüz olacaktı. Gece 03:00’te. Nerenin kontrollüsü? Gece 03:00’te sen Tayyip Hoca’yı çekip vuracaksın şehit edeceksin. Bütün dağı, taşı, tanklarla 200 tank çıkacaktınız tevafuken durduruldu. Allah durdurdu. Mehdiyet vesilesiyle durduruldu 200 tank. İstanbul’u saracaktı. Ankara’dan bütün roketler çıkarılmıştı. Ankara’yı böyle otuz kere havaya uçuracak roketler bunlar. Yani çok yüksek tahrip gücü olan başlık taşıyor. Uzun menzilli roketler peş peşe bunların arabaları çıkıyordu. Bunlar durduruldu. Denizden vurulacaktı İstanbul, denizden Deniz Kuvvetleri’ne ait gemilerden vurulacaktı. “Hedef gözetmeksizin sabaha kadar İstanbul’u vurun” dediler. Tamam kontrollü darbe, doğru hadi dedik. Sabaha kadar İstanbul vuruldu, roketler de yağmur gibi Ankara’ya yağdı, 200 tank İstanbul’u sardı, 500 tank da Ankara’yı sardı al sana kontrollü darbe. Neresi kontrollü bunun? Bitti, ondan sonra idamlar başlayacaktı. En az 3 milyon, 5 milyon insan idam edilecekti. Türkiye de yok olacaktı bu kadar basit. Kontrollü darbe hikayesini bıraksınlar.

 

(Adnan Bey, siz metrolarda erkeklerin hanımları rahatsız edecek şekilde yayılarak oturmalarına önlem alınması konusunda daha yeni bir hatırlatma yapmıştınız. Bu hatırlatmanızın hemen ardından, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşu Metro İstanbul, metroda yayılarak oturmaları engellemek için sosyal medya hesabından uyarıda bulundu. Metro İstanbul’un sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Yayılarak oturma artık son buluyor. Tüm dünyada kabul görmüş bu kurala uyalım, uymayanları uyaralım.” İfadelerine yer verildi.)

Ne diyorsak devlet, hükümet yerine getiriyor. En fazla birkaç gün bazen bir hafta bazen de 3 yıl. Dedim ki, özel harekat okullarını açın dedim. 3 yıl dilimde tüy bitti, 3 yıl uğraştım. Nihayet kabul ettirdik 3 yıl sonra.

 

(“Makyaj abdeste geçerli olur mu?” sorusuna cevap)

Şimdi Peygamber (sav)’in fiili uygulamasında, sahabenin fiili uygulamasında herkesin gözünde ne var? Sürme var. Bayağı da koyu sürme. Abdest alıyor mu herkes? Alıyor. O devirde sabun da yok. Yıkıyor, namazını kılıyor. Çünkü “yüzünüzü yıkayın” diyor. O insanın yüzü o. Yüzünü yıkıyor, namazını kılıyor. Dolayısıyla hiçbir şey olmaz. Yeter ki namazını kılsın.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hayatını konu aldığı ‘Reis’ filminin yapımcısı Ali Avcı bu sefer 15 Temmuz konulu ‘Uyanış’ isimli bir film yaptı. Ancak filmin yayınlanan fragmanı büyük tepki çekti. Çünkü filmde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesinin tüm fertlerinin darbe gecesi Kısıklı’daki evlerinde öldürülmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başına bir asker tarafından silah dayanması görüntüleri yer alıyor filmde.)

O zaman o adamlar bayağı ilginç adamlar. Daha hala olay dengeye oturmamış. Bu onu gösteriyor. Bu çok önemli. Bunu yarın çok kapsamlı araştıralım. Bu adam bunu niye böyle düşündü, neden yaptı? Çok garip. Hayret verici. Yaparlardı bunu doğru yani yapacaklardı, Tayyip Hoca’yı da vuracaklardı öyle görünüyor. Çünkü gözü dönmüş bunların. En az 3-5 milyon da Türk milletinin ferdini şehit ederlerdi, en az 3-5 milyon. Öyle görünüyor ama bu, bu şekilde olmaz. Bir anlamı yok bunun. Böyle bir vurgunun bir amacı olamaz. Kötü olmuş, yanlış olmuş.

 

(“Kadının saçını siyaha boyaması caiz midir?” sorusuna cevap)

Tabii. Peygamberimiz (sav)’in hanımı Hz. Ayşe annemiz saçlarını siyaha boyuyordu. Peygamberimiz (sav) de saçını siyaha boyuyordu. Hatta beraber, birlikte saçlarını boyuyorlardı. Hz. Ayşe annemiz hem kendi kafasına sürüyor, hem Resulullah (sav)’in başına sürüyor o siyah boyadan. Ketemle kınayı karıştırıyorlar, siyah boya elde ediyorlar. Çok koyu kahve yani siyah elde ediyorlar. O boya kabı kutsal emanetler bölümünde sergileniyor şu an. Hakikaten simsiyah duruyor boya o devirden kalmış. Kap simsiyah. Resulullah (sav)’ın kullandığı hanımının da kullandığı boya kabı. Dolayısıyla mümin tabii Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uyacak. Hanımlar saçını siyaha boyayabilir. Sarıya da boyayabilir. Peygamberimiz (sav) üç rengi beğeniyor. Sarı, kırmızı ve siyah ama en beğendiği sarı. En ziyade bu çok güzel diyor. Siyahı görüyor bu güzel diyor. Kırmızıyı görüyor bu daha da güzel diyor. Sarı en güzel diyor. Hadiste var. Bir ara kıyamet kopardılar. “Nasıl der Peygamber?” diyor. Bin dört yüz yıllık hadis. Bu kadar bağnazlık olmaz. Bu kadar tutuculuk olmaz ben şaşırıyorum yani. 

(“İnsanlar isminizi duyduğunda neden sadece müzik ve dans akıllarına geliyor?” sorusuna cevap)

Eğer öyle ise çok iyi. Aslında ne kadar isterdi solcular öyle olmasını. Sadece müzik ve dans olmasını ne kadar isterdiler. İngiliz derin devleti ne kadar isterdi öyle olmasını. PKK ne kadar çok isterdi. Keşke öyle olsa diyorlar ama Adnan Hoca deyince akla ne gelir biliyor musun? İngiliz derin devletinin söke söke ezilmesi, deccaliyetin kafasının eşek kafası gibi ezilmesi. Darwinizm’in dümdüz edilmesi. Bakın Darwinizm’in dümdüz edilmesi. Ve karşı konulmaz bir iman hareketi. Kahredici bir iman hareketi. Ve tepmez devrilmez bir güç olarak. Kahredici bir güç olarak, asla yıkılmaz bir güç olarak ateizmin karşısındaki çelik müdafaa akla geliyor. Ama o müzik ve dansla örtülenmiş olabilir. O da belki ledün ilminin bir gereğidir. Allah onu müzik ve dansla örtmüş olabilir. Yani asıl ne olduğu belli. Ama Adnan Hoca deyince tabii insanın aklına hep sevgi ve tutku gelir. Bütün kadınların aklına da, insanların aklına da o geliyor benim bildiğim. Sevginin ve tutkunun üstadı olarak biliniyorum. Ama bunu bazı insanlar cinsellik olarak özetlemeye kalkıyorlar. Bu bir abartı tabii. Çünkü doğrusu tutku ve aşktır, derin sevgidir.

 

(“Eşcinselliği neden insanlara normalleştirmeye çalışıyorlar?” sorusuna cevap)

Deccaliyet Allah’tan bela istiyor. Kıyametin çabuk kopmasını istiyor deccaliyet. Mehdiyet de kıyameti bir süre daha erteletiyor. Şeytan Allah’ın helallerini haram, haramlarını da helal hale getiriyor. Kadın dekoltesini, kadın güzelliğini, kadının sanatkarane görünüşünü, kadının makyajını o muhteşem asaletini yeryüzünden yok edip onun yerine homoseksüelleri koymak istiyorlar. Homoseksüel cıvıklığı, homoseksüel münasebetsizliği, homoseksüel ürkütücülüğünü koymak istiyorlar. Ona karşı da müminler Mehdiyet kolu da var gücüyle anti homoseksüel faaliyet yani homoseksüelliği durduracak faaliyette bulunarak bu kiri, bu korkunçluğu Allah’ın lanetlediği bu iğrenç tavrı ortadan kaldırmak için gayret ediyorlar. Başarılı olan Mehdiyet olacaktır. Kadın güzelliğine karşı yapılan bu amansız mücadele, bu kadın dekoltesine yapılan saldırılar, kadın güzelliğinin yok edilmesi, kadının yüzünün güzelliğinin vurgulanmasının durdurulmasının amacı homoseksüelliği geliştirmektir.

 

(“Gezmeyi seviyor musunuz?” sorusuna cevap)

Eğer sevgi olmadan gezersen dükkanlar, bakkallar, sokak, insanlar her şey sana korkunç gelir. Çünkü bakkala girersin sevgisiz bir yüzle karşılaşırsın adam sana “ne istiyorsun?” der. Sen bir şey söylersin o bir şey söyler ters bir ortam olur. Lokantaya gidersin garsonla konuşursun gergin ve soğuk bir ortam olur. Sokakta insanlara bakarsın kimse sana selam vermez sen de kimseye selam vermezsin dostluk, sevgi, arkadaşlık hiçbir şey olmaz. Ama dışarı çıktığında herkese selam veriyorsan herkes sana güler yüzle selam veriyorsa, lokantaya girdiğinde, bakkala girdiğinde oraya buraya gittiğinde sevgiyle, dostlukla karşılaşıyorsan hayatın güzelliğin gezmenin bir anlamı olur. Ama buz gibi suratlarla karşılaşıyorsan, sevgisizlikle karşılıyorsan insanları, onlar seni sevgisizlikle karşılıyorsa, korku hakimse, güvensizlik hakimse, çıkar ve egoistlik hakimse gezmenin hiçbir anlamı olmaz.

 

(“Kıyamette sura üflendiği zaman olaylar nasıl olacak?” Sorusuna cevap)

Bir geniş düzeyde insanlar yerden kalkıyor. Yani toprağın altından kalkmıyorlar. Düz bir düzeyde yatarken ilk oraya nasıl geldiklerini bilmiyorlar yalnız söyleyeyim. Düz bir yüzeyde yatarken birden yattığını hissediyor. Kalkmak istiyor kalkıyor ayağa. Kalktığında muazzam bir kalabalık görüyor. Kalkan kalabalık nerede olduğunu anlamıyor. Yani bu kalabalığın neden oluştuğunu neden orada olduklarını anlamıyorlar. Yani ahirete gittiklerini anlamıyorlar. Bir safhasıdır bu ahiretin. Sonra uzaktan, muhtemelen sağ tarafta bir sütun. Bir direk. Bir sütun. Oradan bir çağırıcı. Belki de bizim Peygamberimiz Hazreti Muhammet (sav). Yüksek sesle “buraya gelin” diyor mesela “Buraya gelin.” Herkes o tarafa yöneliyor. Yani milyonlarca insan, milyarlarca insan o tarafa doğru yöneliyor. Tabii nasıl bir coğrafya, nasıl bir yapı onu orada görmüş olacağız. Oraya gittiklerinde dinsiz olanlar “eyvah” diyorlar. Yani “kastedilen ölüm olmuş. Biz ölmüşüz, dirilmişiz.” O ana kadar öyle olduklarını ve dirildiklerini anlamıyorlar. “Bizi bu uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?” diyorlar sadece. Onun için küfredenler, Allah’a iman etmeyenler müthiş korkuyor. “Eyvah bize” diyorlar. Yani “kastedilen ahiretteyiz biz. Öldük” diyorlar. O zaman anlıyorlar. Ondan sonraki safhaları biliyorsunuz. Müminlerle küfür ayırt ediliyor. Sura üfürülmesi nedir? Mesela biz onu bilmiyoruz. Fakat insanlar mesela bir safhasında tünel gibi bir yerden uçarak geçiyorlar. Tünel gibi bir yerden. Yani büyük bir süratle oradan geçiyorlar. Nasıl olur vasfı bilmiyoruz. Yaşayınca göreceğiz. Fakat müminde bir korku olmuyor. Tedirginlik olmuyor. Hoşuna giderek zevk içinde bunu yapıyor. Küfürde korku oluyor.

 

(“Ölünce herkes dünyadan alınıp başka bir yere mi götürülecek?” sorusuna cevap)

İşin doğrusu o tabii. Zaten dünya diye de bir yer yok, işin doğrusunu söyleyecek olursak. Yani dünya diye bir yer yok. Görüntüden ibarettir. Bir boyuttayız biz. Bu boyuttan zaten iç içe olduğumuz ikinci boyuta geçeceğiz. Yani burun burunayız o boyutla. İç içeyiz. Yapışığız zaten. Cennet cehennemle biz şu an zar kadar incecik bir çizgiyle ayrılıyoruz. Zar kadar. Zar, anlaşılması için diyorum. Çok çok daha ince. Bir adımda geçilecek gibidir.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254071/sayin-adnan-oktarin-12-temmuzhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254071/sayin-adnan-oktarin-12-temmuzhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170712t_11.jpgSun, 30 Jul 2017 19:05:09 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 11 Temmuz 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 11 Temmuz 2017

 

(FETÖ darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde şehit olan Oğuzhan Yaşar’ın babası Ahmet Yaşar “O babayiğit bir çocuktu. Kabre girdiği gün doğum günüydü” dedi. Şehit babası Türkiye’nin bütünlüğünü hedef alan hiçbir terör örgütüne fırsat vermeyeceklerini, gerekirse tüm ailesinin bu yolda canını feda etmeye hazır olduğunu da söyledi. “Ülke bütünlüğü için daha çok nöbetler tutacağız. Bu bayrağın altında yaşıyorsam FETÖ’cüler, PKK’lılar benden korksun. Ben onlardan asla korkmuyorum. 15 Temmuz Türkiye’nin dirilişi benim bayramımdır” dedi.)

Adamın adiliğine bak. PKK’lılarla anılıyorlar. Ne kadar haysiyetsiz şerefsiz bir konum. Şu ahlaksızlığa bak. İngiliz derin devletinin köpekliğini yapmak size mi düştü? Ne zorunuz yani? Ne eline geçecek be ahmak? O kendince sana bir Mehdilik verecek, kendince bir paye verecek diye umuyorsun, senin iflahını keser o. Sen adamı enayi mi zannediyorsun? Dünyanın en akıllısı sen misin? Kurnaz zannediyorlar kendilerini. İngiliz derin devletini kullanacağını zannediyor. Senin böyle kemiklerini un haline getirir adam ondan sandalye yapar. Akılsızlığa bak. Kardeşim, “İstanbul’u ayıracağım” diyor anlamıyor adam “ayırsın” diyor. “İzmir’i de ayıracağım” diyor “ayırsın bir şey olmaz” diyor. “Güneydoğu’yu da ayıracağım” diyor “olsun bir şey olmaz” diyor. “Antalya’yı da ayıracağım” diyor “ondan da bir şey olmaz” diyor. Ahmak, geriye ne kaldı? “Olsun” diyor “bize külliye gibi bir yer ayırırlar” diyor, müze tarzında adamın bastonu falan olan. Öyle bir şey olmaz. Zannettiği gibi olmaz çok kötü olur. Ve mahvolursun Müslüman falan bırakmazlar öyle bir ortamda.

 

(G20 Zirvesi’nde Trump, Putin’le bir görüşme yaptı. Bu görüşmede Trump’ın Putin’e söylediği sözler Amerika’da büyük tartışma yarattı Adnan Bey. Trump’ın Putin’e ortak siber güvenlik birimi kurulmayı önermesi üzerine cumhuriyetçi senatör Graham “bu Trump’un en aptalca fikri değil ama muhtemelen buna çok yakın” dedi. En sert tepkiyi ise CIA Başkanı John Brennan gösterdi. Trump’ın Putin’le “Sizinle görüşmek bir onurdur” dediğini hatırlatarak “Ülkemizdeki seçimlere saldırı düzenlemiş birine bunu söylemek benim için onursuzluktur” dedi. Bunun üzerine Trump geri adım attı ve Twitter hesabından Putin’le siber güvenlik birimini konuşmuş olmamız bu gerçekleşecek anlamına gelmez, bu gerçekleşemez” açıklaması yaptı.)

Trump diyor ki; “İngiliz derin devletinin köpekleri varken bizim adım atmamız mümkün değil” diyor. Özetle bunu söylüyor. Yani adamlara İngiliz derin devletinin köpeğidir demiyorum ismi geçenlere de fakat İngiliz derin devletinin itleri her yerde var demek ki.

 

(Fethullah Gülen’in bir konuşması vardı: “Aynen öyle Ortadoğu’ya yakın yerlerde 20 devletin bölünme planından bahsediyorlar. Onu gelir gelmez arkadaşlara arz ettim. Bazıları bizi merak ediyor. O bana da geldi acaba nerede duruyor bunlar? Bu mevzuda, eğer şöyle böyle bizim çıkarlarımız da söz konusuysa biz başkalarıyla be meseleyi eşit seviyede paylaşarak bu meseleye iştirak ederiz. Evet deriz böyle bir projemiz var ama biz bu projede şu alternatif mülahazaları teklif ediyoruz. Bunların da kabulünü istiyoruz. Elimizdeki mevcut elemanlarla, argümanlarla…”)

Senin adam fikrini ne yapsın? “Benim de mülahaza...” Ağzına tokadı koydu mu, zaten yaşlı-başlısın beyin kanamasından gidersin. Darmadağın eder İngiliz derin devletinin elemanı. Sen adamla gideceksin de pazarlık edeceksin öyle mi? Yirmiye parçalanacak, Türkiye paramparça olacak “eşit şartlarda” diyeceksin “benim elemanlarla…” Adam diyecek ki “şimdi sana da başlayacağım elemanına da başlayacağım” der. Ağzına iki tane tokat attı mı ölür gidersin. Bunu nasıl akıl edemiyorsun? Adam seni niye kaale alsın? Bu nasıl bir kafa inanılır gibi değil. Aklından geçmiyor. Karşısında el-pençe duracağını zannediyor İngiliz derin devletinin. Adam suratına bir kafa atar dört takla atarsın. Hayrettir.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli mülteci hanım kardeşimizin öldürülmesi olayıyla ilgili bir açıklama yaptı Adnan Bey. “Suriyeli hamile bir kadının kaçırılıp tecavüz edilmesi ve on aylık bebeğiyle öldürülmesi hepimizi derinden üzdü. Suriyeli hanım kardeşimizle ilgili bu olay tahammül edilebilir bir şey değil. Bu nasıl bir vicdansızlıktır, bu nasıl bir kalpsizliktir? İnsanlıktan nasibi yok bunu yapanların” dedi. Gazetecilerin yönelttiği “sosyal medyada Suriyeliler aleyhine kampanyalar yapıldı, bunların etkisi oldu mu?” sorusuna ise “onun Sakarya’daki hadiseyle bir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum. Sapıklık bu. Dediğim gibi bunu yapanların insanlıktan nasibi yok” dedi.)

Ama kolay görüyor bak. Suriyeli dedin mi adam kolay görüyor bir kere. İnsan gibi görmüyor. O çok vahim bir şey. Bunu elde etti adamlar eğiterek. Vardır ya, bazı ırklara karşı falan kin olur. Amerika’da falan da var mesela polis zenci gördü mü gidip dövüyor. Değer vermiyor yani saygı duymuyor. Beyaza değer veriyor ama zenciye değer vermiyor. Şimdi böyle bir kafa oluşturdular bu adamlar. Oradan da etkilenen bir sistem bu. Onun etkisi sıfır diyemeyiz, sıradan bir insana bunu yapmaz adam. Suriyeli dediği için bunu yapıyor. Normal bir aileye bunu yapamaz adam. Normal bir aile derken onlar da normal bir aile ama adam öyle görmüyor.

 

(Yeni Şafak Yazarı İbrahim Karagül, G20 Zirvesi’ni protesto için Almanya’nın yakılıp-yıkılması konusunda şunları söyledi: “Hamburg’da konuştuğum hemen herkes gösterilerin bu boyutta olmasını, organizasyon biçimini Almanya dışı güçlere dayandırıyor. Hemen herkes İngiltere faktörünü konuşuyordu. Kuzey bölgesiyle yeni bir yakınlaşmaya giren Londra adeta Avrupa Birliği’nin merkezini vuruyor, zayıflatıyor, tartışmalı haline getiriyordu. Kraliçe’nin adamları Hamburg’u yakıp-yıktı diyorlardı” dedi.)

Yıktı değil öyle. Kraliçe’yle adamın alakası yok. İngiliz derin devletidir asıl tehlike. Çok güzel açıklamışlar. Almanya’daki olayların organizasyonunun asıl faili İngiliz derin devletidir. Çok fazla delil var buna dair. Önümüzdeki günlerde onları yayınlayacağım.

 

(İstanbul’da insan hakları konusunda toplantılar yapmak için Büyükada’da bir araya gelen farklı insan hakları örgütlerinin temsilcileri, beş gün önce kaldıkları otelde topluca gözaltına alınmışlardı. Toplantının CIA ve MI6 istihbarat teşkilatlarının kontrolü ve güdümünde yapıldığı ortaya çıktı.)

Büyükada’da İngiliz parmağı, yani İngiliz derin devleti. Kardeşim, bak adını koyduk, bütün Türkiye sallanıyor. İngiliz derin devletine dikkati çektikten sonra ben ve geniş çaplı bilgilendirdikten sonra kitapla, başka konularla da çok açık biz bunu vurguladıktan sonra bütün Türkiye’de İngiliz derin devletine karşı net tavır oluştu. Rusya’da da oluştu, Amerika’da da oluştu. Bütün dünya deccaliyeti tanımış oldu. Daha da tanıyacaklar. 2018’de de, 2019’da da, 2021’de de deccaliyetin canına otu tıkayacaklar ilimle irfanla.

 

(AK Parti Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz, “Darbe teşebbüsünden itibaren bu otelde dört toplantı yapıldığını tespit ettik. Kendilerinin sözde insan hakları aktivisti olduklarını söyleseler de bu kişiler Gezi olayları zamanında olayları çıkaran kişilerdir. Katılımcılardan biri yerleşim birimlerinde sosyal hareketleri başlatma, sosyal direnişleri güçlendirecek bağlantılar kurma eğitimi verme konusunda uzman” dedi. Bu kişiler operasyon sırasında Türkiye haritası üzerinde tartışırlarken yakalanmışlardı.)

İngiliz derin devleti Türkiye’yi ne kadar kolay zannediyor. Baksana bunları rahatça kafalamışlar. “Sana da küçük bir yer yapacağız müze gibi falan oraya da oturtturacağız seni” diyor. Arkada da Mevlana Celaleddin’in heykelleri olacak, öbür tarafta Darwin’in heykeli olacak, homoseksüel renklerini de binaya hakim edeceğiz, seni de içeriye oturtturacağız” diyor, özetle bunu anlatıyorlar. Ve siz de bunu yiyorsunuz. Yani Fethullah Gülen’in adamları da bunu yiyor. Akıl alacak gibi değil. Adam seni niye halife yapsın? Adam kafayı mı yedi ne zoru var? İslam’ı yok etmeye çalışan adam seninle niye muhatap olsun, ne özelliğin var? “İzmir’i vereceğiz” diyor “Antalya’yı da vereceğiz” diyor “İstanbul’u da vereceğiz, Güneydoğu’yu da vereceğiz.” Anadolu’ya Türkleri toplayacaklarmış oradan da Orta Asya’ya süreceklermiş. Sürme değil de aslında katledecek yani. Asıl dertleri o. Çatışma ve katliam.

 

(Ahmet Hakan yazısında şunları söyledi: “Şunlarla hiç işim olmaz; hiç utanıp sıkılmadan Suriyeliye düşmanım diyenlerle, Suriye politikasını eleştirmek yerine gariban Suriyelilere nefret biriktirenlerle, sağlıklı bir mülteci politikası talep etmek yerine Suriyeliler defolup gitsin diyenlerle” dedi.)

Doğru söylüyor güzel konuşmuş. Bir daha Suriye aleyhtarı konuşma olmaması için kanun çıkarılsın. Suriyelilere nefret ağır suç kapsamına sokulsun, meclis kanun çıkarsın. Böyle bir ırkçı söylem ağır suç kapsamına girmesi lazım. Bu pervasızlık ortadan kaldırılsın.

 

(Sözcü Yazarı Can Ataklı Başbakan Binali Yıldırım hakkında kendince şöyle bir yazı yazdı: “Binali Yıldırım göreve ilk geldiğinde fıkrayla işe koyuldu. Etrafındakiler de komik olmayan fıkralarına mecburen gülüyorlardı. Sonra çok sevimli, esprili, babacan tarzı yakıştırmalar hızla yayıldı. Zaman zaman bana da sempatik geliyor. En azından göreve atandığının bilincinde, kendi başına işler yapmaya kalkmıyor. Sıkıştığında da işi espriye vuruyor ama devlet böyle yönetilmiyor işte. Son bir yılda ondan habersiz neler yapıldığını biliyoruz. 15 Temmuz gecesi bile Hakan Fidan darbeyi ilk öğrendiğinde Başbakan’ı aramak zorunda olmasına rağmen soluğu her nedense Genelkurmayda almıştı” dedi.)

Yok, Başbakan bayağı şeker insan, çok babacan tam tipik aile babası, tam halktan bizden birisi. Üslubu da bayağı güzel, sakin sakin de espri yapıyor hakikaten de komik oluyor. Başbakan tam tipik bir Anadolu insanı. Hiç başbakan havalarında falan da değil, triplere falan da girmiyor. Son derece mütevazı, mazlum, gayet de sakin, son derece samimi üslubu, dünya hırsı da yok. Her yönüyle samimi olduğu görülüyor çok efendi bir insan her gören çok seviyor. Bir de yaşlı-başlı haline rağmen bütün gücüyle Allah için vatan için gayret ediyor. Tabii ki MİT Müsteşarı Genelkurmay’a gitmiş, kardeşim en tehlikeli ordudaki olay zaten, acil hareket etmesi gerekiyor. Hakan Fidan bir kere çok uyanık bir delikanlı çok aklı başındadır. Beş vakit namazında mümin muttaki bir insan.

 

(Bugün 11 Temmuz. İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Srebrenitsa Katliamı’nın yıldönümü. Birleşmiş Milletler Güvenlik Gücü’nün, burası güvenli diye halkı otobüslere doldurup Srebrenitsa’ya götürmüş ve halk Sırp milislere teslim edilmişti.  Sekiz binden fazla Müslüman bir kere de şehit edilmişti.)

Ama orada da güvenilmesi inanılır gibi değil. Hollanda gücünün güvendiğini zannetmiyorum. Aslında Hollanda’ya dava açılması lazım, orada bir oyun var. Bunu bir türlü fark edemiyorlar. Bu, İngiliz derin devletinin bir oyunu. Bunu yöneten İngiliz derin devleti. Hollanda’ya talimatı veren de İngiliz derin devleti. Aslında telefon konuşmaları, şunlar, bunlar tespit edilse olay hemen ortaya çıkar. O çakal katili de konuştursalar, o da konuyu anlatır. Aslında iyi bir sorgulama yapılamadı. Uygun, nezaketli bir sorgulama yapılsa, onların dilinden anlayacağı gibi, onların hepsi şakırdı bülbül gibi. Ama yanlarına kalacak diye de bir şey yok tabii. Zamanı gelince anlatacaklar.

 

Ruh ve Şuur Sahibi Hiçbir Kulun Allah'ı İnkara Takati Yetmez

Allah ruh sahibi olan her yarattığı kulu sever. Ruh sahibi olan, Allah’ın ruhundan üfürdüğü her yarattığı kulu sever. Çünkü zaten Kendi tecellisi. Kendi tecellisini sevmemesi mümkün mü? Değil. Ha “ölüyü sever mi?” dersen, ölüyü sevmez Allah. Yani ölü olarak yarattıkları vardır. Sen onu insan zannedersin. Onu sevmez. “Gözü vardır görmez” diyor Allah, “Kulağı vardır işitmez. Kalp gözleri de kördür onların” diyor yani bütün algıları kapalıdır, şuuru da kapalıdır. “Siz onları diri zannedersiniz halbuki onlar ölüdür” diyor. Bir kısım kardeşimiz bunu müteşabih zannediyor. Açık muhkem ayet. “Ölü” diyor Allah. Açık, alenen söylüyor. Nasıl müteşabih olsun? “Ölü” deyince ölü. Bildiğin ölü diyor Allah yani zombi. Ama canlı olan, ruh sahibi olan herkesi sever Allah. Çünkü ruh sahibi hiç kimse Allah’ı inkar edemez. Hiçbir yaratılan şuur sahibi, ruh sahibi kulun Allah’a inkara gücü yetmez, takati yetmez. Yaratılıştan bunu yapamaz. Onu yaratacak cesaret ve gücü yoktur hiçbir kulun. Böyle bir çirkin cesareti hiçbir kul gösteremez. Hiçbir beden bunu kaldırmaz, takati yetmez.

 

Bir Genç Kıza Gösterilecek En Güzel Tavır Onun Namusu, Şerefi, Onurunu Korumaktır

Bir genç kızın namusunu ezdiğinde, ezildiğini bildiğinde veyahut böyle bir şey olduğunda o kız mahvolur o çocuk. O çiçeği ezmiş olursun, yakmış olursun onu. Bir; namusu, şerefi, onuru, sağlığı sıhhati, neşesi. Bunlara dikkat edeceksin. Bunları koruyup kolluyorsan helal olsun sana. Sev, aşık da ol, o da seni sevsin. Ama bu şartlar çok önemli bak, dinine saygı göstereceksin, dindar olmasını sağlayacaksın. İmanını muhafaza edeceksin, namusunu muhafaza edeceksin, onurunu muhafaza edeceksin. Sağlığına, sıhhatine, neşesine, her şeyine destek olacaksın. Bunun için gerekirse ölümü göze alacaksın bir kabadayı olarak. Bunu yapıyorsan helal olsun ama yapmıyorsan sana haram olsun, sana ve herkese.

 

(Yeni Akit Yazarı Ali Karahasanoğlu 9 aylık hamile Suriyeli annenin bebekleriyle birlikte öldürülmesinin ardından şöyle yazdı. “Köşe yazarlarına bakın Cumhuriyet’te tek bir tanesi yazmamış, Sözcü’de tek bir tanesi yazmamış. Hürriyet Yazarı Melis Alphan’dan ses yok, Uğur Dündar’da yok, Emin Çölaşan’da yok, Bekir Coşkun’da yok. Basın toplantıları düzenleyen CHP genel başkan yardımcıları yok, CHP sözcüleri yok. Hani siz kadın cinayetlerine karşıydınız? Hani siz tecavüzlere karşıydınız? Suriyeli hamile kadının uğradığı tecavüz ve cinayet için niye sesinizi yükseltmiyorsunuz?” dedi.)

Çok güzel söylemiş. İsim isim de belirtmesi süper olmuş. Lamı cimi de yok zaten belli bir süre de bekledi, çok iyi oldu. Şimdi yazmış olsalar bile anlamı belli olmuş olacak. Oradaki kafayı vurgulamış oluyor, mantığı. İşte milletin ruhuyla bu kafa çok ayrı. Milletin ruhunu Tayyip Hoca çok güzel savunup anlatıyor. O insana destek olsun millet, kardeşlerimiz. Sağcısı, solcusu, komünisti, ateisti tarafgir olarak söylemiyorum AK Partili olsunlar da demiyorum.

 

Hızır'ın Nefsi Yoktur Hızır Eşya Olarak da Tecelli Eder

Hızır (as) normal bir insanken Musevi’ydi Hz. Hızır (as). Normal mümin bir insandı. Allah ona o Hızır olma özelliğini verdi ama onun sabrı da tabii gücü de ona verilmiş. Yoksa insan Hızır olsa cinnet geçirir. İnsanın aklı onu kaldırmaz. Bir insanı birden Hızır haline getirirsen aklını oynatır Allah esirgesin, bedeni kaldırmaz. Onun için onun önce bedenen ve ruhen ona hazırlanması gerekir. Allah onu ona hazırlıyor. Tevrat’ta da geçiyor bu. Mesela “çok korku doluydum” diyor. “Adam yanıma yanaştı” diyor. “Bana baktı” diyor. “Üstümden gitti korku” diyor. “Bana baktı” diyor ve “gitti üstümden korku” diyor. “Çok gerilmiştim, gitti üstümden” diyor. Onun üstünden Allah korkuyu aldı. O tedirginliği aldı. O metafizik gücü de ona verdi. Ama aklın ihtiyarını kaldırmıyor bu. Zamanın dışına çıkıyor, zamanın içine giriyor, eşya şeklini alıyor yani cin gibi, cine benziyor. İnsanla cin arası. Zaman zaman insan özelliği alıyor, zaman zaman cin özelliği alıyor, o tarz. Mesela balık şeklini alıyor, suyun içinde gidiyor ama hayrettir aklın ihtiyarını almıyor. Nasıl bir yöntem ile Allah bunu yaptı bilmiyoruz.

 

(Ahmet Hakan, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili şöyle bir yazı yazdı. “Madem artık halka dokunuyor, bürokrat edasını üzerinden atmalı. Kalabalığa bakıp maşaAllah maşaAllah diyebilmeli. Madem artık Hz. İbrahim (as)’den Hz. Musa (as)’dan söz ediyor sağına soluna bakmadan Allah-u Ekber diyerek haykırabilmeli.”)

Onu içinden diyor, o mümin bir insan yani efendi, değerli bir insan Sayın Kılıçdaroğlu. Ama CHP komünist zeminde çok hırpalanmış bir parti. Zemininde komünist çok fazla var. Şimdi onları da başına bela etmeden yavaş yavaş gemiyi suya doğru götürüyor. Denize doğru götürüyor. Oturmuş gemiyi suya doğru götürüyor. Bu bir ledün ilmidir. O da bir ledün ilmi uygulamış oluyor. İstese de istemese de, bilerek veyahut bilmeyerek uygulamış oluyor. Dürüst bir insan o ama tabii ki dindar çizgiye doğru CHP hızla ilerliyor. Mehdiyet devrinde zaten alenen dindar bir parti olacaktır. Alenen dindar.

 

(Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun ile hiçbir alakası olmadığını ve elinde bir delil olmadığını söylüyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun ByLock’çu danışmanı Fatih Gürsu’nun Enis Berberoğlu ile iki yüz elli telefon görüşmesi yaptığı ortaya çıktı. MİT tırlarının Cumhuriyet’le haberleştirildiği günün hemen öncesi ve sonrasında da ByLock’çu danışmanla Enis Berberoğlu arasında müthiş bir telefon trafiği var.)

Kardeşim hükümet, devlet, mahkeme savcılık bir şey yapıyorsa bir bildiği vardır. Öyle münasebetsiz yanlış bir şey kimse yapmaz. Bıraksınlar bunu. Ama Kılıçdaroğlu tabii nezaketen bunları diyecektir. Nezaketen diyordur. Olay çok açık benim en yakınım bile olsa hak etmiştir gereği yapılsın. Öyle bir şey olmaz.

 

Peygamberimiz Müthiş Yakışıklı Çok Etkileyici Bir Erkekti. Hz. Hatice Onun Derinliğinden ve Güzelliğinden Etkilenip Evlenme Teklif Etmişti

Peygamberimiz (sav) o devirde çok dikkat çeken, çok yakışıklı bir delikanlıydı. Çok çok yakışıklıydı. Bütün kadınlar evlenmek istiyorlardı Peygamberimiz (sav) ile. Peygamberimiz (sav) hiçbirine evet demedi uzun yıllar. Hz. Hatice o devrin en güzel ve en zengin kadınıydı. Yüzlerce erkek ona talip olmuştu. Yüzlerce delikanlı talip olmuştu. Hz. Hatice annemiz hiçbirini kabul etmedi. Ama Resulullah (sav)’ı gördüğünde bitti. Derhal kendinden evlilik teklifi getirdi. Hz. Hatice’ye teklif giderken o ilk defa hayatında bir erkeğe evlilik teklifi götürdü. Yani Mekke’den Medine’den ünlü zenginler, ünlü ailelerin çocukları falan Sana’dan her yerden evlenme teklifi aldı Hz. Hatice annemiz hiçbirini kabul etmedi. Hayatta da hiç kimseye evlilik teklifi etmiş bir kadın değil. Hayatta tek kere Resulullah (sav)’ı gördüğünde ona kendisi teklif etti. Evlenme teklifi etti. Ne kadar yakışıklı olduğunu, ne kadar güzel olduğunu oradan anlayın.

Siyah kaşlı, simsiyah gözlü, gözünün beyazı ile siyahı çok zıt Peygamberimiz (sav)’de. Kudret alameti olarak hafif gözünde bazı yerlerinde ince kızarıklıklar var ama hani bir güneşte kalan bir insanda kudret olur ya gözünde böyle kudret alameti olarak görülüyordu. İri dudaklıydı Peygamberimiz (sav). Dudakları iri ve genişti. Dişleri süt gibi bembeyaz alt ve üst dişleri. Normalde şu an diş macunu var diş fırçası var. Dişçiler var yine insanlar elde edemiyorlar. Beyaz diş çok zor bir şey. İlaç falan kullanıyorlar. Süt beyazlığı yani çok dikkat çeken bir beyazlığı vardı dişlerinin. Temizliğinin de artık titizliğinin de derecesini oradan anlayın.

 

Kendi Aralarında Küçük Klan Şeklinde Yapılanmış, Sevgisiz, Kibirli, Tepeden Bakan Bir Medya Anlayışı Var Bunlar Artık Etkisini Çok Kaybetti

Şimdi medya derken bir sevgisiz, merhametsiz medya var, yani halkı sevmeyen, insanları sevmeyen, Türk halkına tepeden bakan, kendi arlarında böyle ukala, bilmiş, egoist diyeyim, sevgisiz, ruhsuz bir dünya kuran bir klan yapılanması şeklinde küçük medya yapılanmaları var. Bunları herkes biliyor. Halk bunlardan nefret eder, bunlar da halktan nefret ederler, bilinir. Bunlar tabii İslam’a en başından beri çok eskilerden beri nefretle bakan tipler. Yani yüz-yüz yirmi sene, yüz otuz sene evveline gidiyor bunlar. Ta İttihat Terakki devrinden geliyor bunların nefreti, silsile olarak devam etmiş. Darwinist ve materyalist kafada bu adamlar. Bunların bir gücü kalmadı şu an. Bunlar çok aşağılandılar Türkiye’de, çok marjinalleştiler. Şu an bunlar zavallı konumda, herkesin böyle nefretle değerlendirdiği, saygı duymadığı, sözleri artık geçerli olmayan, eskiden Türkiye’yi sarsarken, şimdi insanlara sadece alay konusu olan zayıf, çelimsiz, boş kafalı adamlar. Yani kafa takılacak bir yönleri kalmadı özellikle benim bunları deşifre etmemden sonra.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254070/sayin-adnan-oktarin-11-temmuzhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254070/sayin-adnan-oktarin-11-temmuzhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170711t_08.jpgSun, 30 Jul 2017 18:36:58 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 10 Temmuz 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 10 Temmuz 2017

 

(Hatay’ın merkez Antakya ilçesinde devriye görevi yapan asayiş ekiplerine teröristlerce düzenlenen silahlı saldırı sonrası çıkan çatışmada ağır yaralanan üç polisimizin ikisi şehit oldu. Şehit polis memuru Bayram Bozdoğan ve şehit polis memuru Hayrettin Mennan.)

Bayram ile Hayrettin. Allah gelin demiş gitmişler. Şehit gelmişler şehit gitmişler. Zaten adı konmuş gelmişler. Vakti gelince Allah şehadet makamına çağırmış. Çünkü büyük bir mekan şehadet makamı. Büyük bir yer. Yani oranın da mutlaka dolması gerekiyor. Allah oraya da bu güzelleri tek tek çağırıyor. Allah bizleri de çağırsın inşaAllah. Evet, tebrik ediyoruz şehadetlerini. Allah makbul etsin, kabul etsin. Annelerini babalarını da tebrik ediyoruz şehit annesi babası oldukları için, o asaleti paylaştıkları için. Allah nuru ile sarsın. Onlara uzun ömür versin.

 

(Dün Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Adalet Yürüyüşü’nde İstanbul’a ulaştı. Ve İstanbul’da büyük bir miting yaptı. Bugüne kadar CHP’nin yaptığı en kalabalık miting deniliyor. İstanbul Valisi’nin görevlendirdiği on beş bin polis güvenliği sağladı.)

İşte Sayın Kılıçdaroğlu iş yapmıyor falan diyorlardı. Yaptı işte. Gayet iyi dikkat çekti. Bundan sonra kimse bir daha bir şey yapmıyor demesin. Kılıçdaroğlu’nu seviyoruz. Samimi insan. Hem de iyi bir spor oldu ona, yazın hakikaten çok yaramıştır.

 

Bugün 10 Temmuz Sevgi Bayramı, Her Yıl İnşaAllah Sevgi Bayramını Coşkuyla Kutlayacağız

Bütün milletimize kutlu ve hayırlı olsun. 10 Temmuz Sevgi Bayramı. Her yıl coşku ile kutlayacağız. Önümüzdeki yıllarda daha geniş kutlanacak. Şu an tabii daha dar alanda kutlanıyor ama bir dahaki yıl ve önümüzdeki yıllardan itibaren daha geniş alanlarda kutlanacak. 10 Temmuz Sevgi Bayramı. Tekrar milletimize hayırlı uğurlu ve kutlu olsun.

 

(Sayın Kılıçdaroğlu miting alanında on maddelik çağrıda bulundu. Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı çağrılar şöyle. “Darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması iktidar tarafından bilinçli olarak engellenmektedir. Bu siyasi ayak ortaya çıkarılmalıdır.”)

Şimdi öyle bir şey mümkün ama tabii ki iktidar kendini sağlama alarak, adamların çirkeflik yapmasını engelleyerek, onların etrafını kilitleyerek ilerlemesi lazım. Yani birdenbire ortaya çıkıldığında bu adamlar can havli ile hükümete karşı atağa geçebilirler. Ve dolayısıyla pislik ahlaksızlık yapabilirler. Onun için hükümetin tabii ki akılcı hareket etmesi gerekiyor. Her şeyin bir sırası var. Nitekim daha hala operasyonlar devam ediyor. Bu mümkün böyle adamlar ben de tahmin ediyorum. Bazı kişiler var aklımda ama bunların muazzam çevresi var. Bir kısmının ne bileyim geniş imkanları var. Mesela basın yayın gibi mi diyelim efendim ona benzer mi diyelim? İmkanları olan şahıslar. Cazgırlık yapmamaları için temkinli, akılcı; çevrelerini de hesaba katarak, ön kollarını kırarak ilerlenmesi lazım. O konuda hükümeti sıkıştırmak doğru olmaz. Yani hükümetin bir bildiği vardır, benim kanaatim.

 

(“İktidar tarafından 15 Temmuz darbe girişimi fırsat bilinerek OHAL ilan edilmiş ve 20 Temmuz saray darbesi yapılmıştır. OHAL kaldırılmalıdır.”)

Şimdi OHAL; darbe yapılmış Türkiye mühim bir dönemeçten geçiyor. Büyük bir çete İngiliz derin devleti çetesi hükümeti, devleti, milleti ele geçirmeye kalkmış. OHAL olmasından daha doğal ne olabilir? OHAL’siz de idare edebilir hükümet. Ama OHAL ile daha akıcı daha kolay olur. Dolayısıyla OHAL’in gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu fevkaladelikten dolayı. Ama OHAL’in meydana getirdiği rahatsızlıklar tamir edilebilir. Onları söyleyebilir. Sayın Kılıçdaroğlu yoksa gerektiği açık.

 

(“Sırf hükümete muhalif görüldüğü için bütün haklarından yoksun kılınan akademisyenler ve tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.”)

Hayır öyle bir şey yok. Olur mu? Adamlar alenen suç işlediğine dair iddialarla dolular. Adam paralel yapı ile bağlantılı farz edelim. Örnek olarak veriyorum hayali vaka. ByLock kullanmış. Yirmi-otuz kere görüşmüş. FETÖ’cülerle bağlantıya geçmiş. Birçok şeyi ayarlamış, düzenlemiş şu bu falan. Suç savcılığın iddiasına göre oluşmuş. Bunun kararını mahkeme verecek. O zaman “şu suç işlemez.” Ben mesela biliyorum etrafımda insanlardan görüyorum. Adam mesela ByLock kullanmış bilmem ne, helal olsun hükümete elinden geleni yapsın. Savcılık, mahkeme ne gerekiyorsa yapsın. Bir açıklaması yok. “Merak ettim de girdim.” Başka merak edilecek şey bulamıyor musun ByLock’tan başka? Niye başka siteleri merak etmiyorsun da ByLock’u merak ediyorsun? Böyle şey olmaz. Dolayısıyla adamlar suç işlemedi dememiz için mahkemenin delilleriyle açıklayarak mahkeme kararını açıklaması gerekir. O zaman herkes masum olur. Yani belirli kişiler masum ise herkes masum. Belirli kişilerin masumluğu iddia ediliyorsa delillerini söylesinler hukuka kanuna uygunsa yayınlayalım. Sonuna kadar savunacağım söz bir Allah bir. Delili varsa. Kanuna hukuka da uygunsa onu savunmak, savunacağım. Ama şuna dokunma buna dokun böyle olmaz. Yani suç işleyenin ayrıcalığı olmaz. Varsa gereği yapılır. Ama diyorum bak adaletsiz bir şey görüyorlarsa söylesinler. Gürül gürül buradan söyleyeceğim söz veriyorum. Allah adına da yemin ediyorum. Yani açık açık söyleyeceğim gerçekten adaletsiz bir durum varsa kanuna hukuka uygunsa bunun açıklaması açıklayacağım.

 

(“OHAL koşullarında yapılan anayasa değişikliği yani referandum gayrimeşrudur.”)

Yani olağanüstü bir ortam varsa OHAL içerisinde referandum yapılıyor. Peki referandumun OHAL dışında yapıldığını düşünelim. Neyi değiştirecek bu? Daha güvenlik tedbirleri az olmuş olacak. Yani OHAL’in referanduma olumlu bir etkisi yok ki. Referanduma olumsuz etkisi olur OHAL’in. Olumlu etkisi olmaz. Buna rağmen bir galibiyet varsa, bir kabul varsa ona saygı duymak lazım.  O zaman demokrasinin kuralları değişir. Yani çoğunluğun dediği olduğuna göre onu kabul edeceğiz. Bir de anayasa değişikliğinde bizi rahatsız eden bir şey varsa yine getirsinler gündeme hakikaten samimi olarak söylüyorlarsa, vatan millet, aleyhine görüyorlarsa söz bir Allah bir ben buradan açıklayacağım.  Kanun hukuka uygun bir konumdaysa açıklayacağım.

 

(Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca FETÖ soruşturması kapsamında Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarda altısı aktif görevde olan kırk üç kişi hakkında gözaltı kararı verildi.)

Evet devlet kendini savunuyor, titiz de davranıyorlar. Bak samimi söylüyorum en yakınım olsun gözünün yaşına bakmam. Gitsin yatsın. Hakikaten hiç acımam yani. Çünkü devlete millete kasteden bir çeteye birisi destek verdiyse yatsın yatabildiği kadar.

 

İmanı Güçlü Allah'ı Çok Seven Bir İnsan Mutsuz Olmaz. İman Zaafiyeti Oluştuğunda Mutsuzluk Olur, Neşe Kaçar, Sıkıntı İçinde Yaşar   

Eğer imanı güçlü ise Allah’ı çok seviyorsa mutsuz olması mümkün değil. Ama iman zafiyeti olduğunda -hatta dindar bazı insanlarda bile iman zafiyeti olur- iman gafletine düştüğünde mutsuz olur, neşesi kaçar. Sıkıntı içinde yaşar. Onun bir süre sonra geçeceğini bekler. Halbuki öyle bir şey olduğunda hemen alarm haline geçip şeytanın ona oyun oynadığını bilip şiddetli bir atakla onu hemen püskürtmesi lazım o hali. Ama birçok insan o hali muhafaza edip bekliyor.  Günlerce, haftalarca, aylarca öyle hasta yaşıyor. Çok büyük hata o. Şeytan atağa geçtiğinde mümin fark ettiğinde derhal şiddetli karşı atakla onu ezmesi lazım. Hemen silkelenip o bataktan çıkması gerekir.

 

(“İslamiyet’in dışındaki dinler gerçek midir?” sorusuna cevap)

Musevilik gerçektir tabii. Yaklaşık dört bin yıllık bir din. Hak din Hz. Musa (as)’nın getirdiği din. Hz. İsa (as)’nın getirdiği din de iki bin yıllık, gerçektir ama bazı değişiklilere uğramıştır. İsa Mesih diyor ki mesela “Siz Allah’ın oğullarısınız. Ben de Allah’ın oğluyum” diyor. “O bizim Babamız” diyor Allah için. Sevgi ifadesi ile söylüyor. Adam bunu duyunca ne diyor? “Baba, oğul, kutsal ruh. Üç tane Allah var” diyor. Baba, oğul, kutsal ruh. Bir başkası da “Meryem” diyor. Kardeşim orada belli ki bir benzetme yapıyor. Allah’ı sevmesi için insanların, “Babamız” diyor. “Yüce Babamız.” Güzel bir ifade Allah’ı sevmek için. Sevgi ifadesi. O gerçek organik baba anlamında demiyor onu İsa Mesih. Tevrat’ta geçiyor bu var. Yani “Babanız” diyor Allah, baba diye geçiyor Allah. Sevgi ifadesi, kolay Allah’ı sevsinler, anlasınlar diye. Mesela Musevilere de “siz Allah’ın oğullarısınız” diyor. Sevgi ifadesi ile bu söylenmiş sözler. Gerçek oğul anlamında değil. Müteşabih anlamı ile olur ama gerçek anlamı ile küfür olur. Bu değişiklik var Hristiyanlıkta. Ama benim görüştüğüm Hristiyanlar diyorlar “biz tabii ki bunun gerçek bir babalık, gerçek bir oğulluk anlamında değil müteşabih olduğunu biz de biliyoruz” diyor. O zaman bir mahsuru yok. Dolayısıyla İsevilik de Muhammedi olmak şartı ile yani Peygamberimiz (sav)’in doğru, dürüst bir peygamber olduğunu kabul edilmesi şartı ile geçerlidir. Musevilik de Hristiyanlık da her ikisi de hak dindir. Tek şartı La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah, Musa Reslullah, İsa Resulullah diyecekler bu kadar. Onun dışında kendi dinlerine tabi olabilirler bu kadar.

 

En Çok Savaşın Müslüman Ülkelerde Olmasının Sebebi Bağnazlık, Bağnazlıkta Farklı Düşünen Düşman ve Katli Vacip Görülüyor

Gelenekçi Ortodoks sistemde bir Sünni’nin bir Şii’yi öldürmesi sevap oluyor. Kendi kafalarına göre, hurafelerine göre. Vahabi zaten dinsiz imansız oluyor zaten onu da öldürmesi caiz oluyor. Ve bütün Alevi mezhepler tamamı ayrıca Sünni mezhep içerisinde olup da kendi kafalarına uygun olmayanlar tamamının katli vacip oluyor. Yani mesela IŞİD ve El Kaide’ye göre IŞİD’e göre Nakşibendi battı mahvoldu. Yani kafir. Katli vacip. Kadiri katli vacip. Bak Sünni bunlar. Ama katli vacip onların kafasına göre. Gelenekçi Ortodoks sistem dehşet verici bir kafadır. Dehşet verici bir mantığı vardır. Çok bozuk bir mantıktır. Kuran Müslümanlığı İslam anlayışının en doğru uygulanmasıdır. Yani sahabenin yaptığı gibi yapılması lazım. Kuran Müslümanlığı olduğunda Vahabi de, Sünni de, Şii de hepsi can kardeşi olurlar. Dolayısıyla bir oyun oynadı şeytan bize Müslümanları Vahabi, Sünni, Şii diye ayırdı. Ve İslam alemini böyle mahvediyor. Müslümanların böyle fırkalara ayrılacağını Allah Kuran’da belirtiyor. Ve “onlardan hesap soracağım” diyor. “İslam’ı böyle fırkalara ayıranlardan hesap soracağım” diyor Allah. “Dinimiz tek bir” diyor Allah. “Dininizi bölmeyin” diyor bölmüş adamlar. Ama bu düzelecek tabii bunu beklerlerse görecekler. Mehdiyet devrinde kökten düzelecek.

 

Ağaçların Üzerine Tabela Asılması, Dibine Deterjanlı Su Dökülmesi vs Tamamen Yasak Olmalı

Tarihi ağaçlar da korunmuyor. Adam mıh çakıyor. Satılık ilanı çakıyor bin yıllık ağaca. Kimse de bir şey demiyor. Yirmi ikilik çiviyle çakıyor. “Usulüyle badana yapılır” diyor. Adam onu çakmış. Kiralık ev istiyorsanız diyor, onu çakmış çiviyle ağaca. Ağacın dibine deterjanlı su döküyor adam. Nerede pis bir şey varsa, kimyasal, zararlı bir şey varsa ağacın dibine döküyor. Kimsenin de bir şey dediği yok. Halbuki bu ciddi şekilde kanunla korunması gereken bir mesele. Ağaçların korunması, tarihi eserlerin korunması cezai yaptırımlar gerektiren meseleler. Ağacın dibine kimyasal madde dökmek suç olsun. Ağaca çivi çakmak suç olsun. Bunlar en kısa zamanda Kültür Bakanlığı tarafından uygulanabilir. İçişleri Bakanlığı tarafından uygulanabilir. Kanunla yerine getirilsin.

 

Hediye Verirken İnsanı Mahcup Etmek Çok Çirkin Bir Davranıştır. Her Zaman Onore Edici Olmak Gerekir  

Düğünlerde neden takı takılır? Güzel ahlakın bir gereği olarak. O sevdiğin insanlara yardımcı olmak, onların mutlu olmasını sağlamak. Onlara maddi bir katkı olsun, güç sağlasın diye takı takılıyor. Ama tabii o biraz mahcup edecek tarzda oluyor. Gençleri oturtuyorlar. İğneyle paralar takılıyor üstüne. Damada da geline de. Bağıra bağıra söyleniyor. Şunu şu verdi, şunu şu verdi. Garip bir konum oluyor. Çocukları mahcup edecek bir görüntü oluyor. Aslan gibi delikanlı. Aslan gibi delikanlı kız. Şimdi dayısı şunu verdi. Amcası bunu verdi. Bunun şamatası yapılmaz. Gidildiğinde orada masaya bırakırsın. Kutu içinde bırakılır. O da der “Niye zahmet ettiniz? Teşekkür ederim” der. Bu şekildedir. Klasik hediye verme yöntemi vardır. Ama milletin karşısına oturtturup böyle iğneleyerek, paraları üzerine dizerek yani dolarlar, marklar, eurolar bütün her tarafı para oluyor. Altınlar her tarafından sarkıyor. Para müzesi gibi, altın müzesi gibi garip bir görüntü oluyor. Canlı manken gibi onlar da orada duruyor. Böyle aslan gibi delikanlıları, kızları mahcup etmenin bir alemi yok. Bunun bir düzenlenmesi lazım. Bir akıllı bir güzel bir yol bulmuş ama kırk akıllı onu çıkaramıyor benim gördüğüm. Düzenlenmesinde fayda var. Böyle olmaz. Mahcup ederek olmaz.

 

Kumda Elele Koşmak, Yağmurda Yürümek Filmlerde Müthiş Olaylar Gibi Gösterildiği İçin Sevgi Alameti Sanılıyor

Filmlerden etkileniyorlar. Yağmur altında bir insan ne olur? Hastalanır. Kafası ıslanacak. Rüzgar, yağmur. Bir anlamı yok. Ama yabancı filmlerde bunlar muazzam olaylar olarak gösterildiği için. İşte kumsalda el ele koşmalar. Ağacın çevresinde dönmeler. Böyle klasik hareketler. Güzel bir sevgi gösterisi olarak biliniyor. Halbuki sevgi kalpte ve derinlerde olan bir duygudur. Gözle ifade edilir. O ses tonuna yansır. İnsanın elektriğine yansır. Her yerden anlaşılır. Ama yağmurda koşmak kolay bir şey değil. O kız arkadaşı belki onun hoşnut olduğunu düşünerek yapıyor. O da onun hoşnut olduğunu düşünerek yapıyor. İki taraf da boş yere eziyet çekmiş oluyorlar. Halbuki itiraf etseler “Bu işte bir anlam yok. Biz bu işi yapmayalım” deseler olur.

 

Bağnazlığa Karşı Ama Kuran Müslümanlığını Seven Bir Nesil Yetişiyor, Bu Çok Güzel Bir Nimet Oldu

Türk gençliği özellikle son yıllarda çok şuurlu. Politik tahlilleri samimi oluyor. Vicdanları güzel. Bir de güzelleşti Türk gençliği. O da benim çok hoşuma gidiyor. Yani genç kızlar daha güzelleştiler. Boy olarak da daha uzun. Daha sağlıklı. Daha fizikleri düzgün hale geldi. Delikanlılar da aslan gibiler ve vicdanlılar. Mesela bu 15 Temmuz’da da gördük. Hep kabadayılarla doldu İstanbul sokakları. Çok fazla kabadayı yetiştirdik maşaAllah. Şehadetin önemini bilen, Müslümanlığı içinde derin yaşayan, yobazlığa karşı ama gerçek Müslümanlığı savunan modern Müslümanlar gelişti. Her yer modern Müslümanlarla doldu. Hakikaten bağnazlık kalmadı. Yapılan anketlerde bağnaz gelenekçi Ortodoks Müslüman pek görülmüyor artık. Gittikçe eriyorlar yaptığımız programlarla. Son gösterdiğimiz filmlerle özellikle. Ciddi şekilde erozyona uğradılar. Ama buna karşılık modern İslam anlayışı, Kuran Müslümanlığı çığ gibi yayılıyor maşaAllah.

 

(“Ülkemizdeki kaçak işçilere nasıl çözüm bulabiliriz?” sorusuna cevap)

Kaçak işçileri legal hale getirmek lazım. Geldiyse ihtiyacı var demektir. Kardeşimiz demektir. Genellikle yakın ülkelerden geliyorlar. Ermenistan başta olmak üzere çeşitli ülkelerden zor durumda oldukları için fakir olan kardeşlerimiz geliyorlar. Onlar zaten bizim kendi evlatlarımız. Kendi kardeşlerimiz. Legal hale getirecek tedbirleri devlet alabilir. O zaman o kelimeye gerek kalmaz.

 

Türkiye'de Çok Uzun Zamandır İman Hakikatleriye Derin İmana Yönelik Bir Eğitim Verilmiyor, Sadece İslam Tarihi veya Şekil Öğretiliyor

Türkiye’de çok uzun yıllardan beri, yaklaşık yüz elli yıldan beri bir dini eğitim yok. Darwinist eğitim oldu. Onun sonucunda nesilde manevi bir çökme meydana geldi. Yani psikolojik bir çöküntüyle de kendini gösterdi bu. Mutsuz insanlar gelişti. Devletin de elinde başka imkan yok. Ancak legal olarak İmam Hatiplerle gençleri dindar yetiştirme imkanları var. İmam Hatipler de aslında işin doğrusu o kadar dindar da yetiştiremiyor gençleri yani. Çünkü resmi bir anlatım. Soğuk bir anlatım var. Allah sevgisi, Allah korkusu pek anlatılmıyor. Teknik konular anlatılıyor. Bedir Harbi nerede oldu? Uhud Harbi nasıl oldu? Sure ezberletiliyor. Arapça öğretiliyor. Yani böyle iman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatılmıyor. Derin imana yönelik bir çalışma yok. Ama hükümetin elinde de başka bir güç yok. Bu şekilde dindar gençler yetiştirebileceklerini düşünüyorlar. Okulları da cazip yerlerde yapıp, teşviki biraz daha artırmayı düşünüyorlar benim kanaatim. Çünkü İmam Hatip deyince birçok genç “aman ne işim var?” mantığında olabiliyor. Yani “İmam olup da ne yapacaksın? Ölü mü yıkayacaksın? Mezarda dua mı okuyacaksın?” Böyle alaycı münasebetsiz izahlarla karşılaşıyorlar. Onun için hükümet her halükarda teşvik etmek istiyor olabilir iyi niyetle. Zaten İmam Hatip mezunları, İmam Hatip olarak pek görev yapmıyorlar. Ne yapıyorlar daha çok? Mühendis oluyorlar. Doktor oluyorlar. Siyasetçi oluyorlar. Vahim bir şey değil yani. Yanlış olan bir şey yok. Olsa dikkatimizi çekerdi.

 

Sağlıklı Dinamik Güçlü Nesil Yetişmesi İçin Bilinçlendirme Programları Olsun, Ne Kadar Mineral Vitamin Alınmalı, Nasıl Beslenmeli Anlatılsın

İlacı haşa Allah gibi görüyor insanlar. Yani böyle her şeyi tedavi eder her şeyi, öyle bir şey yok. İlaç insanı birçok yerde sakatlar. Birçok vakada da hasta eder. Mesela antibiyotik kullanıyor, böbreklerini hastalandırıyor. Ağır böbrek hasarı meydana getirir. Ağır karaciğer hasarı meydana getirir. Bir de Allah esirgesin mesela akciğer enfeksiyonunda yoğun olarak antibiyotik kullanıyor. Akciğerde bu sefer mantar gelişiyor. Mantar daha facia bir şey. Yani mikroptan daha tehlikeli. Onun tedavisi daha güç. Dolayısıyla öyle dümdüz bir mantıkla hareket etmek doğru değil. Bir enfeksiyon varsa mikrobun türünü tespit etmek lazım. Yani bio-kültür yaptırarak o mikrobun hangi antibiyotiklere hassas olduğu tespit edilmesi lazım. Ondan sonra antibiyotiğin kullanılması etkileyici olur. Yoksa gözü kapalı “getirin şunu alayım” olmaz. Psikolojik sıkıntı içinde oluyor. Mesela kendi kafasına göre “ver bana bir ilaç” diyor alıyor. Öyle o da olmaz. Doktora danışmak en önemlisi. Doktora danışarak hareket etmek lazım. Ama bazen doktorlar da yağmur gibi ilaç yağdırıyor. Bir reçete baştan sona kadar destan gibi oluyor. Mesela adamın farz edelim dişi ağrıyor. Dişi için antibiyotik. Ağrısı için antibiyotik. Ağrısının midesindeki rahatsızlığı engellemek için ilaç. O ilacın etkisini hafifletmek için başka bir ilaç. Karmakarışık adam çorbaya dönüyor. Bu sefer de zehirleniyor. Yani daha uzmanlaşma tıpta daha derinleşme ve doktorların birbirlerine tecrübelerinin aktardığı bir sistem internet üzerinden kurulması lazım. Mesela doktor diyecek ki “Ben şu ilaçları kullandım. Adama şu zarar verdi” diyecek. O da diyecek ki “Ben şu ilaçları kullandım o da şuna zarar verdi. Ama şu ilacı kullandığımda çok faydalı oldu” diyecek. Öyle binlerce, on binlerce, milyonlarca hastanın şifa sonuçlarını hangi ilacı kullandığında, nasıl tedavi ettiğinde, nasıl netice aldığını yazarlarsa onların ortalamaları da bir yerde toparlanır ve doktorlar o ortalamadan istifade edip hastaları tedavi ederler. Yani çünkü yaygın bir tecrübe olmuş oluyor. Her birinin tecrübesi ayrı hiçbiri birbirinin tecrübesinden istifade edemiyor. Bunu internet ortamına getirmedikleri için. Mesela bir profesörün on bin hastalık tecrübesi var. Yani senin on bin hastalık tecrübeni öbürünün on bin hastalık tecrübesi ile birleştirirsek yirmi bin hastalık tecrübesi olmuş oluyor.

 

Bir İnsana Sevgin O Kişiye Gösterdiğin Özenden Anlaşılır. Bir Genç Kızı Seven Onun İffetine Asaletine Onuruna Söz Getirtmeyecek

Çiçek alarak kızları etkileyebilir misin? Tabii ki genç kızlar çiçekten etkilenirler. Severler çiçeği. Hoşnut olurlar. Ama yani sığır gibi bir adam elinde çiçek ile gelirse o kız o çiçekten de korkar. O kişiden de korkar. Yani o kişinin en iyisi o çiçeği bir yere bırakıp çekip gitmesi. Yani o genç kız onu görmeden o çiçeği görürse o çiçeği sever. Ama adam sığır gibiyse o çiçek o sığırı kurtarmaz. Onun için genç kızları sevenlerin bir kere genç kızları koruma duygusu çok güçlü olacak. Yani onun sağlığını, sıhhatini, iffetini, akıl sağlığını, ruh sağlığını, beden sağlığını, neşesini, sevincini, sağlıklı yaşamasını sağlayacak bir mantık, fikir ve eylem içinde olması lazım. O zaman sevdiği anlaşılır. Mesela kediyi bile adam diyor ki “çok seviyorum kediyi” diyor. E seviyorsun hayvanın sen temizliğine dikkat ediyor musun? Yok. Yiyeceğine dikkat ediyor musun? Yok. Sokağa bırakıyorsun vahşi kedilerin önüne.  Neyini seviyorsun sen o zaman? Onun için bir genç kızı da seven önce onun iffetine, namusuna, dinine, imanına, mukaddesatına zarar getirmeyecek. Sağlına sıhhatine huzuruna dikkat edecek. O bir çiçek gibi. Çiçeği korur kollar gibi özen gösterirsen, o çiçeğin güzelliğini Allah sana gösterir.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254068/sayin-adnan-oktarin-10-temmuzhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254068/sayin-adnan-oktarin-10-temmuzhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170710t_10.jpgSun, 30 Jul 2017 18:17:26 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 9 Temmuz 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 9 Temmuz 2017

 

(Bitlis’in Tatvan-Hizan karayoluna PKK’lı teröristlerce tuzaklanan el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 2 askerimiz şehit oldu, 1 vatandaşımız yaralandı. Patlamanın ardından bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı. Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde PKK’lı teröristlerce iş makinelerini taşıyan konvoya düzenlenen saldırıda ise 4 kişi şehit oldu, 1 kişi yaralandı.)

İki kabadayıyı da tebrik ediyoruz. Allah şehadetlerini makbul etsin, kabul etsin. Allah annelerine babalarına uzun ömür sabr-ı cemil nasip etsin. Dünyaya zaten şehit olmaya gelmişler, görevlerini yapıp gitmişler. Buraya geliş amaçları şehadet, onun için geliyorlar, onun için yaratılmış. Görevini yapınca gider. Herkes gidecek ama onların gidişi sağlam gidiş, güzel bir gidiş, o yüzden imreniyoruz. Allah bütün ümmeti Muhammed’in imrendiği bu güzelliği bize de nasip etsin.

 

(Dün gece CNN TÜRK’te evrim konusu konuşuldu. Profesör Sinan Canan, Doç. Sultan Tarlacı evrimi anlatırken özellikle ‘rastlantısallık’ kelimesini kullanırken ödlerinin koptuğunu söylediler. Rastlantı kelimesinin yerine ‘biyolojik donanım kodlu bazı değişimler’ ifadesini ve ‘programlı rastlantı’ kelimelerini kullandı. Açıklamaları şöyle: “Bir canlı türünün yeni bir biyolojik özellik kazanmasının altında bildiğimiz kadarıyla şu yatıyor; bazı özellikler bunlar kesinlikle rastgele olmayan süreçlerle yani biyolojik donanıma kodlu bazı değişimlerle değişiyor. Biyolojik olarak değişim programlı rastlantısallıkla oluyor. Burada tehlikeli bir kelime kullandım; rastlantısal kelimesi. Programlı rastlantısalı özellikle kullanıyorum. Rastlantı derken ödümüz kopuyor çok tepki alıyor. Ben bunu dini hassasiyetlerle dinleyenler için şunu söyleyeyim; Allah’ın yarattığı evrende rastlantısal diye bir şey olamaz ne olursa olsun. Her zerre ilimle hareket ettiği için. Ne olmuşsa zaten bir emirle olmuştur. Bizim işimiz nasıl olduğunu anlamaya çalışmak” dedi.)

Güzel. Demek ki şuursuz bir olay yok. Her şeyi bir üstün, güçlü, her şeye hakim Allah yaratıyor. Nezaketiyle onu anlatmışlar. Güzel. Demek ki faydalı oluyoruz. ‘Programlı rastlantısallık’ diyor öyle mi? Şimdi, programlı demek ne demek? “Bir güç bir program yapmış” diyor. O zaman rastlantı lafını kaldır koç yiğit. Programlıysa planlayan var demektir. Yani “Allah yarattı” diyorsunuz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan G 20’de bir gazetecinin, Türkiye’de düşünce suçundan hapiste olan gazetecileri sorması üzerine şunları söyledi: “Ben şiir okuduğum için cezaevine girmiş bir kişiyim. Fikir özgürlüğünü gayet iyi bilirim. Ama siz benim şiir okuduğum için hapse girdiğimi bilmiyorsunuz. Bilseydiniz bu soruyu bana sormazdınız. Fikir özgürlüğü konusunda hassasım. Şunu da özellikle bilmenizi istiyorum. Bir basın mensubu olarak tanıdıklarınızın büyük çoğunluğu teröre yardım ve yataklık eden kişilerdir.”)

Güzel konuşmuş. Tayyip Hocam yaman delikanlı, aklı başında. Türkiye’nin dik başlı olmasını sağlıyor, iyi gidiyor. Ama kaliteye önem versin Tayyip Hocam. Kalite çok önemli, en hayati konu odur dünyada, kalitedir. Türkiye’nin kaliteye ihtiyacı var. O konunun üstüne gitsin, mutlaka bir bakanlık oluşturulsun. Kalite sanat bakanlığı çok etkileyici olur, gelişir devamı gelir. O bir adını koysun bu işin arkası gelecek.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin G 20 zirvesinde bir saat süren ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Zirvede Putin’in Erdoğan’a hitaben söylediği “Sayın Cumhurbaşkanı, büyük ölçüde sizin duruşunuz sayesinde Suriye’deki durumu iyiye doğru değiştirmek mümkün oldu. Bu süre içinde terörist oluşumlara büyük darbe indirildi ve çözüm süreci ciddi biçimde ilerledi” sözleri damga vurdu. Putin ayrıca “Sizin ve tüm meslektaşlarınızın duruşunu, müzakere sürecindeki tüm partnerlerimizin duruşunu takdir ediyoruz” dedi.)

Önce Türkiye’yi başka türlü yola çekmek istediler. Tayyip Hoca oyunu anladı, doğrudan Suriye’nin bütünlüğünü savunan, karşı tarafın oyununu bozan bir politika izledi. Ondan sonra zaten adamlar delirdiler. Ondan sonra darbeyle falan devirmeye kalktılar. Çünkü dayatma yaptı onlar. Tayip Hoca bunları idare etmek için dedi ki, “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım” dedi. İşte “Çözüm sürecine de taraftarım” falan gibi konuştu bunları bir süre idare etti. Ama bunlar böyle azgınlaşmaya başlayınca Tayyip Hoca direkt tavrını koydu. Tavrını ortaya koyunca İngiliz derin devletinin klasik yöntemidir, laf-söz dinlemediğini anladıklarında ya suikast yaparlar ya darbe yaparlar. Acemice ve ahmakça bir darbe yaptılar, ellerine yüzlerine bulaştırıp rezil kepaze oldular. Tayyip Hocam’ın konumunu daha sağlama almasını sağladılar. Kendi oyunlarına kendileri düştü aslında. Şu an çaresizlik içinde kıvranıyorlar. Millet desteği de var. Ama aslında en çok şaşırdıkları; her şey başarısız oluyor, ne yapsalar başarısız oluyor. Bunun nedeni Mehdiyet’in bereketidir. Yaptıklarında normalde netice almaları gerekir. Bütün Ortadoğu ülkelerinde bu tip bir teknik uygulandığında hemen netice alıyorlar. Ama burada Mehdiyet’i bunlar hesap edemedi. Veyahut hesap etse de durduramadılar. Adamlarını ortaya çıkardılar “Mehdi yok, Mehdi gelmeyecek” şu bu falan ama Mehdiyet daha da gelişti o zaman. Şu an Mehdiyet’in peş peşe harikalarını görüyor insanlar. Ha şimdi biz bunu anlatmıyoruz ayrı, ama zamanı gelince anlatacağız. Darbede olan harikalar nelerdi, diğer olaylarda meydana gelen harikalar nelerdi insanlar buna müthiş hayretle bakacaklar ve çok şaşıracaklar.

 

Külliye'de Müzik Resitalleri Düzenlenmesi, Opera, Tiyatro Etkinlikleri Olması Çok Güzel Olur. Sanata Önem Vermek Hayati Bir Konudur

Osmanlı sultanlarından birçoğu operaya gidiyordu Abdülaziz başta olmak üzere. Sanat ve sanat etkinliklerine katılmak çok hayati. Tayyip Hocam kendisi dahi bu işlere katılabilir. Mesela küçük bir modern resim çalışması yapabilir, operaya gidebilir veyahut kendi evinde yahut işte saraya da gelirler külliyeye orada küçük bir müzik resitali olabilir yahut ona benzer bir şeyler olabilir. Çok yakışır, Avrupai bir görünüm verir. Doğru söylüyor. Tayyip Hocam’ı zaten sık sık uyarıyoruz hatırlatıyorum yani sanata önem vermesini, kaliteye önem vermesini. Baleyi belki bu gelenekçi Ortodoks kesim tepkiyle karşılayabilir ama onun da bir çözümü bulunabilir. Tayyip Hoca tabii dengeye de dikkat ediyor. Çünkü gelenekçi Ortodoks kesimi iyi dengede tutuyor. Onları himaye de etmiş oluyor. Onları pek üzmek de istemiyor benim gördüğüm. Tam ayarında hareket etmek istiyor. Fakat operanın hiçbir mahsuru yok, opera olur. Baleye de, balerinleri çağırıp tebrik edebilir. İlla bale gösterisi izlemesi şart değil. Mesela balerin hanımları çağırıp onlara sevgisini saygısını takdirini belirtebilir, onları teşvik edebilir, onlara sağlayacağı imkanları söyleyebilir. Bu tip şeyler olabilir.

 

(Hürriyet yazarı Mehmet Özdoğan Demet Akalın’ın Suriyelilere “evinize dönün” çağrısına cevaben şunları yazdı: “Dönmeyecekler. Çünkü şu an tam olarak o rahatsız olduğunuz Suriyeli evine nasıl döneceğini bilmiyor. Evi bıraktığı yerde mi ondan da bihaber. Burada kalmak onların seçimi değil. Yemeklerini yiyeceksiniz, sofralarına oturacaksınız, birlikte şarkılar söyleyeceksiniz. Sonra birisi çıkacak ‘sen değil miydin Suriyeliler evine dönsün yazan’ diyecek seneler sonra. Ve çok gecikmiş bir özür dileyeceksiniz büyük ihtimalle. Belki de bunun için 14 sene beklemenize gerek yoktur Demet Hanım” diye yazmış.)

Doğru söylüyor iyi güzel söylemiş. Sevginin insanları insanlara merhamet eder. Suriyelilere merhamet etmemek çok korkunç. “Evine dön” diyor. Evine dönmesi için yol gerekiyor, evine dönmesi için ışık gerekiyor. Evine dönmesi için evi olması gerekiyor. Evi dümdüz olmuş, yollar harabeye dönmüş, yol kalmamış, ışık kalmamış, su kalmamış “git evine ne yapıyorsan yap” diyorsun. Bu vicdanın kabul edeceği bir şey değil. Ben böyle insanların ileride utançla bu sözlerini hatırlayacaklarını defalarca söyledim. Bu yazar arkadaş da bu ifadeyi aynısıyla tekrarlamış. Demek ki çok güzel etkimiz oluyor. Daha yeni söyledim çünkü bu konuyu.

 

Kadın Haklarının Korunması Tek Başına Adli Tedbirlerle Mümkün Olmuyor. En Güzel Çözüm Kadına Saygı ve Sevgi Ruhunun Güçlendirilmesidir  

En güzel çözüm kadına sevginin saygının yüceltilmesidir. Kadın sevgisi Allah sevgisinden bağımsız olmaz. Allah’ı coşkuyla seven bir insan Allah’ın en mükemmel tecellisi olan kadına müthiş değer verir ve saygı duyar. Bir kere kadını korumayı bütün toplumun yapması lazım. Yani adam eylemini yapamaması lazım. Ceza ne zaman geliyor? Eylem yapıldıktan sonra. Eylem yapıldıktan sonra cezayı versen ne olur cezayı vermesen ne olur? Ama adam yapıyor yani. Ceza da eylemi durdurmuyor. Mesela kadın öldürüyor şehit ediyor kadını, cezası ne? Müebbet. Adam ne yapıyor? Çekip vurup öldürüyor. İstediğin kadar ceza ver. Diyorlar ki ceza müebbedini hücre hapsine çevirelim.” Adamı istersen bir metrelik yerde tut sen yapıyor yani. İnsanların kadınlara karşı sevgisini saygısını en yüksek noktaya getirmek için derin Allah sevgisini, derin Allah korkusunu insanların kalbine nakşetmek lazım. Bunun için de iman hakikatleri, Kuran mucizelerinin anlatılması lazım. İnsanların imanının derinleştirilmesi lazım. Özetle Mehdiyet gerekir. Mehdiyet’in olduğu ortamda kadınları kimse öldüremez, dövemez, sövemez ve ezemez. Kadın kutsal bir varlıktır. O kutsal yerini Mehdiyet döneminde alacaktır. Dolayısıyla şu an mesela otobüslerde hanımlara saldıranlar oluyor, dövmeye kalkan oluyor falan. Seyrediyorlar biz görüyoruz filmde, orada kamerayla tespit edilmiş oluyor görüntüler. Halkın epey bir bölümü seyrediyor. Halbuki öyle bir şeyde -daha önce de söyledim- arabanın karakola çekilmesi gerekir kapıların kapatılıp. Adama dersin “yolu şaşırdım yolu bulmaya çalışıyorum” dersin. 155 arabasının yanına da götürebilirsin. Mesela en yakın nerede polis arabası sorarsın, şurada, tamam oraya götürürsün. 155’in olduğu yere indirirsin, hanımı ayrı birisi korur ve adamı yaptığına yapacağına yüz bin kere pişman etmek lazım. Oradaki diğer minibüslerin de olay yerine gelmesi lazım, onlar da inecek. Oradaki müşteriler de inecekler. Adamı ayıplayacaklar, hanımı koruyacaklar. Bunu yaptığımızda bu tip olaylar mümkün değil bir daha olmaz. Cezanın bin misli daha etkili olur. Ama hanım kardeşimizin tabii canı yangın, haklı. Ama çözüm böyle olursa daha güzel olur.

 

(Yine Hürriyet Gazetesi’nden Deniz Sipahi de Suriyelilerle ilgili olan nefret söylemini kınamış. Şöyle yazıyor: “Bir süredir bu nefret söylemi, suçlayıcı açıklamalar çok arttı. Gördünüz mü Sakarya’da yaşananları? Kriminal olaylar Suriyelilere özel mi? Sakarya’daki vahşeti nasıl açıklayacaksınız? Bu nefret söylemini yayanlar ne diyecekler çok merak ediyorum?”)

İşte bu olayla bunlar şok oldular korktular Allahualem. Bu suça dahil olmamak için tek tek ehli vicdan olanlar kendilerini göstermeye başladılar. Çok gecikmiş bir tepki. Aylarca yıllarca sustular daha yeni konuşuyorlar. Bunun olması için bir kadının şehit olması mı gerekiyordu? Ama geç de olsa düzelmiş olmaları, doğruyu görmüş olmaları, hayrı hakikati savunuyor olmaları güzel, tebrik ediyorum.

 

(“Adalet Yürüyüşü’nün asıl amacı nedir?” Sorusuna cevap)

Adalet Yürüyüşü’nün asıl amacı Kemal Kılıçdaroğlu Hocamız’ın bir şeyler yaptığını göstermiş olmasıdır. “Ben de boş değilim bir şeyler yapıyorum, dikkati üstüme çekiyorum, ben de diğer liderler gibi elimden geleni yapıyorum. Beni görevden almanıza gerek yok. Esaslı bir çalışma yaptım, tarihe geçecek bir çalışma yaptım, Gandi’yi geçtim, Gandi’den daha fazla yürüdüm.” Yani iyi niyetle yapmış. Adalet konusuna da hakikaten biraz daha dikkati çekmiş oluyor. Adalet daha da titizleşir böyle bir şeyde. Hiçbir şey yapmamasındansa o onu deşarj etmiş oluyor. Yani boşta durmak onu sıkmıştır germiştir. Konuşamamak onu bunaltmıştır. Konuşuyor ama bir şey olmuyor pek. En iyisi yürüyeyim dedi hem stres atmış oldu hem deşarj olmuş oluyor, hem dikkati çekmiş oluyor. Hem tarihi bir olay olmuş oluyor dikkat çekilmiş oluyor. Renk geliyor yani iyi güzel, bir şey yok. Türkiye renkleniyor. Tek faydası adaletin önemine biraz daha insanlar özen gösterirler o.

 

Bir Yerde Çocuk Varken Sanki Sıradan Bir Durum Varmış Gibi Davranılmaz. Herkesin O Çocuğa İltifat Etmesi, Sevgi Göstermesi Gerekir

Çocuk ne büyük nimet, çok güzel varlıklar. Ama hep ailelerin inhisarında oluyor. Yani çocukları biraz ailelerin diğer insanların da sevmesi için teşvik etmeleri lazım. Ama tabii çocuğu sevmede steril olmaya çok dikkat etmek gerekiyor. Canını yakmamak çok önemli. Hırpalamamak önemli. Ama en azından söz olarak, mesela mağazalarda falan iltifat etmeyi aileler sağlaması gerekir. Çok şeker oluyorlar. Ama ben görüyorum, insanlar utanıyorlar çocuklara iltifat etmekten aileleri rahatsız ederiz gibisinden temkinli yaklaşıyorlar, dikkatli yaklaşıyorlar. Dolayısıyla çocuklar hep yalnız kalıyorlar benim gördüğüm. Mağazalarda çocuklarla hiç ilgilenilmiyor. Dışarıda da çocuklarla ilgilenilmiyor. Aileler mesela babası kucağına alıp “benim oğlum çok güzel değil mi?” diye sorması lazım. O zaman ona çok iltifat eden olur. Teşvik olması lazım. Veyahut çocuğa oyuncak almak isteyen oluyordur, hediye almak isteyen olabilir onlar da çekiniyorlar. Biraz teşvik edilmesi lazım.

 

(“Sağlık çalışanlarına şiddet nasıl durdurulur?” Sorusuna cevap)

O çok anlattığım bir konu. Bir kere sağlık çalışanlarının en çok şiddete maruz kaldıkları yer acil servis oluyor. Acil serviste iki ayrı yerde bu değerli insanların sığınabilecekleri çelik kapılı beton sığınak olması lazım. Silahlı saldırı olabilir yahut odunla tahtayla saldıranlar, bıçaklı saldırı yapanlar oluyor. Çelik kapıyla bağlantıyı tamamen kesecek bir sistem oluşturulursa, etrafı da yine çelikle korunmuş yahut betonla korunmuş, polis gelinceye kadar onlar orada kalabilirler. Ayrıca güvenlik elemanı değil de tecrübeli özel harekatçı bulunması lazım. En az iki özel harekatçı bulunsa iyi olur acil servislerde. Böyle tam donanımlı otomatik silahlı tabancalı özel harekatçı orada kenarda bir yerde bekleyebilir. Varlıkları o gelecek çakallara azgınlara ciddi caydırıcı etki yapacaktır. Yani varlığını bilmek bile etkiler. Ama hadi diyelim azgın bir güruhla karşılaştık, o zaman o hanımlar, doktor beyler o sığınaklara girebilirler. Kapıyı da kilitlerler. Orada da her türlü yiyecek, havalandırma şu bu falan hatta banyo ihtiyaçlarını bile karşılayacakları gibi bir durum olması lazım. Belki yarım saat, bir saat orada kalma mecburiyetleri olabilir bir muhasara olduğu için. Evet, böyle bir tedbir alınabilir.

 

(“Bu ülkede Anayasa Mahkemesi tarafsız mı?” sorusuna cevap)

Tabii şimdi olağanüstü şartlar var. Anayasa Mahkemesi tabii devletten yanadır. Dolayısıyla da hükümete karşı da bir tavrı olmaz yani devlet yanlısıdır. Ama benim gördüğüm alenen bir anormallik yapmıyorlar. Makul kararlar çıkıyor. FETÖ konusunda hükümet haklı. Hakikaten çok alçak, çok şerefsiz bir yapılanma. Yani hükümete herkes yardımcı olsun, bu FETÖ konusu Türkiye’den sökülüp-atılsın. Tayyip Hoca burada sonuna kadar haklı. Cumhuriyet Halk Partisi de, Sayın Kılıçdaroğlu da Tayyip Hoca’ya bu konuda yardımcı olsun. FETÖ konusunda hükümete yardımcı olsun. Çünkü karşımızda FETÖ yok İngiliz derin devleti var, FETÖ’yü kullanıyor. Bunlar avanakça ve ahmakça gitmişler İngiliz derin devletine yakayı kaptırmışlar. Yuları o boyunlarına dolamışlar. Adamların köpeği olmuşlar konu bu. Birçok akılsız da onların ByLock programına girmiş. İşte “merak ettim.” Kardeşim, başka merak edecek konu bulamıyor musun? Ne kadar akılsız insansın sen. ByLock’tan oradan buradan görüşme yapıyor. Tabii ki hükümet devlet mahkemeler yakana yapışacaktır. Her densizlik yapan hesabını verecek. Pardonu olmaz bu işin. “Merak ettim.” Merak edip hırsızlık yapacaksın, merak edip adam öldürüyor, merak edip soygun yapıyor, merak edip ByLock. Ben niye girmiyorum ByLock’a? Niye başkası girmiyor da sen giriyorsun?

 

Gençlerin Büyük Çoğunlu Bilinçli Ancak Üzerlerinde Çok Büyük Baskı Olduğu İçin Rahat, Dengeli Yaşayamıyorlar

Gençler bilinçsiz değiller aslında çok bilinçliler de adeta sarhoş oluyorlar yani öyle bir baskı ortamındalar ki bütün dünyada akıl almaz bir baskı var. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Genç kızlar bilhassa o baskıdan sarhoş gibiler. Gelecek korkusu var mesela hepsinin bir evlenme baskısı altında olduğunu görüyorum. “Git kendine koca bul” diyorlar. Çocuk ne yapsın? Gidip bakkaldan peynir alır gibi alacak hali de yok. Öbür türlü “Yalnız kalacaksın” diyor çocuğu korkutuyor. De “Müslümanlar seni korur. Allah korur” de. Çocuk panikleşiyor bu sefer elin itine kopuğuna da razı oluyor. Herkese razı olacak hale geliyor. Adam ağzını, burnunu kırıyor yine sesini çıkartmıyor. Bu sefer bir kere ölecekken ömür boyu binlerce kere ölüyor. Adam bıçağın altına yatırıyor, dövüyor, sövüyor mahvoluyor. Mesela farz edelim 50 sene yaşayacaksa çocuk 15 sene yaşayabiliyor. Mahvediyorlar. Böyle olmaz bu sevgisizlik, bu şefkatsizlik kalkması lazım, kadınlara baskının kalkması lazım. Bir kere ahlaksızca ve alçakça bir kadın nefreti yayılıyor. Bunun çözümü de yine Mehdiyet’tir.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’a G 20 Zirvesi’nde Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğu soruldu, Adnan Bey. Sayın Erdoğan şöyle cevap verdi: “Teröristleri cezaevlerinden bırakma yetkisi bizde değildir. Türkiye bir hukuk devletidir. O söylediğiniz kişi bir teröristtir. Öyle bir terörist ki benim Kürt kardeşlerimi sokağa döküp, ondan sonra sokağa döktüğü Kürt kardeşlerimi, 53 Kürt kardeşimi yine Kürtlere öldürten bir teröristtir. Bu sadece suçlarından bir tanesidir, buna benzer daha nice suçları vardır. “Bizim arkamızda PKK var, bizim arkamızda PYD var, YPG var” gibi meydan okuyan bir kişidir. Şu anda zaten yargıdadır. Yargı onlarla ilgili ne karar verirse başımızın üzerindedir" dedi.)

Ama her şeyi Tayyip Hoca’nın üzerine bırakıyorlar böyle olmaz. Adalet Bakanı konuşsun diğer bakanlar konuşsun. Değil mi? Yani konuşacak çok fazla insan var. Bütün yükü Tayyip Hoca’nın üstüne bırakıyorlar böyle olmaz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan G 20’de “Kuzey Suriye’de sözde bir Kürt devleti kurma girişimi olursa biz bunu kabul etmeyiz” dedi. “Sınırlarımızın hemen yanı başında terör örgütlerinin desteklenmesi, silahlandırılması bölgede terör adacıkları oluşturulmasına kesinlikle sessiz ve tepkisiz kalmayacağız. Kuzey Suriye’de bir sözde Kürt devletine müsaade etmeyiz. PYD tehdidine müsaade etmeyiz. Afrin bizim için tehdittir. Gerekli cevabı vereceğiz” dedi.)

Yalnız biraz silahlanmayı geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye yapabiliyorsa atom bombası yapsın. Bir de kıtalar arası roket çok önemli onu yapmaya çalışalım. Uçaksavar roket çok önemli onu yapmaya çalışalım. Ama tam isabet. Tanksavar roket yapalım. Bunlara ağırlık verelim.

Lider olarak, baş olarak Tayyip Hoca çok iyi. Yani şevki iyi, gayreti de iyi, çalışkanlığı da iyi şu an için çok iyi. Daha iyi birisini bulursalar o zaman söylesinler bana. Ama şu an bütün Türkiye’nin desteklemesi gerekir diye düşünüyorum. AK Parti’yi değil. Tekrar tekrar önemli olduğu için söylüyorum. Sık sık söylüyorum. AK Parti mecburiyeti yok. AK Parti’yi istiyorsa desteklemesin. Ama Tayyip Hoca’yı lider olarak milli lider olarak desteklemek benim kanaatime göre farz. Benim şahsi kanaatim, benim inancım.

 

Toplu Taşıma Araçlarında Kadınların Onuru Oradaki Tüm İnsanlara Emanettir. Kadınlar Her Zaman Öncelik, Hürmet, Saygı Görmelidir

Tabii ki genç kız utanır. Adam kepaze zaten. Onu göze alarak yapıyor. Gidiyor kadına sürünüyor, bir şeyler yapıyor. Yani onu rahatsız edecek şeyler yapıyor. Kızcağız, canımın içi orada dese ki “niye böyle bir şey yaptın?” Adam hayasız “nereden çıkartın?” der. “Benim elim oradaydı çarptı elim” der. Yahut alenen yapsa bile “niye yalan söylüyorsun bana iftira atıyorsun? Ben öyle bir şey yapmadım” der. Diyebilir yani o genç kız da onu göze alamıyor. Onun için orada onu koruyacak diğer vatandaşlardır, diğer kişilerdir. Bir genç kızın kendini tek başına koruması çok zordur. Oradaki delikanlılar, kabadayılar onu hem görecek hem de gereğini yapacaklar. Ben bir kere otobüste gidiyordum. Ortaköy’e eve giderken güzelce bir genç kız geldi. Otobüste ilerledi. Bir yaşlı bir adam böyle biraz da patolojik bir tip. Ellerini sarkıttı kıza doğru yaklaştırdı ellerini gördüm. Ben adama çok dik ve çok sert bakmaya başladım. Benimle göz göze geldi korktu ve elini geri çekti. En azından bu şekilde yapılabilir. Vatandaş müdahalesi çok önemlidir.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254066/sayin-adnan-oktarin-9-temmuzhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/254066/sayin-adnan-oktarin-9-temmuzhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170709t_07.jpgSun, 30 Jul 2017 18:09:36 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 20 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 20 Haziran 2017

 

(Van’daki KCK ana davasında aralarında Van eski Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın da bulunduğu on üç kişiye verilen ceza Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nce bozuldu. Yargıtay suç olarak gösterilen PKK’lı teröristlere taziye ziyaretlerinin terör örgütü propagandasına dönüştürülmeyen insani mülahazalarla gerçekleştirilen taziye ziyaretleri olarak değerlendirdi. Ayrıca Nevruz, Kürt dil bayramı, 8 Mart anayasa referandumunu boykot mitingleri gibi eylemlerde yapılan konuşmaların suç sayılmasının kanuna aykırı olduğu vurgulandı. Bunlar arasında “Sırtımızı YPG’ye dayıyoruz” gibi konuşmalar da var. Bunları siyasi parti faaliyeti kapsamına aldı.)

Hukuk konusunda bir şey diyemeyiz çünkü yargı kararı ama PKK’ya aman vermemek lazım, göz açtırmamak lazım. Hiçbir eylemine müsaade edilmemesi lazım. Çünkü Türk Milletini, Türk devletini yıkmaya yönelik bir hareket olduğuna göre hiçbir konuda en ufak bir sızıntıya müsaade edilmemesi temel yöntemlerden biri olması lazım.

 

(Asena Melis Sağlam Çarşamba günü bindiği Pendik-Aydos minibüsünde saldırıya uğradı. Sağlam’ın iddiasına göre saldırıyı gerçekleştiren kişi “Ramazanda böyle giyinmeye utanmıyor musun?” diyerek yüzüne yumruk attı.” dedi.)

O adamı mutlaka yakalasınlar. O minibüs şoförünün ifadesi alınsın. Eşkâli zaten adamın bellidir. Nerede binmiş nerde inmiş kameralardan tespit etsinler. O adamı da teşhir etsinler ayrıca görelim, bilelim. Böyle tipler hep meçhul kalıyor gizli kalıyorlar. 

 

(İfadesi alınıp serbest bırakılmış saldırgan.)

O da çok ilginç. O nasıl oldu? Onu da bir araştırmak lazım. Onun dosyasını avukatlar bir baksın incelesinler. O saldırganlığı daha da artıracak gibi görünüyor bu adamlar. Daha köklü tedbir alınması gerekiyor. Yani kanun hukukla yanına bırakılmaması lazım. Kardeşimize Allah sağlık sıhhat, uzun ömür versin. Daha neler yapılabilir hukuki ona bir bakalım. Bırakılması belki kanuna göre makuldür olabilir. Çünkü herhalde alınan rapor fazla bir yaralanmayı ifade etmediği için tutuksuz yargılanacak olabilir. Ama normal bir durum değil. Bu adamın tanıtılması da gerekiyor ayrıca. İsmi, cismi, görüntüsü. O yine yapabilir dışarıda başka insanlara da saldırabilir. Tanınmaması iyi bir şey değil. O hanım kızın da böyle adamlardan yılmaması lazım. Sonuna kadar yanındayız. Ama bunun hazmedilmesi diye bir konu olmaz bunu daha geniş çapta değerlendirmek lazım. Daha gündem yapmak lazım. Bu kişiyi de gündem yapmak gerekiyor. Bir de unutulmaması gerekiyor ehemmiyetle üzerinde durulması gerekiyor. Çok önemli olan şeylerden biri de bu tip kişilerin mutlaka basında, televizyonda halka tanıtılması.

 

(Ahmet Hakan geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin köprüyü homoseksüel renkleriyle renklendirmesinin Kadir Topbaş’ın damadının FETÖ’den tutuklanmasıyla bağdaştıran bir yazı yazdı. “Acaba LGBT’nin gökkuşağı sembolüne 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde yer vermek damat Ömer Faruk Kavurmacı’nın yeniden tutuklamasına mütevazi bir belediye tepkisi mi?” diye sordu.)

Belediye ben yapmadım karayolları yaptı diyor karayolları da kabul ediyor. O zaman belediyenin üstüne gitmenin alemi ne? Ne alakası var? Ayrıca tepki niye göstersin? Hukuk kanun ne gerekiyorsa onu yapar. Hukuk bir şeyi güzel vurguladıysa gerekli şekilde vurguladıysa onda bir hayır vardır. Kimsenin de ona bir sözü olmaz. Belediye Başkanı niye tutukladılar falan da demedi ayrıca. Bir camianın, bir topluluğun içinden FETÖ’cü çıkabilir adamlar gizlice her yere sızmışlar. Belediyenin içinde de FETÖ’cü olabilir. Birçok yerde olabilir. O diğer kişileri ilgilendirmez.

 

(Ahmet Hakan CHP’nin yürüyüşüne tepki göstererek “Enis Berberoğlu’nun tutuklanması gibi kararlar yargı kararıdır bu karara saygı duymak gerekir” diyenlere yönelik bir yazı yazdı. “Refah Partisi’nin kapatılma kararı bir mahkeme kararıydı ama zerre kadar saygı duymadılar haklı olarak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve mahkemelerin verdiği sayısız türban yasağı kararları mahkeme kararlarıydı. Ama hem saygı duymadılar hem de sokağa çıktılar haklı olarak. Şimdi bakıyorum da bütün bunları yapanlar mahkeme kararına saygı duymak zorundasınız falan diyebiliyorlar” diye yazmış.)

Kardeşim Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor şimdi bir partinin kapatılmasıyla bunun arasında çok büyük fark var. MİT tırları durdurulmuş, MİT mensupları “biz MİT mensubuyuz” diyor kimlik gösteriyor adamlar bas bas bağırıyorlar ve çok kaba bir üslupla “aşağı in” diyorlar. Bu çok ürkütücü. Ve arkasından bunun fotoğraflarını yayınlıyor adamlar. Kamyonun içinde ne var ne yok. Devlet sırrı diye bir şey kalmıyor. Sen ne biliyorsun devletin nereye ne götürdüğünü? Sen ne karışıyorsun, sen MİT’e güvenmiyor musun? O zaman MİT’i kapatsın devlet senin kafana göre. Senin istediğin bu. O zaman bütün devlet kurumları kapanması gerekiyor. Devletin kalkması gerekiyor senin kafana göre. Olur mu öyle şey? Bu münasebetsizlik. Devlet bir şey yapıyorsa devlete güveniyorsan bunu gizli tutmak durumundasın. Bütün cümle aleme bütün dünyaya faş etmenin bir alemi yok. CIA her türlü faaliyeti yapıyor kimsenin haberi oluyor mu? Olmuyor. MOSSAD yahut Rus gizli servisi, Çin gizli servisi birçok şey yapıyor kimsenin aklının ucundan dahi geçmez devlet sırrını ifşa etmek. Akıl almaz bir ferahlık. Devlet tabii ki kendini savunacak. Hukuka ve kanuna da güvenmeleri lazım.

 

(Sizi temsilen Şeyh Mehmet Efendi’yi Kıbrıs’taki dergahında ziyaret etti İbrahim ve Altuğ. Sizin hediyenizi taktim ettiler kendisine.  Şeyh Mehmet Efendi de şunları söyledi Adnan Bey, “Allah’a, Peygamber (sav)’e inanmayan çok insan var. Biz onlara yetişemiyoruz Adnan Efendi yetişiyor onlara. Ayrıca dünyanın dayanacak hali kalmadı her şey bitti artık Mehdi bekleniyor” dedi.)

MaşaAllah elhamdülillah. Bu aile mübarek bir aile. Tertemiz çok efendi asildirler. Hiç dünya malına dünyaya asla tenezzül etmeyen insanlar. Bazı anlayışsız insanlar paldır küldür dergaha gidiyor yan gelip yatıyor falan. Ben bir daha söyleyeyim, dergah ziyareti böyle olmaz. Dergaha giderken orada insanlar var, orada fukara insanlar var, ihtiyaç içinde insanlar var, halktan oraya gelen, ziyarete gelen insanlar var. Dergahtaki bu nezih insanlar bütün güçleriyle, bütün candanlıklarıyla onlara iyilik yapmak, güzellik yapmak, yiyecek sunmak, düzgün bir ortam sağlamak için gayret ediyorlar. Ama gidenlerin anlayışsızlık yapması hiç yakışık almaz. Gidenin eli boş gitmesi bir kere çok çirkin. Orada dergahta olan insanlara ihtiyacı olan şeyleri götürmeleri gerekir. Ne bileyim orada havluya ihtiyaç olabilir, çoraba ihtiyaç olabilir, yiyeceğe ihtiyaç olabilir. Isınma için, aydınlanma için birçok konuda ihtiyaç olabilir. Bu konularda anlayışlı ve akıllı davranmaları lazım. “Selamun aleyküm ben geldim” olmaz. Ve oraları düzenlemek, temizlemek ve bakımını yapmak değil mi? Bu mübarek aile hangi birinize yetsin ne yapsınlar yani? Çok kibar insanlar tabii hiç şikayetçi değiller hiçbir şey demiyorlar ama ben diyorum.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan CHP yürüyüşüyle ilgili, “Ülkemizin tarihinden, geleneğinden bihaber birileri milletimizi utanmadan 'Bu millet adam olmaz' diye aşağılıyordu. Milletimiz 15 Temmuz'da cevabını verdi. Birilerinin elinde kartonla aradığı gibi bir adalet değil bizim aradığımız. Bizim aradığımız adalet 250 şehidimizin kanıdır. Şimdi İstanbul’a yürüyorlar yolları açık olsun. Hükümetimiz anlayış gösterdiği için bu yürüyüşe devam ediyorlar” dedi.)

Güzel yani akılcı ve doğru. Hakikaten 250 şehidin adaletini arıyoruz ve yaptıkları zulmün, acımasızlığın adaletini arıyoruz doğru. Hakikaten halktan insanlar aşağılanıyordu dindarların epey bir bölümü aşağılanıyordu. Şimdi gururla göğüslerini gere gere geziyorlar. Bu da hakikaten hükümetin çok büyük icraatlarından, faydalı güzel faaliyetlerinden birisi. Bunlar doğru.

 

(Emekli MI5 ajanı John Hopkins hastane yatağında ölmek üzereyken Prenses Diana’yı öldürdüğünü itiraf etti. 1973 ve 1999 yılları arasında İngiliz istihbaratı adına gerçekleştirilen 23 suikastın içinde Diana suikastının de yer aldığını söyledi. Öldürdükleri insanlar içinde Prenses Diana’nın ilk kadın olmasının dışında kraliyet ailesi tarafından öldürülmesi için emir verilmesi bakımından da özel bir durum olduğunu belirtti. Ölüm döşeğindeki eski ajan, Prens Philip için ise “Eğer psikiyatristler kendisini incelerlerse kesinlikle psikopat olduğuna dair teşhis koyarlar” dedi.)

Bak İngiliz derin devleti çözülüyor görüyorsunuz. Dediklerimizin doğru olduğunu görüyorsunuz. Bu çok küçük bir bölümü, çok çok küçük bir bölümü. Cinayet olduğunu da zaten söylemiştik Prenses Diana'nın. Şehit edildiğini söyledim çünkü Müslüman bir kadındı, dindardı. Müslüman olduğu için şehit edildi. İslam dinini kabul etmişti gizlice. Eşi de Müslümandı. Bu İngiliz derin devletini çok kızdırdı. Ve cinayet. İngiliz derin devletinin acımasız, vahşi ve gaddar olduğunu biliyoruz.

 

(Doğu Perinçek CHP’nin adalet yürüyüşüne karşı tepki gösterdi. Şunları söyledi; “Savaştayız, on kişinin haksızlığa uğraması bir şey ifade etmez. Haksızlık yok mu? Elbette var. Onları gidermek için biz de çaba sarf ediyoruz ancak Türkiye çok kritik bir mücadele veriyor. Bu süreçte yapılan haksızlıklar görmezden gelinebilir. Zaten cezaevindekilerin tamamı PKK'lı ya da FETÖ'cü. Yetmiş bin kişi içerideyse haksızlığa uğrayan yedi yüz kişi yoktur. Şu an yargı tarafsız ve 'AK Parti'nin yargısı' tartışmaları yersiz” dedi.)

Ben hayret ediyorum. Bütün konuşmaları bir Marksist’in konuşması gibi değil. Böyle tam vatanını milletini seven makul bir Müslümanın konuşması gibi. Hayır bir de cenaze namazını da kılıyor Doğu Perinçek. Abdest alıyor ama aynı zamanda İslam’ı eleştiriyor, dine karşıyım diyor. Ben hayret ediyorum ona. Koyu milliyetçi mesela bayağı güzel şu fitneyi yatıştıran tavrı. Özetle faydalı bir insan. Ama inşaAllah dindar yönü ağır basar. İslam'ı, Kuran’ı savunur.

 

(FETÖ’cü polislerin ağabeyi konumundaki bir kişi itirafçı oldu. Açıklamasında Gülen’in “Allah evlerine ateşler salsın” bedduasının kendilerine döndüğünü, darbe kalkışması sonrası bütün dengelerinin bozulduğunu, işinden olduğunu ve itibarını kaybettiğini belirterek, devlete sığınmak istediğini söyledi.)

Kardeşim bize Fethullah Gülen deyince işte kelebeklerden, kuşlardan bahseden, karıncayı dahi ezmeyen, merhametli, şefkatli bir adam olarak gösteriyorlardı. Sonra karşımıza gözü dönmüş, azgın bir katil ordusu çıktı ama görülmemiş bir şey. Tanklarla vatandaşları ezen, havadan otomatik silahla halkı tarayan, her türlü acımasızlığı, zulmü yapan mahlûkat. Hayret ediyorum bu insanları İngiliz derin devleti ne hale getirdi böyle ve ne kadar kısa sürede bu hale getirdi.

 

Kader Bir Dinsizin de Kabul Edeceği Açık Bir Bilimsel Gerçektir

Kader bilimsel bir gerçektir zaten. Gerçi tabii dinlerin anlattığı bir gerçektir ama bir dinsizin de kabul etmeye mecbur olduğu açık, bilimsel bir neticedir.  Çünkü zaman bir algı biçimi, beynin bir şeyi, bir şeye göre kıyaslamasından kaynaklanıyor, geçenlerde de anlatmıştım. Mesela bakın şimdi, bir ses duyduk. Bir daha ses duyduk, iki. Bu iki sesi kıyasladığımızda beynimizde, kafamızda, aklımızda inanç olarak zaman meydana geliyor. Zaman bir inançtır. Kafada oluşan bir imaj ve inançtır. Boş uzayda zaman ve mekan yok. Algı biçimidir. Mesela biz diyoruz ki; uzay sonsuz büyük, bulunduğumuz evren çok büyük diyoruz yahut sonsuz olmasa da çok büyük diyoruz.  Bir başka varlık bütün bu evreni avucunun içinde misket gibi görebilir, misket küçüklüğünde görebilir. Ama bize göre çok büyüktür yani izafi oluyor. Zaman da izafidir, sonsuz uzun zaman, sonsuz kısa zaman içerisinde bitmiştir. Buna kader deniyor. Yani bunun inançla bağlantısı var fakat aynı zamanda da bilimseldir. Bilim adamı da bunu inkar edemez. Mesela Einstein’a da sorulduğunda aynı cevabı alırsınız. Frank’a sorulduğunda da aynı cevabı alırsınız, kime sorsanız aynı cevabı alırsınız.

 

(“Amerika biliyorsunuz Erdoğan’ın korumalarına dava açtı. Niye böyle bir şey yapıyor?” sorusuna cevap)

Bu tabii inançtan kaynaklanan bir şey. Çünkü Trump biliyorsunuz damadı Musevi, kendisi de Musevi inancına karşı saygılı ve İsrail’e karşı sevgi dolu ve İsrail lobisi tarafından desteklenen birisi. Muhtemel bir ihtimal bir soruşturma olmazdı ama olabilirdi de çünkü Amerika’da kurumlar özgür. Mesela FBI şikayetçi olur, mahkemede dava açabilir, Trump da bunu durduramaz. İsrail de olsa durduramaz. Bu gözle bakmak lazım. Bence olay Trump’ın kontrolünde değil. Yani Trump’ın kasten yaptığı bir şey yok. Amerika’daki sistem böyle, bu şekilde işliyor. Daha Türkçesi yani bu bağımsız yargı ve polisin bir nevi bağımsız olması diyelim her ülke için aynı neticeyi verebilir yani özetle. Olabilir yani. Orada olağanüstü bir durum oldu. Hakikaten bir suikast hazırlamışlar benim gördüğüm. Polis de tabii can havliyle ve coşkuyla Cumhurbaşkanı’nı korumak istedi ama onu korurken Amerikan yasalarına göre de bir ihtimal suç oluşmuş olabilir.

 

Madde, Esirin Şekil Almasından Oluşan Gölge Bir Varlıktır

Aslında işin doğrusu bizim anladığımız anlamda madde yok. Bu açık görülüyor. Kendimiz de görüyoruz. Esirin şekil almasından oluşan görüntü bir madde var öyle söyleyelim. Görüntü gibi, hayal gibi. Biz görüntü gibi diyelim. Yani gölge varlık olarak bir madde var. İlk insanın yaratılışı tek seferde tamamının yaratılması şeklinde oldu zer aleminde. Yani bütün kainattaki insanlar gelmiş geçmiş en sona kadar insanlar bir seferde ani yaratıldılar. Sonra dünyaya anneden oluyor gibi, babadan oluyor gibi sunulmaya başladı ve devam ediyor şu an. İlk başlangıçta hiçbir şey yoktu, boşluk vardı. Sadece esir vardı. Esir, boşluk. Sıfır hacim, sonsuz yoğunlukta bir şeyden bütün kainat bir anda oluştu. Ona big bang deniyor biliyorsunuz. Ama ben açıkça söyleyeyim hiçlikten, boşluktan oluşur bütün varlık, evren. Yoktan var etti Allah yani. Şu anda da madde denilen şey görüntü gibi gölge bir varlıktır. Ama ben insanları da tabii ürkütecek şekilde de anlatmak istemiyorum. Fakat bütün bu sistem, esir aynı zamanda Allah’ın aklını da içinde içeriyor. Allah’ın aklı her yerindedir, esirin içindedir. Yani Allah’ın aklı esire hakimdir. Her şey şekilleniyor Allah’ın dilemesiyle. Şimdilik bu kadar diyeyim.

 

Tekfir Müslümanları Ezmek İçin Şeytanın Ortaya Attığı Bir Tuzaktır

Tekfirden şiddetle kaçınmak lazım. Yanlış bilgilendirilmiş olabilir, yanlış eğitilmiş olabilir. “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyorsa Müslümandır o. Bu yeterlidir. Yani onun üstünde bir delil aranmaz. Bak, “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah.” “Allah’tan başka ilah yoktur, Allah tektir. Muhammed de onun Resulüdür” diyorsa o insan Müslüman’dır. Tekfir şeytanın oyun oynaması için ortaya attığı bir tuzak. Şeytanın tuzağına kimse gelmesin. Yani şirk içinde olabilir ama bilgisizlikten kaynaklanıyor. Kasten yapmıyor. Yanlışlık yapıyor ama bilgisizlikten kaynaklanıyor. Onun için tekfir kafasıyla değil, sadece bilgisiz Müslüman, eksik eğitilmiş Müslüman olarak görmek lazım.  

 

(Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Geleceğimiz adına atılacak en önemli adım eğitim sistemimizi, din eğitimini üstlenen mekanizmaları ve dini müesseseleri yeniden gözden geçirmek olmalıdır. Bugün bizler İslam coğrafyasını yeniden barış ve kardeşlik yurdu haline getirmek için çalışmalıyız” dedi.)

Türkiye’de cemaatleri, tarikatları şeffaflaştırarak mı başlayacak? Onu yapacağına iman hakikatleri yayınlasın. Diyanet’in uçsuz bucaksız imkanları var. Kuran mucizelerini yayınlasın, Darwinizm’in geçersizliğini anlatsın, komünizmin çirkinliğini anlatsın kitaplarla. PKK’nın ahlaksız, alçak bir yapı olduğunu kitaplarla anlatsın, halka dağıtsın ve sık sık hutbeler verilsin. Darwinizm’in geçersizliği ile ilgili hutbe, PKK’nın ahlaksızlığı ile ilgili hutbe, materyalizmin yanlışlığı ile ilgili hutbeler. Kuran mucizeleri ile ilgili, iman hakikatleri ile ilgili hutbeler, böylece çok büyük netice alırız. Yüz binin üzerinde cami var, yüz binin üstünde de Diyanet İşleri görevlisi var. Bu muazzam kadroyu çok şahane değerlendirebilir. Benim öyle bir yetkin olsa yani herkes tahmin eder öyle bir imkanı nasıl kullanacağımı ve muazzam bir tebliğ yapılır, yer gök oynar. Çok güçlü imana sahip muazzam bir nesil yetiştirilir.

 

Türkiye Türkmenleri Hiçbir Zaman Yalnız Bırakmaz

Türkiye Türkmenlere yardım etti fakat bu gizli bir faaliyettir. Milli İstihbarat Teşkilatı olsun, Özel Harekatçılar olsun, başka birimler diyelim yani illaki hep isim isim saymayayım da Türkmen kardeşlerimize çok yoğun destek sağladılar. Türkmenler Türk hastanelerinde tedavi gördüler. Hepsi Türkiye’ye getirildi. Ayrıca askeri destek de verildi. Tabii devletin kendine has yöntemleri vardır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Genelkurmay’ın kendine has, özel, hukuka uygun yöntemleri vardır bu yöntemlerle gerekli destek verildi. Kardeşimizin gönlü rahat olsun. Araplar, Türkmenler bizim için hepsi bir, hepsi bizim kardeşimiz, hepsi bizim canımız.

Mesela MİT tırları olayının nedeni Türkmenlere destekle ilgilidir. Ama devleti rahat bırakmıyorlar, hükümeti rahat bırakmıyorlar. Yoksa MİT tırları oluk oluk yardım malzemesi götürüyordu Türkmenlere. Müsaade etmediler ve çok çirkin, münasebetsiz bir eylem içine girdiler. Bilmiyorum siz o filmi seyrettiniz mi internette, insan çok öfkeleniyor. MİT mensuplarına yapılan o münasebetsiz tavır inanılır gibi değil.

 

(“Türkçe ibadet yapılabilir mi?” sorusuna cevap)

Tabii. Neden olmasın? Ama tabii Allah’ı Arapça Kuran’daki gibi ismiyle anmak çok güzel olur. Ama yapamıyorsa, yani bilmiyorsa tabii ki Türkçe olur. Mesela “Ya Rabbi çok büyüksün, Allah’ım çok büyüksün, Allah’ım çok yücesin” dersin ama “Allahu Ekber” dersen o Arapça olur. O da güzel. Ama Allah isminin geçmesi çok önemli. Çünkü “Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).” (Rum Suresi, 17) diyor Allah ayette. Dolayısıyla Türkçe de olur tabii. Çünkü anlaması çok önemlidir. İbadetin lezzeti derinliği, anlamasındadır ve en önemli yön onun şuurunda olmaktır.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251716/sayin-adnan-oktarin-20-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251716/sayin-adnan-oktarin-20-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170620t_08.jpgMon, 03 Jul 2017 20:29:25 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 18 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 18 Haziran 2017

 

(Siz dün Şehitler Köprüsü’nün homoseksüel renkleriyle renklendirilmesi konusunda bir eleştiri getirmiş ve bunu kimin yaptığının açıklanması gerektiğini belirtmiştiniz. Bu talebinizin ardından köprünün ışıklandırılması değiştirildi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmi Twitter hesabında bir açıklama yapıldı. “15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün aydınlatması Kara Yolları Genel Müdürlüğü yetkisindedir. Konu Kara Yolları Genel Müdürlüğü’yle görüşülmüş ve aydınlatmaların rengi görseldeki gibi değiştirilmiştir” denildi. Belediyenin yaptığı paylaşımları şu anda görüyoruz.)

Yalnız bunun tabii bu kadarla bırakılmaması lazım. Bunun böyle rastlantı olması mümkün değil. Pardonla bitmez. Ve tam Tayyip Hoca’nın ziyaret edeceği vakitte. Bir de 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne homoseksüel renkleri konuyor. İnanılır gibi değil. Sonra da pardon diyorlar. Belediyenin açıklaması için teşekkür ediyoruz. Sayın Belediye Başkanı’na da teşekkür ediyorum. Fakat bu çok rahatsız edici, çok çok rahatsız edici. Çünkü bu adamların sürekli atak yaptığını biliyoruz. İngiltere Büyükelçiliği’ne de homoseksüel renklerini astılar. Amerika’da parlamento binasına, başkanlık sarayına homoseksüel renkleri verdiler. Bir de bu çıktı. Cumhurbaşkanı’nın hanımının yanına homoseksüel adamı götürüp, ayakta diktiler adamı. Bu çok büyük bir saygısızlık ve münasebetsizlik. Tertemiz, mümine bir kadının arkasında bir homoseksüel dikiliyor. O da kadınmış çünkü. Yani sakallı, bıyıklı adamı oraya getirip, dikiyorlar adamı. Bunlar yakışık almayan, çirkin hareketler ve dayatmacı bir kafa. Müslümanları rencide ediyorlar bu şekilde. İstanbul Belediyesi’ne tekrar teşekkür ediyorum, açıklama yaptığı için. Yani o klasik homoseksüel renkleri. Mavi koy, yeşil koy, bir şey dediğimiz yok. Ama o özel bir dizilim o. Bilmeden yaptık diyorlar özetle. Bilmeden yaptıysan işte biz de uyarıyoruz. Bir daha sakın olmasın.

 

(İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Matthew Kidd ve İngiliz Büyükelçi Richard Moore, Hürriyet Gazetesi’yle Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili bir röportaj yaptılar. İkili; “Kıbrıs konusunda şu anda çözüme her zamankinden daha yakın olunduğunu, Mustafa Akıncı ve Anastasiadis’in önceki liderlerden farklı olarak toprak konusunda bile müzakere edebilmeyi başardıklarını, birbirlerine eski liderlerden daha çok güvendiklerini söylediler.)

Kardeşim toprak konusu falan yok. Konu bitmiş. Türk ordusu o dönemde sınırı çizdi, konu kapandı. Kimse kimseden ne toprak alacak ne toprak verecek. Zaten bizim kendi topraklarımızdı, biz verdik. Yani Rumlara kendi topraklarımızı vermiş olduk. Bunun üstüne artık daha bir şey olmaz yani. Bütün Kıbrıs’ın tapusu üstümüzde. Resmi topu bizim üstümüze. Abdülhamit döneminde Abdülhamit İngilizlere verdi. Adamlar da götürdü, onlara verdi. Olay bu. Şimdi bu yanlış hesap düzeltiliyor. Konuyu uzatmaya gerek yok. Zaten çok az bir toprak parçası aldık, çok az. Yani sembolik denir artık, bir avuç toprak parçası aldık. Büyük bölümünü onlara verdik zaten. Daha hala toprak, bilmem ne, artık bu saygıya uygun hareketler değil bunlar. Çirkin hareketler. Konu bitmiştir. Türkiye bölgesi ayrıdır, Rum bölgesi ayrıdır. Ama ne yapalım? Kardeşlik bağlarını güçlendirelim. Ne yapalım? Vizeyi, pasaportu kaldıralım. İki tarafa da geçişler çok kolay olsun. Bunun dışında bir şey yok. Konu bitti. Güney Kıbrıs, Güney Kıbrıs olarak kalacak, Kuzey Kıbrıs da Kuzey Kıbrıs olarak kalacak.

 

(İngiltere’nin şöyle bir teklifi oldu görüşmede; eğer anlaşmaya katkı sağlayacaksa İngiltere’nin üslerinin topraklarından bir kısmını ada halkına verebileceğini.)

Zaten gittin Osmanlı topraklarına oturdun kimseye sormadan. Bir de cömertlik yapıyor. “İstiyorsanız toprak verelim” diyor. Kimin toprağını kime veriyorsun? Ne zaman aldın da ne zaman toprağı geri veriyorsun? Abdülhamit devrinde onları çağırdılar, geldiler. Adam oraya kondu. Şimdi de; “Toprağımızdan verelim” diyor. Ayrıca hadi bütün üs topraklarını versen bile zaten o üste kalacaksın. Ne fark eder yani? Kağıt üstünde olan bir şey. Zaten tamamen senin kontrolünde yani İngilizlerin kontrolünde orası. Kuzey Kıbrıs, tamam. Güney Kıbrıs, malum.

 

(MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Sayın Devlet Bahçeli’nin CHP’nin yürüyüşünü eleştirmesiyle ilgili şunları söyledi; “Sokakları yangın yerine çevirmek, halkı tahrik ederek devleti zor durumda bırakmak, Türk solunun kanlı tarihinin bir parçası, ürkütücü bir geleneğidir. FETÖ bu gerçeği iyi bilmekte ve bundan yararlanmaya çalışmaktadır. Bu yüzden demokrasi ve insan hakları gibi kavramların şemsiyesi altında yapılan sokak eylemlerinde yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği, çok sayıda güvenlik görevlisinin şehit olduğu akılda tutulmalıdır. Bunun içindir ki MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli kendisine çekidüzen verip, aklıselim içinde hareket etmesi için CHP’ye ikazda bulunmuştur. Sayın Devlet Bahçeli, testi kırılmadan ana muhalefete şefkat tokadı atmıştır” dedi.)

Semih Hoca çok yaman, aklı başında, nezih bir insandır. Haklı olarak tabii tedirginliklerini ifade ediyor. Ama Sayın Kılıçdaroğlu çok tecrübeli, aklı başında, fitneyi yatıştıran kişiliğiyle dikkat çeken insandır. Dolayısıyla öyle bir şeye hiç izin vermeyeceği açık. Ve izin vermiyor, şu anda görülüyor. Yani gayet sakin, efendice bir yürüyüş. Kanuna uygun mu değil mi onu bilmiyorum. Yani değilse zaten hiç olmaması lazım. Ama ben tavrında bir taşkınlık görmedim. Çok nezaketli bir görüntü var. Eğer kanuna uygunsa, Türkiye’deki demokrasi açısından da çok olumlu etki yapar bu. Yani hürriyeti gösterir, özgürlüğü gösterir. O yönden de iyi. Eleştiri yapılmayacak mı? Tabii yapılması lazım. MHP’nin de, AK Parti’nin de eleştirileri çok makul. Ama kanuna da uygunsa o da demokrasi görüntüsü açısından iyi olur, Türkiye açısından.

 

(Trump ve eşi Beyaz Saray’da yanlarında bir homoseksüelle birlikte gazetecilere poz verdi. Görebiliriz. New York Times’a bağlı The Boston Globe Gazetesi Twitter sayfasında fotoğrafı paylaşarak; üzerinde “Rhode Island’lı öğretmenin Trump’ın yanında eşcinselliğinden gurur duyar şekilde poz verdiği fotoğraf olay oldu” yorumunda bulundu.)

Ben dedim, İngiliz derin devletine dayanamaz dedim. Dayanamadı. Önce gitti kızı homoseksüellerle resim çektirdi. Şiddetle karşıydı homoseksüelliğe. “Dindarım ben, bizim dinimizde böyle bir şey yok. Allah’ın haram kıldığı bir fiil. Çok yanlış bir şey” diyordu. “Çok çirkin bir şey dine göre” diyordu. Ama şu an teslim oldu. Ben tahmin ettim. Dayanamaz dedim. Çünkü ticaretten anlıyor o. Yani ticaret ehli olan bir insan. Siyaseti bilen bir insan değil. Siyasetle yeni tanıştı. Derin devleti de tanımıyordu. Derin devletle tanıştı ve hemen boyun eğdirdiler. Bak ne diyorlarsa yapıyor. Heykeli getirip koydular, tamam dedi. Homoseksüelleri getiriyorlar, tamam. Bir şey diyorlar, tamam. Şimdi ellerinde de bir demokrasinin kılıcı gibi yeni bir durum var. Diyorlar; “Sen hukuka, kanuna aykırı iş yaptın. Rusya’yla işbirliği yaptın. Seni mahkemeye verip, görevinden alacağız” diyorlar. Şimdi de o korkuyla o, adamlar ne derse yapıyor. Mesela asla yapmayacağı bir şey yaptı. Yani onun inancıyla tamamen zıt. Bu çok ürkütücü bir durum bu. Mesela bak köprüyü de oldu-bittiye getirdiler, homoseksüel renkleri kondu. Biz söylemesek haftalarca duracaktı o. Bir ay falan müddetince duracaktı. Bak, söyleyince apar topar kaldırdılar. Çünkü bu ay homoseksüellerin ayı olarak ilan etmiş kendi aralarında homoseksüeller. Bir ay boyunca duracaktı o renk. Belki daha da fazla. Ama bak apar topar uyarınca çıkarttılar. Yine Allah razı olsun duyarlılar, laf söz dinliyorlar. Ama bak adam orada teslim olmuş, itiraz edemiyor. Ne kadar şımarık bir görüntü görüyor musun, resmi ne kadar ürkütücü bir şey? Görülmemiş bir şey bu. Yani alaycılığına dikkat et. Aslında Trump’la alay ediyor, kendince. Biz adamı bu hale getiririze getirmiş. Yani biz adamı böyle hizaya getiririz demek istiyor. Bir daha göster. Abdülaziz’i de esir aldıklarında homoseksüeller başında resim çektirmişlerdi arsız bir ifadeyle, arsız bir görüntüyle. Şimdi bu da buna benziyor. Yani bunlarda da bir pervasızlık, bir münasebetsizlik, alaycılık açık açık görülüyor. 

 

(“Ülkede niye hastaneden çok cami var?” sorusuna cevap)

Halk belki hastane yapmanın yöntemini bilmiyor olabilir. Akıllarına gelmiyor olabilir hayırseverlerin. Halbuki hakikaten hastane daha çok ihtiyaç gibi görünüyor. Mesela hacı falanca adına bir cami, koskoca bir cami. Hakikaten de güzel. Mahallenin ortasında ihtiyaç da oluyor ama camiyi yaptıran keşke caminin yanına bir hastane de yaptırsa, meşruta da yaptırsa. Hamam yaptırsın. Osmanlı’da olduğu gibi külliyeler yaptırsın. Sırf camiyle bitirmesinler. Mesela bir klinik falan bile olabilir. Ama onu teşvik etmek lazım. Söylemek lazım. Akıllarına gelmiyor olabilir.

 

Sağlık Çalışanlarına Saldırılara Karşı Sığınabilecekleri Güvenlik Odaları ve Olay Anında Harekete Geçecek Bir Alarm Sistemi Bulunmalı

Acilde adamlar, insanlar stresli oluyorlar bazen. Doktorların da tabii bu konuda tecrübesi olmuyor. Hemşirelerin de eğitilmesi lazım. Müstahdemlerin de eğitilmesi lazım. Adamlar sinirlendiğinde nasıl davranmak lazım? Nasıl yatıştırılabilir? Ve onlara güvenlik odaları tahsisi çok önemli. Çelik kapılı. Adamların hiçbir şekilde giremeyecekleri gibi güvenlik odaları ve alarm sistemi. Mesela öyle bir saldırı olduğunda bütün hastaneyi ayağa kaldıran bir alarm sistemi olması lazım. Oradaki birimleri, ilgilileri, herkesi harekete geçirecek bir alarm sistemi. O saldırganları da biraz caydırabilir bu. Aynı şekilde alarm sistemi karakola da bağlı olması lazım. Yani hastanede olay çıktığı karakola aynı anda bildirilmiş olması lazım. Ayrıca hastanede deneyimli polis olması lazım. Özel harekatçı olabilir. Deneyimli polis. İki polis bile olsa yeter. Çok yerinde olur. Ama güvenlik odaları daha da sağlam bir savunma tedbiri olarak iyi olur. Ama işte nasıl vuracaksın? Adamın elinde sopa varsa karate yahut tekvando yöntemleri bu akıllı bir hareket olmaz. Bu silahlı müdahaleye de sebep olabilir. Çok büyük olay çıkabilir. En iyisi öyle bir şeyde ilgililerin o odaya çekilmeleri olur. Kapıyı kapatıp polisi beklemeleri olabilir.

 

Bir Hadisin Doğru Olması İçin Kuran'a Mutabık Olması veya Hadiste Bildirilen Olayın Gerçekleşmesi Gerekir

Bütün hadislere nasıl güvenelim? Güvenemeyiz tabii. Kuran’a uyması lazım. Kuran’la mutabıksa olur. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah “Güzel ahlaklı olun.” Veyahut “Yalan söylemeyin. Doğru söyleyin.” Diyor. Kuran’a baktığımızda yalanın haram olduğunu görüyoruz. O hadis doğru. O zaman doğru olduğunu anlarız. İkincisi nasıl olur? Peygamberimiz (sav) diyor ki “Ahir zamanda, Mehdi devrinde iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak. İki uçlu kuyruklu yıldızın bir özelliği de çok parlak olacak. Diğer kuyruklu yıldızlara göre.” Ve yine bir özelliği de “Diğer kuyruklu yıldızların ters istikametine gidecek.” Şimdi üç özellik. Baktık, ahir zamanda on binlerce seneden beri görülmeyen iki uçlu kuyruklu yıldız çıktı. Lulin Kuyruklu Yıldızı. Baktık iki ucu var. Doğru. Baktık, diğer bütün kuyruklu yıldızlardan daha parlak. Bu da doğru. Diğer kuyruklu yıldızların tam aksi istikamete gidiyor. Bu da doğru. Hadis doğru muymuş? Doğru. Ne diyor ayrıca Peygamberimiz (sav)? Diyor ki; “Bu kuyruklu yıldız çıkmadan önce kıtlık olacak. Yağmurlar yağmayacak.” Diyor. Doğru mu? Doğru. Yağmurlar yağmadı. “Küresel ısınma” falan dediler. Sonra da, hadiste diyor ki; “Yağmurlar sonra çok fazlalaşacak. İnsanlar yağmurdan şikayet edecekler” diyor. Bu da oldu mu? Bu da oldu. Her yeri sel bastı sonra. Hadis doğru muymuş? Tam anlamıyla doğruymuş. Mehdi (as) devrinin alameti olarak diyor. Çünkü bunu bilim tespit etmemiş. Bir tek Peygamber (sav) hadiste söylüyor. Hiçbir tarihi kaynakta böyle bir kuyruklu yıldızdan bahsedilmiyor. Binlerce yıllık geçmişi var dünyanın. On binlerce yıllık geçmişi var. Hiçbir tarihi kaynakta iki uçlu kuyruklu yıldızdan bahsedilmiyor. Ve ters istikamete gittiği, çok parlak olduğu hiçbir şekilde geçmiyor. Peygamber (sav) bunu 1400 yıl önce söylemiş. Aynısıyla doğru çıkmış. Hadis sahih miymiş? Sahihin üstünde ne? Doğrudan doğru.

 

Mahalle, Sokak, Toplum Baskısı Denilen Olayın Gençlerin Üzerinden Tamamen Kaldırılması Şart

Benim gördüğüm hiçbir yerde gençler özgür olamıyorlar gerçek anlamda. “Şurada özgür oluyorlar” desinler, ben söyleyeyim. Yani şöyle geniş çapta anlamında. Tabii ki var özgür oldukları yerler var ama çok dar alanlar bunlar. Bir kere toplumun kurallarının içerisinde cendereye alınmış vaziyette gençler. O kadar çok kural var ki, toplumun kuralı var ki. Ve her yerin de ayrı kuralları var. İlave kurallar var. Sokak mahalle kuralları bile değişiyor. Aile kuralları var. Aşiret kuralları var. Bölgenin yapısına göre sürekli değişiyor. Ve bunun en büyük mağduru da genç kızlar oluyor. Ben dışarı çıktığımda -her gün anlatıyorum- bütün genç kızların gözleri yerde. Hepsi. Yani yüzde doksan. Göğsünü gererek gezen ben genç kıza rastlamadım. Bakımlı olmak, genç kız için suç oluyor. Güzel olmak suç oluyor. Dekolte giymek suç oluyor. Makyaj yapmak suç oluyor. Saçını boyamak suç oluyor. Fiziğinin düzgün olması suç oluyor. Çocuklar da bu sıkıntıdan artık bizar oldukları için her şeyden vazgeçmiş durumdalar hemen hemen. Ne spor yapıyorlar ne kendine bakıyorlar. Sadece işlevsel yaşıyorlar birçoğu. Yazık günah. Bu mahalle baskısı, sokak baskısı denen olayın gençlerin üzerinden tamamen kaldırılması lazım. Yoksa genç kızlar çiçek gibi olur. Akıl almaz güzel olurlar ve neşe içinde yaşarlar. Bir genç kız için tutku çok güzeldir. Sevmek çok güzeldir. Sevilmek çok güzeldir. Ne sevmeyi yaşayabiliyorlar ne sevilmeyi yaşayabiliyorlar. Ne tutkuyu yaşayabiliyorlar ne aşkı yaşayabiliyorlar. Hepsinin hemen hemen kötü bir hatırası, canının yanmışlığı oluyor. Kimseye de güvenmiyorlar. Birkaç arkadaşları oluyor, sırdaş. Onlara da yarım güveniyorlar. Yani ölü gibi hayat. Dünyanın hemen hemen her yeri böyle. Bir tek Türkiye değil. Hemen hemen her yeri. Çok yaygın bir bela var. Bu işte deccaliyetin gençliğe, insanlığa bir oyunu. Bu oyunu kaldıracağız. Mehdiyet ve İsa Mesih’in güzel faaliyetleriyle bu son bulacak Allah’ın izniyle.

 

(“Sosyal medyada çok fazla zaman geçirmek doğru mu?” sorusuna cevap)

Benim gördüğüm, gençleri çok ciddi esir alıyor bilgisayar. Mesela oturuyor bilgisayarın karşısına. O, adeta onu nehirde sürükler gibi sürüklüyor. Mesela bir konuyu merak ediyor, ondan başka yere geçiyor. Oradan başka yere geçiyor. Oradan başka yere geçiyor. Kurtulamıyor. Adeta bilgisayar ekranı onu hipnoza sokuyor. Hipnoz etkisi yapıyor. En az üç-beş saatini alıyor. Bel iki büklüm. Vücut hareketsiz. Vücut hareket etmezse kemikler, kaslar erir ve birçok rahatsızlık meydana gelir. Dinamik, zinde bir gençlik için bir kere çok hareketli bir hayat şart. Ama tabii bunu bilimsel metotlarla yapmak lazım. Kendi kafasına göre, kendi mantığına göre yapınca o zaman da sakatlamalar ortaya çıkıyor. Çok fazla danışman olması lazım. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın, beden eğitimiyle ilgili bölümünde çok fazla uzman yetişmesi lazım. Televizyonlarda, radyolarda spor nasıl yapılır her gün anlatmak lazım.

 

İdamın Yeniden Getirilmesinde Hükümete Bir Tuzak Hazırlanıyor Olabilir

İdam bence çok riskli ve bir tuzak olabilir bu. Hükümete bir tuzak olabilir. Çünkü FETÖ’cüleri şunu bunu ilgilendiren bir konumu yok bunun. Çünkü adamlar yapmış yapacağını. PKK’lılar da eylemlerini yapmışlar yapacakları kadar. Bunun muhatabı kalmamış gibi görünüyor. Bundan sonra yaparlarsa ne malum bu kişileri hedefleyerek böyle bir şey çıkarttıkları? İdamda amaçları bambaşka da olabilir. Hükümete bir oyun hazırlanıyor olabilir. O yüzden ben böyle bir şeye karşıyım.

Anayasanın doksana beş usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası anlaşmalar kanun hükmünde oluyor. Doksana beş usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası anlaşmalar. Biz bu anlaşmada tarafız. Yani “idamı istemiyoruz” dedik biz. Farklı hükümlerde, uyuşmazlıklarda milletler arası anlaşma hükümleri esas alınıyor. O nedenle idam cezası olması için anayasanın doksanıncı maddesinin son cümlesinin değişmesi gerekiyor. Anayasada da değişiklik gerekiyor. Ama ben bunda bir oyun olabileceğini düşünüyorum. Bir komplo hazırlanıyor olabilir. Çünkü FETÖ'yü ilgilendiren bir şey olmuyor bu. PKK’yı da ilgilendiren bir yönü yok gibi görünüyor. Çünkü PKK’lılar yapmış yapacaklarını zaten. Adamlar şu an bombayla falan ya gidip çatışmada ölüyorlar yahut bombalıyorlar bir yeri kaçıyorlar. FETÖ'cüler de yakalandı zaten adamlar. Yalnız bu FETÖ'cüler bir oyun oynuyor. Ben bir daha bunu hatırlatıyorum.

 

Üzüntü İçindeki İnsanların Arabesk Müzik Dinlemesi Derin Travmalara Sebep Olabilir

Mutsuz insanın arabesk şarkı dinlemesi son derece tehlikeli. Bayağı riskli olur. Mutsuz insan bilakis neşeli, canlı parçalar dinlemesi lazım. O şizoid karakteri acayip geliştirir. Şizoid bir ruh hali geliştirir. İçe kapanma, asosyal olma, üzülmenin bünyeyi kaplaması gibi tehlikeli gelişmeler olur. Ciddi bir psikolojik travma meydana getirebilir. Üzülmede doğrudan Allah'a ram olup, Allah'a bağlanıp “Ya Rabbi beni bu sıkıntımdan kurtar, kalbime ferahlık ver, esenlik ver, inşirah ver” demesi lazım müminlerin. İnşirah Suresi’ni okuması lazım ki o kalbine ferahlık verir. Hatta Arapçasıyla okursa çok daha güzel olur. Allah'a sığınarak neşeyi esas almak, sevinci esas almak. Neşeli, sevinçli, sağlıklı bir ruh halinde olan insanlarla sohbet etmek kalpteki o çekilmeyi, boğulmayı ortadan kaldırır.

 

(“Hayır işlerinde insanlar kimliklerini gizlemeli mi?” sorusuna cevap)

Açıkça söyleyebilir. Mesela “ben fakirlere on ton yiyecek yardımı yaptım” der. Örnek olur bizim de o insana sevgimiz artar. Ama onlar övünüyorsa çok çirkin; yoksa ibadeti göstermek faydalı olur. Mesela namaz kılıyor gizli. Niye gizli? Açık, milletle insanlarla kıl. Niye gizliyorsun? Mesela oruç tutuyor, tuttuğunu söyle bir şey yok. Oruçluyum dersin. Zekat mesela veriyor, yüksek miktarda sadaka veriyor duyulsun bilinsin. Ama isterse gizler. Ama şöyle olabilir mesela fakir bir insan vardır çok gururludur, onurlu bir insandır yardım almaktan hicap eder utanır, ona gizlice olması lazım tabii. Hiçbir yerde de söylenmemesi lazım. Alabildiğine gizli ve ömür boyu da onu söylememesi yakışık alır. Ama öbür türlü mesela sosyal bir hizmet on binlerce insana bilgisayar dağıtıyor niye gizlensin? Ne anlamı var gizlemenin? Hayır bu, güzel.

 

Gençlerin Hem Avrupai ve Kaliteli Hem de Örflerimizi Çok İyi Öğrenip Özümüze Sahip Çıkmaları Gerekir

Ziya Gökalp bunu çok güzel belirlemiştir. Hem Avrupalı olmamızı hem örflerimize ananelerimize uymamızı söylemiştir. Ama Avrupalılık çok önemli Türk milleti için, Türk gençliği için çünkü kalitenin diğer adı gibi. Avrupa medeniyeti, Avrupa sanatı çok hoş bir görünüm veriyor. Zaten onun için insanlar akın akın Avrupa'ya gitmek istiyorlar. Türkiye'de de Avrupa'nın sanatı, kültürü, görgüsü, kalitesi hakim olursa çok güzel ve etkileyici olur. Ama bunu Osmanlı motifleriyle süslemek İslam’ın, Kuran’ın süzgecinden geçirmek lazım. İslam'ın, Kuran'ın süzgecinden geçerek Osmanlı motifleriyle süsleyerek tam bir Avrupalı olmamız gerekiyor.

 

Her Şeyin Allah'a Ait Olduğunu Bilen Birisi Kıskançlık Duygusu Yaşamaz

Allah sevgisi, her şeyi Allah'ın yarattığını bilmek, her şeyin Allah'a ait olduğuna inanmak. Çünkü niye kıskanıyor? O da Allah'ın tecellisi, o da Allah'ın tecellisi bütünü Allah'a ait. Tek bir tecelli var Allah çeşit çeşit görünüyor. “O tecelliyi kıskandım” diyorsun, “O tecelliyi de kıskandım, şu tecelliyi kıskanmadım...” Ama onların hepsi bir bütün. Hepsi Allah'a ait o görüntülerin.

 

Meclisin Yoğunluklu Olarak Gençlerden ve Kadınlardan Oluşması Çok Güzel Olur

Tabii ki seçim kolay mesele değil. Seçimde aday olmak çevre gerektiren, para gerektiren bir şey. Herhalde şundan rahatsız oluyorlar, işte belediye başkanının oğlunu mesela Ankara Belediye Başkanı'nın oğlunu daha rahat tanıtma imkanı var diye düşünüyorlar. Veyahut bazı siyasilerin kendi çocuklarını, torunlarını daha rahat tanıtma imkanı var diye düşünüyorlar. Hem çevre hazır hem para hazır, imkan hazır diye düşünüyorlar. Ama böyle bile olsa meclis çok kalabalık. Hadi diyelim on kişi-yirmi kişi öyle girsin tanıdık, ahbap. Herkesin girecek hali yok. Ondan gerisi, gençlerden oluşması çok güzel. Böyle filinta gibi genç kızlar olsun, on dokuz yaşında, yirmi yaşında mecliste. Filinta gibi gençler olsun. O gençlerin seçilebilmesi için yani propagandada kullanabilmeleri için devlet destek verebilir. Siyasi liderlerin yakınlarına bir avantaj varsa aynı şekilde diğer gençlere de o avantajlar sunulabilir. Bunu hükümet rahatça bir prosedürle ayarlayabilir.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251710/sayin-adnan-oktarin-18-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251710/sayin-adnan-oktarin-18-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170618t_05.jpgMon, 03 Jul 2017 17:58:13 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 17 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 17 Haziran 2017

 

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün LGBT Renkleri ile Işıklandırılmasının Ardındaki Amaç Araştırılmalı

Şehitler Güneydoğu'da çatışırken İstanbul'da boğaz köprüsünü 15 Temmuz şehitlerinin, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nü homoseksüel renkleriyle donatmışlar. LGBT renklerine bürünmüş köprü. Bu ay homoseksüellerin kutlama ayı. Yürüyüş ayı. Yani bunu kim yaptı, niye yaptı? Ben bunu anlayabilmiş değilim. Yani nedir burada amaç? Ne niyetle, ne amaçla yapıldı? Bunu bir araştırmak lazım. Bu emri kim vermiş? Ve tam Tayyip Hoca'nın da geleceğe ana rast getiriyorlar bunu bak. Anıt için yer bakmak üzere köprüye geliyor Tayyip Hoca. O saate denk getiriyorlar bu renkleri. Burada bir acayiplik var. Bu araştırılmalı, soruşturulmalı. Bu cesaret nereden geliyor? Bu rahatlık nereden geliyor? Ben bunu anlayabilmiş değilim. Homoseksüel renklerinin 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde ne işi var? Ve tam Tayyip Hoca'nın geleceği an, anıt yapılmak üzere geleceği an bu ışıkları yakmanın alemi ne? Amaç ne? Biz mi yanlış anladık? Burada gaye nedir? Bunu bir anlayalım. Bu bir rastlantı mı? Renkler bir rastlantı mı? Olay bir rastlantı mı? Bu homoseksüellerin kutlama ayına rast gelmesi bir rastlantı mı? Neyin nesidir? Bunu biz anlamak istiyoruz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu'nun Enis Berberoğlu gibi kişiler hakkında yargının kararlarını sorgulamasını eleştirdi. Şöyle söylüyor, “Rahmetli Demirel'i anmadan geçemeyeceğim. Yollar yürümekle aşınmaz. Adalet pankartlarıyla dolaşmak adaleti getirmez. Adaleti arıyorsan onun makamı parlamentodur. Kürsüde ne diyeceksen dile getir söyle. 138. madde A'dan Z'ye herkes için çalışır. Yargı yarın sizi de bir yerlere davet ederse şaşmayın. Bu tür yürüyüşe başlamak doğru bir şey değil” dedi.)

Yani hukuki yönü eğer ağır basıyorsa yani hukuken yasaksa zaten doğrudan engellesinler. Ama hukuken meşru ise yürüsünler yani. Onda bir şey yok. Türkiye'nin hareketli bir ülke olması, demokrasinin gürül gürül işliyor olması anlamında bir güzellik ortaya çıkar bir mahsuru yok. Ama yargı kararını eleştirmek benim bildiğim hukuken suçtur. Ama vasfı nasıl oluyor, ne şekilde oluyor? Onu detaylı bilmiyorum. Böyle bir suç olduğunda zaten ilgili kanun maddeleri devreye girmesi gerekir. Yani girebilir, girmelidir denmesine gerek yok. Doğrudan gereği yapılır. Ama meşruysa yürüsün. Yani bunda bir şey yok. Parlamentonun dışında da yürüyüş olarak dikkat çekmek isteyebilir. Konferanslar yapabilir. Kongreler yapabilir. Büyük mitingler yapılabilir. Demokrasi için gösterinin engel yönü yok. Her yerde olur bu. İlla mecliste konuşulacak diye bir şey yok. Miting yapar. Tayyip Hoca da mesela miting yapıyor, konuşuyor. Miting de bir gösteridir. İlla mecliste konuşulur diye düşünemeyiz. Benim kanaatim, o meyanda Sayın Kılıçdaroğlu'nun tavrı.

 

FETÖ’cülerin Olaylarında Mağdur İnsanlar Hakikaten Olabiliyor. Ben Bizzat Gözümle Gördüm. Buna Çok Dikkat Etmek Lazım.

Bu özellikle internette her türlü oyun oynanabiliyor insanlara karşı. Mesela yanlış bir bilgiyi bir insanın internetine, bilgisayarına yüklemek mümkün oluyor, yapılabiliyor. Bunun iyi tespit edilip, teknik olarak tespit edilip şahsın bilgisi haricinde bir yükleme yapıldıysa, şahsın hiçbir şekilde sorumlu tutulmaması cihetine gidilmesi lazım. Çünkü FETÖ’cüler yeni oyun olarak onun bunun bilgisayarına bir şeyler yükleyip onları zor durumda bırakıyorlar benim gördüğüm. Mesela uygunsuz bilgiler yükleyerek. Mühim olan o vatandaş birisiyle yazışmış mı, yazışmamış mı? Yazışmadıysa oyun oynanmıştır. Bu kadar basit. Yani bu gözle bakılması lazım.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu'nun yargıyı eleştiren tavırlarının yargıyı baskı altına aldığını ima eden şu açıklamayı yaptı. “Meşhur MİT tırlarının FETÖ’cü yargı mensupları tarafından durdurularak dünyaya servis edilmesi ve bu işin içinde rol alan kişinin bu rolünü başka meslektaşıyla paylaşarak attığı adımlar ve ülkede ciddi bir skandalın yaşandığı bir süreç var. Eğer yargı bu tür baskılar altında kalırsa, biz yargıdan adaleti nasıl bekleyeceğiz?”)

O doğru. Bunu mesela gümbür gümbür söyleyebilir. Bu doğru yani. Yargıyı hiç kimse tehdit etmemesi lazım. Hiç kimse de baskı altına almaması lazım. Baskı altına alırsan nasıl faaliyet yapsın yargı? Neyi istiyorsun o zaman? Ne yapmasını istiyorsun? Çünkü eğer icrada bulunamıyorsa yargı, yargı olmaktan çıkmış oluyor. O zaman suç da kalmamış oluyor. Suç da, ceza da, adalet de kalmamış olur. Yani sen onu hakim olarak oraya atamışsın. Diyorsun ki, “Ben sana güveniyorum. İster ceza ver, ister berat ettir.” Güveneceksin. Başka çözümü yok. Yani “böyle yargı olmaz.” Nasıl olması gerekir? Nerede hata var? Onu da yine hukuki yoldan halletmek lazım. Yargıda itiraz müessesini daha genişletebilirler belki yani eğer bir sorun oluşuyorsa ki üst mahkemeye zaten itiraz edilebiliyor. Mahkemenin kendisine itiraz ediliyor. Mahkemenin kendisine itiraz edildikten sonra o reddederse üst mahkemeye itiraz ediyor. Ora da olmazsa Anayasa Mahkemesi’ne, orası da olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne. Bak, kaç aşama? Bir; mahkemenin kendine itiraz ediliyor. İki; üst mahkemeye itiraz ediliyor. Üç; Anayasa Mahkemesi’ne. Dört; AİHM’e itiraz ediliyor. Gerekiyorsa yine bir itiraz müessesi daha yapsınlar ama her şey hukuki olsun. Yani hakları daha da genişletilebilir istiyorlarsa. Ama durduk yere şimdi hakim ceza verecek “Adaletsizsin sen” diyeceksin. Öbürü de diyecek ki “Adalet yerini tam buldu.” Bu neye göre olacak o zaman? Hâkim ne o zaman yani? Olmaz. Yanlışlık olmaz mı? Oluyor ama olağanüstü bir dönemden geçiyoruz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, medya temsilcileriyle bir araya geldi ve şunları söyledi: “Manşetini, kalemini terör örgütünün emrine verenlerin dağa çıkandan hiçbir farkı yoktur. Terör örgütü mensupları ile işbirliği içinde hukuku çiğnemenin, milli güvenliği tehdit eden eylemlere girişmenin elbette bir müeyyidesi olacaktır. Dünyanın hiçbir ülkesinde devlet sırlarını yasadışı yollarla tahrif ederek eğip bükerek sözüm ona haberleştirmek gazetecilik faaliyeti olarak görülemez. Gerçekçi olalım” dedi.)

Devlet sırrı hiçbir şekilde verilmez. Milli İstihbarat Teşkilatı’na ait tır varsa konu bitmiştir. Yani onun aramasını yapmak, yolda durdurmak, işte piyade tüfekleriyle oradaki MİT mensuplarını aşağı indirmek, itip kakmak... O zaman devletin gizliliği, gizli bir faaliyeti diye bir konu hiçbir şekilde olmaz. Dünyanın her tarafında devletlerin faaliyetleri, birçok faaliyeti gizlidir ve faş edilmez. Bunun açıklaması yok.

 

(Manisa’da dördüncü kez zehirlenme vakası oldu. Manisa Birinci Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda akşam yemeği sonrası rahatsızlanan beş yüz asker, kusma ve bulantı şikayetiyle hastanelere kaldırıldı. Manisa Valisi Hakan Güvençer basın mensuplarına yaptığı açıklamada “Üzücü olan durum bazı askerlerimizin durumu düne nazaran daha ciddi” dedi. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Zeki Çolak’ın da Manisa’ya doğru yola çıktıkları öğrenildi.)

Kardeşim zehirlenmenin vasfını bize söylemiyorlar. İçine bir kimyasal madde mi karıştırılıyor? Yoksa bakteri zehirlenmesi mi? Bozuk yemek mi veriyorlar? Neyin nesidir? Bu kadar zor mu? Buna tedbir almak da bu kadar zor değil. Peş peşe, peş peşe, peş peşe bu ne garip durumdur. Çorba yapıyorlar farz edelim, iki-üç saat önce yapılması lazım. Taze taze yiyecekler. Bir günün öncesinin çorbası olmaz. Bu sıcak havada çorba falan durmaz. Kıyma falan da öyle. Bekletirsen bozulur. Vasfını bize mutlaka söylesinler. Neden oluyor bu? Önü sonu yok bunun. Bu nedir böyle? Tedbir zor değil ki buna. Gayet kolay.

 

(Manisa Valisi’nin bir açıklaması var “Hastalığın sebebi ve teşhisi konusunda şu anda resmi açıklama yapabilecek durumda değiliz. Laboratuvar sonuçlarını bekliyoruz.”)

Nasıl anlaşılmaz? Ya bakteridir. Yahut yemeklerin şeklinden anlaşılır. Hangi yemekleri vermişler? Bize bir söylesinler. Ne mahsuru var? “Şu şu şu yemekleri verdik. Bu yemekler şu kadar süre bekledi” desinler. Eğer meşru bir bekleme varsa yemekte, bakteriyel değildir. Bu anlaşılmayacak gibi değil. O zaman kimyasal zehirlenmedir. Alenen zehir koymuşlardır yiyeceğin içine. Karmaşık bir şey yok. Toksik maddeyi tespit etmek için yurtdışına da gönderilir ayrıca. Yurtiçinde de bakılır. Süratli netice alınması lazım. Bu Manisa’da mı oluyor sürekli bu zehirlenme? O zaman bir bakteri cinsi var orada. Kazanlar falan onların hepsinin çok güçlü şekilde antisepte edilmesi lazım. Muhtemelen bir bakteri çeşidi yaygın. Hızlı gelişen bir bakteri çeşidi olabilir. Bir kere tavuk bozulabilen bir yiyecek. Mesela tavuk yemiş askerler. Tavuk da en fazla iki günlük falan olması lazım. Taze kesilmiş olması lazım. Yoksa hiç verme. Bulgur pilavı versinler. Makarna versinler. Tek et konusu çok tehlikeli bir şey. Hava sıcak şu an. Tavuk mesela toptan alınıyor. Kaç günlük tavuk belli değil. Mesela beş yüz kilo, bin kilo tavuk alınıyor. Satan yer kim satıyor? Yani günlük mü bu tavuklar? Bunun tespit edilmesi lazım. Yani kesimden itibaren en fazla iki gün olması lazım tavuk bekleme süresi. En fazla iki gün. On gün, on beş günlük, yirmi günlük tavuksa çok tehlikeli bu. Hastalık yapar bu. Kan testinden bakteri hemen anlaşılıyor. Mesela zehirlenme vakaları oluyor. Hastaneye gidiyorlar. Kan testinden anlaşılıyor. Kanda bu CRP değeri yüksekse bakteri anlamına geliyor. CRP çok yüksek çıkıyor zehirlenmelerde. Yemeklerden kültür alınabilir. Kültür de en fazla birkaç günde anlaşılıyor. Et konusu çok titiz dikkat edilmesi gereken bir konu. Mutlaka taze olması lazım. Mesela aslanlara illa tavuk değil, sığır da kessinler taze. İki günlük sığır mesela. Beş-on tane sığır keserler. Sığır eti, aslanlar onu yesin. Parasıyla değil mi? Biz vereceğiz yani. Tavuk işi tehlikeli iş. Bir de kışlaya yemek sağlayan şirket. Kardeşim kışlaya yemek sağlayan şirket, bir kere şirket olmaz. Askeri tesis olması lazım. Şirketten yemek alınır mı askere? On dokuz çalışanı gözaltına alınmış. Adam PKK’lı olur, her şey olabilir. Terörist olur. Her türlü musibetten adam çıkabilir içlerinde. Böyle şeylerde çok seri hareket edip, seri abanmak lazım. Bu beklenecek bir konu değil. Beklediklerini de zannetmiyorum ama yani tekrarı normal değil.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, batının gazetecilerin hapis yattığı yönünde propaganda yaptığını belirterek konuyu şöyle açıkladı. “Bugün ülkemizde bakanlığımızın rakamlarını veriyorum. Mesleğini gazeteci olarak ifade ederek cezaevinde bulunan 177 kişiden sadece ikisi sarı basın kartı sahibidir. Bu 177 kişiden biri cinayet suçundan, diğerleri de terör örgütlerine olan ilişkileri sebebiyle cezaevinde bulunuyor” dedi.)

Gazeteci suç işlemez diye bir şey yok. Gazetecinin dokunulmazlığı da yok. Dokunulmazlığı olan kimse olmaz. Suç varsa ceza vardır. Dolayısıyla Tayyip Hoca’nın o konuda açıklamaları gerçi faydalı olur ama cevap vermese bile kimse bir iddiada bulunamaz. Adam Türkiye’nin bu zor döneminde alenen suç işliyorsa “Ben gazeteciyim.” Öbürü de der ki “Ben doktorum. Bana da dokunulmasın.” der o zaman. Olur mu öyle şey? Gazeteci olmak suç işlemeyecek adam anlamına gelmiyor. Suç işliyorsa cezanın karşılığı olur.

Avrupa hakikaten bizim bazı densiz gazeteciler var. Bazı yerlerde rastlıyoruz. Onlar gibi böyle densiz gazeteciler oluyor. İşte “gazetecileri doldurdular fikirlerinden dolayı” falan. Verilen cevap önemli, Tayyip Hoca’nın cevabı. Bunu her yere yaymak lazım. Çok samimiyetsizler. Tayyip Hoca bayağı demokrat bir insan. Ben her zaman diyorum ben istediğim gibi eleştiriyorum. “Sen hiç eleştirmiyorsun.” Nasıl eleştirmiyorum? Her gün eleştiriyorum. Makul mantıklı bir şey varsa eleştirirsin. Ama yıkıcı olmanın alemi ne? Niye yıkıcı oluyorsun? Hadi bir şeyi değiştirmek istiyorsun. Yerine kimi koyacaksın? Onu da söylemiyorsun. Mesela “Tayyip Hoca gitsin” diyor. Tamam. Demokratik yoldan seçimde gitmesini sağlayalım. Kimi istiyorsun yerine? “Bilmiyorum” diyor. Alay mı ediyorsun sen? Ne demek bilmiyorum. Bize göster, daha iyi birisini göster. De ki “Arkadaş böyle yetenekli, şöyle birisi var” dersin. “Çok daha iyi idare edecek, kadrosu imkanı var” diye söylersin. İkna oluruz. Tamam. Tayyip Hoca da destekler onu. Öyle bir şey yok ki. Allah için o hizmet eden bir insan o insan. Bir çıkarı yok. Çok çileli bir yol bu. Diyor “Sarayda oturuyor.” Sarayda ne yapıyor? Bir odanın içinde oturuyor. Akşama kadar çalışıyor. Bir o gidiyor, bir geliyor. Kafasında bin bir türlü sorun. Dünyanın en zor işidir Cumhurbaşkanlığı. Akıl almaz zor. MİT mensupları geliyor “Şöyle bir şey yapacağız” diyor. Dışişleri Bakanı “Şöyle yapacağız” diyor. Hep risk. Hep risk. Hep risk. Bir insan bunu nasıl kaldırır? Allah’tan özel bir inayet gerekir. Çok zor bir görev bu. Ya sen bu görevi yapacak adamı bul varsa. Yetenekli. Seçimle getirelim. Yahut sus destekle. Şu an alternatif getirmediklerine göre Tayyip Hoca’yı desteklemenin dışında bir yol olmaz. Türkiye huzur içinde yaşıyor. En zor şartlarda huzur içinde yaşıyoruz. Ve gariban ülkelere de yardım ediyoruz. Mesela bu Katar krizinde falan, Türkiye aslan gibi kükredi. Garibanın yoldaşı. Suriyelileri kurtardık. Üç milyon Suriyeli huzur içinde yaşıyor. Her yere huzur veriyor Türkiye. Ama Tayyip Hoca da vesile oluyor. Bu durduk yere olmuyor. Baş çok önemlidir. Eleştir ama yıkıcı değil. Yapıcı, olumlu yönde.

 

“Kıyamet koptuktan sonra herkes ölecek, peki ya melekler ölecek mi?”

Evet. Bütün melekler tamamı ölüyor. Cinler de. Allah hepsini öldürüyor. En son Azrail (as) kalıyor. Cenab-ı Allah onun da canını alıyor. Ondan sonra bütün varlıklar yeniden yaratılıyor, bir daha yaratılıyor. Canlı varlıkların, Allah’ın yarattığı varlıkların hepsinin ölümlü olduğunu göstermek için bunu Allah yapıyor. Yoksa Allah’ın öyle bir şeye ihtiyacı yok. O devam edebilir istese. Bir şey olmaz Allah’ın dilemesiyle. Ama tamamı. Kuran’da açık ayet var. Tek bir canlı kalmıyor. Hepsinin Allah canını alıyor. Ama sırayla tabii. En sona melekler bırakılıyor. Büyük melekler. Mesela Cebrail (as) büyük melektir. Canı alınıyor onun. Mesela Azrail (as), bütün insanlığın canını alan melek, şu ana kadar. Onun da canı alınıyor. Sonra hepsi birden toptan bir anda yaratılıyor, yeniden. Yepyeni bir yaratılışla.

 

“Hazreti Mehdi (as) geldi mi, gelecek mi ve geldiği zaman neler yapacak? Onları merak ediyorum.”

Şimdi bakın Mehdi (as) konusu Cenab-ı Allah tarafından ince planla yaratılmış bir konu. Mehdi (as)’nin son ana kadar belli olmaması gerekir. Eğer belli olursa, çünkü insan ölümlü olduğu için insanlar çok korkarlar. Çok tedirgin olurlar. Yani ya ölürse ne olur, ya bir şey olursa ne olur, ya sağlığını kaybederse ne olur, değil mi? Korkabilir, onun için her şey olup bitinceye kadar Allah gizli tutuyor. Tamamı bittikten sonra da zaten vefat etse bile görevini bitirdiği için hiçbir riski yok yani vesvese edecekleri bir şey olmuyor insanların. Çünkü görevini yapmış artık “acaba bir şey olur mu?” diye korkmazlar. Onun için Allah gizliyor son ana kadar gizleyecektir.

Mehdi bana göre geldi. İsa Mesih de geldi. Amerika’da olduğunu düşünüyorum İsa Mesih’in de ve gizlendiğini düşünüyorum. Hz. Mehdi (as)’ın da faaliyetlerine devam ettiğini düşünüyorum. Ama Mehdiyet için meydana gelecek olaylar insanların tahayyül edeceği gibi olmayacak yani sürpriz olaylar gelişecek peş peşe sürpriz olaylar. Onun sonucunda Hz. Mehdi (as) ortaya çıkacak. Zaten dünya hakimiyeti sağlandıktan sonra da fazla değil ömrü zaten Hz. Mehdi (as)’ın “yedi veyahut dokuz sene” diyor Peygamberimiz (sav). İsa Mesih ile beraber olduğu dönem yedi veya dokuz sene, çok kısa bir süre. Hz. Mehdi (as)’ın vefatından sonra işte İsa Mesih devam ediyor onun halefi olarak. Sağken söylüyor Hz. Mehdi (as.) “Benim halefim İsa Mesih’tir” diyor ve veyahut işte “bu gördüğünüz kişidir” diyor, o ondan sonra devam ediyor. Ama hayrettir Allah’ın hikmeti Ulul Azim Peygamber çok sağlıklı olmasına rağmen onun da ömrü uzun değil. Hz. Mehdi (as)’dan kısa bir süre sonra o da vefat ediyor. Peygamberimiz (sav) mezarının yanında ona yer açtırttı “Benim mezarımın sağ yanını boş bırakın” dedi “İsa Mesih’i oraya gömün” dedi onun için o bak çok açık delildir Hz. İsa Mesih’in gelişinin. Sol tarafındaki mezar hemen bitişik Hz. Ebu Bekir (ra)’ın mezarı, hemen bitişik yani arada hiç boşluk yok iç içeler neredeyse. Ama sağ tarafı bayağı geniş bir boşluk var ondan sonra Hz. Ömer (ra)’ın mezarı var. Hemen anlaşılıyor oradan. “Beraber kalkacağız” diyor Peygamberimiz (sav).

 

Hz. İsa Mesih, Allah’ın Hay İsminin Tecellisidir

Kuş biçiminde bir şey yapıp üfürüyor ya bir anda kuş oluyor. Yeniden yaratmada Allah Peygamberimiz (sav) ve İsa Mesih birlikte ilk bâs olanlar onlar, ilk kalkanlar onlar. Ama mevcut mezarlarından kalkmayacaklar yalnız, o yanlış biliniyor. Bütün kainat dümdüz olacak her yer dümdüz olacak. İlk kalkanlar onlar, nasıl bir yer olduğunu onu bilmiyoruz olduğunda göreceğiz. İnsan kafasında canlandırıyor herhalde diyorsun kumlu bir arazidir, insanlar kumda öyle değil bizim hiç ummadığımız bir şekilde olacak. Adamlar mesela orada züppelik yapıyor küfür hayret edecek şey “daha hala göz ucuyla bakarlar” diyor “kenardan” enaniyet yapıyorlar. Bizim bildiğimiz gibi değil. Yani küfür aynı züppeliğini yine yapıyor. Müminler terbiyeli oluyorlar, ahlakı düzgün oluyor onların.

 

“Hocam şeytan hep insanın içinde midir? Yoksa sonradan mı içine girer?”

Şeytan insanların her yerinde bulunur ayette diyor ya “Sağından, solundan, her yönden yaklaşacağım” diyor “atlılarınla yayalarınla” diyor. Yani her türlü yoldan yaklaşır şeytan. İnsanın sağında, solunda, önünde her tarafında olur ama etkisi zayıftır. Vahyeder insana ilka eder aklına mesela kötü şeyler yapması için mümin dinlemez onu. Onun iddiası o yani onda bir psikopat şımarık bir mantık var. Ukala yani Allah’a karşı ukala bir üslubu var haşa. Ama Cenab-ı Allah işte “seni dinlemeyecek kullar da olacak” diyor. Mesela Mehdi (as), İsa Mesih, en başta Resulullah (sav). Ve sahabeler, seçkin veliler hiçbiri şeytanın etkisini kabul etmedi.

 

(Putin ünlü yönetmen Oliver Stone’a verdiği röportajda 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerika’nın darbe girişiminde yer aldığını hiçbir zaman bana söylemedi. Ama ben şu mantıktan yola çıkabilirim eğer Gülen gerçekten de darbe girişimde yer aldıysa o zaman Amerikan istihbarat güçlerinin olup bitenlerden haberdar olmamasını tasavvur etmek çok zor. Bu arada Amerikan hava kuvvetleri Türkiye’de İncirlik Üssü’nde bulunuyor. Ki İncirlik’teki askerler darbe girişiminde faal görev aldılar” dedi.)

Çok açık olan bir şeyi dürüstçe söylemiş. Ama Amerika da kontrol altında, İngiliz derin devletinin kontrolü altındalar. Bunu unutmamak lazım.

 

“Ölüm sonrası ne gibi şeyler olacak?”

Ölümden sonra eğer iyi insansa o yani Allah’ın sevdiği bir insansa son derece normal bir hayat devam eder. Son derece rahat. Birden görüntü netleşmesi, rüyadan kalkma hissi, rüyadan uyanma hissi ama çok güçlü net olarak, çok inandırıcı öyle şey gibi değil. Berrak bir kafa ve berrak bir üslup. Karşıdaki insanlar ona güzel onlar karşıdaki kişilere güzel. Melekler de normal insan görünümündedir, güzel gösterişli insan görünümündedir. Hiçbir sıkıntı, hiçbir zorlukla karşılaşmaz o andan itibaren. Çünkü imtihan bittiği için vücudunda en ufak bir sıkıntı, acı hissi, kaşıntı bile olmaz. Hiçbir şey olmaz. En ufak bir korku, tedirginlik, gerilim falan olmaz. Normal müminse, değilse ki zaten Allah onlar insan gibi olmadığını anlıyoruz o şekil anlatıyor Allah “ölüdürler” diyor. Onlar için tabii çok feci bir son var. Onu da Allah gösteriyor, o müminlerin cenneti daha çok sevmesine nenden oluyor. Allah’a daha bağlanmalarına neden oluyor. Bu dünyadaki gibi özgür düşündüğümüz için orada iman devam ediyor. Mesela Allah’ın sonsuz yaşatacağına iman ediyor mümin yine orada. İmanı devam ettiği için sonsuz yaşayacağını biliyor. İmanlı olduğu için güzel tavırlar gösteriyor. Şuurlu olarak güzel tavır gösteriyor. Nezaket, burada öğrendiği ne varsa onları uyguluyor. Yoksa ekstradan böyle hiç ummadık bilgiler…

Orada da kafirlerin durumundan dolayı müminler adaletin oluştuğunu bildiği için rahatlayacaklar kalplerinde bir huzur oluşacak. Konu bu başka karmaşık bir şey yok. Ama bu dünyada imtihan çok güçlü olur. Yüksek bir sevgi istiyor Allah, çok çok derin yüksek bir sevgi istiyor. Yoksa insan çok rahat gaflete kapılacağı gibidir. Çünkü dünya biraz cenneti de andırır, cehennemi de andırır. İşte bir an önce farz edelim başı ağrıyorsa ilaç alıyor falan bir an önce dünyaya dalmak istiyor insanlar. Allah da sürekli zorluklar meydana getirerek Kendine dikkat çekmek istiyor. Aslında insanlar tam anlamıyla Allah’a ram olsalar o tip durumlar pek olmaz. Çünkü amaç oluştuğu için pek olmaz. Makul bir ömür veriyor Allah, güzellikle canını alır. Zorluklar istenen sevgi düzeyini daha yükseğe çıkartmak için oluyor. Kendisine olan sevginin daha yükselmesini ister Allah. Allah tabii sevgiye, “bu kadar sevgi Bana yeter” demiyor Allah en yüksek sevgiyi ister.

 

“Neşenin iyileştirici bir gücü var mı sizce?”

Gerçek neşeyse tabii. Vücut savunması çok güçlenir. Mesela alerjiler sıkıntıdan olur. Bel ağrıları, mide ağrıları, ülserler, cilt döküntüleri, cilt bozuklukları, saç dökülmesi, eklem bozuklukları hepsinin nedeni üzüntü ve strestir. Neşeli insanlar çok gürbüz olurlar ama gerçek imana dayalı neşeli. Çok sağlıklı olurlar. İmtihan olarak Allah vermez mi? Verir ayrı mesele ama genelde sağlıklı olurlar.

 

“Kadınlar kendilerine vakit ayırma konusunda daha anlayışlı olabilirler mi?”

Kadınlar kendilerine vakit niye ayıralım diyorlar? Çünkü kadın bakımlı olduğunda hakarete uğruyor. Güzel olduğunda hakarete uğruyor, saldırıya uğruyor. Anlamlı güzel baktığında hakarete uğruyor. Güzel giyindiğinde saldırıya uğruyor. Güzel bir fiziğe sahip olduğunda saldırıya uğruyor. Onlar da kendilerini bırakıyorlar o zaman. Toplumun kadın sevgisi yönünde çok iyi eğitilmesi lazım. Potansiyel suç makinesi gibi görürlerse bazı kişiler kadınları kadınlar da çekiliyorlar tabii. Kendi içine çekiliyor. Ne fiziğine dikkat ediyor ne yemesine, ne içmesine, ne giyinmesine, ne neşesine, ne hayatına. Birçoğu da kilo alıyor canlarım böyle birçok hastalığa yakalanıyorlar, birçoğunda cilt bozuklukları oluyor. Huzursuz, acı içinde bir hayatları oluyor. Halbuki iman çok güçlü olsa toplumda -var bazı yerlerde çok güçlü ama bazı yerlerde değil- herkes birbirini çok sevse selamlaşsa, dost, arkadaş olsa, bu stres, gerilim ortadan kalksa, kavgalar, gürültüler, terör, anarşi, savaş bitse insanlar cennette gibi yaşarlar ve çok çok mutlu olurlar. Kadınlar da kendilerine çok güzel bakar o zaman. Kadınların üstündeki baskının kalkması gerekiyor her şeyin üstünde. Toplumun kuralları çok acımasız oluyor bazı yerlerde, bazı durumlarda. Kuran’ın dışında bin bir türlü kural var. Sağa dön bir kural daha sola dön bir kural daha. O kurallardan genç kızlar, kadınlar özellikle çok bizar oluyorlar. Gülmesi bile suç. Önce kadına saygı ve değer verilmesi ve onun özgürlüğünün sağlanması lazım. Bu da Kuran Müslümanlığıyla olur, Mehdiyet’le olur. Her yerde mi bozukluk var? Her yerde değil ama çoğunlukta birçok yerde var.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251708/sayin-adnan-oktarin-17-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251708/sayin-adnan-oktarin-17-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170617t_09.jpgMon, 03 Jul 2017 17:23:29 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 16 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 16 Haziran 2017

 

(Manisa’da 50’ye yakın asker akşam yemeğinin ardından zehirlenme şüphesiyle hastanelere kaldırıldı. Geçtiğimiz ay içerisinde 1046 asker gıda zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmış 1 askerimiz şehit olmuştu. Bu olaydan 4 gün sonra tekrar bir zehirlenme vakası yaşanmış 70 askerimiz hastaneye kaldırılmıştı Adnan Bey.)

Bunun çözümü vardır. Yemekhaneye kimseyi sokmayacaklar. Taze yemek olması lazım. Beklemiş çorba, beklemiş yiyecekler, konserveler özellikle çok tehlikeli olabilir. Konserve yiyecek kesinlikle olmasın. Taze birkaç saat önce yapılırsa yemek hiçbir şey olmaz.

 

(PKK yandaşları Erdoğan’ın aracına saldırmak isterken Amerikan polisi olaylara müdahale etmemiş, müdahale etmek Türk korumalara kalmıştı. Olayın ardından Washington Belediyesi çeşitli noktalara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarının fotoğraflarının bulunduğu pankartlar astırdı.)

Tam Amerikan metodu. “Aranıyor” arayan bulur arıyorsanız, değil mi? Nereyi arıyorsunuz? Allah’tan bela arıyorsunuz. Hem Cumhurbaşkanı’nı korumayacaksınız, orada mahcup etmeye kalkacaksınız, belki adamlara linç ettireceksiniz. Kasten olmasa da tedbirsizlikten bu olacak. Adamlar gözü dönmüş şekilde hayvani bir içgüdüyle azgınca saldıracaklar, belki silahlı da olabilir adamlar. Korumalar da seyredecekler. Adı üstünde koruma, tabii ki Cumhurbaşkanı’nı koruyacaklar. Çok ayıp o yaptıkları, çok çirkin. Aramaya kalkarsa o zaman karşılıklı aramalar başlar. Olmaz. Bu çok çok yanlış. O utanç verici durumdan derhal geri dönsünler. O aramayı yakalama kararını falan kaldırsınlar. Bir daha da tekerrür etmemesi lazım. O kargaşada her şey yapabilirler Cumhurbaşkanı’na. Adamlar köpek gibi saldırıyor polis de seyrediyor. Son derece lakaytlar. Adamların saldırı şekli gözü dönmüş bir saldırı. Dolayısıyla korumaların orada aldığı tedbir makul. Yaptıkları doğru değil.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika gezisi sırasında geziyi takip eden gazetecilerden olan CNN TÜRK yorumcusu Hakan Çelik çıkan olayları anlattı: “Dünyanın en çok tehdit alan liderlerinden biri olan Erdoğan’ı Amerika’nın gözü gibi koruması gerekirken bu kadar yakınına kadar terör yandaşlarının girmesine izin veren Amerikalı polislere ne demeli? Türk korumalarının müdahale etmekten başka şansı yoktu. Eğer İsrail Başbakanı olsaydı bir kere MOSSAD Washington Belediyesi’nin burnundan getirirdi” dedi.)

Doğru söylüyor tabii. Şimdi insanın aklına da geliyor “Acaba kasten mi yaptılar?” diye düşünüyoruz. FBI’ın içinde İngiliz derin devletinin uşağı adamlar olabilir. Onlara yalakalık yapan sahtekarlar olabilir. FETÖ’cülerle işbirliği yaparak PKK böyle bir şey hazırlamış da olabilir. Dolayısıyla bu tip şeylerde gizli koruma da olması lazım. Açık koruma değil gizli koruma da olması lazım. Oradaki yaşayan vatandaşlardan Sayın Cumhurbaşkanı’nı karşılamak üzere gelenler olacak. Ama o gelenlerin de aynı zamanda gizli koruma vasfı olması lazım. Bir insan bariyeri meydana getirirler mesele hallolur. Ben orada Cumhurbaşkanı’nın korumasını zayıf buldum. Çünkü oradaki insan sayısı PKK yönünden güçlü. Halbuki orada çok fazla Tayyip Hoca’dan yana olan, devletini, milletini savunan insan olması gerekirdi. PKK’lıların en az on misli olması gerekir ki güvenlik ortamı olsun. Ortalık bomboş kimse yok sadece PKK’lılar var ve Amerikan polisi var. Son derece tehlikeli. Orada acaba oldubittiye mi getireceklerdi? Orada bir suikast mı düzenlemişlerdi bunu da bir araştırmak lazım.

 

(Yalçın Bayer Hürriyet’teki yazısında Celal Şengör’ün bir açıklamasına yer verdi. Şengör, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni lise müfredatında biyolojinin bir saat azaltılıp din dersinin bir saat arttırılmasının modern dünyanın gereklerine ters olduğunu iddia ediyor. “21. Yüzyıl biyolojinin ve jeolojinin yüzyılı olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı herhalde akla ve bilime bu kadar ters bir karar hakkında halka bir açıklama borçludur. Zira bu tür kararlar milletin geleceği için tehlike arz etmektedir” diyor Celal Şengör.)

Şimdi bak Celal Hoca şöyle düşünsün; biyoloji dersi güzel. Biyolojiye kimsenin bir şey dediği yok. Biyoloji sayısı artırılsın ve çok kaliteli biyoloji eğitimi yapılsın dürüst konuşsun. Antropoloji, jeoloji bunlar mükemmel bilim dalları, bunlarla kimsenin alıp veremediği yok. Darwinizm’i istemiyoruz. Niye? Her şeyi tesadüfle açıklıyor. Bilimle tesadüf iç içe olur mu? Olmaz. Her şeyi sen tesadüfle açıklıyorsun. “Bu nasıl oldu?” “tesadüf” “şu ne oldu?” “tesadüf” böyle bir ilim olmaz, bu samimi bir ifade değil. Bilimle pagan dinini ayıracak. Darwinizm bir pagan dinidir, putperest bir dindir. Her şeyi tesadüfle açıklayan putperest bir din yani sapkın bir dindir. Dolayısıyla dürüst bir eğitimi sonuna kadar savunuyoruz. Ama şöyle olabilir; Darwinizm’i, mesela putperest dinleri anlatırken Darwinizm’in içinde anlatabiliriz. Dinler bölümünde anlatılabilir. Yahut felsefe bölümünde anlatılabilir. Yani sapkın felsefelerde anlatılabilir. Ama daha ziyade pagan dinler, Sümer paganı, eski Mısır paganı içerisinde bu konu anlatılabilir.

 

Zorluk Anında Allah'ı Haşa Terk Etmek Çok Büyük Bir Nankörlüktür

Sahabeler savaşıyorlardı, iki taraftan saldırıya uğruyorlardı hem üstten hem alttan, iki taraftan, bir avuç. Kat kat fazla düşman ordusu. Kılıç, gürz, ok, mızrak hepsi var adamların elinde. Yani vahşileşmiş ve içkili alkollü olarak saldırıyor adamlar zaten. Müslümanlardan burnu kopan oluyor, çenesi, kolu kopan, iki kolu kopan oluyor, bacağı kopan oluyor. Akşama geliyorlar hepsi sargılı bayağı neşeli herkes. Herkes iman sevinci içerisinde. Ertesi gün bir daha, ertesi gün bir daha kimse fütur vermiyor. Allah aşkıyla insanlar mest olmuşlar. Allah’a muazzam bir teslimiyet, Peygamber (sav)’e vahiy habire geliyor, sürekli geliyor, peş peşe vahiy geliyor görüyorlar zaten vahyin gelişini de görüyorlar. Müthiş bir sevgi ve sevinç ortamı var. Birbirlerine acayip sahip çıkıyorlar. Ama Resulullah (sav)’in vefatından sonra işte o maneviyat azaldı azaldı azaldı. Resulullah (sav) diyor ya “Bir benim zamanım hayırlıdır bir Mehdi’nin zamanı” o kadar.

Ahzab Suresi 10’da Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hani onlar” yani küfür topluluğu “size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı” diyor. Yani akıl almaz bir korku, gözü kayıyor artık korkunun şiddetinden yani vücut kontrolünü kaybediyor. Gözünün kontrolü gidiyor. “Yürekler hançereye gelip dayanmıştı” demek; kalbi çıkacak gibi atıyor artık. O tedirginlik, huzursuzluk ve korkudan muazzam bir gerilim ortamı var. “..ve siz” şimdi dikkat edin “ve siz Allah hakkında (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz.” Adam ne diyor? “Allah olsa böyle bir şey olmazdı” diyor sıkışınca görüyor musun? Bir saat evvel bunu demiyor. Bir saat evvel “Ya Rabbi sana hamdolsun çok şükür” diyor. Ama sıkıştı mı Sevgili’yi terk ediyor. Ne korkunç bir şey. “Kolum koptu” diyorsun, kopan kol senin kolun mu? Allah’a ait. Ruh kime ait? Allah’a ait. Sen ne yapıyorsun, Sevgili’ye nasıl bir tavır bu böyle? İşte Allah’ın en beğenmediği şey bu. Ve en korkunç olan şey budur. Allah vermesin.

 

Sünni Şii Karşıtlığı İngiliz Derin Devletinin Oyunu

Sünni-Şii karşıtlığı İngiliz derin devletinin bir oyunudur. Sakın kimse bu oyuna gelmesin. Çünkü iki güçlü ülkeyi çatıştırmak istiyorlar. Türkiye ve İran. Türkiye ve İran çatıştı mı zaten İslam alemi bitti demektir. Birleşti mi İslam dünyaya hakim oldu demektir. Hiç tereddüt etmeyelim, İran’la Türkiye’yi birleştirelim. Suudi Arabistan da birleşsin yani sınırları kaldıralım. Nasıl? Pasaportu, vizeyi kaldıralım, kardeş olalım, ortak bir savunma paktı yapalım. İran, Türkiye, Pakistan, Mısır, Rusya savunma paktı. Türkiye yan gelip yatsın ondan sonra bitti yani kimse kılına dokunamaz. Acayip rahat ederiz. Dünyanın en büyük gücü olmuş oluruz. İslam aleminde de ne kan akıtılır ne terör olur, IŞİD, El-Kaide, Taliban hepsi biter. Ama işte bu Mehdiyet devrinde olacak. Bak bütün istememize rağmen olmuyor. İllaki İmam Mehdi (as), İllaki İmam Mehdi (as). İllaki Seyyidina İsa Mesih (as). Bak her Allah’ın günü “Mehdi gelmeyecek” diyorlar. Nerden diyorlar? İngiltere’den üfürüyorlar. Üfürüyorlar derken nefes veriyorlar yani. Diyorlar “gidin anlatın, Mehdi gelmeyecek deyin” diyorlar. Onlar da anlatıyorlar. Bir kısmı için diyorum tabii.

 

Zorluk Anında Allah'a Aşkla Sadık Olmak Çok Yüksek Bir Ahlaktır. Sahabe Böyle Yüksek Ahlaklıydı

Rahmetli Atatürk diyor ki: “Hz. Muhammed (sav)’in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir’de kazandığı zafer fani insanların karı değildir. Onun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır” diyor.

Ama Peygamberimiz (sav) de acayip yiğit. Nasıl dalıyorsun mübarek? Allah’ın hikmetine bak. Direkt adamların içine dalmış. Kumandanlar genellikle kenarda duruyorlar, korunuyor yani savaşın içine girmezler. Resulullah (sav) direkt dalmış içlerine tam orta yerlerine kadar. Hayrettir hiçbir şey olmaması çok büyük mucize. Hepsine vefat etti diye yayılmış sahabe arasında. Bir çıkmış aralarından acayip sevinç. Hiçbir şey yapamamışlar. Bu çok büyük olay aslında bunun hiç üstünde durmuyorlar insanlar, çok fazla üstünde durmuyorlar.

Musab Bin Umeyr, Uhud Savaşı’nda bir kılıç darbesiyle sağ kolunu dibinden kaybediyor, kol gidiyor, çöküyor, kopuyor yani. Sancağı bu sefer sol koluna alıyor. Kardeşim, şu kabadayılığa, yiğitliğe bak. Kim yapabilir? Kolu koptu mu bitti bir insan, değil mi? Onun daha o tip bir durumu olamaz, normalde insanlarda olmaz. İkinci bir kılıç yarasıyla sol kolunu da kaybedince bu haliyle kendisini Peygamberimiz (sav)’e siper yapıyor daha hala. İki kolu yok. Görüyor musun kabadayıyı, yiğidi, aslanı? Peygamber (sav)’i korurken vücuduna saplanan bir mızrakla şehit oluyor. Bak. Ne olacaktı yaşasa ne olacaktı? Beş-on sene daha yaşamış olsaydı ne olacaktı? Bu yiğitlik mi, şu mu güzel, o mu güzel? Allah’ın en beğendiği bu işte, bunu yapabilmek. Namaz kılmak kolay, oruç da tutarsın. Bu yiğitliği, şu kabadayılığı yapmak çok önemlidir. Mesela bir kolu gidiyor öbür kolu. İki kolu gitmiş insan ne yapabilir, değil mi? Daha hala göğsünü tutuyor bana gelsin diye. Böyle yüksek ahlaklı insanlar sahabeler. Ama Peygamber (sav)’in de ne kadar büyük peygamber olduğunu buradan anlıyoruz.

 

Kuran'ı Hayatında Uygulamak Önemlidir, Bunun İçin Herkesin Kendi Dilinde Kuran'ı Okuması Öğrenmesi Gerekir

Gelenekçi İslam, Ortodoks İslam anlayışında haram gibi gösteriliyor. “Aman aman sakın” diyorlar. Meal zaten sanki korkunç bir kelimeymiş gibi kullanıyorlar. “Sakın Türkçesini okumayın” diyorlar. “Bizim gibiler kırk yıl okusa bile anlamaz Kuran’ı” diyor. Allah, “Biz Kuran’ı müminlere indirdik” diyor “bunlar Allah’tan korkarlar ve kolayca Kuran’ı anlarlar. Ama kalplerini kararttıklarımız, gözü kör olanlar Kuran’ı defalarca okusalar da anlamazlar” diyor. “Ne kadar okursa okusun anlamazlar” diyor. Sen ne diyorsun? “Ben kırk yıl okusam anlamam” diyorsun. Neyi anlatmak istiyorsun? Tabii ki bu niyetle söylemiyorsun ama çok yanlış.

 

Şii Sünni Karşıtlığını Sanki Takva Alametiymiş Gibi Gösteriyorlar, Bu Yüzden İslam Birliği Olmuyor

Onu kutsal gösteriyorlar. Mesela Şiilikle uğraşmayı kutsal gösteriyorlar. Yani Sünniliğin üstünlüğü ve Şiiliğin altta olmasını vurgulamak bir Sünni için bazı yerlerde bazı kişiler için takva alameti oluyor. Mesela Vahabiliği çok korkunç göstermek bir Sünni için bir şeref oluyor, bir onur ve dindarlık gösterisi oluyor. Aynı şekilde bir Vahabi için de bir Sünni’yi o şekilde göstermek, bir Şii’yi o şekilde göstermek bir takva alameti ve Vahabiliğe yahut Sünniliğe titizliğin bir alameti olarak gösteriliyor. İşte böyle bir eğitim politikası izledikleri için, bu Şiilerde de var, Vahabilerde de var akıl almaz bir öfke oluyor aralarında. Akıl almaz suçlamalarda bulunuyorlar. Birbirleriyle ilgili çok çirkin menkıbeler, çok çirkin deliller sunuyorlar bazı vatandaşlar, bazı vakalar da bunu yapıyorlar. Bu çok korkunç ve tehlikeli, şeytanın bir oyunu kimse bu oyuna gelmesin. Çok dikkatli olmak lazım.

 

(“Allah aşkıyla sevmek nasıl olur?” sorusuna cevap)

Şimdi beni seviyorsun, başkasını seviyorsun, çocuklarını seviyorsun? Ne görüyorsun? Beyninde bir insan görüntüsü var. O görüntüye karşı da Allah kalbinde bir sevgi meydana getiriyor. Bunu ne hissediyor? Ruhun hissediyor. Şimdi görüntüyü kim yaratıyor? Allah. Hissettiren kim? Allah. Konuşmayı kim yaratıyor? Allah. Görüntü tamamen Allah’a ait. Beden görüntüsü Allah’a ait. Sen kimi sevmiş oluyorsun? Allah’ı sevmiş oluyorsun. Doğru mu bu? Doğru. Teknik yönden de doğru. İnanç değil bu. Sırf inanç değil. Doğru. Bize “sevdim” dediğinde sen zaten mecburen Allah’ı seversin. Çünkü Allah’tan başka bir şey yok. Hep ya Allah’ın tecellisi vardır ya Allah’ın tecellisi vardır, başka bir şey olmaz. Yani ikinci bir şey olmaz. Her yer tecellidir. Bitkilerde tecelli eder, insanlarda tecelli eder, insanlardaki tecellisi Cemal ismiyle oluyor. Bitkilerde de yine Cemal ismiyle tecelli eder. Güzellik ismiyle. Hayvanlarda tecelli eder. Hepsinin görüntüsü ve sevdirilmek de sevmek de Allah’a aittir. Dolayısıyla Allah aşkıyla seviyorum diyen doğru söylemiş oluyor.

 

Mutlu Olmak Gerçek Anlamda Allah'ı Sevmekle Olur

Mutlu olmak gerçek anlamda Allah’ı çok sevmekle olur. Çok samimi iman ederse bir insan dünyanın en mutlu insanıdır, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur onun dışında, hiç. Her şey de hallolur. Tek konu budur. Allah’ı candan sevmektir. Kariyer falan ne? Acayip sıkılır. Kariyer sahibi olup sıkıntıdan ne yapacağını bilemeyen azap çeken çok fazla insan var. Dünyaları cehenneme dönüyor. Kariyerle olmaz. Coşkun Allah sevgisiyle olur yani derin iman. Sarsılmaz derin bir iman olması lazım.

 

Toplumda Yüzlerce Gereksiz Kural Var. İnsanların Çoğu Bunlar Yüzünden Acı İçinde Yaşıyor

Toplumda o kadar çok kural var ki. Gençleri onlar akıl almaz sıkıyor. O yüzden psikologlara gidiyorlar. psikiyatristlere gidiyorlar. Hangi bir kuralla uğraşsın çocuk? Gelenekçisinin ayrı kuralı var. Modern olanın ayrı kuralı var. Bilmem kimin ayrı kuralı var. Bir başkasının başka kuralı var. Çocuklar ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Coğrafi bölgelerin ayrı kuralları oluyor. Gelenekler oluyor. Örfleri oluyor. Adetler oluyor. İnançları oluyor. Kendi kendine çıkarttığı kuraldan kurala geçerek çıkarttıkları sistemler oluyor. Çocuklar o kuralların içerisinde adeta incecik bir ipin üstünde yürür gibi yürüyorlar. Yani incecik bir ne diyelim? Kıldan ince, kılıçtan keskin derler ya. Öyle bir ipin üstünde yürür gibi oluyorlar. Ve o da onları müthiş strese sokuyor. Daha özgür, daha rahat bir dünya meydana getirilmesi lazım.

 

Sadece Kuran'a Tabi Olan İnsan Tam Anlamıyla Özgürdür

Bir insanın özgürüm demesi için benim görüşüm Kuran’ın dışında hiçbir kuralı olmaması lazım. Bak Kuran’ın dışında hiçbir kuralı olmaması lazım. Kuran’ın dışındaki kurallar insanları mahvediyor. Kanunu, hukuku ayrı görüyorum. O kurallar yani toplumun kendi kendine çıkarttığı sistemler, çocuklar onlarla boğuşacağız diye akıl almaz mutsuz oluyorlar. Genç kızlar özellikle çok eziliyorlar bu sistemin içinde. Yani rüyada gibiler adeta. Ne yapsalar suç. Bakımlı oluyor suç, bakımsız oluyor suç, başı yerde gidiyor suç, bakıyor suç, göğsü dik yürüyor suç, sırtını çıkararak yürüyor suç, dışarıya çıkıyor suç, dışarıya çıkmıyor suç, evleniyor suç, evlenmiyor suç her şey suç. Çocuklar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler birçok yerde, birçok kişi.

Mesela Türkiye’de her on kişiden biri antidepresan kullanıyormuş. Mesela bu çok korkunç bir rakam. Çünkü bu bakanlığın listesinden elde ediliyor. Bakanlığa gidiyor ya antidepresanlar. Çünkü doktor onu yazdığında antidepresan bakanlığa kaydı yapılıyor. Bakanlıktaki kayıtlara göre Türkiye nüfusunun onda biri. Bir de antidepresanı doktor kontrolü dışında kullananlar var. Bir de onları ekle onun üstüne akıl almaz bir sayı çıkar.

 

Toplumun Bazı Kesimlerinde Saygı Yanlış Anlaşılıyor. On Yıllardır Tanıyormuş Gibi Candan Seviyor, Hürmet Ediyor, Değer Veriyorsan Saygıdır

Şimdi saygı bizim Türkiye’mizde ve bazı yerlerde çok yanlış anlaşılıyor. Mesela ben bazen görüyorum geliyor oturuyor iki eli dizinin üstünde, gözü yerde alçak sesle konuşuyor. Bu nedir? Saygı. Bunun saygıyla alakası yok. Saygı yirmi yıldan beri tanıyormuş gibi candan seviyorsan, candan yakınlığın varsa, candan koruma hissi içerisindeysen, çok hürmet ediyorsan, çok değer veriyorsan buna saygı denir. Yoksa” rica ederim arzuhalimi size nasıl bildireceğimi tam ifade edemiyorum efendim. Bir sualim olacak” falan göz yerde, ses kısık, eller dizlerin üstünde böyle bir saygı olmaz. Bu Osmanlı’dan gelen bir gelenektir bu, bunun saygıyla alakası yok. Saygının anlamı insan gönlünde hoşluk meydana getiren, sevgiyi destekleyen, sevgiyi daha artıran sevgiyle olan bağını güçlendiren, sevgiyle ilgili olan her şeydir. Eğer bir şeyden bir insan rahatsız oluyorsa o saygı değildir. İnsanın hoşlandığı her şey saygıdır. Sevgide hoşlandığı her şey saygıdır. Ama mesela bir yaşlı amca gelir falan mesela birisi gelir ayağa kalkarsın bir saygıdır bu.

 

İstanbul'da Şehir Merkezi Turistik Olsun, Yapılaşma Tamamen Şehir Dışına Alınsın. Ama Bunun İçin Önce Ruh Devrimi Gerekir

Hükümetin alacağı hiçbir tedbir meseleyi halletmez. Sadece yaranın, acının şiddetini azaltır. O binaların tamamının yıkılması lazım lamı cimi yok. En az iki yüz bin, üç yüz bin binanın yıkılması lazım. Felaket görünüm. Güzelim İstanbul’u mahvediyor o binaların görünümü. Binaların renkleri bitmiş zaten. Solgun ve bakımsız, görünümleri akıl almaz kötü. Tam bir felaket. Hepsinin sökülüp kaldırılması lazım, güzel böyle yeşillik, bağlık bahçelik yerler haline getirilmesi lazım. Şehir İstanbul’un dışına taşınması lazım. Hatta Valilik bile götürülebilir İstanbul’un dışına götürülür. Büyük merkezler. Mecburen şehir o tarafa doğru kayar. Şehir merkezi turistik olsun daha çok. Bu nasıl bir iştir? Korkunç binaların görünümü. Korkunç, tek kelimeyle korkunç. Büyük bölümü öyle. Hükümet bunu yapamaz nasıl yapsın. Bu ancak Mehdiyet devrinde olabilecek bir şey. Ve en fazla bir-iki yılda biter. Bu büyük bir ruh devrimiyle olabilir, büyük bir aşk, büyük bir sevgi devrimiyle olabilir. Ve bunu halka sevdirerek yapmak lazım. Müthiş arbede çıkar bundan bir-iki tanesini bile yıkmaya kalksan. Sevinç içinde olması lazım. Cennet gibi yerler yaparsın deniz kenarında halk severek o tarafa gider. Bütün resmi binaları İstanbul’un dışına taşırsın. Konu biter herkes mecburen oraya gider işyerleri orada olacağı için. Hastaneler şunlar bunlar hepsini o taraflara doğru çekebiliriz. Mesela beş katlı bina yerine üç katlı bana yapalım diyorlar. Ne fark eder? Ama acıyı azaltacaktır, kiri azaltacaktır ama görünüm kirliliği kalkmayacaktır. Mesela binaların istendiği şekilde boyanması yasaklanıyor. Zaten bina binaya benzemiyor ki boyasan ne olur? Hadi beyaza boyadığını düşün en fazla o olur ne olacak? Hepsi allı güllü zaten şu an ve çok kirli görünüyor. Dehşet verici. Nasıl yapmışlar, kim yaptırtmış? Benim aklım almadı bunu. Nasıl müsaade etmişler böyle bir felakete, nasıl İstanbul’a kıyılmış nasıl böyle mahvedilmiş? İnanılır gibi değil. Mesela yabancıların böyle bir imkanı olsaydı asla böyle bir şey yaptırmazlardı. İsviçre’de, Norveç’te böyle bir şey tahayyül edilemez. Bu nasıl olmuş ben bunu anlamıyorum.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251707/sayin-adnan-oktarin-16-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251707/sayin-adnan-oktarin-16-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170616t_05.jpgMon, 03 Jul 2017 17:19:29 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 15 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 15 Haziran 2017

 

(CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun dün akşam saatlerinde tutuklanmasını protesto etmek amacıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlu partililerle birlikte bugün yürüyüşüne başladı. CHP lideri ‘adalet yürüyüşü’ adı altında 23-24 gün içerisinde 404 kilometreyi tamamlayarak Ankara’dan İstanbul Maltepe Cezaevi’ne ulaşmayı amaçlıyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun hava çok sıcak olduğu için daha ilk günden yorulduğu görüldü. Ancak kendisi yorulmadığını ve yürümeye devam edeceklerini söyledi.)

Hukuka kanuna uygunsa arabayla bir yere kadar gitsinler. Mesela bir ilçeye kadar gitsinler orada insin orada sembolik yürüsün, ne bileyim 100-200 metre falan sembolik yürüsün. Sembolik yürümelerle devam ettirsin. Yaşını da göz önünde bulundurursak ramazanda falan olmaz, inşaAllah. Gıdasına yiyeceğine falan da dikkat etsin. Normal, yani adalet istiyorum der, adalete teşvik edebilir. Onda bir şey yok, Türkiye’de demokrasi olduğunu gösterir o. Avrupa’ya karşı tavrımız da iyi olur. Hukuka uygunsa yani kanuna uygunsa. Ama doğrudan yürüme tarzında sakın ha öyle bir şey o olmaz. Ben rica ediyorum bu şekilde yapmasın. Makam arabasıyla, arabayla da olabilir mesela 50 kilometre gider, 25-30 kilometre gider, bir ilçeye yahut bir köye geldiğinde orada 200-300 metre 500 metre yürüyebilir, 600 metre de yürüyebilir. Sonra yine arabayla devam etsin o şekilde olsun her gittiği yerde. Hukuka uygunsa onun dışında olmaz.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüş başlatmasının 15 Temmuz’da oluşan milli mukavemeti yıkmak için yapılan ısmarlama bir proje olduğunu ve masum bir tavır olmadığını savundu ve şunları söyledi: “Merak ediyorum ki İstanbul’dan karşı bir yürüyüş başlarsa karşılaşma ve buluşma noktası neresi ve nasıl olacaktır? CHP’lilere sesleniyorum aklınızı başınıza alın. Muhtemel ve kestirilemeyen hadiseler patlak verirse altından ne sizler ne de ülkemiz kalkar” dedi.)

Yok öyle bir şey olmaz. Sayın Kılıçdaroğlu bayağı aklı başında bir insan. Bu tip şeylere karşı da gayet hassas, çok özenli, nezaketli bir insan. Zaten olayın şeklinden de bu görülüyor. Ama adaleti gündeme getirebilir. Bu illaki adaletsizlik olmasını gerektirmez. Adaleti teşvik edecek mahiyette bir yürüyüş de olabilir bu gayet normal.

 

(Sayın Kılıçdaroğlu koruma ekipleri tarafından sıkı bir şekilde koruma altına alındı. Bir fotoğraf var. 12 yakın korumasıyla etrafı sarılı şekilde yürüyor.)

12 gayet normal en azından 12 olması lazım. Ama ayrıca dış koruma çemberi de olması lazım, otomatik silahlı dışarıdan da bir koruma çemberi olması lazım. Bu yakın koruma, yakın korumada tamam, yakın korumada otomatik silaha zaten gerek yok, yani mantıksız olur. Ama uzak korumalarda otomatik silah mutlaka olsun. 12’yse mesela 8-10 tane de 8-10 kişi otomatik silahlı dışarıdan bir çemberle devam edebilirler. Çok daha güvenli olur, daha iyi olur.

 

(Edinilen bilgilere göre büyük Kürdistan devletinin kurulmasından yana olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün, Türkiye’nin Katar’a asker göndermesinin ardından Kürdistan bölgesinde askeri üs kurma kararı aldı. Söz konusu üsler Kürdistan’ın savunulması için Erbil ve Duhok’ta kurulacak.)

Irak hükümeti kabul ediyorsa, herkes kabul ediyorsa yaparlar yani onda bir şey yok. Ama Irak hükümeti bunu vatanın bölünmesi olarak alırsa o zaman haklı konuma gelirler. Ona bir şey diyemeyiz. En önemlisi Irak hükümetinin kararıdır. Onu araştırmak anlamak lazım.

Mesela Irak hükümeti Barzani’nin referandum kararına tepki göstermiş. O normal yani o zaman. Bir ülkenin bölünmesini istemeyebilir meşru hükümet. Onların tasdikini almaları şart. Olur mu, bağırttıra çağırttıra ‘biz kurduk’ falan o zaman herkes herkesi böler. Yarın öbür gün Suudi Arabistan’ı da bölerler o zaman birçok parçaya ayırırlar. Olmaz öyle şey. Yani rıza şart, rızasız olmaz. Ama tabii oradaki Kürt kardeşlerimizin de huzurlu yaşaması esas. Daha önce çok eziyet ettiler, çok işkence ettiler. Saddam kitle katliamı yapmıştı çok fazla insanı şehit etmişti, o yönden zulüm. Tabii en azından bir güvence sistemi kurulması lazım.

 

(Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, 28 Haziran’da yapılacak 2. Kıbrıs Konferansı öncesi önkoşul olarak Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesini istemiş. Ümit Zileli Sözcü Gazetesi’nde konu hakkında şunları yazdı: “O zaman ‘bu cüreti nasıl bulabiliyor kendinde?’ diye sormuştum. Meğer yanılmamışım. Ocak ayında yapılan 1. Kıbrıs Zirvesi’nde Türkiye garantörlük sisteminin korunmasını istemiş ve adadaki Türk askeri sayısını yüzde 80 azaltmayı taahhüt etmiş iyi mi? Bu taahhüt Kıbrıs’ın ölüm fermanı anlamına gelir” dedi.)

Asker sayısını niye azaltıyorlar ki? Bilakis iki misline çıkartsınlar. Olur mu? Yüzde 80 azaltma değil yüzde 80 artırsınlar. Özbeöz kendi vatanımız, kendi toprağımız, tapusu üzerimize.

 

(Mısır’da kanlı bir darbeyle yönetimi ele geçiren Sisi, Katar’a uygulanan ambargonun Türkiye’ye de uygulanmasını istedi. CNN TÜRK’ün haberine göre Sisi söz konusu krizde Katar’a destek verdiğini açıklayan ve bölgede diyalog çağrısı yapan Türkiye’nin de ablukaya alınmasını istedi. Habere göre, darbeci Sisi Kahire’de Bahreyn Kralı Hamad Bin İsa El-Halife’yle yaptığı görüşmede bu konuyu gündeme getirdi.)

Bunlar yöntem mi Allah aşkına? Ne kadar gereksiz, ne kadar riskli, ne kadar zararlı yöntemler. Birleşmeyi esas alacak, dostluğu esas alacak konuşmalar yapması lazım. Sisi’nin bu atağı hayret edecek bir tavır. Halbuki dese ki “Türkiye’yle dost olalım, herkesle dost olalım, arkadaş olalım, teröre karşı ortak bir cephe oluşturalım, şiddete karşı ortak bir cephe oluşturalım, Avrupai bir dünya anlayışını yayalım, gerçek İslam’ın üstünde duralım, bağnazlığa karşı ortak mücadele edelim” dese bu yapıcı ve faydalı olur. Ama bu, hiçbir anlamı yok.

 

Tayyip Hocam İradeli, Sabırlı ve Azimli Bir Delikanlı. Böyle Bir Lidere Sahip Çıkmamak Vicdansızlık Olur

Bak tekrar söylüyorum; Tayyip Hoca siyasi lider olarak çok akıllı yaman, sabırlı, iradeli ve çok imanlı bir yiğit. Bayağı imanlı, İslam’a Müslümanlara çok coşkulu sahip çıkıyor, bayağı candan sahip çıkıyor. Böyle bir lider eğer varsa başka, bak samimi olarak söylüyorum, hakikaten söylesinler ben onu destekleyeceğim söz veriyorum. Tayyip Hoca’nın yerine ben o kişiyi destekleyeceğim. Ama yok şu an, dürüst olsunlar. O zaman bu insana, bu yiğide gereken desteği herkesin vermesi gerekir. Allah için, millet için, devlet için bu şart. “Sempatik bulmuyorum” kardeşim bırak sen ne alakası var? Sen siyasi liderden bahsediyorsun siyasi liderden. Vatanın, milletin huzuru mevzubahis. Vatana, millete faydalı olur mu? Olur, bitti. Sen boş ver sevmeni, değil mi? Öyle bir dert olmaz, öyle bir konu olmaz. Onun için sağ-sol herkes Tayyip Hoca’yı desteklesin. AK Partili olmayabilirsin CHP’li de olabilirsin, MHP’li de olabilirsin, Saadetli de olabilirsin, şahsını güçlü desteklersek bu çok yıldırır, İngiliz derin devletini akıl almaz yıldırır. Onların hep ümidi o, işte “Türkiye’de muhalif bir ekip olsa da şöyle yüzde 50-60 karşıt, bir şeyler yapabilsek. Herkes desteklerse hiçbir şey yapamazlar, nefes alamazlar bu önemli. Bunda hiç taviz vermemek lazım. Ekonomiyi de gayet güzel götürüyor bak, başkası olsa allak bullak olurdu Türkiye. Özellikle bu darbeden sonra falan belini bir daha kolay kolay doğrultamazdı. Ekonomi destroyer gibi gidiyor böyle yara yara gayet güzel gidiyor. Dine, imana, mukaddesata yönelik sözleri çok güzel. Dışarı çıkıyoruz ben ne polis görüyorum ne jandarma görüyorum her yer özgür rahat. Şu bylocklar falan ama haklılar. Ben mesela duyuyorum falanca gözaltına alındı deniyor. Kardeşim, baban olsa orada tarafgir olunamaz baban olsa dahi. Öyle ise öyledir. Vatanın, milletin menfaati mevzubahis.

 

(Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 12 koruması hakkında Amerika’da tutuklama kararı çıktı. Washington Emniyet Müdürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olayları müdahale etmeden izlediğini gösteren görüntülerin hatırlatılması üzerine, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözaltına alınmasını gerektirecek herhangi bir kanıta sahip değiliz” ifadesini kullandı.) 

Yani çok saygısızca bir üslup olmuş ama çok çok münasebetsiz, bayağı ayıp etmişler. Hadi polisler için öyle düşündüklerini kabul edebiliriz. Ama Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na işte “delil bulamadık tutuklamak için” falan. Sen kimsin, nasıl konuşuyorsun böyle? Nasıl bunu böyle konuşabilirsin? Nasıl bir münasebetsizliktir pervasızlıktır?

İngiliz derin devletinin kolları Amerika’da akıl almaz şımarıklıkla kol salmış. Bu pervasızlık inanılır gibi değil. Mesela “Trump’ı da yargılayacağız” diyorlar “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı yargılayacağız, yargılayabiliriz, delil bulursak yargılarız” lafa bak. Bunlara karşı tabii karşı tutuklama gerekiyor mu savcılık buna bir göz atsa iyi olur. Gerekirse kırmızı bültenle aranmaları şeklinde.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’da PKK yandaşlarının olay çıkarması sonrası müdahale eden 12 korumaya tutuklama kararı çıkarılmasına tepki gösterdi. “Amerika’dayım, PKK, FETÖ’cüler hep birlikte birleştiler, 40-50 metre mesafede şahsıma karşı orada gösteri yapıyorlar. Amerikan polisi hiçbir şey yapmıyor dokunmuyor. Acaba benzer bir şey Türkiye’de yapılmış olsa tavır ne olur düşünebiliyor musunuz? Benim korumalarımdan 12 tanesi için tutuklama kararı çıkarmışlar. Bu nasıl bir yasadır? Bu korumalar beni korumayacaksa niçin ben bunları yanımda Amerika’ya götürüyorum? Amerika’nın Hans’ıyla, George’uyla mı kendimi koruyacağım?” dedi.)

Burada Trump’a yönelik bir hareket olsa kendi korumaları Trump’ın tavır alır. Her neyse de zaten fazla üstünde durulacak bir şey değil. Ama Cumhurbaşkanı’na karşı kullandıkları üslup olmamış. Tutuklama kararı aldıysa o kendilerini ilgilendirir. Karşı tutuklama kararı da çıkarılabilir belki uygun bir üslupla. Çünkü orada bayağı kepazelik çıkaran tipler oldu. Bir hukuki misilleme hukuka kanuna uygun olarak yapılabilir.

 

Kuran'a Göre Üzülmek Tevekkülsüzlük Anlamına Gelir. İnsanın Kendisini Sonra Toparlarım Diye Bırakması Doğru Olmaz.

Üzülmek haramdır, Kuran’da açık hüküm var. Tevekkülsüzlük anlamına gelir yani şiddetle direnmek lazım. İnsanın kendisini gaflete bırakması hiç doğru olmaz. Sonra toparlarım diye de gaflete bırakmak doğru olmaz. Kendini üzüntüye iyice bırakıyor, sonra nasıl olsa yaparım diyor. O geçen vakitler çok ızdırap vericidir çok acıdır. Yakışık alacak bir hareket olmaz.

 

Toplumun Bazı Katı Kuralları İnsanların Hayatını Zehre Çeviriyor. Kuran Özgürlüktür

Toplum birçok şeye karşı. Toplum içinde birçok yerde bazı yerlerde katı kurallar var ve toplum bu kurallarla kendi kendini eziyor, kendi kendine hayatı zehire çeviriyor. Ama her yerin kuralı aynı olmuyor, her semtin kuralı aynı olmaz. Mesela varoşların ayrı bir kültürü vardır, şehir merkezinin ayrı bir kültürü vardır. Her topluluğun ayrı kuralları oluyor, ama o kurallar genellikle ezici ve insanların mutluluğunu yok edici mahiyette oluyor. Her kural yeni bir pranga demektir. O yüzden Müslümanlık, Kuran insanların üstündeki bütün zincirleri kıran bir sistemdir. O sistemin dışında bir şey kabul etmediğin için yani yeni bir pranga kabul etmediğin için -hukuk kanun ayrı tabii yani devletin kanunları ayrı- onun dışında bir kural kabul etmediğin için, sadece Kuran’a göre hareket ettiğin için alabildiğine özgür olmuş oluyorsun. Ama toplumun kendi icat ettiği kurallarla yaşamaya kalkarsak acı, ızdırap, dertler her tarafı sarıyor o zaman.

 

Öğrencilere Herkesin Destek Olması Gerekir. Staj Yapan Öğrencilere Ücret Vermemek Doğru Değil.

Öğrenci ücretsiz olmaz. Öğrenciye her yerde bahşiş verilmesi lazım yahut işte harçlık verilmesi lazım. Mesela bir yerde çalıştı, orada hemen öğrenciye yetecek kadar çok fazla değil ama rahat okuyabileceği rahat beslenebileceği, rahat yatıp-kalkabileceği, rahat giyinebileceği kadar bir ücret ödenmesi gerekir. Ama bu yaygın olması lazım. Mesela akrabası amcası, gitti amcasının evine öğrenci. “Sana gel ben bir öğrenci harçlığı vereyim” demesi gerekir. Mesela bayramda küçük çocuklara hep harçlık verilir. Bilmiyorum bayram şu an değil mi biliyorsunuz her yerde olan bir şey. Öğrenciye de aynı şekilde harçlık verilmesi gerekir. Mesela genç kız tıp okuyor dayısının yanına gitmiş, ver 2-3 bin lira harçlık olarak “sen okuyorsun” dersin “öğrencisin çalışmıyorsun.” Amcasının yanına gider o 3-5 bin lira verir yahut bir sevdiği tanıdığı olabilir arkadaşı olabilir iş yapıyordur işadamıdır “ben seni desteklemek istiyorum bir nevi burs gibi” der. Öğrencileri bu şekilde ayakta tutmak lazım öbür türlü çok zor çocukların işi.

 

Kadının Değerini Bilmek Onu Allah'ın Tecellisi Olarak Görmekle Olur.

Kadının değerini bilmek nasıl olur? Onu Allah’ın tecellisi olarak görmek lazım. Mübarek ve kutsal bir varlık olarak görmek, ona çok saygı duymak, değer vermek, gözünde yüceltmek, koruma hissiyle dolu olmak, onun mutlu yaşaması için kendi çıkarlarını terk etmek. Çünkü bir sanat eseridir kadın. Sanat eserine titiz olan bir insan özelliği göstermek gerekiyor. O zaman Allah zaten zorlukları, yanlışlıkları giderir her şey güzele gider iyiye gider. Genç kız kutsal bir varlıktır. Bunun ilk önce topluma yayılması ve inandırılması gerekiyor. Anne, genç kız, kadın kutsaldır. O zaman değeri çok daha iyi bilinir. Ama şu an gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında kadın bir kere yarım varlık olarak görülüyor. İnsan olarak bile görülmüyor bazı yerlerde. Kadının dediğinin tersini yapılması gerektiğine inanılıyor. Bir de kadın, ahlakı bozan bir varlıkmış gibi lanse ediliyor. Mesela anneye bile adamların saygısı yok. “Annesiyse diz kapağının üstü tahrik eder” diyor. Evladı da aşağılayan bir ifade bu, anneye de hakaret eden bir ifade. Bir evladın anneye duyduğu kutsi duyguyu da ortadan kaldırıyor. Potansiyel ırz düşmanı gibi gösteriyor evladını. Anneyi de potansiyel gayri ahlaki tavır gösterecek bir insan gibi gösteriyor. Üç yaşındaki bir çocuğu bile risk unsuru olarak gösteriyor. Böyle bir inanç düzeyinde, kadına karşı saygı sevgi nasıl olur bir düşünmek lazım. Önce bu gelenekçi Ortodoks anlayışın yaptığı derin tahribatın ortadan kaldırılması lazım, bilgiyle, kültürle, eğitimle.

 

(“Doğudaki adaletle buradaki adalet arasındaki fark nedir?” sorusuna cevap)

Doğuda olağanüstü bir durum var. Yani çatışma bölgesi. Orada adalet kavramı tabii yine uygulanıyor ama sakin olan, kavga gürültünün olmadığı, çatışmanın olmadığı bir ortamda adalet daha makul uygulanabilir. Daha titiz uygulanabilir. Ama sıcak çatışma bölgesinde adalet. Mesela adamı yakalamış teröristi, adamı götürüyor polis. Kaba bir yöntemle götürebilir yani. Adam direniyordur. Tabii ona karşılık kuvvet kullanabilir. Güç kullanabilir. Ama burada olur olay, adam gerekirse kelepçesiz de götürülüyor. Ama orada adamı sıkı sıkıya bağlaması gerekebilir. Şartlara göre, ortama göre bazen biraz değişiklik gösterir adalet. Ama Türkiye’de adalet sisteminin en zor şartlarda bile ben düzgün çalıştığını düşünüyorum. Aldığımız haberler hep o yönde oluyor. Biz de duyuyoruz oradan buradan. Mesela gözaltına alınanlar oluyor, öğreniyoruz. “Size sert kötü bir muamele yapıldı?” mı diyoruz. “Yok” diyorlar. “Çirkin bir söz duydunuz mu?” “Yok.” Gayet makul bir ortam var. Dolayısıyla eski adalet anlayışıyla, şu anki adalet anlayışı kıyaslandığında, şu anki adalet anlayışının iyi olduğunu görüyoruz.

 

Allah'ın Sanatını Sürekli Düşünmek ve Anlatmak Lazım.

Her yerde Allah’ın sanatını herkes birbirine hatırlatması lazım. Mesela bak şimdi yerde halı var. Yün halı. Koyunun genetik kodu mevcut burada halının üstünde. Çünkü tüyü her miliminde bu mebzul miktarda var. Mesela bu çok büyük bir sanat. Görüntü beynimizin içinde oluyor. Ve beynimizin içinde gözsüz gören biri var. Çok büyük bir sanat. Uçsuz bucaksız evren görüntüsü var. Sonu yok. Ve çok karmaşık dağdağalı bir sistem var dışarıda. O, ona çarpıyor, o ona çarpıyor. Ama dünya son derece huzur içinde. Dışarısı kaynıyor. Ama dünya hep huzur içerisinde. Göktaşlarıyla dolu ama yine biz huzur içindeyiz. Hücrelerimiz sürekli faaliyet halinde sürekli yıkım ve yenilenmeler var. Her yapılan yeni hücrede, yapılan her proteinde mükemmellik kontrolü yapılıyor vücudumuz tarafından ve sürekli sağlamlık belgesi alınıyor. TSE’nin var ya onun gibi sağlamlık belgesi aldıktan sonra bırakılıyor. Eğer çürük olduğunu söylerlerse hemen ilgili tamirciler gelip tamir edip sağlamlığını onaylatıp garanti belgesini verdikten sonra ayrılıyorlar. Şimdi bunlar bir tane, iki tane, on tane değil onun için müminlerin akşama kadar birbirlerine sık sık Allah’ın sanatını hatırlatmaları lazım. Yalnız böyle hep belirgin değil de hiç ummadıkları yerlerden hatırlatmaları çok daha iyi olur. Mesela akvaryumdaki balıktan efendim mesela oradaki cam sanatı var onu Allah biçimli hale getirmiş özel olarak insan yapıyor gibi görünüyor ama görüntüyü insan biçimlendiremez. “Cennette nasıl olacak?” diyor bak burada bunu yaptığına göre Allah, hususi yaptığına göre “cennette nasıl yapacak?” demenin bir alemi yok, fiilen gösteriyor.

 

İş Yerlerinde En Az 7-8 Kere 10-15 dk.lık Hareket Zorunluluğu Getirmek Lazım

Masa başı tabii çok riskli bir şey. Hiç el ayak vücut hiçbir yer hareket etmiyor saatlerce sabit kalıyorlar. Ara ara iş yerleri on dakika, on beş dakikalık günde belki yedi-sekiz kere zaman aralıklarında hareket mecburiyeti getirmesi lazım. Hızlıca onların hareket edebileceği, yürüyüş yapabileceği, ellerini kollarını kullanabilecekleri, eğilip bükülecekleri sırt hareketi yapabilecekleri gibi ortam sağlaması lazım. Onu mecbur yapması lazım aslında. İşyerinin bir mecburiyeti haline getirmek lazım o başka türlü olmaz. Sağlık açısından hareket son derece önemli. Hayati bir konu. Okullarda mecburi hale getirmek lazım. İşyerlerinde mecburi hale getirmek lazım ve ona uygun zemin hazırlamak lazım. Uzun koridorlarda yürütülebilir, asılabilecekleri gibi yahut işte şınav yapacakları gibi yerler yapılabilir. Veyahut çeşitli spor aletleri bulundurulabilir ama illaki hareket yapmaları gerekir.

 

Hastanelerde Hasta Yakınlarına Rahatlıkla Yaşayabilecekleri İmkanlar Sunulmalı

Hasta zaten fiziki müdahaleden çok ruhi desteğe ihtiyacı olan bir varlık. Zaten morali sarsılmış oluyor, hastanede de yalnız başına olmuş oluyor, bu onun için dehşet verici bir şey oluyor. Halbuki yakınları, dostları, sevdikleri de bir odada yanında olmuş olsalar onların da rahatça yaşayacakları bir yaşam standardı verilmesi gerekir, o zaman huzurla oradaki o insan tedavi görebilir. Hastayı yalnız bırakmak bence olabilecek en korkunç olaylardan bir tanesi. Hasta zaten bir imtihan oluyor, ikinci imtihan da yalnızlık öyle olmaz. Hastanelerin sayısını devletin artırması için devlete bütün gücümüzle destek olmamız lazım. Hastanelerin de çok ferah ve geniş yapılması, oda sayısının çok fazla olması, mutlaka refakatçi odalarıyla yapılması da önemli.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251660/sayin-adnan-oktarin-15-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251660/sayin-adnan-oktarin-15-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170615t_11.jpgMon, 03 Jul 2017 16:41:42 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 14 Haziran 2017

 

(Terör örgütü PKK’yla mücadeleye devam eden Mehmetçik Kato Dağı’nda bir askerin okuduğu akşam ezanıyla birlikte iftar yaptı. Askerlerimizin Kato Dağı’nda ezan okurkenki görüntüsünü görebiliriz.)

Çok iyi olmuş. Aslında ezanı yaygınlaştırmak lazım. Hoparlörle dağda, bütün arazide, her yerde PKK’ya dinletelim ezanı. Bayağı moralleri bozulur. Mehter bir, ezan iki. Onları çok darlandırıyor.

 

(MİT tırları görüntülerinin yayınlanması davasında yargılanan eski Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu tutuklandı. Mahkeme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Cezada indirime giden mahkeme 25 yıl hapis cezası verdiği Berberoğlu’nun tutuklanmasına karar verdi.)

Kanun, hukuk eğer yanlış işliyorsa zaten üst mahkemeler var, Anayasa Mahkemesi var, AİHM var. Dolayısıyla mahkemelere güvenmek gerekir. Fakat mahkemelerin hızlanması çok önemli. Hakim ve savcı sayısını artırsınlar. Bu son durumda çok fazla kişi olduğu için mahkemelerde bir ağırlaşma, sorgulamalarda ağırlaşma oluyor. Bunun süratli olması lazım. Mesela gözaltına alınan kişi en fazla yirmi dört saat kalsın, gitsin. Ya tutuklanır yahut serbest bırakılır. Yani olağanüstü şartlarda tamam biz makul görüyoruz ama olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Fakat süratlendirmek de mümkün. Avukatlardan yine hakim ve savcı alınabilir, daha önce olduğu gibi. Birçok çözüm üretilebilir.

 

(Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto etmek için Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceklerini belirterek; “Artık bıçak kemiğe dayandı. Böyle bir adalet mi olur? Hangi yargıç ne kadar ağır ceza verirse sarayın gözüne o kadar gireceğini düşünüyor” dedi. “OHAL kapsamında da yasaklanırsa?” sorusu üzerine ise; “Yasaklasınlar, daha da büyür. Rezaleti görür bütün dünya. Türkiye’de bununla ilgili olumsuz haberler çıkarmaya çalışacaklar. Bunun farkındayız” dedi.)

Kemal Kılıçdaroğlu genelde çok aklı başında, makul bir insan. Yani konuşmalarının çoğu da makul. Ama burada hukuki bir cevap vermesi gerekir. Yürüme; tamam yürüsün. Bu Türkiye’de özgürlük olduğunu gösterir. Eğer kanun, hukuka uygunsa yürüsün. Ama yanlışlık varsa onu hukuki delillerle çürütmesi gerekir. Yani hukuki cevap verilmesi lazım. Onun dışında yürümeyle olmaz. Müsnet, açık deliller gerekir.

Şöyle olabilir, bilmiyorum ben hukuku tam olarak; Yargıtay kararından sonra tutuklama daha makul görüyor olabilirler belki. Ama bilmiyorum yani belki mahkemeye bir istihbarat gelmiştir, kaçma şüphesi falan gibi. Olabilir mesela MİT bilgilendirmiştir. Dosyayı biz hiç bilmiyoruz. Mahkemeye sunulan, hakimlere sunulan bilgileri bilmiyoruz. Çünkü bazen de tutuklamaya gitmiyor hakim, sanık kaçıyor yurt dışına. O zaman hakimi görevden alırlar. Veyahut disiplin soruşturması açılıyor veyahut işte hakkında konuşmalar oluyor. Biraz daha makul bakmak lazım.

Belki hani yurt dışına çıkış yasağı konsa yeterli olabilirdi diyenler de olabilir. Hakimi sen oraya o yetkiyle koymuşsun. Şimdi birçok insana tutuklama kararı veriyor. Bu gibi konularda zaten ağır ceza direkt tutuklu yargılıyor. Veyahut böyle karar verildiğinde hemen tutuklama kararı alınıyor. Yapmaya da bilir. Ama kanunsuz bir şey değil. Kanuna uygun bir şey yani hukuka uygun bir şey. Bence öyle yer yerinden oynatacak bir şey yok bunda. Bilmiyorum yani benim ilk gördüğüm bana öyle geliyor.

Şöyle düşünülebilir belki hani; Yargıtay bu tutuklamayı bozarsa, bu şahsın yattığı cezanın telafisi yok. Ama bu çok oldu. Herkeste oluyor. Biz de yattık. 9 ay yattık çıktık, yine bir 9 ay yattık yine çıktık. Hepsinden beraat ettik. Ne oldu? Yanımıza kar kaldı yattığımız tabii ki. Hukuk içerisinde bu tip şeyler oluyor, olaylar olabiliyor. Fakat tabii davanın hassasiyeti, ehemmiyeti de göz önünde bulundurularak belki böyle bir tavır konmuş olabilir. Ama tabii gönül ister ki asıl Yargıtay safhasından sonra, Yargıtay onadıktan sonra tutuklama kararı olsun. En güzeli budur. Mesela biz onlardan hakikaten haksız yere yattık, boş yere. 9 ay yattık, yine bir 9 ay daha yattık. Kusura bakmayın da demiyorlar ama işte beraat ettiniz diyorlar. Peki ne olacak yattığımız? Yattığınız yanınıza kalmış deniyor. Ama devletin de işte zor durumda olduğu da ortada. Biraz daha makul değerlendirmek gerekiyor. Çok zor bir durum var çünkü hükümet açısından, devlet açısından.

 

(Tutuklama kararı sonrası Enis Berberoğlu adliye koridorunda konuştu. Şöyle söylüyor; “Hukukun katledildiğini defalarca gördük. Olmadık bir işten böyle bir mağduriyet yarattılar. Bunu yaratanlar utansın. Siz beni unutmayacaksınız. Ben de sizi unutmayacağım.”)

Yani neden şey gördü anlamadım. Her neyse de yani o da kendini savunsun, anlatsın. Mektup olarak da gönderebilir. Makul görmediği, yanlış gördüğü ne varsa söylesin. Hukuka, kanuna uygunsa biz burada yayınlarız da, söyleriz de, konuşuruz da. Benim de iddianamem aylarca bekletildi, 6-7 ay beklettiler. Biz çıtımızı çıkartmadık, yattık. Sonra da 9 ay da cezaevinde bekledik. Sonra da beraat ettik. Oluyor. Tabii bunlar olmasa daha güzel. Fakat Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiği de bir gerçek.

 

(Yeni Şafak Yazarı Yasin Aktay, Katar olayının İslam dünyasına kurulan bir tuzak olduğunu yazdı. “Hamas’ı ve Müslüman kardeşleri terörist diye niteleyen ve bunlara destek veriyor diye Katar’ı da cezalandırmaya kalkan bir Suudi Arabistan belki farkında değil ama kendisini hedef alan bu büyük operasyonun düğmesine bizzat kendisi basmış oluyor. İçinde Dünya İslam Alimler Birliği Başkanı, 91 yaşındaki Yusuf El Karadavi’nin de bulunduğu bir terör listesi yayınlamak, açık söyleyeyim Suudi Arabistan’a karşı kurulmuş tuzağın en önemli işaretidir. Karadavi’ye savaş açanın İslam dünyasında hiçbir meşruiyeti kalmaz.”)

Yani adam dengeyi kurduysa, zannettiğiniz gibi olmaz. Şii-Sünni düşmanlığı şiddetle körükleniyor. Böyle bir ortamda karşı taraf zorluk çekmez. Deccaliyete karşı en güzel çözüm, Sünni-Şii kardeşliğini tesis etmek. Sünni-Şii el ele olması. Mesela Şii alimler gelsin, Sünni alimler gelsin. Birbirlerine sarılsınlar, ellerini havaya kaldırsınlar. Birlikte yemek yesinler, birlikte namaz kılsınlar. Deccaliyete meydan okusunlar. Bunu yapalım. Acil olan bu. Her cemaatten, her tarikattan insanlar bir araya gelsinler. El ele bir zincir oluştursunlar. Nakşibendi, Kadiri, Süleymancı, Nurcu, Şii, Alevi, Bektaşi, hepsi. Sıradan böyle el ele bir zincir oluştursunlar. Böyle bir resim çektirsinler. Biz her yerde beraberiz. İleri gelenleri. Konu kökünden hallolur. Şunu yapsalar bile biter. Yani yapacak hiçbir şey kalmaz. Yani gerçekten canları yanıyorsa bu durumdan, huzursuzsalar bunu yapmaları lazım.

 

(CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Altıok, AK Parti döneminde yöneticilerin ve bürokratların kadına yönelik söylemlerini raporlaştırdı. Raporda, AK Partili siyasilerin kadınlar hakkında kullandıkları sözlerden örnekler verildi. Bülent Arınç’ın mecliste bir kadın vekile; “Hanımefendi bir sus, bir kadın olarak bir sus” demesi, “kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” sözleri. AK Parti Ünye Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci’nin; “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. -Estağfirullah- Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” sözleri. Melih Gökçek’in; “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın. Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün” gibi sözlerine yer verildi raporda.)

İşte gelenekçi Ortodoks İslam’ın bu riskli yönünü biz gördük. Bu darbelere de zemin hazırlayan bir mantık, Türkiye’nin işgaline de zemin hazırlayan bir mantık, Avrupa’nın, Amerika’nın bize karşı tavır almasına da zemin hazırlayan bir mantık, dünyada yalnız kalmamıza da vesile olacak bir mantık. Biz bu mantığı bozmak için bütün gücümüzle uğraşıyoruz. Adamlar çok ince yerden yakalamış. Öbürü diyor ki “Üç yaşındaki çocuğun bacağını amcası sakın görmesin” diyor, öbürü diyor ki “dizinden yukarısı annesiyse de tahrik eder” diyor. Akıl almaz bir öfke meydana gelir dünyada böyle bir kafaya karşı ve yalnız kalırız. Kimse de yanımızda olmaz Allah esirgesin. O yüzden en büyük mesele gelenekçi Ortodoks İslam’ın yaptığı tahribatın durdurulması. Tayyip Hoca modern görüşe sahip bir insan ama tek kalıyor. Ben de onun için söylüyorum bak “Şahsını destekleyelim.” AK Parti’yi desteklemiyor olabilirsin, şahsını da sevmiyor olabilirsin ama milli bir liderin etrafında insanların kenetlenmesi gerekir. Başka türlü olmaz.

Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun sahip çıkan efendim demokrasiyi savunan, cumhuriyeti savunan veyahut işte kendince mağdur olduğunu düşündüğü kişileri savunan tavırları normal yani muhalefet lideri olarak bunu yapması lazım. Yoksa Türkiye ürkütücü görünür. Muhaliflerin olması lazım. Yıkıcı olmadan yapıcı bir muhalefet son derece faydalı olur.

 

“Televizyon programlarında erkeklerin kadın kılığında rol yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Dehşet verici dehşet. Bir delikanlının, aklı başında bir insanın yapacağı bir şey değil. Çok ürkütücü sadece ızdırap verici, onun adına utanç duyduğumuz hatta korkunç bulduğum olaylar. Fıtratı tamamen bozan ve homoseksüel propagandası görüntüsü veriyor çok kötü.

 

“Birçok meal var, Adnan Oktar meali de olacak mı, olacaksa ne zaman olacak? Gerçekten çok merak ediyoruz. Bekliyoruz.”

Onu dün akşam konuştum. Tashihteydi. “Zaten ne yaparsak yapalım yine hata olabilir.” dedim. Ama başlangıçta belirtelim, “Biz hata yapmış olabiliriz.” diye. “Bu Kuran-ı Kerim mealine o gözle bakın” diyerek “yayına verelim” dedim. Dört ciltlik, süratle hazırlanıyor şu an. Yani hata ihtimali çok olabilir, harflerde hata olabilir, kelimelerde hata olma ihtimali var, açıklamalarda olmuş olabilir, insanlık hali. Ama genelinde yüzde 99,99 tamam yani. Ama ben çok titiz olduğum için iyi incelenmesini istiyordum, redaktör bakıyordu, onu kaldırdık şu an. Bu şekilde basacağız.

 

(Suudi Arabistan öncülüğünde bazı Körfez ülkelerinin Katar’a ambargo uygulama kararının ardından Türkiye’nin gıda takviyesi Birleşik Arap Emirlikleri’ni rahatsız etti. Söz konusu ülkeler Katar’a askeri ve insani ihtiyaçları taşıyacak olan gemilerin Süveyş Kanalı’ndan geçişini engellemek için hukuki yolları araştırmaya başladılar.)

Hayırdır inşaAllah. Kardeşim orada çoluk çocuk, kadınlar var aç bırakacaksınız, sen ne yaptığını zannediyorsun? Bu yöntem mi şu? Oturur masada halledersin. Bakın, yine Mehdiyet. Yine Mehdiyet’e ihtiyaç var, yine İsa Mesih’e ihtiyaç var.

 

“Ben boyutlar hakkında bilgi almak istiyorum, ismim Saliha.”

Şimdi biz kaç boyutluyuz? Şu elips ekrana bakıyoruz bir en var bir de boy var. Derinlik var gibi görünüyor ama aslında belli iki boyutlu olduğu belli. Üçüncü boyut bizi bayağı net seyrediyor şu an üçüncü boyutta olanlar yani onların önündeyiz şu an. Bir de üçüncü boyuttakilerle doğumumuz ve ölümümüz de onların gözünün önünde Allah’ın dilemesiyle doğum ve ölüm. Üçüncü boyut tabii bu Allah’ın dilemesiyle Allah’ın istediğine gösterebileceği bir durum. Mesela Peygamberine gösteriyor Allah. İkinci boyuttan çıkarıyor üçüncü boyuta geçiriyor gelmişi geleceği tek bir an olarak görebiliyor bir an olarak.

 

“Neden halkın sorularını yanıtlamaya karar verdiniz?”

Hoşuma gidiyor. Onların nelere dikkat çektikleri, neleri önemsedikleri, neleri araştırdıkları toplumdaki genel kanaati öğrenmemi sağlar. Genel kültür durumunu, genel anlayışı yansıtır. Onun için ben zaten birisiyle karşılaştığımda hep bana soru sormasını isterim. Merak, araştırma, inceleme güzel bir şey. Kardeşlerimizin sorularından onların kişiliğini de anlamış oluyorum. Neleri merak ettiklerini, toplumda nelerin önemli görüldüğünü de görmüş oluyorum.

 

“Sizi neden bu kadar çok seviyorlar?”

Samimiyim ondan seviyorlardır. Bir de diğergamım yani kendim için yaşamıyorum sevdiklerim için yaşıyorum bu alışılmış bir şey değil. Ve bir de tutkudan, aşktan delicesine haz duyuyorum, sevgiden çok şiddetli haz duyuyorum bunun da etkisi vardır. Allah’ı çok seviyorum her şeyin üstünde bunun çok etkisi vardır.

 

“Gördüğüm en şık giyinen insansınız bu şıklığı nasıl sağlıyorsunuz?”

Bir kere Allah, Cenab-ı Allah “Mescitlere giderken en güzel kıyafetlerinizi giyinin” diyor Allah, ayette teşvik ediyor. Bir kere Allah’ın emri bu bir. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Allah nimetini kulunun üstünde görmek ister” bu iki, hadis olarak. Üç, ben belirli bir topluluğun, belirli bir arkadaş grubunun ağabey olarak gördükleri bir insanım. Tabii ki Müslüman olarak da ayrıca her yönüyle örnek olmak durumundayım. Güzel kıyafet, güzel söz, güzel yiyecekler, güzel evler her şey Müslümanın özelliği. Cennet de güzel, cennet kıyafetleri güzel, biz de cennette güzel olacağımıza göre cenneti burada başlatmak en doğrusu olur adeta diyelim.

 

“Bende unutkanlık çok fazla başladı. Acaba unutkan olmamak için ne gibi bir çözüm getirebilirsiniz?”

Unutkan olman iyi kafan dinlenir. Vücudun kendini savunmasıdır unutkanlık. Boş şeyleri insanın kafası tutmak istemez. Sürekli unutarak beyni rahatlatır, Allah’tan bir nimettir. Hiçbir şeyi unutmasan çok sıkılırsın rahatsız olursun. Çözümü dikkati keskinleştirmekle elde edebilirsin.

 

“Gençliğe yönelik olarak devlete ve hükümete ilk olarak neyi tavsiye edersiniz?”

Gençliğin iman hakikatleriyle yani Kuran mucizeleriyle, Allah’ın varlığının delilleriyle yetiştirilmesi lazım ve Darwinizm’in geçersizliğinin de Darwinizm anlatılarak açmazlarıyla beraber gençlere anlatılması gerekiyor. Yoksa bu PKK kafası, ateist kafa gittikçe yayılır Allah esirgesin. Zaten gelenekçi Ortodoks İslam’la dinsizlik muazzam yayılıyor. Mesela diyor ki adam “Annesinin bacağına insan bakamaz” diyor “baktı mı tahrik olur” diyor “dizinin üstüne.” Adamın ne dini ne imanı kalıyor. “Üç yaşında çocuğun bacağına amcası bakamaz” diyor adamın olan imanı da gidiyor. Yani bu adamların tahribatı akıl almaz oluyor. Bizler olmasak Allahualem din iman tahribatı akıl almaz boyutlarda olacaktı. Darwinizm’in de kalesi olurdu Türkiye. Ama bizim sayemizde Darwinizm yerle bir oldu.

 

“Bir sorum olacaktı, Cumhurbaşkanımızla tanışmak ister misiniz?”

Tayyip Hocamı ben severim, çok da güveniyorum, saygı duyuyorum. Fakat küfür ve dalalet, deccaliyet bunu muazzam malzeme olarak kullanır, her türlü iftirayı atabilirler, oyun oynayabilirler. Onun için ben bizim çocuklara da “Gördüğünüzde hiç gözünüzü kaçırın geçin” diyorum hiç yahut “Sadece selam verin geçin” diyorum. Akıl almaz iftiralar atarlar hem Cumhurbaşkanı’na yönelik hem bize yönelik. İşte “Adnan Hoca’yla ne konuştu, ne yaptı, neler söyledi?” İftiranın kapısı sonuna kadar açık. Küfür deccaliyet atakta bekliyor. Görevi de çok zor Tayyip Hoca’nın. Burada yapılacak olan sevenlerini artırmak, destekçilerini artırmak; iyilik yapılacaksa bu. Yoksa gidip konuşup neyi konuşacağız? Gizli bir şey olsa çok gizli bir şey olsa zaten ulaştırırız. Ama genellikle devletin istihbaratı her türlü bilgiyi sağlıyor. Ben gizli ne bileceğim de anlatacağım neyi aktaracağım yani? Ha konuşuruz görüşürüz, ahirette asıl bizim görüşeceğimiz yer, Tayyip Hocam’la ahirette görüşeceğiz. İnşaAllah cennette. Ama bu dünyada da İslam’ın hakim olması, Mehdi (as)’nin zahir olmasında Tayyip Hocam da ben de efendim Mehdiyet çizgisinde inşaAllah güzel hizmetler veririz. Fakat işte önüne gelen çekilip Tayyip Bey’le, kardeşim Türkiye 83 milyon her aklını esen gidip görüşmeye konuşmaya kalkarsa ki gidip konuşanlar da çok vaktini alıyorlar iki saat ayrılmıyor. Memleket işleriyle mi uğraşsın, bu konuyla mı uğraşsın? Ben bazen görüyorum mesela tanıdıklarım “Ya” diyorlar “gidip Tayyip Bey ile görüşeceğim konuşacağım.” Bana geldiklerinde zaten en az iki-üç saatimi alıyorlar Tayyip Hoca’ya gitseler ne yaparlar bilmiyorum bazı vakalar için söylüyorum. Kesintisiz konuşuyor nefes almadan. Şöyle bir insanın ağzını açacak bir şey söyleyecek “Evet” diyecek bile takati kalmıyor, kesintisiz konuşma. Bu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı içinde de yaygındır, bilinir bu, rahatsız edici boyutlarda olur. Tayyip Hocam’a iyilik yapacak olan vaktini almasın. Yapacaksa bolca insanlar destekçi hale getirsin, taraftarını çoğaltsın. AK Parti taraftarı değil Tayyip Hoca’nın taraftarı, bunu sağlasın yeterli.

 

“Çile ve zorluk insanları Allah’a nasıl yaklaştırır?”

İnsanlar tabii şımarmaya, gevşemeye çok yatkın. Belalar, dertler tabii çok iyi konsantre olmasını sağlar Allah’a. Öbür türlü insanlar Allah’tan uzaklaşıyorlar yani daha çok dünyayla meseleleri halletme eğilimine girerler. Ama Allah Kendine yaklaştırmak için kuluna, sevdiği kuluna, acıdığı kuluna dertler, hastalıklar verir ki Kendine yaklaşsın da cenneti kesinleşsin diye. Çünkü öbür türlü cenneti tehlikeye girebilir. Allah’ın rızasına nail olmama ihtimali var. O yüzden bu Allah tarafından bir nimet olarak sunulur. Belalar, dertler, çileler ve herkes bilir bela, dert, çileyle karşılaşan insanlar hep Allah’a daha çok yaklaşırlar, bunu bilmeyen yoktur.

 

“Allah insana neden ruhundan üflüyor ve bu ne anlama geliyor?”

Ruhundan üflemek demek Allah’ın ruhunun o insanda olması demek. Ve anlamı çok açık yani Allah o kişide tecelli etmiş oluyor, Allah’ın tecellisi olmuş oluyor. O bilinç, o varlık zaten başka türlü açıklanamaz. Allah görüyor bizim gözümüzle görür, bizim burnumuzdan aldığımız kokuyu da bilir. Bizim dokunduğumuz dokunun veyahut dokunduğumuz cismin ne olduğunu, nasıl bir kıvamda olduğunu hissetmemizde de aynısı Allah bilir. Bütün duyularımızı bilir. Bu nedir? Allah’ın ruhunu taşıdığımızı gösterir. Aynısını Allah da bilir aynısını.

 

“Allah ayetlerinde gizlinin de gizlisini bildiğini buyuruyor, gizlinin gizlisi ne demektir?”

Bilinçaltı. Mesela insanlar der ki “Ya ben yemek yemek istemiyorum” diyor ama bilinçaltında yemek yemek ister. Mesela der ki adam “Ben hiç sevmiyorum” der ama aslında seviyordur bilinçaltı. Mesela “Allah’a inanmıyorum” der ama bilinçaltında inanır ayette zaten söylüyor Allah “Zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar ettiler” diyor “aslında bilinçaltlarında kabul ettiler” diyor putperestler için de Allah onu söylüyor. Hz. İbrahim (as)’de olan olayda putperestler bilinçaltında söylüyorlar haklı olduğunu ama açık ifadede başka türlü konuşuyorlar.

 

“Şu ana kadar dünyaya gelmiş olan ve gelecek olan bütün insanlar içerisinde en mükemmeli Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’dir diyebilir miyiz?”

Tabii öyle bütün kaynaklarda o şekilde. Kuran’da öyle olduğunu anlıyoruz. Cenab-ı Allah, “Habibim” demesi zaten ifadenin şeklinden de anlaşılıyor yani coşkun bir sevgiyi ifade eden bir hitap şekli. Zaten yaşantısı, çilesi hayatından da bu anlaşılıyor, doğru.

 

“Cennette neler olacak?”

Cennette şimdi bak burada bakıyoruz tabletler var mesela şöyle bir fincan var hoşumuza gidecek bir fincan. Bunu sorsan, işte “İtalya’da usta yaptı” falan diyorlar normalde öyle zannediliyor. Beynimizin içinde oluşan bir şey bu. Hadi dışarıda olduğunu farz etsek bile, bizim bunu görmemiz mümkün değil yani dışarıda ışık yok ve renk yok. Bak dışarıda ışık yok ve renk yok. Neyi göreceksin? Beyin bunu renk ve ışık olarak yorumluyor. O zaman yaratılış kime ait? Allah’a ait, tamamen Allah’a ait. Onun için bütün eşyaları, her şeyi yaratan Allah’tır. Buradaki insanları yaratan da Allah’tır, bitkileri yaratan da Allah’tır, renklerini, parlaklığını, gölgelerini de yaratan Allah’tır. Dolayısıyla buradaki bütün detayları Allah yarattığına göre cennetteki de bütün detayları Allah yaratacak yani yaratmış hazırda şu an. Mesela şu camdan süsler dışarıda bunlar renksiz ve ışıksız, renksiz ve ışıksız. Peki, sen bunun neyini göreceksin o zaman beyin bunu bu şekilde yorumlamazsa, renk ve ışık olarak yorumlamazsa neyi göreceksin? Sırf karanlığı göreceksin. Duyu da beyine giden bir algı. Duyu diye bir şey de yok elektrik akımı geliyor sadece. Koku da öyle nasıl alacaksın öbür türlü? Beyninin içinde işte mercimek kadar yerde Allah cennet gibi bir ortam meydana getiriyor. Ha mercimek kadar mı? Belki mercimek kadar da değil.

 

“Kader konusunu anlayamadım bana anlatabilir misiniz?”

Şimdi zaman bak şimdi, şimdi bir ses duyacağız bir ses, bir daha ikisini kıyasladık. Nerede? Beynimizde. Kıyaslayınca ne oldu? Kafamızda bir inanç meydana geldi. Bu inancın adı nedir?  Zaman. Beynin yorumuna diyoruz zaman diye. Dışarıda boş uzayda zaman yoktur. Mekan da tamamen izafidir. Mesela uçsuz bucaksız evren diyoruz. Bir başkası için bizim evrenimiz toplu iğne başı kadar. Tam anlamıyla toplu iğne başı kadar bütün evren. Ama bize çok büyük geliyor. Zaman da izafidir, mekan da izafidir. Sonsuz kısa zaman içerisinde sonsuz uzun zamanı yaratmıştır Allah. Buna kader diyoruz.  Bilimsel açık net izah budur. Buna da hiç kimse itiraz edemez.

 

“Kuran’da secde ayeti geçtiği zaman secde yapmalı mıyız?”

Bir şey kaybetmeyiz. Güzel olur, bir hürmet ifadesi olur. Mesela “Onlar” diyor “Allah’ın ayetlerini duyduklarında hemen secdeye kapanırlar.” Tamam işte ayeti duymuşsun kapan gayet güzel. Açık bir farziyet var gibi de görünüyor. Çünkü “Ayetleri duyduklarında kapanırlar” diyor ayetleri duymuşsun. Tabii o anlamda söylemiyor ayet onu yani Allah’a itaat ederler, iman ederler, ne gerekiyorsa yaparlar, tereddüt etmezler o anlamlara da geliyor. Ama zahir anlamına da göre de hareket etmekte fayda var.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251647/sayin-adnan-oktarin-14-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251647/sayin-adnan-oktarin-14-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170614t_06.jpgMon, 03 Jul 2017 16:13:41 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 13 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 13 Haziran 2017

 

(Dün Bingöl’ün Genç ilçesi Yeniyazı Köyü kırsalında askeri aracın geçişi sırasında teröristlerin önceden tuzakladığı el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu Uzman Çavuş Ramazan Aydoğan şehit oldu. Bugün şehidimizin cenazesi vardı.)

Allah nurunu artırsın, çok nurlusun maşaAllah. Dünyaya kendilerini göstermeye gelir şehit. Şehit aleminden gelir şehit. Kaderde zaten orada şehit oluyor, şehit olarak duruyor. Orası boş bir yer olup da buraya geliyor değil zaten orada oluyor o, şehit aleminde olur. Ama insanlar bilmiyor onun şehit olduğunu buraya geliyor şehit olup şehit alemine geri dönüyor. Tek bir an vardır sonsuz uzun zamanlar sonsuz kısa zaman içinde bitmiştir. Öyle olunca şehit nereden gelir? Şehit aleminden gelir. Evet, Allah şahadetini mübarek etsin. Allah meşhur etsin, makbul etsin, mübarek etsin tebrik ediyoruz. Allah bizlere de nasip etsin her seferinde imreniyoruz. Elleri yüzleri de nur gibi dikkat ederseniz hepsinin şehit olacakların yüzlerinden anlaşılıyor. Görüyor musun bak yüzdeki temizliği maşaAllah. Allah annesine babasına uzun ömür versin, sabr-ı cemil. Ne mutlu annesine, ne mutlu babasına, ne mutlu sevdiklerine, ne büyük şeref bir kabadayı evladı olması bir insanın büyük güzellik, babaları da kabadayı maşaAllah. “On tane oğlum olsun onunu da gönderirim” diyor “ben de giderim” diyor “Allah için feda olsun” diyor adamın yapacağı bir şey yok PKK’nın. Köpek gibi didiniyorlar bir şey yapacaklarını zannediyorlar hiçbir şey çıkmaz.

 

Herhangi Bir Karşılık Bekleyerek Değil, İçten Gelerek, Samimi ve Allah İçin Yapılan Dua Önemlidir.

Duada samimi olmak lazım. Maaşını alıp televizyon şirketinin tavsiyesi üzerine dua değil de gerçekten içten gelerek dua etmek önemlidir. Samimi olmak önemlidir. Arkadaş izlemiyor demek ki, iftarda da sahurda da biz dua yayınlıyoruz. Gösteriş için değil Allah için, maaş için değil Allah için. Ben her kanal için söylemiyorum ama bazı kanallarda bazı hoca efendilerin samimi olduğuna inanamıyorum. Maaşını vermezsen gelmez adam, bu kadar açık isterse denesinler “para vermeyeceğiz, gelir misin?” desinler, gelmez. Böyle olmaz. Ramazanda sohbet programı sadece diğer kanallarda değil bizim kanalımızda da mükemmel icra ediliyor. İftar öncesi canlı yayında ramazan programlarımız gayet güzel, yıllardan beri geleneksel olarak devam eder. Allah’ın hükmüne uygun olarak.

 

(Cumhurbaşkanımız’ın iftarına dekolte giydiği için Hülya Avşar’a Twiter’da karşı etiket yapmışlar)

“Dekolteni Kapat” Yani ne kadar kendilerini kadınlardan üstün görüyorlar. Akıl veriyor. Halbuki o sanatçı bir insan, nasıl giyineceğine kendi karar verir. Kendini güvende görüyorsa istediği gibi de giyinir, sana mı soracak? “Dekolteni Kapat” Kapatmazsa ne olacak zorla mı kapatacaksın? İstediği de o belki de zorla kapatacağını düşünüyor, gün gelecek zorla kapatacak. Böyle bir şey olmaz. Hülya Avşar doğru olanı yapmış. Dekolte gönlünden geçti ise yakıştığını düşündü ise gayet güzel olmuş ki Türkiye’nin modern yapısına son derece uygun. İmajımız açısından da çok düzgün bir hareket, doğru yapmış tebrik ediyoruz.

 

(Sayın Devlet Bahçeli İngiltere’nin bölgedeki pozisyonuna dikkat çeken şöyle bir açılama yaptı Adnan Bey, “Türkiye’nin Ortadoğu’da ne işi var?” diyen “Doha’da ne yapacak?” tartışması çıkaran başta CHP olmak üzere malum çevrelere açıkça sormak istiyorum. Türkiye’nin bölgede pozisyon alması gözünüze batıyor da Amerika’sından, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallığına kadar birçok ülke niçin dikkatlerinizden kaçıyor? Kimlere sözcülük yapıyorsunuz? Eğer yürekli iseniz, eğer minderden kaçmayacaksanız, eğer sıkıyı görüp araziye uymayacaksanız Amerika’ya “ne işiniz var Ortadoğu’da?” deyin de endamınızı görelim. Adamsınız diyelim. CHP’nin cesareti varsa Rabia polemiğine değil emperyalizmin bölgeye kurduğu kanlı rampalara kafa yorsun, bunu dert edinsin” dedi.)

Doğru söylüyor ama İngiliz derin devleti ile mücadele için de tabii çok iyi bir Hristiyan-Müslüman ittifakı gerekiyor. Rusya ile işbirliği yapılması gerekiyor. Tayyip Hocam’ın da o yönde atakları var. Fakat Tayyip Hoca’ya sahip çıkmanın milli bir mesele olduğunu birçok insan anlayabilmiş değil. Dünyadaki tehlikeyi de görebilmiş değiller. Tayyip Hocamız’a sahip çıkmanın memleket ve bölge açısından ne kadar faydalı olacağını da akıl edemiyorlar bazı kişiler. Sen bir mili liderin etrafında toplanırsan otuz üç milyon insan, otuz üç milyon daha seksen üç milyon insan muazzam bir güç bir kişinin etrafında hangi ülke buraya gelebilir? Ama sen yarı yarıya bölünürsen adam kafa tutar. Çünkü güç bölündü diye düşünecektir. Der şöyle elliye elli olduğuna göre ben ellinin bir tarafına bir ağırlık versem eder elli beş, kırk beşi kontrol altına alırım der. Ama sen elliye elli yapmaz da yüzde yüz yaparsan ne olur? Adamın geleceği hiçbir yer kalmamış oluyor. Nefes aldırmazsın. Onun için Tayyip Hoca’yı seviyorum sevmiyorum polemiğini bırakıp doğrudan desteklenmesi gerekir, şahsını lider olarak. Parti olarak demiyorum. Bir lidere bu milletin ihtiyacı var. Lidersiz milletler hep darmadağın olur Allah esirgesin.

 

(Ankara’nın Nallıhan ilçesinde yüz kişilik bir grup, gece saatlerinde şantiye basarak Bingöl’den gelen Kürt işçilere saldırdı. Saldırı sırasında bir Şii’yi üçüncü kattan aşağı atan grup, işçilere işkence yaptıktan sonra tüm işçileri inşaat dışına çıkartarak İstiklal Marşı okuttu. Saldıran ırkçı grubun “Ülkemizden defolup gidin. Biz size yemek verdik ama siz ihanet ediyorsunuz” diye bağırdıklarını söyleyen Kürt işçilerden biri “Ben seviyorum bu ülkeyi. Kurban olurum bayrağıma. Ama bizi ülke düşmanı gibi kapıya çıkarıp İstiklal Marşı’nı okuttular” dedi.)

En şiddetli şekilde karşılık verilsin. Bir de bunu yapan adamların hepsi teşhir edilsin. Kanunda değişiklik yapılsın. Böyle münasebetsizlik yapanlar teşhir edilmeli. Önden yandan resimleri, boydan da resimleri tek tek basına dağıtılsın. Biz bunları bilelim. Bunlar FETÖ’cü mü? İngiliz derin devletinin ajanı mı? Nihat Atsız ekibinden mi? Aklı mı gitti? Sevgisiz insanlar mı? Sadece cahilliğinden mi yapıyor? Bilgisizliğinden mi yapıyor? Neden yapıyor? Bunları da araştırıp öğrenmiş oluruz. Yoksa bu adamlar kaynar. Yine bir yerlerde durur durur bir şeyler yaparlar. Bunların deşifre edilmesi lazım.

 

(Üç gün sonra komşularının evinde cesedi bulunan on yaşındaki Ceylin Atik’in ölümüyle ilgili detaylar ortaya çıktı. Başının arka bölümünde darp izi tespit edildi. Küçük çocuğun katil zanlısı kadın, küçük çocuğun kaybolduğu sıralarda sık sık dedesinin yanına giderek “Bir ipucu bulursan bana haber et. O kişiyi bulursan bana haber ver. Lime lime doğrayacağım. Bunu yapan insan olamaz.” Diyormuş. Günde on beş defa uğruyormuş. Bu yüzden kadının olabileceğini tahmin etmemişler.)

Olur mu canım? O tip şeylerde en yakın binalarda oluyor zaten. Her seferinde öyle oluyor. En yakın yerde oluyor. Fazla uzakta olmuyor. Çok uzaklarda arıyorlar. Alakasız yerlerde arıyorlar. En yakın yerde oluyor. Ve ummadık kişilerde oluyor. Şüphe üstüne hareket edilmesi lazım. Bir de ailenin kanaati önemli değil, polisin kanaati önemli. Polis de orada kim olursa olsun hepsini kuşkulu görmesi gerekir. Görmüştür de diye düşünüyorum. Zaten yakalayamazlardı öyle olmasa.

 

(Suudi Kralı Selman, Somali Başbakanı’na Katar’la ilişkileri kesmesi için seksen milyon dolar önerdi. Aksi halde yardımları kesmekle tehdit etti. Somali Başbakanı ise buna rağmen krizde tarafsız kalacağını söyledi. Suudi Arabistan’ın teklifini kabul etmedi.)

Bunlar hiç gereksiz. Hepsi kardeş, yine yardım yapıyorsa yapsın. Ne bağlantıyı kesecek? Hepsi birleşsin. Teröre karşı, kavgaya, savaşa karşı ittifak edelim. Mehdiyet’in ışığı altında hepimiz toplanalım. İsa Mesih’in ışığı altında hepimiz toplanalım. Konuyu uzatmaya gerek yok. Bak, kriz her yerden patlıyor. Mehdiyet’in eksikliği her gün buram buram çok acı bir gerçek olarak Müslümanların feryatları arasında kendini gösteriyor. Mehdiyet’in nasıl lüzumlu ve gerekli olduğunu Allah bize her Allah’ın günü gösteriyor. Nereye baksak Mehdiyet’in ihtiyacı içindeyiz, nereye baksak.

 

(Serdar Turgut bugün bir TV programında Katar’dan sonra hedefin Türkiye olacağını ve bu planın arkasında İngiltere’nin bulunduğunu anlattı. Bir buçuk ay önce “Katar’a operasyon hazırlığı var ve bunun için İngiliz MI6 ile bağlantılıyız” diyen kaynağımın dediklerini aşırı temkinden dolayı yazmadığımdan bu yana onun ve benzeri kişilerin anlattıkları hakkında daha dikkatliyim. Bölge için yeni haritaların çizilmekte olduğu şu günlerde İngiltere ile birlikte Amerika, Katar Emiri Al Thani’nin gerekirse devrilmesi için çalışıyorlar.”)

Dediği doğru. Bir an önce İslam alemi birleşmesi gerekiyor. Rusya’yı da içine alacak şekilde İslam alemini hemen birleştirelim. Mehdiyet’in dışında bir kurtuluş olmadığı belli. Adım adım Müslümanları köşeye sıkıştırıyorlar. Bak, nereye baksak, hangi habere baksak Mehdiyet’in gerekliliği ortaya çıkıyor. PKK olayına bakıyoruz Mehdiyet gerekiyor, her şeyde Mehdiyet.

 

(Katar Dışişleri Bakanı Al Sani ile görüşen İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, “Tüm devletlere durumu yatıştırmaları ve arabuluculukla hızlı bir çözüm bulmaları çağrısı yapıyorum” dedi.)

Hem ortalığı karıştıran İngiliz derin devleti hem de yatıştıran İngilizler oluyor. Allah selamet versin.

Kardeşim, tek çözüm İslam aleminin birleşmesi. Baksana, “Cemaatleri şeffaflaştıralım” vs. Gelen Müslümana giden Müslümana. Bir acayiplik var. Müslüman cemaatler, gruplar hepsi uyanıp tek bir noktada birleşip İttihad-ı İslam’ı oluşturmaları gerekiyor. Kavgaya da gerilime de gerek yok.

 

Her Görüntüyü Yaratan Allah. İnsanların Gaflet İçinde Allah'ı Unutması Mucizedir

Bütün görüntüyü O sağlıyor, bütün sesleri O sağlıyor, bütün sevgiyi O sağlıyor, bütün sevdiklerimiz O’nun görüntüsü, her beğendiğimiz O’nun görüntüsü. Bir insanın çok gafil olması gerekiyor. Yani tamamı Allah’a ait, en ufak bir şeyin sana ait değil. Ses, görüntü, duyular, algılar, kokular, güzel kokular, tatlar hepsini muntazam yaratan tek güç vardır o da Allah’tır. İnsanları gaflet içinde Allah bize gösteriyor, sakın buna kapılıp insanlar gaflete girmesinler çok büyük hata olur, çok utanırlar yani çok büyük bir rezalet olur. Sakın ha. Allah diyor ayette bak, “insanlar zalim, cahildir ve nankördür” diyor. En ziyade etraftan çok etkileniyorlar. Kardeşim şu ekrana bak ona göre hareket et. Bu ekranı sürekli Allah gösteriyor. Bütün kokuları, tatları hepsini veren de Allah. Bu ekranın dışında da bir hayat yok. Allah ile insan iç içedir zaten. Unutması; görüntüye aldanıyor görüntüdeki diğer insanlar gafletteymiş gibi gösteriliyor birçoğu oradan kaynaklanıyor.

 

Mümin Malı Mülkü ve Zenginliği Allah İçin İster.

Dua Allah tarafından mutlaka kabul edilir, ibadet olarak kabul edilir. Ama mesela sen “Ya Rabbi” diyorsun “İslam’ı dünyaya hakim et.” Eğer samimi inanıyorsan o hayat içerisinde sen onu görürsün, İslam hakim olur. Çok candan inanıyorsan. Veyahut “Ya Rabbi” diyorsun mesela “benim sözümü bütün dünya dinlesin, herkese tebliğ yapmak istiyorum.” Allah bunu yaptırıyor, bunu isterse mümin oluyor. Ama çok candan ve çok samimi istemesi lazım. Mesela zenginlik, mal istiyor Allah verir ama Allah yolunda kullanması şartıyla. Kendine kullandığı an nasıl Hz. Adem (as)’ın üzerindeki elbise bir anda sıyrıldı gitti, malı mülkü bir anda gider.

 

(“Mehdi (as)’nin talebelerinin ismi acaba Kuran’da gizli midir?” sorusuna cevap)

Olabilir tabii. Yani Kuran’da çok fazla şifre sistemi var. Olabilir. Fakat şöyle söyleyeyim. Hz. Mehdi (as)’nin bütün yaşamına ait mühim olaylar, mühim isimler de bence Kuran’ın içinde var. Yani nasıl söyleyeyim? Kuran’da mesela durduk yere Cenab-ı Allah diyor ki “Meryem’in, İsa’nın bulunduğu ev yüksek bir yerdeydi” diyor. Bir vadinin tepesinde yukarda bir yerde ama aşağısı ayrı, bir su da var, aşağısından bir su arkı var, su var. Mesela bir yerden bahsediyor ve orada ağaçlar var, hurma var, yaş hurma var. Mesela bu bir detaydır. Mesela Kehf Suresi bir mağaradalar ve “onlar mağaranın genişçe orta boşluğundaydı.” (Kehf Suresi, 17) Bu bir özel anlatımdır. Mesela Yusuf Suresi’nde iki kişi var hapse giren Yusuf (as) ile hapse giren.  Onların konumuyla ilgili anlatımlar var, onlar özel bir anlatım. Yoksa adamın ölmesi işte ölüm şekli şu bu falan yahut hapisten çıkış şekilleri yani o yanındaki kişilerin detayları gereksiz olarak hiçbir şekilde bildirilmez. Hikaye olsun diye bomboş bir şey anlatılmaz Kuran’da. Yahut Hz. Hızır (as) ’ın mesela diyor ki “kayalıkta Hızır’la buluştular” diyor kayalıkta, kayalık bir yer. İki denizin birleştiği yerde ve kayalıkta. Bu kayalık ne bu? Bu özel bir detaydır. Kayalık bir bölgeden bahsediliyor. İki denizin birleştiği yer bir kere net İstanbul. İstanbul’da kayalık olan bir yer yani jeolojik dokusu kayalardan oluşan bir yerden bahsediyor. “Orada buluştular” diyor. Net anlatımlar bunlar. Bunu niye anlatsın Kuran hiçbir amacı yoksa? Mesela iki gruptan bahsediyor Kehf Suresi’nde, iki genç grubu. Niye bahsedilsin bundan? Yani gelmiş geçmiş, kimseyi ilgilendirmez olarak bilinir. Yani bir ders mahiyeti olmasa, bir amacı olmasa anlatmaz Allah onu. İki grup. Biri Hz. Mehdi (as) grubu, biri İsa Mesih’in grubu. Mesela diyor ki “Üstlerinde cami yaptık, altlarında da bir bina.” Niye bu detay verilsin? Milyonlarca cami var niye böyle bir detay verilsin? Özel bir camiden bahsedilmiş ve özel bir bina. Diyor ki mesela “Bir duvar buldular, duvarın altında hazine vardı” diyor, duvar, yıkık bir duvar. Bu yıkık duvar özel söylenen bir şey yani yıkık duvar kimseyi ilgilendirmez normalde. Yani hiçbir amacı olmayan bir şeyi Allah söylemez, o yıkık duvardan bir amaç var. Mesela Hz. Hızır (as)’ın duvarcı ustası olduğunu söylüyor Allah, o da kasten söylenmiş bir şey. Hz. Hızır (as)’ın duvarcı ustası olması kasten söylenmiş bir şey. “Duvarın altında ikisinin hazinesi vardı” (Kehf Suresi 82) diyor. Duvarın altında ne çıkar? Mehdi (as) için gizlenen kutsal emanetler çıkar duvarın altında. Nerede? Demek ki bu duvarın altında, bir taş duvarın altında. Taş duvar. “Taş duvarın altında hazine var” diyor Allah ayette, açık açık belirtmiş oluyor, işaret. Kutsal sandığın bulunduğunda bakın görün bir duvarın altından çıkacak yani bir taş yığını mı diyelim, taştan bir oluşum mu diyelim, özel getirilmiş taşlardan oluşan bir harabe duvarın altından çıkacağı anlaşılıyor. Mesela diyor ki “ikisi birlikte bir yol tuttular.” Sonra “ikisi” diyor, yine ikisi, yine ikisi. Sürekli ikiler tekrarlıyor. Neden yapsın Allah bu ikiyi tekrar tekrar? Aynı ayetin içinde defalarca iki geçiyor bir daha iki, bir daha iki söylüyor. Bunlar özel söylenen sözler, özel işaretler. Mesela Yusuf Suresi’nde diyor ki “kovayı sarkıttı.” (Yusuf Suresi 19) diyor. Kova çok uç bir detay kova. Su kabı, kap yani en az yüz tane ismi var kova çeşidi eşyaların, en az yüz tane. Ki bildiğimiz kova da değil, birçok şey. Kova özel olarak söyleniyor kova çağına işaret etmek için. “Müjde içinde bir çocuk.” (Yusuf Suresi 19) diyor. O da özel söylenmiş bir söz. “Kardeşleri onu tanıyamadı.” (Yusuf Suresi 58) diyor mesela Yusuf Suresi’nde, bu da özel söylenmiş bir söz. Yoksa geçmiş, hikaye kitabı olarak biz yani bir hikaye kitabı değil ki Kuran. Değil mi? Bir masal kitabı alırsın masal alemi diye ama masal anlatmıyor orada Allah, mühim bir olay anlatıyor, mühim meseleler anlatıyor. Mesela Yusuf (as)’da müthiş bir hukuk bilgisi var, hukuku çok iyi kullanıyor. Mesela bu özel detay. Kardeşlerinin onu tanıyamaması. Ama o kardeşlerini tanıyor. Bu özel bir detay. Yedi yıl, yedili yıllar mesela özel bir detay. On iki mesela on ikinci sure, özel bir detay. Mesela on iki yıldız özel bir detay. Güneş, ay sembolleri veriliyor. Bütün masonik semboller var Kuran’da, masonluğun bütün sembolleri. Mesela Kabe mikap taş şeklindedir, küp şeklindedir yapımı. Ve orada da göz şeklinde taş vardır. Masonlukta da aynı göz vardır. Yani yapı itibariyle de aynı göz şeklinde yapılmış zaten dikkat ederseniz, gümüş kap içerisinde göz görünümünde. Normalde bir amacı yok o taşın. Dönme sayısının tespiti için falan diyorlar ama mantıklı bir ifade değil bu, öyle bir şey değil. Özel olarak yapılmış bir şey. Mesela Kabe’nin altında birçok hazine çıkacak, Kabe’nin altında. Süleyman duvarının altında yine hazineler çıkacak. Taberiye Gölü’nde çıkacak, Hatay’dan çıkacak, Hatay’da mağaralardan birçok kutsal bilinen eşya çıkacak eskiye ait. Mesela bak “Kasaba halkı onları konuklamaktan kaçındı.” (Kehf Suresi, 77) diyor. Mesela özel bir ifadedir bu. Onlara karşı bir tepki var. Mesela “eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirin.” (Kehf Suresi, 77)  Para almıyor, para almadan hizmet ediyor. Hz. Mehdi (as)’ın de bir vasfıdır bu, İsa Mesih’in de vasfı. Ama şu an mesela normal gelenekçi hocalar parasız pek iş yapan çok nadir oluyor. Mesela diyor ki “Musa genç yardımcısına…” (Kehf Suresi, 60) genç yardımcı niye genç özellikle desin? “Genç yardımcısı.” Adamın yaşı niye önemli olsun? Özellikle diyor Allah “genç yardımcısı.” Mesela Ashab-ı Kehf’te de özellikle “gençlerden oluşuyor” diyor. Yani yedi kişiydiler der Kuran, biter. Veyahut “insanlar, bir insan topluluğuydu, bir topluluktu, bir Müslüman topluluğuydu” der. Diyor mesela Kuran’da öyle yerler var hiç detaya girmiyor. Ama orada özellikle bu şekilde belirtiliyor.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251061/sayin-adnan-oktarin-13-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251061/sayin-adnan-oktarin-13-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170612t_08.jpgThu, 22 Jun 2017 23:46:51 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 12 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 12 Haziran 2017

 

Genç Kızlar Üzerinde "Kendine İş Bul, Koca Bul" Baskısı Çok Çirkin Bir Baskıdır

Genç kızlar yetişince annesi babası birçok yerde işte “git kendine koca bul, git kendine iş bul.” Kız çocuğu ne yapsın? Pazarda satılan bir şey değil ki bu. Nereden bulsun olacak iş mi şu? Hitap şekli ne kadar çirkin. Ve çok yaygın bu, genç kızlara ezici bir üslup kullanılıyor. Erkeklerin çalışma imkanı çok daha kolay oluyor ve hareket imkanları da çok daha kolay oluyor. Kız çocuklarının çok iyi korunup kollanması lazım. İşyerlerinde hanımlara öncelik tanınması gerekiyor. Çok iyi korunup kollanmaları gerekir. Sevgi, şefkat, saygı, hürmet gösterilmesi lazım. İffetlerine çok titiz koruyucu bir ruhla yaklaşmak lazım. Tabii ki bu nasıl olur? Güçlü bir devlet politikasıyla olur. Mehdiyet devrinde bu tam anlamıyla olacaktır, bu kolaylıkla da olur. Ama şu an teknik tedbirlerle nasıl yapılabilir ne kadar yapılabilir? Ancak tavsiyelerde bulunabiliriz. Ama Mehdiyet devrinde gürül gürül bir kadın özgürlüğü bütün dünyayı kaplayacak.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Tarabya’daki Huber Köşkü’nde sanat ve spor dünyasının önemli isimleriyle iftar sofrasında bir araya geldi Adnan Bey. Cumburbaşkanımız’ın iftarda bir konuşması vardı “Kültürü, sanatı, sporu belli kesimlerin tekelinde tutma saplantısının ülkemize hiçbir faydası olmadığı gibi tam tersine bu tavır her alanda üzüntü verici bir sığlığa yol açmıştır” dedi. “Teessürle belirtmem gerekir ki Türkiye’nin gücü ve kapasitesiyle kültür, sanat ve spor alanında bulunduğumuz yer uyumlu değildir.”)

Dedim ben Tayyip Hocam modern delikanlıdır dedim. Dediğim doğru muymuş? Çok iyi yapmış. Bunu daha da sıklaştırsın Tayyip Hocam özellikle dekolte hanımlar başı açık bu tarz da yani bu şekilde sanatçılarla sohbet etsin konuşsun. Şarkı türkü de olsun ortamda. Modern bir insan, bunu çok daha iyi vurgulasın. Çok doğru yapıyor güzel yapıyor.

Bu sözümü yapsın bunu yerine getirsin; sanat ve kalite bakanlığı. Kalite ve sanat bakanlığı. Kaliteyi yavaş yavaş yükseltecek bir çalışma hiç olmazsa adı konulmuş olur. Buna eleman da bulur bunu yapacak gönüllü çok fazla insan çıkar. Zaten bakanlık tam yetkili olsun da demiyoruz. Teşvik etsin. Teşvik ederek basına demeçler vererek kalite Türkiye’de akıl almaz yükseltilir. En büyük sorun Türkiye’de şu an kalite sorunu. Ortadoğu’nun da en büyük sorunu kalitedir. İnsanların Avrupa’ya gitmek istemesinin nedeni de kalitedir. Kalitenin yüksekliğidir.

 

(“Sosyal evrim nedir?” sorusuna cevap)

Sosyal evrim tarihin akışı, komünistlerin iddiası var o tarzda. “İlk” diyorlar “Biz Kabataş çağını yaşadık. Kadın ortaktı. Din yoktu. Aile yoktu. Devlet yoktu.” Karşı oldukları şeyleri görüyor musun bak? “Devlet yoktu” diyorlar. “Din de yoktu. Aile de yoktu.” Nereden biliyorsun? Peygamberler var o dönemde. Nasıl olmuyor yani? Olmayacak bir açıklama bu. “Kadın da ortaktı” diyor. Yani anne bacı mefhumu da yoktu diyor. Kadın ortaktı. “Sonra” diyor “toplum biraz daha ilerledi. Sonra feodal toplum oldu. Sonra sanayi devrimi oldu” diyor özetle kısaca. “Sonra da kapitalist toplum oldu. Şimdi kapitalist toplumdan ilk toplum modeline döneceğiz” diyor. Yani komünist toplum modeline. Bu modelde ne olacak diye sorduğumuzda “Bir kere din olmayacak” diyor. PKK’nın dediği gibi. “Aile olmayacak” diyor. Yine PKK’nın dediği gibi. “Ahlak olmayacak” diyor. Ahlak olmayacak. “Din aile ve ahlak bunlar olmayacak” diyor. “Devlet olmayacak” diyor. “Kadın da ortak olacak” diyor. “Yiyecek ortak olacak” diyor. Bunun adı ne? “Komünist sistem” diyor. İşte PKK’nın yapmak istediği bu. Zannediyorlar ki sadece Güneydoğu’da bir komünist devlet kurmak istiyorlar. Değil. Onlar Türkiye’yi de, Yunanistan’ı da, Rusya’yı da hepsini komünist yapmak istiyorlar. Tehlikenin büyüklüğünü anlayamadılar.

 

İnsan Samimi Olduğunda Çıkarıyla Çatışan Durumlarla Karşılaşır, Hiçbir Defasında Çıkarını Tercih Etmemek Samimiyettir

Samimiyet için, çıkarınla çatıştığında mağlup olmayacaksın. İlk alameti kendi için yaşamamaktır, samimiyetin ilk alameti, en keskin alameti. Şahsın bütün hayatını, tamamını, her şeyini Allah’a adamasıdır. Her şeyi Allah için yapmasıdır. Allah’ın rızasının en çoğunu arayarak yapmasıdır. Bunun adına samimiyet denir. Her nerede olursa olsun. Mesela okulunu seçiyor Allah’ın rızasının en çoğuna göre. Mesela bir yiyecek alacak Allah’ın rızasının en çoğuna göre. Bir iş takip ediyor, Allah’ın rızasının en çoğuna göre, her seferinde aynı ölçüyle hareket etmesi lazım.

 

İnsanların Büyük Kısmı Stres İçinde Olduğundan Uykuyu Bir Nevi Uyuşturucu Gibi Görüyorlar

Genç kızlar, çocuklar çok sıkılıyorlar. Muazzam bir stres içinde oluyorlar. Uyku bir uyuşturucu gibi oluyor, yani uyuşturucu madde gibi oluyor. Yani onu uyuşturuyor. O sıkıntılarından, acılarından kurtulmak için uyuyorlar. Ne kadar çok uyursa o kadar çok kurtulmuş oluyor. Çünkü sokağa çıktığında kimseye bakamıyor, sevgi bulamıyor. Tehlike buluyor, tehdit buluyor. Hepsi için demiyorum da bazı yerlerde, bazı kişiler için diyorum. Korkuyu buluyor, huzursuzluğu buluyor, stresi buluyor. Mağazaya giriyor yine stres, adam bir şey söylüyor, imalı bir laf sokuyor ona kendince. Çocuk ne diyeceğini şaşırıyor, o da ona tabii bir şey söylemek durumunda kalıyor.  Çirkin bir söz ediyor mesela orada asabı bozuluyor, dışarıya çıkıyor. Bir lokantaya gidiyor, garsonla karşılaşıyor, orada da yine asabı bozulacak bir şeyler oluyor. Sokakta gidiyor adam araba korna çalıyor, rahatsız etmek için veyahut arabayı üzerine sürüyor. Hakaret eden, telefon çalıyor, telefonda arkadaşı münasebetsiz bir şey söylüyor.  Yani binlerce örnek verebilirim. O sevgisizlik, o gerilim, o kendini koruma içgüdüsü onu içine kapatıyor. O zaman uyku onun en güzel dostu oluyor. Bu dünyadan kurtulmanın yolu oluyor.

 

(“Esir maddesini açıklayabilir misiniz?” sorusuna cevap)

Laboratuvarda tespit edilmiş bir madde değil. Teorik olarak bilim adamları olması gerektiğini söylüyorlar. Bediüzzaman da var diyor. Tesla falan hepsi söylüyorlar. Şu an etrafımızdaki bütün cisimler esirin şekil almasıyla biçim alıyor olabilir öyle söyleyeyim. Dağlar, ovalar, her yer, eşyalar. Esir Allah’ın aklını taşıyor yani Allah’ın ruhunu taşıyan bir madde gibi görülüyor. Cennette de mesela bir şeye emir verdiğinde derhal şekil alıyor. Dağa diyorsun ya “gel” diyorsun. Dağ esirden oluşuyorsa söz dinleyip geliyor, öyle düşünün. Bu tip bir madde. Akıllıdır esir. Son olarak bir çalışma yapıldı bilimsel bir çalışma biliyorsunuz. Gözlemlendiğini anladığında tavrı ayrı oluyor, gözlemlenmediğinde tavrı ayrı oluyor. Bu da akıllı olduğunu gösteriyor.

 

Dejavu Allah'ın İnsanlara Kaderi Hatırlatmasıdır

Paralel evren cennet, cehennem, ahiret, zer alemi. Bir tane değil paralel evren. Çok paralel evren var. O da bizim alemimizin. Diğer alemleri bilmiyoruz. Dejavu da kaderi, Allah’ı hatırlatıyor. Benim en iyi hatırladığım, bizim Ortaköy’deki evin üst tarafında bir cami varmış. Ben o camiyi hiç görmedim. Bir arkadaşım vardı. “Yukarda bizim dostlar, arkadaşlar var oraya bir gidelim” dedi. Tamam dedim. Bir merdiven aralık bir merdivenden çıktık, bayağı yüksek. Çıkmaya başlayınca caminin zemin kısmına ulaştık. Bir anda camii belirdi çok iyi hatırladım o sahneyi. Ama orada ben biriyle tartışmıştım. Aklıma geldi biriyle tartışacağım şimdi dedim. Birisi geldi adam durduk yere tartışmaya girdi. Alenen, ben daha bir şey demeden tartışma ortamı meydana getirdi ama aynısıydı. En iyi hatırladığım o dejavu. Ondan geri oluyor da böyle flu ama orada sonraki olacak olayı da hatırladım. Hem binayı hatırladım. Binayı bayağı iyi hatırladım şeklini falan netti yani. Birisiyle de o köşe kısımda tartışıyordum. Hakikaten o köşe kısımda tartıştık. Ama ben özel olarak tartışayım demedim. Adam tartıştı zaten, tartışmaya girdi direkt. Başlattı mecburen cevap verdik.

 

Kendini Tamamen Allah'a Vermiş Bir İnsana Tutkunun Kapısı Açılır

Kendini tamamen Allah’a vermiş bir insan, dünyadan tamamen çekilmiş bir insan egoistlikten vazgeçmiştir. Başka bir insan modeline girmiş oluyor. Böyle insanlarda tutkunun kapısı açılır. Sadece onlara mahsus olmak üzere. Diğer insanlara verilmez. Onun için dünyada tutkuyu bilen insan çok nadirdir, çok çok nadirdir. Kendi için yaşayan bir insana tutku verilmez. Ona kapanır o, tamamen kapanır. Sırf Allah için yaşayan, Allah’ın rızasını sürekli arayan ama Allah’ın rızasının en çoğunu arayan insanlara verilen özel bir nimettir. Onların yüzünde belirir bu. Ses tonundan, konuşmasından anlaşılır. İki tarafta o yetenek varsa iki taraf birbirini anlarlar. Kadınlarda tutkuya muazzam yetenek vardır fakat tutku duyacakları birisini bulamazlar. Tutkuyu yaşayacakları bir insanı bulamazlar. Çünkü insanların büyük bölümü egoist olduğu için, bencil oldukları için onlarda kilitlenmiş oluyor o. Dolayısıyla yaşayamazlar.

 

Bir İnsanın Yaşadığı Çile Bilinen Bir Şey Değildir. Görünürde Hiçbir Şey Yok Zannedersin O Kişi Büyük Çileden Geçiyordur

Her an olur Müslümanda çile, zorluklar olur. Bir kısmı bilinir bir kısmı bilinmez. Mesela Hz. Eyüp (as) çile çekiyordu ama zahiren anlaşılmıyordu. Hz. Musa (as) da aslan gibiydi görüntüsü, bayağı yapılı. Muazzam çile çekiyordu ama dışardan bakan anlayamazdı. Çok heyecanlı, telaşlı bir ruha sahip. Çok çabuk irrite olan bir insan. Muazzam korkular içinde yaşıyor ama dışardan baktığında anlayamazsın. Mesela hep o evleninceye kadar ve peygamberliğinin en son aşamalarına kadar hep telaş, hep gerginlik, hep heyecan içindeydi. Zibil gibi münafık vardı cemaatinde, zibil gibi çok fazla. “Ya Rabbi” diyor “ben anca kardeşime söz geçirebiliyorum” diyor artık anlayın durumu bak. On binlerce insan var. “Ben bir tek kardeşime söz geçirebiliyorum” diyor. Felaketin boyutunu anlayın. Buna rağmen yine onlara irşat yaptı, toparladı. Kendi küçük bir cemaati vardı ayrı Hz. Musa (as)’nın. O cemaat şu anda devam ediyor. Gizli bir cemaattir. Ona Kuran’da işaret edilir. Musevi bir topluluğun adaletle iş gördüğü ve adaleti temin için gayret ettiği ayette belirtilmiştir. Hz. Musa (as) tarafından hazırlanmış gizli bir topluluktur bu. Halen bu topluluk görevde, ayette belirtilen bu topluluk.

 

(Cumhuriyet Yazarı Orhan Bursalı Türkiye’de iktidar koltuğunda oturanların evrim tarafından ezilip geçileceğini iddia edilen şöyle bir yazı yazdı. “Bakın bize, iktidarda kaç yüz yıl öncesinin düşüncesi oturuyor ve toplum çarkını geriye döndürmeye uğraşıyor. Yaşadığımız derin sorunların temelinde önemli ölçüde bu var. Ancak evrim her açıdan ve çok yönlü hızla koşuyor özellikle günümüzde. Bunun önünde duracak olanlar ezilip geçilecek” dedi.)

Yok yok İslam hakim olacak. Mehdi (as) çıkacak. İsa Mesih çıkacak. Materyalizm nasıl şu an eziliyor kendisi de seyrediyordur. Sol nasıl ezildi yok oldu? Bütün Avrupa’da sol nasıl eziliyor? Türkiye’de sol nasıl yok oldu? İşte bu bizim vesilemizle oldu. Evrim teorisi ortadan kaldırıldığı için solun da ideolojik dayanağı kalmadı yerle bir oldu ve olmaya da devam edecek. Bütün dünyada sol can çekişiyor. Bunun vesilesi biziz.  Çünkü Darwinizm’i yıkınca onların asıl ana temelini yıkmış olduk. Sessiz sedasız hepsi şu an can çekişiyor. Bursalı Hoca da bunun farkında. Son bir kurtuluş olarak belki bir kurtarışı olur diye evrime yandan destek olmaya çalışmış ama ölüye destek versen de ölü ölüdür. Yapacağı bir şey yok.

 

(Katar’da yaşamını yitiren bir Suudi’nin cenazesini yasak nedeniyle akrabaları almaya gelemeyince, yüzlerce Katarlı cenazeye gitti. Doha yönetiminin cenazeyi Suudi Arabistan’a gönderme girişimi yine Suudi Arabistan tarafından engellendi. Yüzlerce Katarlı saygılarını göstermek için cenazesi defnedilen ve hiç tanımadıkları Suudi vatandaşın cenazesine katıldılar.)

Evet ama işte Müslüman alemini bak İngiliz derin devleti ne hale getiriyor? Nasıl birbirlerine düşürüyor, nasıl açmaz meydana getiriyor? Halbuki Suudi Arabistan’ı hiç ilgilendiren bir konum da yok orada. Yani talimatla olayın olduğu belli. Suudi Arabistan’ı bu beladan kurtaralım. Suudiler tertemiz Müslümanlar. Onların başına bela olmuş bir sistem var.

 

Mümin Ölüm Sırasında Hiçbir Korku ve Endişe veya Sarsıcı Olay Yaşamaz

Azrail (as) Müslümana güzel görünümlü bir insan şeklinde gelir ve yanında diğer sevdikleriyle geliyor. Yani açık ve aleni olarak canını alacağını söylüyor. Ama müminin kalbinde bir korku olmaz o an. Gayet rahattır zaten canını alması demek alıp götürüyor beraber gidiyorlar. Öyle sarsıcı, boğucu hiçbir şey olmaz Müslümanda.

Küfürde ölüm anı çok felakettir, çok rahatsız edicidir. Müminde öyle bir şey olmaz. Zaten birden görüntü netleşir hemen uyanır. Rüya gibi gördüğü elips ekran kalkar çok net bir görüntü oluşur. Orada da çok nezaketli bir şekilde Cebrail (as), işte Azrail (as) kişinin konumuna göre ama tabii asıl Azrail (as) gelir. Mesela Peygamberimiz (sav)’in vefatında Cebrail (as) de vardı. Cebrail (as), Azrail (as), Mikail (as) melekler oluyorlar durumuna göre. Ama normalde Azrail (as) olur ve yanında sevdikleri olur, daha hoşuna gitsin, onun içine huzur versin diye. Sevdikleri olur normal kalkar giderler bu kadar. Sorgulaması falan vardır müminin ama onlar usulendir çok çok kısa sürer usulendir. Yaptığı iyilikler hatırlatılır. “Bunları yaptın mı sen?” diyor Allah. “Evet yaptım Ya Rabbi. Sen zaten daha iyi bilirsin Ya Rabbi yaptım” diyor o kadar. Ve ilk sorgulandığını zannediyor.

 

Çocuklara Bir Konuyu Anlatarak Saygı Duyarak Değer Vererek Anlatmak Gerekir.

Çocuğuna dinini anlatırken onu büyük bir insan olarak görerek anlatacaksın. Saygıyla, değer vererek. Deliyle konuşur gibi değil. Hani diyor ya “bu çocuk” ne demek istiyorsun sen çocuk demekle? Aklı yok demeye getiriyorsun. Normal biri değile getiriyorsun çocuğa hakaret etmiş oluyorsun. Çocuk onu duydu mu o da ona karşı cevap verir sana. O zaman o da kendini dengesiz, o da saygı duymuyor bu sefer.  O da kendine deli modu yakıştırıldığı için onların layık olduğu şekilde karşılık vermeye başlıyor bu sefer. Halbuki çocuğa saygı duyulursa, değer verilirse çocuk da saygı duyarak, değer vererek karşılık verir.

 

(Cumhuriyet Gazetesi PKK’lılar için terörist ifadesi kullanmamaya özen gösteriyor. Son olarak Hakkari’deki PKK’lı teröristler saldırı düzenlemişlerdi. Cumhuriyet bu saldırıyı internet sitesinden “PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırı” şeklinde duyurdu ancak daha sonra durumu fark eden Cumhuriyet editörleri haber metnini düzelterek terörist ifadesini sildiler. Haber “PKK’lılarca düzenlenen” şeklinde düzeltildi.)

Ama bu çok ürkütücü. Bunu neden yaptıkları. Eğer destekliyorlarsa ve bu çok dehşet verici ve çok büyük bir suç olur. Desteklemiyorlarsa bu üslubun anlamı ne? Bence savcılık bunun üstüne gitsin. Cumhuriyet Savcılığı bunu bir suç unsuru olarak alıyor mu almıyor mu bilmiyorum ama bana göre çok garip bir durum. Gereği yapılsın.

 

(“Bir hadisin gerçek olup olmadığını nasıl anlarız?” sorusuna cevap)

İki türlü olur, biri Kuran’a uygunsa doğrudur. Mesela diyor ki Peygamberimiz (sav) “Namazı kılın, namaz kötülükleri giderir.” Kuran’a bakıyoruz uygun tamam doğru. İkincisi mesela diyor ki Peygamber (sav) “Ahir zamanda Mehdi devrinde iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak. Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek ve parlak olacak.” Bakıyoruz bilim adamlarının çektiği fotoğraflara iki uçlu bir kuyruklu yıldız var. Parlaklığı hakikaten diğer kuyruklu yıldızlardan daha fazla ve hakikaten aksi istikamete gidiyor diğer yıldızların. Doğru mu? Hadis sahih mi? Sahih. Hadisin de üstünde olay bir gerçek artık. Sahih mi de diyemeyiz. Sahih hadis de denmez buna. Sadece gerçek Peygamber (sav)’in gerçek bir sözü olmuş oluyor.

 

İsa Mesih'i Gördüğümüzde Modern, Yakışıklı Bir Delikanlı Olarak Göreceğiz.

İsa (as)’ın göğe çekilmesi belki bir saniye sürdü bir saniye sonra döndü fakat 2000 yıl geçti. 2003 yıl. Bak Tevrat’taki o kodlamada dikkat ederseniz 2003 harfte bir dikkat ettiniz mi ona? 2003 harfte birdir. Hz. İsa (as) ile ilgili zaten konular Mehdi (as) ile ve İsa (as) ile ilgili konular çıkıyor. 2003 harfte bir. Aynı kıyafetiyle, üstündeki bozuk parası biraz yanında para var madeni para. Üstündeki beylik kendi eşyaları aynası, tarağı, biraz da para. Üstündeki kıyafeti aynı orijinaldir. Her şeyi, saçı o zaman ki saçı. Ama şu an gördüğümüzde modern bir delikanlı olarak göreceğiz. Böyle bir tabiri caizse olur mu olmaz mı bilmiyorum da jön gibi böyle çok yakışıklı Avrupai bir delikanlı. Yaşı ileri olmasına rağmen çok dinç genç olacak. Mesela elli yaşındayken otuz yaşında gibi görünecek. Sarışın, gri gözlü, geniş omuzlu atletiktir İsa Mesih. Elleri uzun, ince parmakları kibar. Çok zeki, şakacı, hoş sohbet, mütevazı tatlı bir insan. Öyle enaniyet hiç. Hani insan Hz. İsa (as)’yı gelince çok acayip bir şey yapacak falan zannediyor öyle değil çok tatlı bir insandır inşaAllah.

 

Allah Her İnsana Hem Kötülüğü Hem de O Kötülükten Kurtulmanın Yolunu Öğretmiştir

Allah vahyediyor biz de iyi olanı biliyoruz, Allah kalbimize vahyeder. Hem fücuru, nefsin fücurunu Allah bize hissettiriyor hem de ondan kurtulmayı bize bildiriyor. Örneklerle de anlatılabilir. Mesela adam ters bir şey söyler adam ona küfrederek karşılık verebilir ama hemen Allah’a sığınıyor diyor ki “ben ona güzel cevap verirsem onu kazanabilirim, İslam’a yaklaştırabilirim” diyor. Nefsine hoş gelmesine rağmen nefis işte orada fücuru o şekilde emrediyor. Çirkin bir söz söyleyip deşarj olacakken yapmıyor sabrediyor güzel cevap veriyor. Onu biraz geriyor güzel cevap verirken. Ama işte o gerilmesi ona fayda veriyor. Deşarj olmuş olsa zarar verir. Bedenen, ruhen, aklen ahiret yönünden de zarar verir. Öbür türlü bedenen ruhen her yönden fayda meydana gelmiş oluyor ahireti için de.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251060/sayin-adnan-oktarin-12-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251060/sayin-adnan-oktarin-12-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170612t_10.jpgThu, 22 Jun 2017 23:35:26 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 11 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 11 Haziran 2017

 

(PKK’lı teröristler tarafından rastgele açılan ateş sonucu şehit edilen genç öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’ın babası kızını defnederken yaptığı konuşmada “Bu memleket tarihte Türk’tü şimdi de Türk kalacak. Kimse bizi yıldıramaz. Bu vatanı bölmeyi başaramayacaksınız. Ne mutlu Türk’üm diyene” sözleriyle teröre tepkisini dile getirdi. Resimleri gösterebiliriz. Şehidimiz Şenay Aybüke Yalçın ve babası.)

Baba sağlam delikanlı, maşaAllah. Allah ona uzun ömür versin, sağlık-sıhhat versin. Aslan gibi kükremiş. PKK’ya verdiği cevap çok güzel. Müslüman, muttaki, temiz bir insan. Şehidimizin şehadetini tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin, Allah meşhur etsin, Allah kabul etsin ibadetini. Ne mutlu ona. Allah diyor ayette “mutluluk içindedirler” diyor. Bizi de Cenab-ı Allah o mutluluğa gark etsin, bizlere de şehadet nasip etsin. Babaya, anneye, sevdiklerine de Cenab-ı Allah sabr-ı cemil güzel sabır nasip etsin. Sabrediyorum diyor ağlıyor dövünüyor. Öyle sabır olmaz. Ne sabrı o? O anlamamış. Şehit orada güzellik içerisinde mutluluk içinde. Senin durumun belli değil. Ağlayacaksan sen kendi haline ağla. Cennete de cehenneme de gidebilirsin. O garantilemiş cenneti. Senin durumun belli değil. Dolayısıyla şehide ağlanmaz. Şehit tebrik edilir, mübarek olması Allah’tan istenir. Yani tebrik demek Allah’tan mübarek olmasını istemektir. Tebrik-mübarek aynı kelimelerdir.

 

(Şangay İşbirliği Zirvesi’nde konuşan Rusya Liberal Demokrat Partisi Başkanı Vladimir Jirinovski, Türkiye’nin bir an önce Şangay İşbirliği örgütüne üye yapılması istedi, savundu. “Şangay’a yeni üyeleri almak için çalışmaları hızlandırmak gerekiyor. Bu bağlamda örgüte üye olmayı arzulayan Türkiye, İran ve Afganistan’ı birliğe dahil ederek bir an önce Şangay’ı genişletmek lazım” dedi.)

Doğru söylüyor tabii. Onun için törene mörene gerek yok. İran’ı almamaları zaten çok anormal bir hareket, daha hala beklemesi. Ne alakası var? İran da, Türkiye de o topluluğun içinde olması lazım Şangay’da. NATO’da da olsun Şangay’da da olsun.

 

(Jirinovski konuşmasının devamında şunları söyledi: “Afganistan konusunda da anlaşabiliriz. Tüm yabancı askeri birlikler orayı terk etsin ve Şangay polis birlikleri oraya yerleşsin. Belki böylece ülkede barış sağlayabiliriz. Çünkü 16 yıldır NATO ve Amerika orada bir şey yapamadı. Onlar ülkenin kalkınmasına da engel oluyor” dedi.)

Doğru söylüyor. Tabii Şangay’ı da kabul etmezler. İslam aleminin birleşmesi gerekiyor. Ama şöyle denebilir; İran zaten Müslüman, Rusya da bir İslam ülkesi, o anlamda derlerse olur. Şangay bir İslam Birliği’dir denmesi önemli. Bunu iyi vurgulamak lazım. Şangay’lar NATO’lar şunlar bunların hepsi Hz. Mehdi (as) gelince ortada kalmayacak. NATO ne demek? Diğer ülkelere güvensizliğin adı. Şangay ne demek? Diğer ülkelere güvensizliğin adı. Mehdiyet’te ne Şangay kalacak ne NATO. Herkes kardeş olacak, herkes birbirine güvenecek.

 

(Umre ziyaretini yapan bazı Katar vatandaşlarının Suudiler tarafından Kabe’nin de içerisinde bulunduğu Mescid-i Haram’a girişine izin verilmediği rapor edildi Adnan Bey. Böyle bir uygulama tarihte ilk defa görülüyor. Ulusal İnsan Hakları Komitesi Başkanı Ali Bin Damir El-Merri olayı, “Dini ritüellerin yerine getirilmesine ilişkin insan hakları anlaşmalarınca güvence altına alınan hakların açık bir ihlali” şeklinde yorumladı.)

Bunlar İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle olan olaylar. Müslüman Müslümanı niye sokmasın? Eğer büyük anlaşmazlık bile olsa böyle bir hakkı olmaz. Bunlar hep geçici olan kriz olayları. Mehdiyet öncesi krizler. Bunların sayısı artar artar artar ama Mehdiyet de o arada ilerler ilerler ilerler, sürekli devam ediyor ilerleme. Bak görüyorsunuz her konuşma oraya gidiyor. Mesela böyle bir krizin en çok etkileyeceği alan nedir? Mehdiyet’tir. Çünkü çözümün Mehdiyet olduğu anlaşılıyor bu durumda.

 

Dışarısı Zifiri Karanlıktır, Işık ve Ses Beynin Yani Ruhun Yorumudur.

Dışarıda ses yok. Ses sadece beyne mahsus bir şeydir yani beynin yorumudur. Dışarıda sadece dalga var, dalga olduğu iddia olunuyor o kadar. Dışarı zifiri karanlık, simsiyah karanlıktır ışık falan yok. Işık beynin yorumudur beyin böyle yorumluyor dalgayı. Işık fotonlarını bu şekilde yorumluyor oradan gelen elektrik akımını. Ve renk olarak yorumluyor. Dışarıda ne renk var, ne ışık var, ne ses var. Mutlak sessizlik ve simsiyah karanlık var. Bu beynin yorumu, beyin derken ruhun yorumu. Bunu insanlar tabii anlamazdan geliyorlar. İnsanların kendini bir uyuşturma düzeni olmuş dünyada. Yüzyıllardan beri bu sistem çalışmış. Bu nasıl olmuş? Bir mucize bu tabii. Ama Allah’ın ruhunu fark eden akıllı olan birisi için bunlar bahane olmaz, çok tehlikeli olur. Çünkü yaratılış sistemini biz tam bilmiyoruz yani Allah’ın nasıl yarattığını. Şahısları fert fert de istese yaratabilir Allah. Biz gördüğümüz görüntüden sorumluyuz, görüntüdeki adamlar diye bir iddiada bulunamayız. Yani hangisi var hangisi yok bilemeyiz. Onun için insanların Allah’ı anlamazlıktan gelmeleri hiç kimseye çirkin bir cesaret vermemesi lazım. Bir de dışarıda olan olaylar da insanlarda olumsuz etki yapmaması lazım. Kendine bakacak. Kendinde acayip olan bir şey var mı? Kendinde acayip olan hiçbir şey yok. İnsanlara baktığında ruh sahibi olanlar acayip hiçbir şeyle karşılaşmaz. Ben hiçbir şeyle karşılaşmadım, 63 yaşındayım ben görmedim öyle bir şey. Bilakis son derece mükemmel bir imtihan olduğunu gördüm. Bol nimetler içerisinde Allah’ın ilgi ve alakasını çok güçlü hissediyorum. Çok açık görülüyor herkes de görüyor. Ve muazzam bir destek sağlıyor Allah. Sadece samimi oluyorsun mesele bitiyor. 63 yaşına kadar mesela beni genç tuttu, dinç tuttu, bu çok büyük bir mucize. Etrafımda büyük bir sevgi halesi ve büyük bir insan kitlesi oluşturdu.

 

Allah’ın Lehine Düşünmemek Allah'a Karşı Büyük Ayıp Olur

‘Bir Allah var bir de ben varım’ gibi de düşünebilir kul. Çünkü imtihan bu şekilde oluyor. Toptan ekip halinde insan olmuyor. Hiç kimseden insan sorumlu olmuyor zaten, kendinden sorumlu oluyor. Tamam, görüntüde insanlar var da yani biz mutlak gerçek olarak Allah ile bağlantıdayız. Bu teknik aletler çok fazla. Arabaya mesela biniyoruz, binlerce araba yolda gidiyor, hepsinde kumanda var, pencereleri açılabiliyor. Fren-gaz pedalı var, soğutma sistemleri var, hepsinde radyo var. Allah çok detaylı düşünüyor insanları, muazzam bir konfor veriyor. Allah’ın aleyhine düşünülmesi çok çirkin çok ayıp. Çok büyük bir rezalet daha Türkçesi. Ama ‘millet yapıyor’ şu bu. Millet derken bazı kişiler yapıyor diye etkilenmek kafayı takmak çok büyük hata olur. İmtihan sistemini bilmiyor çünkü. Allah doğru söylüyor ama sistemin ne olduğu belli değil, belki hiç öğrenemeyeceğiz. Ama her dediği doğru, “Allah vaadinden dönmez” diyor, dediğini de yapıyor.

 

Dua Edince Allah Mutlaka İcabet Eder. Dua Usulen Edilmez, Samimi İstenen Her Şey Olur.

Ben kendime bakıyorum, ne istiyorsam yaptı Allah. Bir de dua, diyor ya ayette “dua edin duanızı kabul ederim, icabet ederim.” Bu doğru yani oluyor bu. Bu hayret edilecek bir şey. Ama insanlar tahmin etmiyorlar böyle bir sistemin olduğunu, çok seri olarak olur zannediyorlar. Öyle olmuyor. “Ya Rabbi, bana mal ve zenginlik ver, Senin yolunda harcayacağım” diyorsun. O zaman malı veriyor Allah, kesinlikle veriyor hayret edecek şekilde zengin oluyor şahıs. Ama bak oradaki detay çok önemli “Ya Rabbi Senin uğrunda harcayacağım” diyorsun samimi olarak. Samimi olarak onu yapacak olduğunda Allah veriyor malı. Ama Allah verip sen kendi keyfin için harcamaya kalkarsan Allah belanı verir, hastane parası da yaparsın, bela parası da olur ayrı mesele. Ama mantıksız şeyler istenmez tabii Allah’tan. Makul olan her şeyi yapıyor Allah. Ben Allah’tan isteyip de makul olup Allah’ın yapmadığı hiçbir şey hatırlamıyorum, hepsini yapıyor.

 

Allah Nitelikli Münafıkları Müslümanlara Fayda Vermesi İçin Yaratır

Mesela münafık, durduk yere adam ortaya çıktı zannediyor. Halbuki mesela bize Allah nitelikli münafık yaratıyor. Halbuki alelade münafık da yaratabilir bize de hiçbir faydası olmaz. Olur da az olur faydası. Yani niteliksiz bir münafığın faydası çok az olur. Ama Allah hayret edecek şekilde bizim ihtiyacımıza göre çok nitelikli münafık yaratıyor yani yüksek nitelikli münafık. Mesela o sayede muazzam kitaplar yazdık. Son zamanda oluşan nitelikli münafıklarla ilgili araştırmalarımız, incelemelerimiz, düşünmelerimiz sonucunda muazzam bilgilere ulaştık. Mesela İngiliz derin devletini biz anlayamazdık eğer yüksek nitelikli münafıklar olmasa. Nasıl anlayalım? Aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Ben 60 yaşına geldim haberim yoktu, anlaşılacak gibi değil. Ama münafık böyle av köpeği gibidir. Bulur hemen, nerede olduğunu bulur. Onun için münafığı olan hemen onu kendinden uzaklaştırmaya çalışmaması lazım. Onu çok önemli görüp mümkün mertebe yanında tutmaya gayret etmesi lazım Müslümanın. Ne kadar yanında tutabilirse o kadar kardır. Çünkü o kadar fazla bilgiye ulaşırsın.

 

(Diyarbakır’da iftar yemeğinden sonra zehirlenen 25 asker ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.)

O konuda sürekli bir devam var. Ona bir çözüm. Askerlerin yemeğinin çok iyi kontrol edilmesi lazım. Yemekhaneye giriş yasak olması lazım. Özel bölümlerden girilerek oraya varılması gerekiyor. Ve yemeklerin taze olması gerekir. Bayatlama ihtimaline karşı tedbir alınması lazım. Bu rahatça elde edilebilir zor bir şey değil.

 

(Körfez ülkelerinin ambargolarına rağmen Türkiye’nin yardım eli uzattığı Katar’da Türk askerleri çok seviliyor. Katar’a destek mesajlarının yayınlandığı günlerde Katarlı öğrencilerin Türk askerlerini ziyaret etiği gün çekilen fotoğraflar paylaşılmaya başlandı. Gösterebiliriz. 23 Nisan’da başkent Doha’daki Türk üssüne giden Katarlı öğrencilerin elinde Türk bayrakları vardı.)

Türk askerinin orada olması çok güzel. Bir de gereksiz bir sataşma varmış gibi görünüyor. Varsa bir hata oturup konuşulur halledilir. Bu insanlar aklı başında insanlar. Anormal bir şeyi bilerek niye yapsınlar? Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan zengin ve tertemiz Müslümanların yaşadığı ülkeler.

 

(Hakkari’de iftar saatinde Özel Harekat polisleri dua ederek orucunu açarken bir fotoğraf vardı. Diğer arkadaşları da nöbeti devralıyor. Yemekleri kuru fasulye, pilav.)

Aslan onlar, aslan. Afiyet şeker olsun. Kabadayılara Allah her türlü güzelliği nasip etsin. Onlar gerçek kabadayı ve gerçek efe. Gerçek yiğit. Onların yedikleri içtikleri helal. Hükümetimiz onların maaşına da zam versin. Yiyeceklerinin güzelliğini daha da artıralım. Banyo yapmalarını daha kolay hale getirelim. Her imkan onlara helal. Çünkü dürüstçe samimice Allah için canlarını teslim etmiş durumdalar Allah’a. Ve canı gönülden vatan müdafaasındalar. Cesaretleri mükemmel. Gayretleri mükemmel. Azimleri güzel. Tevazuları güzel. İmanları güzel. Hepsi güvenilir ve çok efendi. Aslan gibi delikanlılar. Allah onları korusun kollasın. Zafer versin. Allah İslam’ın hakimiyetinde o aslanları öncü kılsın. Vesile etsin.

 

Şeyh Nazım Hocamızın Evlatları Tertemiz, Nur Gibi İnsanlardır.

Şeyh Ahmet Yasin demek, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri demektir. Onun yaşayan bedeni. Dolayısıyla onun evlatları da Şeyh Mehmet Efendi. Şeyh Mehmet Efendi kimdir? Şeyh Nazım Hocamız’ın yaşayan bedenidir. Onlardan parça. Biz bir bütünüz. Ben de Şeyh Nazım Hocamız’ın büyük oğluyum. “Büyük oğlum” diyor bana. Öyle olunca aile içerisinde bir bütünlük var demektir. Herkes herkesin kardeşi demektir. Şeyh Mehmet Efendi’yi sevmeyeni ben de sevmem. Şeyh Mehmet Efendi’ye saygı duyana ben de saygı duyarım. Şeyh Ahmet Yasin’i sevmeyeni ben sevmem. Ona saygı duymayana ben de saygıyla değerlendirmem. Onlar için de bakış açısı aynıdır. Biz bir parçayız. Bütünüz. Aynı sülaleden gelen kardeşleriz. Onlar da hem seyit ve şeriftirler. Şeyh Nazım Hocam da hem seyit hem şeriftir. Şeyh Mehmet Efendi de doğal olarak evladı olduğu için o da seyit ve şeriftir. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da, o da hem seyit hem şeriftir. Aynı silsilenin evlatlarıyız. Din kardeşiyiz. Dava kardeşiyiz. Şeyh Nazım Hocamız’ın çocuklarıyız. Benim en sevdiğim insan Şeyh Nazım Hocamızdır. Ve herkes de onu o şekilde seviyor. Evladı Şeyh Mehmet Efendi mesela dünyalar iyisidir. Şeyh Adnan Efendi vardır. Yine Şeyh Hişam Efendi vardır. Onlar da çok severler. Onlar da evlatlarıdır Şeyh Nazım Hocamız’ın. Dolayısıyla bir bütünlük var. Bunlar dünyanın nuru olan, tertemiz insanlar bu kişiler. Şeyh Bahattin, Şeyhimiz’in küçük oğlu. Ben büyük oğluyum yalnız bak. Bunu Şeyh Nazım Hocam kendisi söyledi. O da dünyalar iyisidir. Çok neşeli, güzel huylu, çok efendidir.

 

(Birkaç gündür çok fazla yazar İngiliz derin devletinin oyunlarına karşı hükümeti ve toplumu uyaran yazılar yazıyorlar Adnan Bey. Örneğin Nuh Albayrak, hükümete yakın Star Gazetesi’ndeki yazısında İngilizlerin Osmanlı’yı savaşmadan ajanlarıyla ve istihbarat faaliyetleriyle nasıl parçaladığını anlatıp, bugün de FETÖ’yü kullanarak devşirmeleri yoluyla Türkiye’yi parçalamayı çalıştığını yazdı.)

FETÖ’sü tetösü kaldı mı Allah aşkına? Tuzla buz oldular. Tayyip Hocam “İnlerine gireceğim” dedi. İnlerine de girdi. Yalnız adamların inlerini de parçaladı. Darmakeşan oldular. Öyle bir şey kalmadı. Samimiyetsizliğin sonu budur. Sen suni mehdilik hareketi olarak ortaya çıkarsan, kendi kendine mehdi icat etmeye kalkarsan Allah başına geçirir. Üstelik de Mehdiyet’i reddederek, İsa Mesih’i reddederek mehdilik iddiasında bulunursan olacağı bu. Her sahte mehdi yerle bir olacaktır. Hiçbir sahte mehdi başarılı olmaz.  Diyor ya “Amerikano Mehdi, İngiliz ama Mehdi.” Allah’ın da görmediğini zannediyor. Sen nasıl bir Müslümansın sen? “Amerikano Mehdi çıkaracak Allah” onu da yaratan da Allah. İngiliz ama Mehdi, onu da Allah yaratıyor. Sahte mehdileri de Allah yaratır. Gerçek Mehdi (as)’yi de Allah yaratır. Ama sen sahte mehdilerin gücüne inanırsan, yenilmezliğine inanırsan çok büyük hata yaparsın. Her sahte mehdi yenilir. Her sahte mehdi yenilecektir, mağlup olacaktır.

 

İslam Alemini Birleştiren ve Hz. İsa ile Namaz Kılan Kişiye 'Allah-u Alem Mehdi' Diyebiliriz.

Mehdiyet’in delili başarıdır. Çıkar İslam aleminin tamamını birleştirir. İsa Mesih olarak bilinen birisi de gelir. Beraber namaz kılarlar. Ben o şahsa derim ki “Allahualem Mehdi.” O zaman olur. Yoksa o öbür türlü olmaz. Alametler var mı? İşte onun için diyorum. Göğsümü gere gere söylüyorum. Alametlerin hemen hemen tamamı var üstümde. Doğru. Ama bu bir şey ifade etmez. Başka insanlarda da olur bu, olabilir. Hatta daha gelişmiş şekliyle de olabilir. Bunların hiçbir iddia için bir anlamı olmaz. Allah’ın ayeti nasıl olur? İslam’ı hakim etmiş bir insanı da vesile etmiştir. Bu açık artık. Bu inkar edilecek bir şey değil. Bu nettir. Bu kişiye dese ki “Biz bunu Mehdi zannediyoruz.” Tamam haklılar. Ama yok “sırtında ben var.” İşte “bacağında ben var. O yüzden ben bu kişinin Mehdi olduğuna inandım.” Böyle bir şey olmaz. Bu Kuran’a da uygun değil. Akla da uygun değil. Hiçbir şeye uygun değil. Bir mantığı olmaz bunun.

 

Saygı Samimiyettir, Aşkın Bir İfadesidir, Derin Hürmet, Derin Değer Vermektir.

Saygı ayrı bir kavram tabii. Saygı Allah korkusu, Allah sevgisiyle olan bir şey. Saygı aşkın bir ifadesidir. Saygı deyince iki türlü anlaşılıyor. Bir, Osmanlı tarzı bir saygı vardır. Adam kapıda durur, hiç oturmaz, büyüğünün yanında oturmaz. Efendimli konuşur, sizli bizli konuşur. Gözüne bakmaz, başı yerdedir. Bu işkence, böyle bir hayat olmaz. “Bu nedir?” dediğinde “saygı” diyor. Bu bana göre bazı yerlerde ciddi bir saygısızlık. Saygıyla bunun alakası yok. Saygı; derin sevgi, derin kollama ve koruma hissine denir. Derin hürmet, derin değer verme; saygı budur. Yoksa tarihi filmlerden görüp, samimiyetsiz hareketler yapmak demek değildir. Sesini kısıyor mesela, çok yapmacık bir şekilde acayip kibarlaşıyor, kırılıp, dökülüyor. Hatta kırılıp dökülme derler. Bu çok küçük düşürücü. Bunun saygıyla alakası yok. Bu bir tiyatro. Yani bir tiyatro sanatçısı geliyor karşına, oyun oynuyor. “Ne yapıyorsun?” dediğinde, “ben saygı tiyatrosunda iyi bir aktristim” veyahut “aktörüm. Çok iyi rol yaparım, oyun oynarım” diyor. Böyle saygı olmaz. Saygı tam anlamıyla samimi bir tavırdır, samimiyettir. Samimiyet de cıvıklık anlamına gelmez. Samimiyet çok değer vermektir. Tam kendi olmasıdır şahsın. Tam içten, candan, olduğu gibi kendini göstermesidir. Hiç yalan söylememesidir.

 

(Yusuf Kaplan, Yeni Şafak’taki yazısında İngiliz derin devletine şöyle dikkat çekti. “Katar krizinin gerisinde İngilizler var. Haritaları İngilizler yeniden çiziyorlar. İhvan gibi İslami oluşumların kökünü kazıyacak. Müslümanları birbirine kırdıracak planları İngilizler geliştiriyorlar. İngilizlerin iki asırdır iki aşamalı olarak kullandıkları temel strateji şu; genelde İslamsız dünya ve İslamsız İslam. Özel de ise; İslamsız Türkiye ve Türkiyesiz İslam” dedi.)

Tam, doğru. Hoca biz geniş çaplı İngiliz derin devletine gereken cevabı verdikten sonra Yusuf Kaplan ilk aslanlardan, o ilk atak yapanlardan biri oldu. Helal olsun kardeşimize. O benim dikkatimi çekti. O cesurca İngiliz derin devletine bizden sonra tavır aldı. Biz ana kapıyı sonuna kadar açtık. Ondan sonra aslanlar, Osmanlı’nın evlatları o kapıdan çalakalem o kapıdan girdiler içeriye. Şu an her yerde İngiliz derin devleti yerden yere vuruluyor.

 

Dünya Hırsı Yapmayan Kişiyi Allah Güzellikle Yaşatır

Dünya hırsını zaten Allah mecburen gideriyor. İnsanları aciz yaratmış. Yani görüntüden ibaret zaten her şey. Hırsı şöyle olur; aklı zayıfsa hırs yapabilir. Ama hırs yaptığında da bela akıl almaz artar. Dünya hırsı yapanlar hep sinir hastası oluyorlar, ruh hastası olurlar. Ve çok başarısızdırlar. Her işleri terse gider. Sürekli Allah bela verir. Akıl almaz sıkıntılar içerisinde ölür giderler. Ama Allah’a tevekkül eden, dünya hırsı yapmayan sağlık, sıhhat, selamet içinde yaşar. Görevini güzellikle ifa eder ve güzellikle ahirete gider, cennete gider.

 

Tevekkül Eden Müslüman'ın Akli Dengesi Yerinde Olur, İşleri Hep Rast Gider.

Müslümanın konforu zaten tevekkül. Allah Müslümanlara gelecek korkusu olmamasıyla, tevekkülle sağlık, sıhhat bahşediyor. Akli dengesi güçlü olur Müslümanın o yüzden. Ruhi dengesi sağlıklı olur, sinir dengesi sağlıklı olur. Ve Allah işlerini hep rast getirtir. Ama gelecek korkusu içinde olana mesela para biriktiriyor, hastalığına harcıyor. Veyahut birisine kaptırıyor. Yani tabii ki insan para biriktirebilir ama Allah’a hizmet için olması lazım bu. İslam’a, Kuran’a hizmet için olması lazım. Şahsına, nefsine, çıkarına egoistçe bir bakışla yaklaşırsa bu genellikle hep felaketle sonuçlanır. Dikkatlice baksınlar egoist her insan hezimete uğramıştır, mutlaka acı çeker sonunda.

 

(Ümit Zileli Sözcü Gazetesi’nde Suudi Arabistan-İngiltere bağlantısına değinen şöyle bir yazı yazdı Adnan Bey; “Biliyorsunuz gericilik, yobazlık, vahşet, radikal terörizme destek, kadını adeta insandan saymamak denince akla gelen ilk ülkedir Suudi Arabistan. Bunun çeşitli kanıtlarını ta İngiliz eliyle kuruluşundan itibaren yüzlerce kez sergilemiştir de.”)

Ama bütün gelenekçi İslam böyle. Sünnilikte de Şiilikte de aynı hepsinde var. Kadınlara karşı tavır yanlış bilgi dolayısıyla bütün dünyada İslam aleminde var. Bu Mehdiyet vesilesiyle çözülecek bir hastalık rahatsızlık. Sanki Türkiye’de yok mu? Adam diyor ya üç yaşında çocuğun bacağına aklını takmış “amcası bakmasın” diyor “üç yaşında çocuğun bacağına” diyor. “Kişi annesinin diz kapağının üstüne bakmasın tahrik olur” diyor adam. “Kadının sözünün tam tersini yapın” diyor. Sünni kaynaklarda bunlar.

 

Dinsiz İnsanlardaki Namus-Aile Gibi Kavramların Olmasının da Nedeni Dindir

Adam diyor ki “Ben” diyor “dindar değilim ama ahlaklıyım” “Ne yapıyorsun?” diyor. Mesela “evlendim” diyor “eşime çok sadığım” diyor “çocuklarımı çok iyi koruyup kolluyorum, haram lokma yemiyorum” diyor “uyuşturucu kullanmıyorum” diyor. Kim öğretti bunları sana? Din öğretmiş. Dini yaşıyorsun sen işte. Mesela komünistlere falan da bakıyorum evlenmiş, eşi var, çocuklarına bayağı titiz, karısına karşı titiz, namus kavramı var, helale harama dikkat ediyor. Bunu sana kim öğretti? Din öğretmiş. Dini sen farkına varmadan bütün yönleriyle yaşıyorsun. Din sürekli hakimdir topluma. Din zayıfladı dedikleri anda bile din, en güçlü şekilde hakimdir topluma.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251059/sayin-adnan-oktarin-11-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251059/sayin-adnan-oktarin-11-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170611t_11.jpgThu, 22 Jun 2017 23:34:50 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 10 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 10 Haziran 2017

 

(Katar’ı tecrit eden ülkelerden biri olan Bahreyn’in Dışişleri Bakanı Şeyh Halit Bin Ahmet Türkiye’ye geldi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da görüştüğü Bahreyn Dışişleri Bakanı’na, Katar krizinin ramazan ayı bitmeden sonlanması gerektiğini söyledi.)

Doğru söylüyor. Hayırla bitmesi lazım. Hiç gerek yok böyle şeylere. Dedikoduyla falan hareket etmeye gerek yok. Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan. Birleşik Arap Emirlikleri bunlar muhteşem güzellikler, muhteşem insanlar, tertemiz Müslümanlar. Zengin ülkeler, Allah bereket vermiş. Kardeşiz sakın ha sakın. Kavga, gürültü, gerilim kesinlikle istemiyoruz. Bilakis birleşeceğiz kardeş olacağız. Nijerya’yı bile olayın içine dahil etmişler Katar’a karşı. Nijerya çok gariban ülke. İngiliz derin devleti bir telefon ediyor bitiyor olay. Tabii direkt telefon etmiyorlar birine telefon ettiriyorlar konu kapanıyor. Diyorlar ki işte “Tayyip Hoca’yı da beğenmiyoruz.” Kardeşim, sen ne yapıyorsun? Türkiye’nin böyle sıkışık döneminde, İslam aleminin sıkışık döneminde Müslümanlara sahip çıkan bir insan sen iftihar et, sevinç duy. Öyle kararlı bir insan var başında lider olmuş ne güzel Allah sana iyi bir lider vermiş. Artık seviyorum sevmiyorumu bırak. Devlet işinde bu konu böyle olmaz. Sevmeye sevmemeye göre değildir, devletin ali menfaatlerine göre seçersin sen cumhurbaşkanını. Sevmeyle ne alakası var? Mecbur değil ki o kendini sana sevdirmeye. Devletin ali menfaatlerine uygun mu değil mi? Uygun, bitti.

 

(Bahreyn Dışişleri Bakanı’yla görüşen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Katar’a kurulan askeri üs hakkında şunları söyledi: “Şunu özellikle vurgulamak isterim; Katar’da kuracağımız üssün amacı bütün körfez ülkelerinin güvenlik ve istikrarına katkı yapmaktır. Bu anlaşma herhangi bir körfez ülkesini de hedef almamaktadır. Bu süreç başladığında da zaten körfez içinde buna benzer sorunlar da yaşanmamıştır.”)

Özetle; Türkiye güçlü olursa hiçbir sorun çıkmaz. Türkiye çok iyi arabulucu. Güçlü olması için de güçlü, kararlı bir yönetim gerekiyor. Lideri bütün gücünle desteklersen hiçbir sorun çıkmaz. Hiçbir dünya ülkesi de yanaşamaz. Halk bir liderin etrafında birleştiyse oraya kimse yanaşmaz. Ama yok işte şu yok bu bahanelerle lideri yıpratmaya kalkarlarsa bu çok riskli olur. Böyle olmaz. Zaten yıpranmaz Allah’ın izniyle bir şey olmaz da. Bak tekrar rica ediyorum; sağ olsun, sol olsun dürüst davransınlar, vatanını milletini seven, bayrağını seven, Türkiye’nin bölünmesini istemeyen, FETÖ’ye karşı olan herkes tek bir kişide birleşmek durumunda. Öbür türlü Türkiye risk altına girer. Tayyip Hoca bayağı dürüst yaman bir delikanlı, dindar, vicdanlı da, halka son derece şefkatli davranıyor, mütevazı davranıyor hiç enaniyet kibir yapmadı mesela cumhurbaşkanı olduktan sonra. Hiç karakterinde değişiklik olmadı. Hep her zamanki Tayyip Hocamız. Öyle özel bir havaya falan hiç asla girmedi girmez de, tenezzül de etmez öyle bir şeye. Onun için öfkelenenler bir daha ellerini vicdanlarına koysunlar bu beladan kurtulsunlar. Bu öfke belasından kurtulsunlar dürüst karar versinler. Bir de hadi diyelim şeytan nefes aldırmıyor bir öfke duyuyorsun veyahut sevmiyorsun. Vatanı, milleti, devleti sevmiyor musun? “Seviyorum” diyor, bitti. Vatan, millet, devlet için bir kişinin yanında saf bağlayıp tek vücut olarak hareket etmek çok hayatidir. Ve vatanın milletin de hep lehine hareket ettiklerini de gördük.

 

Arda Turan Temiz Efendi Delikanlı. Her İnsan Bir Anlık Sinir Yaşayabilir, Hata Yapabilir.

Arda Turan, Arda çok temiz bir delikanlı, efendi bir delikanlı. Dindar olduğu için bazı kesimler onu oyuna getirmeye çalışıyorlar. Bir adam, bir arkadaş bir bey diyelim, Arda Turan’la karşılaşmış, herhalde onun bir şekilde damarına bastı yani onu sinirlendirecek bir şey yaptı. Ama bunu benim anladığım ustaca yapmış, o da herhalde yakışıksız sözler söylemiş. Boş bulunmuş olabilir delikanlı çocuk. Oruçlu ağzıyla belki uykusuzdu, belki yorgundu boş bulunup ağzından bazı sözler çıkmış olabilir. Bunu bu kadar büyütmenin alemi ne? Her insanda rastlanabiliyor ani bir sinir patlaması oluyor sonra pişman oluyor. Çok ayıp yapıyorlar. Bir anlık siniri bu derece büyütmek, tadını çıkartmak yakışık almıyor ayıp oluyor. Ya provokasyonsa bu, kasten sinirlendirildiyse. Mesela birisi önceden gitmiş sinirlendirmiştir, sonunda da o vatandaş esaslı şekilde sinirlendirmiştir, o da boş bulunup sinirlerine hakim olamamış olabilir. İnsanlık hali. Bu kadar büyük reaksiyon gösterilmesi yakışık almıyor. Önce göklere çıkarıyorlar sonra birden en aşağı tabakaya indirmeye kalkıyorlar. Bu, Türkiye’de adam harcama sistemi çok şiddetli ve güçlü çalışıyor. Bu yakışık almıyor. Arda gibi bir delikanlıyı bu memleket kolay kolay yetiştirmez. Dolayısıyla milli takımdan alınmasını ben doğru bulmuyorum, şahsım adına doğru bulmuyorum. Onun da ayrılmasına gerek yok. Meselenin tatlıya bağlanmasında fayda var diye görüyorum.

 

(Suudi Arabistan’ın haber kanallarından olan El-Arabiya’ya ait Twitter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı terör destekçisi gibi göstermeye çalışılan bir haber yapıldı. Sayın Erdoğan’ın Hikmet Yar’ın dizinin önünde oturduğu fotoğrafı paylaşıldı. El-Arabiya fotoğraf için, “Erdoğan, bölgesel askeri diktatörler ve Hikmet Yar ve Gannuşi’yle İslami bir bağlantı kurarken” yorumunu yaptı. Suudi kanalı ilk paylaştığı fotoğrafı paylaştıktan üç saat sonra yeni bir fotoğraf daha paylaştı. O fotoğrafta “Erdoğan, Kabil kasabı Hikmet Yar ve Gannuşi’yle bir araya gelerek İslamist ideolojiyi anlatıyor” şeklinde bir ifade kullanıldı.)

Çok çok ayıp yapmışlar. Ne alakası var? Biz de her türlü insanla görüşüyoruz, onun fikrini kabul ediyoruz anlamına mı gelir? Ben Mesela Musevilerle görüşüyorum, Hristiyan’la da, masonla da görüşüyorum hatta HÜDAPAR mensuplarıyla da görüşüyorum, ne demek yani fikirlerinin hepsini kabul ediyorum anlamına mı geliyor? Görüşür fikir alır, onların hedeflerini anlar, yanlış yönleri varsa onları söyler, doğruları varsa onları tasdik eder. Siyasi lider tabii herkesi tanıyacak, bu ne demek? Çok büyük hata yapmışlar çok yanlış. O hatalarını dolaylı yoldan anlatan bir yazı yazalım, bunu da yayınlatalım. Çünkü bunun bir mantığı yok. Ben mesela gidip bir komünistle görüşürüm, ateistle de görüşürüm komünist mi olmuş oluyorum, ateist mi olmuş oluyorum ben? Peygamberimiz (sav) putperestlerle görüştüğünde putperest mi oluyordu? Hristiyan’la görüştüğünde Hristiyan mı oluyordu, Musevilerle görüştüğünde, Musevilerden birçok kişiyle görüştü Musevi mi oldu? Ateşe tapanlarla görüştü, ateşe tapan mı oldu Peygamber (sav)? Bütün Mekke müşrikleriyle görüşüyordu. O putların isimleri hepsi Kuran’da geçer. O putların müntesibi olan insanların hepsiyle gece-gündüz sohbet ediyordu, konuşuyordu, tebliğ yapıyordu. Konuşmak görüşmek demek o insanların fikirlerini olduğu gibi kabul etmek anlamına gelmez. Onların doğrularını alırsın yanlışlarına da katılmazsın veyahut uyarır anlatırsın.

 

İngiliz Derin Devleti Yancılarına Müslüman Ülkeleri Hedef Gösteren Haritalar Hazırlatıp Yayarak Kamuoyu Oluşturup İslam Alemine Saldırıyor

İngiliz derin devleti zaman zaman böyle bombalanacak yerlerin haritalarını kendi ajanlarına hazırlatıyorlar, halktan biri yapmış gibi yahut sıradan bir habermiş gibi onu aralarında yayıyorlar. Yani Müslümanların hassas gördükleri noktalar, mesela nerelerin vurulması gerektiğine dair harita. Onu ajanlarına hazırlatıp sanki sıradan bir olaymış gibi sunarak zemin hazırlıyorlar. Mesela bakıyoruz ki 20 yıl sonra o haritaya yönelik operasyon yapıyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım.

Churchill Türklere karşı zehirli gaz kullanımının iyi olacağını söylüyor. Diyor ki haşa Türk milleti için: “Barbar bir kabileye karşı silahlarımızın bütün avantajlarından niçin yararlanmayalım ki?” diyor. Yani Türk milletine karşı kullanılması için. Ayrıca diyor ki Churchill: “Zehirli gaz medenileşmemiş kabilelere ve dik başlı Araplara karşı kullanılabilecek en iyi bir silahtır” diyor zehirli gaz için. Çanakkale Savaşı’nda beceremeyince bu sefer zehirli gaz denemesi yapmaya kalktılar. İngiliz askerlerine Çanakkale’de gaz maskesi dağıtıldı bütün askerlere gaz maskesi dağıttılar. Ama bizim aslanlar bastırınca silip-süpürdüler ne gaz kaldı ne toz kaldı hepsi dümdüz oldu.

 

(İngiltere’deki erken genel seçimin dikkat çekici bir diğer yanı da seçilen kadın milletvekili sayısındaki artış oldu. Resmi olmayan sonuçlara göre 196 kadın aday 650 sandalyeli parlamentoya girmeyi garantiledi. Böylece 2015 genel seçiminde ulaşan 191 kadın milletvekili sayısının da üstüne çıkılmış oldu.)

Kadın milletvekili sayısı artsın. İngiliz parlamentosunda kadın milletvekillerinin çoğalması bizim lehimize güzel. Fakat İngiliz derin devletinin kontrolü sorun. İngiliz derin devletinin yaptığı rezillikler ve deccaliyet problem. Yoksa kadın sayısı artsın diyoruz biz zaten, bütün dünyadaki parlamentolarda artsın çok çok güzel olur.

 

Sevgisizliğin Dünya Geneline Yayılmış Felaket Olduğu Görülüyor.

Her yerde bir sevgisizlik var. Bütün Avrupa’da var, Amerika’da var, Türkiye’de var, Arap ülkelerinde var. Egoistlik, bencillik, sevgisizlik bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Dolayısıyla yabancılara karşı da sevgisiz ve acımasız hatta tavırlar sergilendiğini görüyoruz. Buraya turistler geliyor, bir şey satacaksa adam en pahalı şekilde satmak istiyor. Bir yere götürecekse en pahalı şekilde götürmeye çalışıyor. Çirkin sözler ediyorlar, rahatsız ediyorlar. Ama bir tek o değil, Mısır’da falan da öyle, Arap ülkelerinde de öyle. Genellikle turistler hep gerilim içinde tedirginlik yaşıyor. İtalya’ya gidenler de öyle, “Aman cüzdanınıza dikkat edin” diyorlar, “aman şuna dikkat edin, aman buna dikkat edin.” İşte Darwinist eğitimin meydana getirdiği felaket.

 

Konuşturan Allah'tır. Samimi Olan Çok Hikmetli Konuşur.

Samimi olmamız gerekir, samimi. O anda aman samimi olayım diye uğraşacaksın. Samimiyetsiz böyle yalan söyleyerek konuşmalar, lafı kıvırmalar, sözü değiştirmeler bu olmaz. Ama tabii tehlikeli riskli bir insansa tabii ki siyaseten dikkatli konuşulur ayrı mesele. Ama dürüst samimi bir insanla konuşurken dürüst ve samimi bir üslup olması lazım. Hiçbir şeyi gizlemeden açık açık dostça, arkadaşça konuşmak lazım.

 

Dünya Hayatının Amacı Oyun ve Eğlence Değildir. Gerçek Eğlence Ahirettedir.

Allah dünya hayatına önem vermiyor. “Eğer” diyor “Oyun ve eğlence dilemiş olsaydık şanımıza uygun yapardık” diyor, cennette mükemmel yapıyor. “Buradaki gibi böyle yarım, eksik olmazdı” diyor Allah. Burada tamamen usulen “Ama adamlar, insanlar buna kapılıyorlar” diyor Allah. “Halbuki Benim rızamı arasalar Ben aslını en güzelini onlara zaten vereceğim cennette” diyor. “Ama burada kendilerine suni şeyler çıkarıp kendilerini avutuyorlar” diyor. Yanlış bir bakış açısıyla Allah’ı unutup eğlenceye dalıyorlar ama “Eğlenceleri de eğlenceye benzemiyor” diyor “böyle eğlence olmaz” diyor anlamı budur.

 

Varlığının Şuurunda Olan Bir İnsan, Allah'a Kesin Olarak İman Eder

Eğer şuurundaysa varlığının yani “Ben benim” diyebiliyorsa ki Tevrat’ta buna dikkat çekilir “Ben ben olduğum için benim, sen de sen olduğun için sensin.” Bu masonlukta da kullanılan bir açıklamadır. İnsanın kendini bilmesi hatta derler “Sen seni bilmezsen” derler değil mi? “Sen seni bil sen seni” derler. İnsanın kendini bilmesi yani şuurunda olması ruh sahibi olduğunu gösterir Allah’ın ona ruhundan üfürdüğünü, kutsal ruh, Ruh-ul Kudüs ile desteklendiğini gösterir. Böyle bir varlık zaten Allah’tan şiddetle korkar aksi hiçbir şekilde olmaz. Ruhunun varlığının farkında olan bir insan dünyada hiçbir insan Allah’ı inkar etmez bu tarzda bir insan. Mümkün değildir imkansızdır. Bilinci olup da şuurunun farkındaysa “Ben gördüğümü görüyorum, duyduğumu duyuyorum, hissettiğimin farkındayım” diyorsa dünyanın hiçbir döneminde, hiçbir tarihinde hiç kimse Allah’ı inkar edemez ve etmemiştir. Gücü takati yetmez mümkün değildir. Ama şuur kapalıysa benliğinin farkında değilse rahatça inkar edebilir. Aklı zayıftır, şuuru kapalı inkar eder çok rahat, diri diri adamın gözüne bakıyor adam inkar ediyor görmüşsünüzdür. Konuşma mantık örgüsü de çok çok bozuk oluyor. Müslümanlar da çok geriliyorlar konuşurken çok heyecanlanıyorlar kızarıyorlar falan öfkeleniyorlar. Halbuki adamın ruhu yok anlamıyorlar ölü olduğunun farkında değiller. Diri olan birisi asla Allah’ı inkar edemez. Allah’ı inkar edemediği için de mecbur olur samimi normal Müslüman olmaya. Dolayısıyla ruhu olan samimi bir insanın cehenneme gitmesi haramdır zaten böyle bir şey olmaz.

 

Zer Aleminde İnsanların Tamamı Bir Anda Yaratılmıştır ve Tüm İnsanlar Orada Allah'a Söz Vermişlerdir.

Kuran’ın başka ayetlerinde de var o “Sizi ilk yarattığımız gibi” diyor Allah. İlk yaratma zer alemindeki yaratmadır. Bütün insanlık tek bir kerede bir anda yaratılmıştır bütün kainatta yaşayan insanlar. Gelmiş geçmiş bütün insanlar Adem (as)’den kıyamette son canını verecek kişiye kadar. Kıyamette biliyorsunuz son olarak canını verecek birisi daha var. Bir de Hz. Adem (as) vardır biliyorsunuz ilk baştaki. Bu insanların tamamı bir anda Allah tarafından zer aleminde yaratılmıştır. Allah hepsine hitap etti, topladı, bir araya getirdi. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi “Evet -Bele” dediler “evet Rabbimizsin” dedi bütün insanlık. Sonra Allah müstakil sözler aldı. Mesela peygamberleri topladı bütün peygamberleri hepsi var peygamberlerin tamamı. “Ben size” dedi “bir elçi göndereceğim. Ona yardım edeceksiniz, destek olacaksınız” dedi. Peygamberimiz (sav)’e de Allah hatırlatıyor “Bak sen de vardın” diyor “seni de çağırdım, Musa’yı, İsa’yı da çağırdım. Nuh da hepsi ordaydılar” diyor peygamberlerin ulul azm peygamberler. “Ve sizden bir söz aldım Ben büyük bir söz” diyor “ve ‘bu sözümü alıp kabul ettiniz mi?’ diye sordum” diyor Allah “siz de ‘evet, aldım kabul ettim’ dediniz” diyor. Bu sözü Allah açıklıyor diyor ki “Ben bir elçi göndereceğim siz de ona yardım edeceksiniz” Peygamberimiz (sav)’e Allah bir elçi o zamanlar göndermedi kendi zamanında. Sonra kimi gönderiyor? Elçi derken nezir, dini tebliğ eden, anlatan olarak Mehdi.

 

Dinsiz İnsanların Yaşadığı Hayatın Boşluğu ve Dehşeti Müminlerin Anlayabileceği Bir Boyut Değildir.

Dinsiz için hayat çok boştur. Dinsizi biz tahayyül dahi edemiyoruz. Dinsizi de Allah konuşturur. Dinsizin açık şuuru bizim anladığımız anlamda olmaz. Açık şuur, bilincini kendi şuurunu bilir tarzda bir şuur olmuyor. O yüzden rahatça inkar ediyor. Yoksa inkar edecek gücü olmaz. Bir insan buna takat getiremez. Açık şuurla nasıl inkar etsin akıl almaz korkar, tahayyül dahi edemez. “Nasıl olur acaba?” diye düşünecek takati bile olmaz. Dolayısıyla dinsiz insanları Allah özel olarak ikinci benle konuşturur. İkinci bendedir onlar birinci bende olmazlar.

“Sadece et ve kemik kitlesi halindedirler” diyor Allah, onun görünümündedirler. Şuuru kapalı olur. Bizim anladığımız anlamda bir şuura sahip olmuyorlar. Sorduğunda tabii “Tıbben bilinci açık” derler. Ama varlığının farkında değildir. “Gördüğümü görüyorum. Benim içimde bir iç göz benim gördüğümü görüyor” tarzında bilemez. Zaten anlatılsa da dikkat ederseniz o kişiler onu kavrayamıyorlar. “Ya ne demek istiyorsun?” diyorlar. Çok ilginç “Ne demek?” diyor. Mesela “Karşıda cisim var ben de onu görüyorum” diyor “nasıl konuşuyorsun ki?” diyor “ne demek istiyorsun?” diyor. “Beyninin içinde şu an” diyorum “olur mu canım?” diyor “tamam, o karşıda sen de beynimin içinde görüntü olarak görüyorsun ama karşıdasın sen” diyor. Anlamadığı anlaşılıyor oradan, oradan da rahatça anlaşılır.

 

Müslümanların Bir Manevi Önderi Olmadığında Nasıl Büyük Sıkıntılar Yaşandığını Şu Anda Tüm Dünya Görüyor

Halk aydınlandıkça şuuruna olayın daha çok varacaklar. İslam aleminin birleşmemesinin bir felaket olduğunu mesela bak şu anda da görüyorlar Allah onu özellikle yapıyor şu an. Gördünüz, adamlar İslam ülkeleri İslam ülkelerine karşı birleşiyor birbirlerini ezmek için. Bütün İslam ülkelerinde bu şiddetli reaksiyona sebep oluyor. Şu an yer yerinden oynuyor. Mesela önce Allah, Irak ve Suriye’de Müslümanların birleşmesi için Müslümanlara işaret verdi şimdi bu işareti verdi. Bu sürekli devam edecek ve sürekli insanlar bilinçlenmeye devam edecekler. Bir süre sonra büyük olayların arkasından birleşmenin mantıklı ve doğru olacağını kabul edecekler. Dolayısıyla da bir şahıs etrafında sevgiyi anlatan, sevgiyi seven güvenecekleri bir şahıs etrafında Müslüman alemi birleşecek ittifak edecek. Bunun içinde Birleşmiş Milletler de olacak, NATO’nun da desteklediği bir kişi olacak bütün İslam ülkeleri Suudi Arabistan, Pakistan, Hindistan hepsi destekleyecek. Masonluğun desteklediği bir insan olacak, tapınak şövalyeleri de destekleyecek. Yani bütün uluslararası herkesin desteklediği bir insan olacak.

 

(Katar’a ambargo uygulayan tüm ülkelere ambargo uygulayarak hava sahasını bu ülkelere kapattığını duyuran Fas Kralı Altıncı Muhammet, “Diğerleri gibi boynuna Amerikan tasması geçirmeyen Katar’ı zalimlere yem etmeyeceğiz” açıklamasında bulundu.)

Kabadayının, yiğidin hasıymış. Tebrik ediyoruz kabadayı böyle olur. Güzel, Tayyip Hocam misali yani güzel. Amerika’nın da alakası yok Amerika zaten gariban adamın üstüne çöktüler şu anda Trump’ın. Bilmiyorum olayları takip ediyorsunuzdur şimdi onu görevden almaya hazırlanıyorlar. İngiliz derin devletinin istediklerinin birçoğunu yaptı hatta kızına homoseksüelleri bile destekletti ama adamlar bir kere kafayı taktılar ona. Onu görevden alırlar gibi görünüyor.

 

Affedici Olmak Mühim Bir İbadettir. Allah O Olayı Affetmen İçin Özel Yaratıyor

Af mühim bir ibadettir. Senin canını yakan, o insanları aksi hale getiren, seni kızdıran Cenab-ı Allah’tır zaten. Allah yaratıyor. Affetmen için yaratılıyor o olay özel meydana geliyor. O zannediyor ki rastlantı olarak, rastlantı olmuyor o. Özel yaratılır o insanlar sen de onu affettiğinde sana Allah affettirir. “Sen af yolunu benimse” diyor Allah ayette. Çünkü o zaman cennet ahlakını alamamış oluyor. Cennette rahat yaşayamaz olmaz öyle.

 

Mümin Pis Bakışı Ayırt Edecek Gibi Yaratılmıştır

Bozuk bakış; nefret dolu, kin dolu, rahatsız etmeye yönelik, sevgisiz bakış. Allah “gözlerin hain bakışını bilir” diyor. Gözünde açıkça hissedilir o nefret dolu bakış. Bunu insan bilebilir mi? Bilecek şekilde yaratılmıştır. Biz nasıl gül kokusunu, et kokusunu nasıl ayırt ediyorsak, pis bakışı da ayırt edecek şekilde yaratıldık. Hemen biliriz. Yani “Ne yapmamız gerekiyor?” dememize gerek yok. Allah hemen kalbimize onu hissettirir. Zaten münafık bir yere geldiğinde, her yer elektriklenir. O şeytanla beraber geldiği için, şeytanın ağırlığı her yeri kaplar. Müslümanlar hemen hissederler.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251058/sayin-adnan-oktarin-10-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251058/sayin-adnan-oktarin-10-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170610t_09.jpgThu, 22 Jun 2017 23:34:27 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 9 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 9 Haziran 2017

 

(Şırnak Merkeze bağlı Milli Jandarma Komando Tabur Komutanlığı Üs Bölgesi’ne PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit oldu askerlerimiz. Üç askerimiz de yaralandı.)

Allah şahadetlerini makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin. Tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin. Allah bizlere de nasip etsin. Bu kadar şehit varsa büyük bir fütuhat olacak demektir. Her seferinde böyle olmuş. İstanbul’un fethinde de önden çok fazla şehit verdik öncü kuvvetlerle ama akıl almaz şehit verildi. Birçoğu da yanarak, kızgın yağ döktüler o şekilde şehit oldular. Kabadayı ne dinler ya, kızgın yağ döktüklerini gördükleri halde dalıyorlardı yani. Ama sonunda Allah İstanbul’u hediye etti elhamdülillah. Şimdi de büyük bir fütuhat olacak, büyük bir ilerleme olacak onun alameti. Şehitsiz hiç fütuhat yok. Hiç Allah’ın adetullahında yok.

 

Şehadet İman Edenler İçin Nimettir, Güzelliktir, Şereftir.

Ebu Hureyre’den rivayet: Ebu Hureyre Peygamberimiz (sav)’in biliyorsunuz çok sevdiği sahabelerden. “Resulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu işittim” diyor. Yani kulağıyla duyduğunu söylüyor. “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki Allah yolunda şehit olup tekrar dirilmeyi” bak Peygamber (sav) söylüyor bunu, Hz. Muhammed (sav) bak, “Allah yolunda şehit olup tekrar dirilmeyi, tekrar şehit olup yine dirilmeyi, üçüncü defa yine şehit olmayı Allah’tan çok isterim” diyor. “Güzelliği defalarca yaşamak isterim” diyor. Sünen-i Nesai’de var, cilt 5-6, sayfa 104 ve 405, Sahihi Buhari ve tercümesi, 6. Cilt, sayfa 2645.

Şehitleri tebrik etmek önemli bir İslam terbiyesidir. Tebrik etmek mübarek kılmak demektir, mübarek olmasını istemek Allah’tan. Mübarek kelimesinden gelir tebrik. “Allah mübarek etsin” denir. “Şehadetini Allah mübarek etsin. Tebrik ediyorum” denir. Kendini yerlere atıyor, kafasını duvarlara vuruyor. Delirdin mi be adam ne yapıyorsun? Allah şehadetten bahsediyor, “mutludur” diyor. Sen ne yapıyorsun? Yakasını bağrını yırtıyor? Harama giriyorsun, şirke giriyorsun. Aklını başına al. Allah verir, Allah yanına şehit olarak almak istiyor. Sana mı soracak Allah? Yaratırken sana sormadı, yanına alırken de sana sormaz. Ona cennet diliyor, “Allah niye cennete götürdü?” diyor. Ne yapmasını istiyordun? Nasıl olmasını istiyordun? İstesen ne olur ayrıca yani? Allah ne derse o olur. Tebrik demek bir kimseyi eriştiği bir iyilikten dolayı “BarekAllah” diye sevincini bildirmek, yani mübarekliğini Cenab-ı Hakk’ın onu muvaffak kıldığını söyleyerek onu taziz etmek, taziz ve tahsin etmek gerekir. Beğenmek, alkışlamak ve takdir, kıymet vermek değerini, kıymetini anlatmak.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet Dairesi’ni ziyaret ederek Destimal programına katıldı. Osmanlı’da her sene Ramazan aynın on beşinci günü Topkapı Sarayı’nda Destimal töreni düzenlenirdi. O dönemde yaşayan hayırseverlere Topkapı Sarayı’ndan bir davetiye gönderilir, Peygamber Efendimiz (sav)’in Hırka-i Saadeti altın bir sandıktan çıkarılır ve sonra Destimal denilen mendiller Hırka-i Saadete dokundurularak misafirlere dağıtılırdı. Cumhurbaşkanımız da Peygamberimiz (sav)’in Hırkasını ziyaret etti.)

Ama şimdi burada yapılan bir eksiklik var. Bunun bir adet haline gelmesi lazım. Mehter takımıyla karşılasınlar Topkapı’ya gelişinde. Bunu bir şekilde çekiniyorlar herhalde bazı adamlar dedikodu falan yapar diye. Kardeşim, dedikodu olsun da öyle olsun. “Mehter takımı karşıladı” desinler. Mehterle karşılanması lazım. Ve giderken de yine mehter ile uğurlanması lazım Topkapı’ya gelişinde. Ne zaman Resululah (sav)’in Hırka-i Şerif’ini ziyarete gelirse devletin başı, -Cumhurbaşkanı ya artık Reis-i Cumhur- sen orada mehter ile karşılamıyorsun da nerede kime kullanacaksın mehteri? Sokakta öyle durduk yere mehter olmaz. Olur da asıl yakışan yer budur. Bundan sonra Cumhurbaşkanı geldiğinde Topkapı ziyaretinde Hırka-i Şerif’i ziyaretine geldiğinde mutlaka mehter takımıyla karşılansın, mehterle de uğurlansın. Mehter zaten ayakta dinlenir, oturarak dinlenmez. Yani Osmanlı adeti, bütün Osmanlı padişahları mehter çalarken hiçbir şekilde oturmuyor, ayakta durur, oturmazlar yani. Bir de Külliye’nin açılışında kullanılan o eski dönem askerlerinin kıyafetlerinin eskitilmesi lazım. Yani normal filmlerde, yabancı filmlerdeki tarzda çok usta bir görünüm verilmesi lazım, yani kıyafet gerçek görünümü verilmesi önemli.

 

(Her yıl geleneksel olarak sizin katılımınızla düzenlenen A9 TV iftarına bu yıl da birbirinden değerli konuklar katıldı. Bu özel davete İsrail ve Amerika’dan gelen Musevi ve Hristiyan din adamları, Türkiye, Süryani, Ermeni, Musevi, Rum, Ortodoks ve Katolik cemaatlerinin değerli mensuplarının yanı sıra Caferi, Alevi ve Bektaşi camialarının kıymetli isimleri, Nakşibendi, Kadiri tarikatları, Nur talebeleri, Milli Görüş Camiası, HÜDAPAR camiası da olmak üzere muhafazakar kesimin değerli isimleri, önde gelen masonlar, Türk siyasi hayatının saygın isimleri, farklı görüş ve düşüncelerden aydınlar, yabancı ülkelerin Türkiye başkonsolosları, çok sayıda akademisyen ve yine çok sayıda yerli ve yabancı gazeteci ve sanatçı katıldı. Farklı inançlara, dünya görüşlerine, siyasi partilere ve yaşam tarzlarına sahip yaklaşık yedi yüz elli kişinin katıldığı iftar daveti sizin hep eserlerinizde ve yayınlarınızda üzerinde durduğunuz sevginin, dostluğun kardeşliğin ve barışın güzel bir temsili niteliğindeydi Adnan Bey, maşaAllah.)

MaşaAllah, elhamdülillah. Bir Musevi nefreti yaydılar. Bize çocukluğumuzda anlatırlardı işte bunlar böyle çelikten tabut gibi bir şey yapıyorlar sivri iğneler var çok uzun yaklaşık elli santimlik iğneler. İçine çocuğu sokarlar kapağını da kapatırlar. Kan aşağı doğru akar bu tabut gibi şeyin. O akan kanı da alırlar hamur yaparlar ekmek. O çocuğun kanından, Müslüman çocuğun kanından ekmek yapıp yerler. Böyle anlatılırdı. Ve dünyayı fesada götürmek isteyen böyle fasit, bela arayan, hasta adamlar gibi gösterirlerdi. Onun için akıl almaz bir kitle o mazlum insanlardan hep nefret etti. Akıl almayacak şekilde nefret ettiler. Sonra gece gündüz biz anlatınca, uğraşınca bu konularla o bela azaldı azaldı azaldı çok çok azaldı şu an. Daha da iyi olacak inşaAllah.

 

(Barzani başkanlığında bir araya gelen Kürt partileri, Kuzey Irak’ın bağımsızlığı için 25 Eylül’de referandum yapılacağını açıkladılar. Başbakan Binali Yıldırım “Irak’ta bütün Iraklıların bir devlet olarak yaşamasını istiyoruz. Dolayısıyla bölgemizde yeterince sorun var. Yeni bir sorun alanı oluşturulmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu kararın da sorumsuzca olduğunu düşünüyoruz” dedi. )

Böyle bir karar alırken Birleşmiş Milletler’e danışmaları lazım. Irak hükümetinden izin almaları lazım. Türkiye’den bir olur almaları gerekiyor. Böyle riskli olur, böyle olmamış. Riskli bir şey yapıyorlar şu an. Allah esirgesin kan gövdeyi götürür. Irak hükümeti direkt saldırır. Saldırabilir çünkü “Benim ülkem bölünüyor” der, referandum bilmem ne falan dinlemez adam. Üniter bir devlet, yerle bir ederler. Edebilirler yani çok büyük iş çıkabilir, olay çıkabilir. Mutlaka bir izin alınması lazım. İlla madem böyle bir şey var, öyle bir teklif düşünceleri var legal olması için yani sorun çıkmaması için herkesin olurunu almak lazım. Bir de hadi bağımsız olduğunu düşünelim PKK ile nasıl baş edecek? Türkiye’ye baksana adamlar bayağı iş çıkarıyorlar, bayağı zorluk çıkıyor Türkiye için. Barzani nasıl baş etsin? Yerleşik bir yapı olacak askeri gücü şu bu falan belirli. Irak’ta yaşayan Arapların gönüllerini almaları lazım çok fazla Arap var orada. Türkmenler var. Bir çağıralım buraya da Barzani’yi Türkiye’ye yeniden bir konuşalım. Onun temsilcisini çağırmak lazım kendini değil de temsilci, tam yetkili bir temsilcisini. Bu riski neden göze aldılar ben bunu anlamış değilim. Niye böyle bir şeye giriyorlar? Bu konuyu bir araştıralım. Kardeşim mesela Şengal’den bile küçük bir yer Şengal PKK’yı çıkaramıyor Barzani. Bu iş çıkartır. Ama Irak hükümeti Irak bir bütün olursa PKK ile mücadele çok daha kolay olur. Bunu düşünmek lazım.

 

(AK Partili Galip Ensarioğlu, Kuzey Irak’taki referandum için “Kürdistan bölgesel yönetiminde yaşayan Kürtlerin vereceği bir karardır saygı gösterilmeli” dedi.)

Kardeşim saygısı var mı? Paramparça ederler, mahveder, ezerler. PKK’nın kontrolüne girer zannettiği gibi olmaz. Halk garibandır, mazlumdur halk. Hadi oy verdiğini düşünelim, tamam ve referandum yaptın, ayırdın, sınırları koydun, devlet ilan ettin. PKK gelir “Selamun aleyküm” diyecek. Ee? “Yönetime el koydum” diyecek ne yapacaksın? Barzani’nin mücadele edecek bir gücü yok ki adamlar it sürüsü gibi. Çok gelişmiş silahlar verdi Amerika onlara, bir gecede çöker bitirirler öyle bir konu olmaz. Saygıyla bunun alakası yok Ensari, herhalde seyit bildiğim kadarıyla Ensariler, Ensari ailesi. Hangi mantıkla bunu söyledi anlayabilmiş değilim. Onunla da bir görüşmek lazım neye göre bunu söylüyor? Oradaki insanlara acıması lazım. O statüsü belli olmayan tartışmalı bölgeler oralar hep. Türkmen bölgesi var, Arapların olduğu bölge var yani saf Kürt kardeşlerimizin olduğu bölge de değil. Nasıl kontrol altına alacaksın, ne demek? Bir kısmı da İran’a bağlanmak istiyor, nasıl yapacaksın? Çok tehlikeli olur bayağı tehlikeli. Boş yere kan akar Allah esirgesin.

 

(Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri Katar’a tavır alan dört ülke ortak bir bildiri yayınladı. Bu bildiri ile Katar’da bulunan 59 kişi ve 12 yardım kuruluşu yaptırım listesine alındı. Listede Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi de var. Kardavi Müslüman kardeşlerin dini liderlerinden birisi. Bahreyn’de ise Katar’ı desteklemeyi suç kapsamına aldı. Hapis cezası getirdi. El Cezire televizyonu da bu ülkelerde erişime kapatıldı.)

Şimdi yöntem bu değil. Birleşerek olur, birbirinizi ezerek olmaz. Suudi Arabistan nur gibi Müslümanların olduğu bir yer. Katar da nur gibi Müslümanlarla dolu, Birleşik Arap Emirlikleri de nur gibi Müslümanlarla dolu. Birleşirseniz mesele biter. Yoksa sen onu, o seni, sen onu, o seni. Böyle bir şey olmaz. Toptan yok olup gidersiniz Allah esirgesin. Böyle bir yöntem olmaz. İmam Mehdi (as)’ın çevresinde hepsi birleşecek, bu bela da son bulacak. Bu gelişmeler tabii önümüzdeki aylarda şiddetlenecek. Çok büyük olaylar olacak dedik 2017’de. Yer yerinden oynayacak, hadislere göre öyle görünüyor. Irak, Suriye kesiminde de öyle düzelme değil, daha da olaylar karmaşık hale gelecek. Rivayetler onu gösteriyor. Çok büyük çatışma bekleniyor. Melhame-i Kübra dedikleri işte olay o, ona benzer. IŞİD son atağını yapmadı. IŞİD şu an geriye çekildi sadece. Yani silahlarını, malzemelerini daha da artırdı. Adam sayısını da daha da artırdı. Çok esaslı bir çatışmaya girecekler gibi görünüyor. İşte bu Mehdiyet’le sonuçlanacak ve bir daha ne savaş, ne terör, ne anarşi, ne kavga. Allah Kendisi’yle oyun oynatmaz. O şapkalı dedeye siz söyleyin. Allah’ın gücünün farkında değil o. Sen sahte Mehdi (as) çıkaracaksın. Allah da bakacak öyle mi sadece? Öyle zannediyor. Allah’ı güçsüz zannediyor onlar. Allah paçavraya çevirir anında.

 

Tayyip Hocam'a Destek Olmak Partiler Üstü Bir Konudur.

Tayyip Hocam’la ilgili benim ikinci ricam da milletimizden. Bak diyor ki “Ben sevmiyorum.” Kardeşim sevme. Vatanını milletini sevmiyor musun? Devletini sevmiyor musun? Seviyorsun. O zaman onda ittifak ediyorsun. Sevmiyorsan yine sevme. Ama destekle. Yahut alternatif birisini söyle bize. De ki; “Falanca lider bu iş için hakikaten liyakatli. Tayyip Bey’den çok daha iyi hizmet yapar” de. Ama dürüst olacaksın. Söz bir Allah bir destekleyeceğim seni. Ama yoksa böyle biri, o zaman benim sözümü tut. “Ne yapayım, sevmiyorum?” Kardeşim vatanı, milleti seviyorsun, bayrağı seviyorsun. Allah için, vatan için, millet için Tayyip Hoca’nın şahsını desteklesin. AK Parti’yi desteklesin demiyorum. Yüzde 70-80-90 destek gerekir. İngiliz derin devletiyle o insan mücadele ediyor. Büyük bir mücadele, göğüs göğse bir mücadele var. Hem seyredeceksin hem de diyeceksin ki; “Ben o adamı sevmiyorum” diyeceksin. Yahut o kişiyi sevmiyorum diyeceksin. Bu çok ayıp. Yerine alternatifi de söylemeyeceksin. O zaman nedir zorun? Alternatif söylemiyorsan benim sözümü tut, rica ediyorum, kim olursa olsun, Allah rızası için. AK Parti’yi desteklemek durumunda da olmasınlar. Sevmiyorsa dahi desteklesinler.

 

(Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Katar’a yönelik abluka uygulayan ülkelere çağrı yaparak, yaptırımların esnetilmesi talebinde bulundu.)

Talimat İngiliz derin devletinden geliyor, Amerika uygulatıyor. Trump gittiğinde o söyledi zaten, başlayın diye. Ama onu da ablukaya aldılar. Trump’ın da korunması lazım. Trump da tertemiz bir Amerikalı, klasik Amerikalı. Yani dürüst Amerikalı. Ama yılan, çiyan üstüne çöktü öyle tipler. Onu da çok iyi korumak lazım.

 

İç Sıkıntısı Hisseden Kardeşlerimiz Bol Su İçsinler, Ilık veya Soğuk Suyla Duş Alabilirler ve Hareketli Olsunlar

Susuzluk sıkıntı verir. Vücudun alarmıdır o. Vücut bir şeyden kurtulmak istediğinde yahut bir şey eksik olduğunda onu alarmla belirtir. Sıkılma varsa vücutta su eksik demektir. İkincisi; serin suyla duş almak ferahlatır. Bir de hareketsizlik, vücudun hareket etmesi lazım. Bu endorfin salgılanıyor. Vücut canlanır. Zaten Eyüp (as) da; “Ya Rabbi ben her türlü çileye senin rızan için, senin sevgin için talibim. Ama şu an benim zikretmemi, Seni anmamı, Sana dua etmemi sıkıntının şiddeti engellemeye başladı” diyor. Yani çok şiddetli bir sıkıntı var diyor. “Bana bir şifa nasip et Ya Rabbi” diyor. Allah’tan istiyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “Su iç, ayağını depret, hareketlendir.” Bir de buradan anlıyoruz ki hareket, su ve yıkanmak. Suyla da yıkanmasını söylüyor Allah. Kuran’ın çözümü budur. Allah’ı çok sevmek, Allah’a teslim olmak. Buna rağmen yine sıkıntı olur. Dünyanın boşluğunu, dünyanın geçiciliğini, Allah’ın güzelliğini görmek için insanın buna ihtiyacı vardır. Yoksa dünyayı sever. Dünyayı sevmemesi gerekiyor. Onun için bakın her insanın kusuru olur. Dünyayı sevmesin diye Allah acz vermiştir. Akıl almaz aczler. Her tarafında bir acz. Mesela en güzel genç kıza bakarsın, her tarafı acz doludur. En yakışıklı delikanlıya bakarsın, her tarafı acz doludur. Aksi durumda dünyaya bağlanır, çok bağlanır. Sıkıntılar Allah’a çok yaklaştırır.

Kulumuz Eyyub'u da hatırla.” Diyor Cenab-ı Allah. Sad Suresi, 41. “Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diyor bak kahredici yani yüksek acı ve azap. “diye Rabbine seslenmişti.” Cenab-ı Allah diyor ki; “Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik.).” Serin su çıkıyor. Ayağını hareketlendiriyor, bayağı depretiyor yani hızlı hareketler. Oradan su çıkmaya başlıyor. Muhtemelen bir su kaynağının üstünde zaten. Cenab-ı Allah öyle yaratıyor çünkü aklın ihtiyari alınmaz. Oradan su çıkıyor. O suyu içiyor bolca. Yıkanıyor da onunla. Ve ferahlıyor.

 

Cennet ve Cehennemin Tabaka Tabaka Olması Aynı Değildir.

Yalnız cehennemin tabakalarıyla cennetinki aynı değil. Cennette herkes aynı ortamda zevk tabakaları var. Yani zevk alma gücü ayrı oluyor cennette. Herkes aynı, Peygamberimiz (sav), sahabeler, herkesle beraber sofralarda beraber. Ama zevk alma gücü takvasının gücüne göre değişiyor ama herkes kendinin karşısındaki kardeşinin aynı şekilde yaşadığını zannediyor; halbuki aynı yaşamıyorlar. Karşısındaki kardeşi eğer takvaysa o daha çok zevk alarak yaşıyor, daha çok haz alıyor Allah’ın nimetlerinden. Ama cehennemde bölümler vardır. Mesela soğuğun hakim olduğu, sadece sıcağın hakim olduğu, bir de sadece mahalleler şeklinde, cehennem mahalleleri şeklinde yerler vardır. Orada Allah’ı inkar etmiş ama kimseye bir şey yapmamış mesela “her şey tesadüf” demiş ama zarar vermemiş. Mesela zalim böyle şey yapmamış tipler varsa Allah onları kendi inandığı şekilde yaşatıyor orada. Yani boş, ruhsuz bir dünyada onu öyle yaşatıyor. Eğer Allah’ı inkar ederken mesela çok ahlaksızca, pis bir üslupla Allah’a karşı çirkin şey yaptıysa, mesela diyor ki; “her şey tesadüfle oldu, mutasyonla oldu” İşte onlarda mesela başını arkaya çeviriyor Allah. Şimdi insanın yüzü öne dönük ya, o tiplerde baş arkaya dönük yaratılıyor. Yani sırtını görüyor yüzü. Göğüs tarafını göremiyor. Yani yürümeye göre normalde arka arkaya yürüyebiliyor o zaman yürürken başı arkada olduğu için. Ne açıklaması adama sordun mu “bu niye oldu?” desen, “mutasyonla oldu” demesi gerekiyor. Mutasyona inanmıyor muydu? Tamam, “genetik hatalardan oluyor” diyor. İşte, al sana mutasyon. Allah “işte mutasyon öyle olmaz, böyle olur” diyor bela açısından mutasyon olmadığını göstermek için.

 

Cimrilik Haramdır. Allah'ın Verdiğini Dağıtmamak Kuran'a Uygun Değildir

Cimrilik haramdır. Yani birçok ayette belirtilmiştir. Allah o biriktirdikleriyle dağlanacaklarını söylüyor ayette. Yani Allah’ın verdiğini Allah’a dağıtmamak. Halbuki Allah’ın verdiği Allah’a geri iade etmesi lazım. Malını, canını hepsini Allah’a vermesi lazım. Bu konuda çok fazla ayet var. Açık aleni haramdır malı dağıtmamak, cimrilik yapmak.

 

Çocukların Erken Yaşta Yeteneklerine Göre Eğitim Almaları Faydalı Olur.

Teknik lise daha iyi tabii. Mesela elektrik bölümü olabilir. İnşaat bölümü olabilir. Çok çok güzel olur yani. Teknik liseden mezun bir genç, kendi evinde de tamirat yapabilir. Her yerde bir şeyler yapabilir. Fabrikalarda çalışabilir. İnşaat özellikle çok çok güzel olur. Sonra o çocuk, inşaat mühendisi olduğunu düşün. Muazzam bir altyapıyla inşaat mühendisi olmuş oluyor. Çok güzel. Mesela elektrik lisesinde okuyan bir çocuk, elektrik mühendisi olduğunda müthiş bir birikim olmuş oluyor. Lise dört yıl desek, yabancı dille beraber. Dört yıl eğitim almış bir insan. Dört yıl da üniversiteye eğitimi, sekiz yıl. Muazzam bir eğitim demektir. Erkenden başlaması çok doğru. Mesela tıp liseleri de olması lazım. Tıp. Lisede başlayacak tıp bilgisi. Yani iyi bir sağlıkçı olarak yetiştirirler lisedeyken. Acil her şeye bakabilecek gibi. Ama devam ettiğinde doktor olarak devam eder. Doktorluk yapar. Tıp fakültelerine devam eder. Dört yıl lise, beş yıl da tıp yani altı yıl. On yıl. Muazzam bir eğitim.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251057/sayin-adnan-oktarin-9-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251057/sayin-adnan-oktarin-9-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170609t_10.jpgThu, 22 Jun 2017 23:34:02 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 7 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 7 Haziran 2017

 

(Bugün Van Başkale’de PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada 1 askerimiz şehit oldu. Uzman Çavuş Sabri Eryeler.)

Kabadayıyı göreyim. Sabri, Allah’ın aslanı, Allah sana güzellik vermiş, nimet vermiş nimetten dolayı seni tebrik ediyorum. Allah mübarek etsin şehadetini. Annene babana ne mutlu. Ne mutlu da sana. Allah diyor “mutluluk içindedirler” diyor. Seninle övünüyoruz iftihar ediyoruz. Allah annene babana uzun ömür versin, sağlık sıhhat afiyet versin. Güzel bir sabır, hayırlı bir sabır nasip etsin. Cennet kuzusu olmuşsun ramazan ayında. Ne güzel ne güzel ne güzel. Şehitlerin en hoşuna giden şehadetten sonra müminlerin onları övmesi. Sırf bunu görmek için geri gelmek istiyorlarmış. En sevdikleri bu. Biz de sizi övüyoruz siz bizim canımızsınız. Sizinle iftihar ediyoruz, maşaAllah.

 

(İran’da bugün iki terör saldırısı düzenlendi. İlk saldırıda ülkenin parlamento binasını basan 4 terörist kadın kılığında parlamentoya girdi. Etrafa ateş açarak 7 kişiyi öldürdüler, 4 kişiyi de rehin aldılar. Bu saldırıya eş zamanlı olarak Tahran’da Humeyni Türbesi de hedef alındı. Türbenin önünde intihar saldırısı düzenlendi. İki saldırıda en az 12 kişi hayatını kaybetti, 39 kişi yaralandı. Saldırıları IŞİD üstlendi. Bu saldırı 1979 İslam Devrimi’nden sonra ilk kez parlamentonun hedef alındığı bir saldırı. IŞİD’inse ilk defa bu çapta bir eylem yaptığı söyleniyor.)

Şii kardeşlerimizin şehadetini Allah mübarek etsin, Allah kabul etsin. Ramazan ayında şehit olmak onlar için bir nimet, güzellik, hayır. Ailelerine Cenab-ı Allah sabr-ı cemil güzel bir sabır nasip etsin. Hiç etkilenmesinler, hiç umursamasınlar. Çok ahmakça, aptalca İngiliz derin devletinin bir oyunu. Katar’la İran’ı güya saf dışı edecekler, ezecekler, Müslümanlarla aralarını açacaklar, milleti birbirine düşürecekler. Eski ahmak yöntemlerle netice alacaklarını zannediyorlar. Hiç umursamasın Müslümanlar, muhatap da olmasın bu alçaklarla. Eski oyunları artık sökmez. İngiliz derin devletini buruşturulmuş kağıt gibi kenara attık. Bundan sonra itlik yapsalar da netice alamazlar.

 

(İran Devrim Muhafızları: “Tahran’daki saldırının arkasında Suudi Arabistan var.” açıklamasını yaptı. “Kimsenin şüphesi olmasın saldırının intikamını alacağız.” sözleriyle de Suudi Arabistan’ı tehdit etti.)

Hayır hayır hayır hayır Suudi Arabistan’la falan alakası yok. Oyuna getiriyorlar. Sakın ha. Suudi Arabistan’la hiçbir alakası yok. Doğrudan İngiliz derin devletinin emrindedir IŞİD. Hiç. Suudi Arabistan öyle bir şeye asla giremez girmez de yani. Bir menfaati de yok, amaç da yok. Onu söyleyen arkadaş eğer İngiliz derin devletine yardım etmek istiyorsa o ayrı mesele. Yapacağını zannetmiyorum öyle bir amacı olacağını da zannetmiyorum. Telaşla söylenmiş bir sözse çok büyük bir hata. Bilgisizlikten kaynaklanıyorsa doğrusunu söylüyorum; İngiliz derin devleti yaptı. Sakın ha. Suudi Arabistan’ın uzaktan yakından alakası yok. Suudi hükümeti öyle bir şey yapmaz. Hiçbir çıkarı faydası da yok, öyle bir yöntemi de yok onların. Sakın oyuna gelmesinler. Suudi Arabistan da nur gibi Müslüman, İran da nur gibi Müslüman. İkisi de çok güçlü, sağlıklı sıhhatli iki İslam ülkesi. İnadına, Türkiye, İran, Suudi Arabistan aniden birleşme kararı alsınlar. Yani İngiliz derin devleti kudurur tepinir yerinde. İhtiyara ters takla attırırsınız. Sakın ha, sakın oyuna gelmesinler. Çünkü çok adice oyun yani çok kötü. Çok uydurma bir oyun. Bak hemen oyuna gelenler var. “Aa” diyor, “Suudi Arabistan yapmış.” diyor. Ya kardeşim niye oyuna geliyorsun? De, “İngiliz derin devleti yaptı.” de, bak bakayım nasıl oluyorlar? Morarırlar yani. Asıl yapanı söyle. Suudi Arabistan’la alakası yok.

 

(İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif de bugün kendi talebi üzerine önceden ayarlanmamış, ani ayarlanmış bir ziyaret olarak Türkiye’ye geldi.)

Hoş gelmiş sefa gelmiş, efendim şeref vermiş. Çok iyi yapmış. Çok kötü oyun oynuyorlar. Yani en adice ve en ahmakça oyunlar. Bunlar 1800’lerde falan yaparlardı, tutuyordu o zamanlar. İnternet yok, gazeteler zayıf güçsüz, halk haberleşemiyor, telefon yok şu yok bu yok. Acayip bu oyunlarla netice alıyorlardı. Şimdi biz onlara “hoşt” diyoruz sadece. İt herifler. Hiç kimse kaale almasın.

 

(Birleşik Arap Emirlikleri Katar’a karşı sosyal medya veya herhangi bir platformda olumlu yorum yapan vatandaşlarına 15 yıla kadar hapis veya 136 bin dolar para cezası verileceğini duyurdu.)

136 bin dolar daha iyi. 15 yıl niye yatırıyor? Varsa 136 bin devlete verir devlet de istifade eder. Ama çok gereksiz. Yani böyle ani ataklar, ucuz oyunlara karşı bu tarz gereksiz refleksler anlamsız. Katar kardeş. Arap ülkelerinin tamamı kardeş. Türkiye kardeş, İran kardeş, Suudi Arabistan kardeş. Birleşik Arap Emirlikleri tertemiz insanlar, zengin, güçlü insanlar. Bu kardeşlerimizin iyiliğini, güzelliğini kıskanıyorlar. Hepsi ittifak etsin acayip bir tokat olsun İngiliz derin devletine. Hepsi alnı secdede insanlar, sakın ha.

 

Özgürlük İnsanların Bir Kere Sinir Hastası Olmasını Engeller. Gerilimi, Kasılmayı Kaldırır. Beyninin İyi Çalışmasını Sağlar.

Telif gücünü genişletir insanın, sanat gücünü genişletir. Ama özgürlük olmadığında insanlar güzel olmuyor. Mesela özgür olmayan bir kadın güzel olmaz, olamıyor güzel çok zor. Yani neşesi kaçar en başta, güzel olmak için bir gerekçe görmez. Sevmeyi ve sevilmeyi istemiyor. Bir anlamı olmuyor sevmenin sevilmenin. O yüzden fiziğine de dikkat etmiyor. Fizikleri de bozuluyor genç kızların. Birçoğu patolojik oluyor çocuklar. Yani gelişmiyor vücutları, kemik yapıları gelişmiyor, kas yapıları gelişmiyor. Yahut çok aşırı kilo alıyorlar, çok mutsuzlar. Ciltleri çok bozuk genç kızların birçoğunun. Hep mutsuzluktan. Hep neşesizlikten. Allah esirgesin bir süre sonra da tümörler oluşmaya başlıyor. İşte göğsünde tümör oluşuyor, rahminde tümör oluşuyor. Vücut direnci kaybolduğu için vücut her türlü hastalığa açık oluyor. Çoğunda enfeksiyon hastalıkları oluşuyor. Alerjiler oluşuyor mesela şiddetli alerjiler vücut direncinin düşmesinden oluşuyor alerji. İnsanlara gençlere özellikle özgürlük çok hayati. Ama tabii birisinin özgürlüğünün bittiği yerde bir başkasının özgürlüğünün başladığını bilip o nezaketi, o adabı edebi iyi bilmek lazım, nezih yaklaşmak lazım. Yani özgürüm diye mesela gece yarısı 3’te bas bas bağırıyorsa adam o olmaz. Yani özgürlükten kasıt o değil. Ama mesela şık giyinen, güzel giyinen bir hanımı rahatsız etmek, laf atmak, eleştirmek, dedikodusunu yapmak mesela bu çok vicdansızca bir hareket. Mesela makyaj yapan bir hanıma musallat olmak, dekolte niye giyiyorsun diye ona saygıya uygun olmayan tavırlar göstermek. Yahut güzelliğini kıskanıp münasebetsiz ifadelerde bulunmak. Çoğaltabiliriz.

 

“Lisedeki müdürler ya da üniversitedeki rektörler öğrencilerle neden iyi iletişim kuramıyor? Bu soruna nasıl çözüm bulabiliriz?”

Şimdi lise müdürü olmak kolay değil. Lisede gençler yeni gelişiyor, kişilikleri yeni yeni oturuyor. Hepsi mi diyelim yahut bir kısmı yeni yetişen oldukları için olgunlaşmış olmuyorlar. Olgun olmadıkları için bir kısmı saldırgan olabiliyor, asabi olabiliyor. Yani bir şeyin sonucunu pek düşünmeyecek şekilde konuşabiliyor patavatsız olabiliyor. Tehditkar olabiliyor ve en tehlikelisi saldırgan olması. Özellikle silah kullanmaya kalkması herhangi bir işte kesici alet kullanmaya kalkması. Onun için öğretmenler çok temkinli ve dikkatli oluyorlar benim gördüğüm. Müdürler daha da dikkatli oluyorlar. Önce gençlerin olgunlaştırılması lazım. Yani öğretmenleriyle, hocalarıyla, müdürüyle rahatça iletişim kuracak kültürü onlara vermek lazım. Bilenleri tenzih ediyorum da bilmeyenler için diyorum, o zaman çok rahat iletişim olur. Ama bazen müdür de çok asabi oluyor, çok sinirli adam, yani burnundan soluyor. Öyle değil. Şefkatli, merhametli, sevgi dolu müdürler olması lazım. Sevgi dolu öğretmenler olması lazım. Benim gördüğüm öğretmenler genellikle güzel ahlaklılar, yani sevgi dolu oluyorlar.

Böyle mafyamsı öğrenciler de olabiliyor bazen. Yani öğretmen tek başına onunla nasıl baş etsin? Özellikle kadın öğretmenler çok riskli konumda oluyorlar. Bunun için alınmış bir tedbir yok benim bildiğim. Halbuki her okulda mutlaka bir polis karakolu bulunması lazım. Yani iki-üç polis bir komiserden oluşan bir polis karakolu. Böyle öğretmenlerine kabadayılık yapan, münasebetsizlik yapan olursa devreye girmeleri için. Yani öbür türlü kadın öğretmenler özellikle çok büyük bir tehdit altında oluyor öyle tiplerden.

Eski kafalı hocalar olabilir halen, yani öyle öğrencilere saldırmak isteyen, geçmişinde öyle eğitilmiş öğretmenler olabilir. Ama öğrencilerden de kabadayılık özentisi içinde olan, kişilik arayan, böyle kadın öğretmenlere veyahut işte zayıf erkek öğretmenlere de saldırganca tutum gösteren öğrenciler çok oluyor. Hatta kız öğrencilerden de böyle züppe saldırgan kızlar bayağı oluyor. Bu ciddi bir risktir, yani öğretmenleri böyle bir risk içinde tutmamak lazım. Dengenin kurulması gerekiyor. Saldırgan öğretmen için de saldırgan öğrenci için de koruyucu bir birimin bulunması şart diye düşünüyorum. Her iki tarafı da sevgiyle, kardeşlik ruhuyla, dostluk ruhuyla, ilimle irfanla bezemek, eğitmek, ihya etmek hayati. Ama onun için tabii Darwinist eğitimin durdurulması lazım. Darwinist, materyalist eğitim verdikten sonra çocuğa sen “Allah’tan kork” nasıl diyeceksin? Ne diyorsun? “Tesadüfen oldun” diyorsun, sonra da “Allah’tan kork” diyorsun. Çocuk şaşırır o zaman “Sen demin Allah yok diyordun, tesadüfen olduk diyordun?” der, “Şimdi de Allah’tan kork diyorsun. Allah’ı sev, insanları sev diyorsun, ben hangisine inanayım?” diyebilir.

 

(Suudi Arabistan Katar’a beş maddelik bir liste sundu ve bunların yerine getirilmesi için 48 saat süre verdi. Şöyle: Terör örgütü olarak kabul edilen grup ve örgütlere maddi desteğe derhal son verilmesi. Yemen’deki hükümete karşı savaşan Şii milislere mali desteğin kesilmesi. İran’ın bölgedeki etkisini güçlendirme çabalarına karşı çıkması ve bu ülkeyi destekleyen tutumu terk etmesi. Hamas liderlerinin sınır dışı edilmesi. Katar devlet televizyonunun yayın politikasının değiştirilmesi ve El-Cezire kanalının kapatılması.)

Tamam da yani 48 saat çok kısa bir süre. Bir de bu insanlar bunları gerçekten yapıyor mu dediklerini, yani ispatı nedir? Veya kestiyse yani yardımı, dediklerini yaptıysa onlar nasıl bundan haberdar olacaklar? Çünkü bankaya götürüp “Götürün bunu Hamas’a verin, şunu terör örgütlerine verin.” diye para yatırdıklarını zannetmiyorum. Oluyorsa da gizli oluyordur, gizli olan bir şeyi nasıl tespit etmişler? Gizli olan bir şeyin kesildiğini nasıl tespit edecekler? Bunu açıklığa kavuşturmaları lazım. Yani bunu açıklığa kavuşturmadan ‘Hadi sizinle savaşıyoruz.’ derseler o zaman bölge kan gölüne döner. İran da Suudi Arabistan’a girer o zaman. Suudi Arabistan’da da iç ayaklanma olur. Yani her yer kan gölü, kan denizi gibi olur. Yazık olur Müslümanlara ve İslam’a, büyük bir hata olur. Katar da karşılık verecektir. Yani çünkü “Kendimizi koruyoruz.” diyeceklerdir. İran bir yandan. Amerika devreye girecektir, Rusya devreye girecek. Durduk yere bölgede çok büyük bir savaş çıkabilir.

Benim tavsiyem; itidal, sükunet, akılcı olaylara yaklaşmak, daha geniş süreler vererek istenenlerin olup olmadığını nasıl tespit edeceklerini önce ortaya koymaları. Sonra da makul istekleri, bu isteklerin yerine geldiğini anladıklarında kardeş olmanın, dost olmanın yolunun sonuna kadar açık olduğunu vurgulamaları lazım. Dolayısıyla şu anki agresif ani atak çok büyük bir hata. 48 saat ne demek? Hayır tespit etmesi de mümkün değil. Yani şöyle olması lazım; 48 saat içinde bunlar sürekli para akıtıyordur, yani yağmur gibi su gibi akıyordur paralar, o arada kesecek parayı. Yani paranın kesildiğini nereden anlayacaksın? Paranın verildiğini nereden anladın? Yani bunların açıklığa kavuşturulması lazım. Haklı yönleri var doğru ama usul böyle olmaz. İtidalle, sükunetle akılcı yaklaşılması lazım. Ve ani atak. Amerika ziyaret etti Suudi Arabistan’ı Trump. Kim bilir ne dediyse, ona kimler ne dediyse. Yani İngiliz derin devleti devrede. Casuslarını gönderiyor, adamlarını gönderiyor, etkilediği kişileri gönderiyor, siyasileri gönderiyor. Yahut dolaylı yoldan gönderiyor. Yılanlar çiyanlar ortada sürekli bir kaynama halindeler. Yani Allah muhafaza eğer Suudi Arabistan Katar’a saldırırsa, İran Suudi Arabistan’ı yerle bir eder. Tutamazlar da yani Suudi Arabistan’ın gücü yetmez. Yani 48 saatte bitirirler işgali. Her yeri alırlar yani. Yıldırım hızıyla girerler, bir de uzun menzilli füzeleri de var. Zaten sınırlar, yani çok dehşet verici bir durum olur. Katar’ın da altında kalacağını zannetmiyorum durumun. Onlar da bütün gücüyle karşılık vereceklerdir. Allah esirgesin bu sefer Haremeyn, Mekke, Medine çok ciddi zarar görebilir. Yani hallaç pamuğuna çevirirler ortalığı. Aman aman itidal. Suudi Arabistan’ı biz çok seviyoruz hepsi kardeşimiz. Katar’ı çok seviyoruz, Birleşik Arap Emirlikleri’ni çok seviyoruz. Nur gibi Müslümanlar. İran Şiiler halis muhlis tertemiz Müslümanlar. Deccal oyuna getiriyor bak. Deccal gözü döndü ve bir kan dökme senaryosu hazırladı. Bu oyuna hiç kimse gelmesin. Bu oyunu tek tokatta indirelim. Tam tersine çevirsinler. İran-Suudi Arabistan ani birleşme kararı alsın Türkiye’yle birlikte. Hatta Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Mısır, Katar “Biz birleştik.” desinler. “Askeri ittifak yaptık bitti.” desinler. Rusya’yla da ittifak ederek “Bir şey demek isteyen varsa buyursun gelsin.” desinler. Bir gecede bitirebilirler. Hz. Mehdi (as)’ın zahir olması yaklaştıkça olayların da gidişatı bambaşka şekillere gelmeye başladı. Dedim yani çok büyük olaylar olacak dedim. Olay oraya doğru gidiyor. Allah muhafaza, özellikle Haremeyn’e karşı yapılacak bir saldırı çok vahim olur, çok büyük günah meydana gelir. Sakın ha. Suudi Arabistan’a ben hiç tavsiye etmem. Çok sevdiğimiz insanlar, aklı başında insanlar. İngiliz derin devletinin oyununa sakın gelmesinler. Sakin bir akılcılıkla meseleler rahatça halledilir.

 

“İtalya’da bu kadar güzel heykeller yapılırken neden Türkiye’de salam sucuk heykelleri yapılıyor?”

İşte zevk sahibi olmak, kaliteden anlamak ayrı bir şey, sanatçı ruhta olmak ayrı bir şey. Adam dinozorun kafasına kafasını sokup resim çektiriyor. Anlamıyor sanattan kaliteyi bilmiyor. Bilmeyince de “Ne yapalım? Sucuk heykeli yapalım bari.” diyor. Öbürü de “Sarımsak heykeli yapalım.” diyor. Hayatta en sevdiği şeyler neyse onun bilinçaltında onun heykelini yapmak istiyor. Sanat anlayışı yok, kalite anlayışı yok bazı kişilerde. Bu düzelecek mi? Düzelecek tabii.

Hükümetten ricamız Kalite ve Sanat Bakanlığı’nın kurulması. O zaman bu salam sucuklar izin alamaz. Pastırma heykelleri izin alamaz. Mecburen sorulacaktır orada bir heyet olacaktır. “Ya” diyeceklerdir “Ne yapıyorsunuz siz?” yani değil mi? “Güzel sanat eserleri varken neden bunları yapıyorsunuz?” diyeceklerdir. Bunlar Allah’ın izniyle düzelecek.

 

“Neden bu ülkede turizm gelişmiyor?”

Turizm için Türkiye çok müsait ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında Hristiyan ayrı tehlike, Musevi ayrı bir tehlike oluyor. Kadın dekolte oluyor yurtdışından geliyor burada gezmek istiyor mesela şortla bir turist gezecek. Adam akıl almaz hakaretler ediyor. Veyahut ramazanda turist adam mesela Mısır’dan gelmiş, yani zaten seferi yani orucunu bozabilir. “Nasıl orucunu bozarsın sen?” diyor. Veyahut namazını kısaltıyor “Nasıl namazını kısaltırsın?” Veyahut çocuk mesela üç yaşında çocuk bacağı açık geziyor ona ayrı bir laf ediyor. “Anasının” diyor “bacağı açıldı mı o annesine karşı arzu duyar.” diyor Allah esirgesin haşa. Yani bu ürkütücü üslup karşısında adam gelmek istemez. Annesinin bacağından etkilenen adamla adam nasıl görüşsün? Annesinin bacağından etkileneceğini söylüyor. Üç yaşında çocuğun bacağından etkileneceğini söylüyor. Adam böyle bir insanla görüşmek ister mi? Yanına dahi gelmek istemez, kendini güvende hissetmez. Bu kafanın, bu mantığın mutlaka düzeltilmesi lazım. Bayan turistler dekolte giydikleri için rahatsız ediliyorlar. Acayip sesler, acayip hareketler. Yazın geliyor onlar da adam gelmek istemiyor. O mağdur olan da gidip başkasına anlatıyor “Ben gittim Türkiye’ye” diyor “böyle oldu.” diyor. O zaman bir daha gelmek istemiyor. Yahut turistlerden fazla para almak istiyorlar. Adamı dolandırmak isteyenler oluyor. Adam sucuk heykeli görmek istemiyor yabancı adam. Geliyor meydanın ortasında pastırma heykeli görüyor, sarımsak heykeli görüyor. Yahut orada aslan heykeli var adam bütün gücüyle açılıp tükürüyor heykele. Adam “Ben nereye geldim?” der bayağı ürker çekinir yani. Mesela bazı yazlık beldelerin bağlı olduğu köylerin girişinde şortla girilmez diye tabelalar oluyor. Yanlışlıkla girse adama demediğini bırakmıyorlar. Tabela olmasa da demediğini bırakmıyorlar. İnsanlar da gelmek istemiyor o zaman. Erkek turistler de mesela şortla geziyorlar onu da adam “Olmaz” diyor, kadın hükmünde görüyor. Baş edilecek gibi değil. Onun için bu yanlış inançların, Kuran’a uygun olmayan inançların mutlaka değiştirilmesi doğrusunun halka öğretilmesi gerekiyor. Biz bunun için uğraşıyoruz. Ama Mehdiyet zamanında bu kısa sürede süratle herkesin benimseyeceği düzgün fikirler haline gelecektir.

 

(Katar’ın ambargodan etkilenmemesi için Türkiye meyve sebze yolladı. Katar basını “Selam sana Ey Osmanlı.” diye duyurdu.)

MaşaAllah çok güzel, kara gün dostu Türkiye. Çok insancıl yaklaşıyor. Bak Müslüman ülkeleri birbirine bak nasıl düşman ediyorlar. Bir anda birbirini imha etme arzusunda oluyorlar. Halbuki Irak’ta, Suriye’de Müslümanlar mahvediliyor o konuda ittifak olmuyor. Ama birisine maille adam bir şey atıyor, yalan bir haber atıyor “Bu da” diyor işte “bu adamın fikridir.” diyor “Vay sen misin?” ortalık birbirine giriyor. İnternetten bile birbirlerine bir anda düşman edip savaşa sokacak hale getirebiliyorlar yani. İngiliz derin devleti için artık bu çocuk oyuncağı gibi. Yani Müslümanları birbirine düşürmek. Bu oyunu görüp Müslümanın çok uyanık olması ve bu oyunları tam tersine çevirmesi gerekir.

 

“Okullarda eğer geleceğe hazırlıyorlarsa, yani özgür bir dünya hazırlıyorlarsa o zaman neden okullarda kısıtlamalar ve kurallar var?”

İşte önce öğrencilere sevgiyi öğretmeleri lazım merhameti, şefkati. Öğrencileri sıkı disiplinle hizaya getirmek ayrıdır. Bir de disiplini tamamen kaldırıp onların kendi iç disipliniyle Allah korkusu, Allah sevgisi, coşku, tutku ve aşkla yaşamalarını sağlamak ayrıdır. Eğer coşku, tutku ve aşk, Allah sevgisi, Allah korkusu gençlere verilirse disipline hiç gerek kalmaz. Ama aksi durumda askeri disiplinin üstünde bir disiplin uygulanması gerekiyor. Bu da gençleri çok zor duruma sokar mutluluklarını engeller. Yaratıcı güçlerini, telif güçlerini ciddi şekilde yok eder.

 

“Türkiye’de neden sanata önem verilmiyor? Neden bir Avrupa ülkesi ya da bir İskandinav ülkesi gibi olamıyoruz ki?”

Aslanları görüyor musun bak? Bütün gençler ortak güzel bir olgunluk içindeler. Hepsinin fikirleri birbirine benziyor. Düşünceleri birbirine benziyor. Hepsi çok nezihler, saygılı ve aklı başındalar. Sanatın önemini hepsi vurguluyor. Halbuki çok kısa sürede bir Avrupa ülkesi gibi olabiliriz. Önde hiçbir engel yok. Gelenekçi Ortodoks İslam’ın o dar çemberi yüzyıllardan beri Osmanlı’yı mahvetti. En iyi döneminde bile Osmanlı çok zorlandı. Ama şu an en kritik dönemdeyiz. Mehdi (as)’nin zahir olacağı, Mehdiyet’in belirginleşeceği bir dönemdeyiz. Bu dönemde de sanat görülmemiş derecede çöktü. Yani Mehdiyet’le orantılı gelişmeler oluyor. Çünkü sanatın çöktüğü bir ortamda Mehdi (as) zahir oluyor zaten. Bediüzzaman “sanatın gerçek üstadı” diyor Mehdi (as) için. “Sanatın gerçek üstadı.” Zaten diyor, “Sanat, marifet ve ittifakla mücadele edecek.” diyor Mehdi (as) için. Sanat, marifet ve ittifak. Her şey güzel olacak, düzgün olacak. Tayyip Hocam’dan yine tekrar rica ediyoruz Sanat ve Kalite Bakanlığı kurulması.

 

“Sokakta başıboş gezen hayvanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Sokaktaki hayvanı da seven, insanları seven, herkesi seven tertemiz bir neslimiz var maşaAllah. Başıboş gezsin de her yerde onlara su kabı olsun, her yerde de yiyecek kabı olsun. Yani geziyorsa gezsin. Özgür olsun. Ama tabii mahalleler sahiplense iyi olur. Her mahalle kendi köpeğine, kendi kedisine sahip çıksa bayağı güzel olur. Değil mi? Evlerinin önünde onlara yiyecek verseler, yiyeceği de silip süpürüp temizleyerek onlara daha güzel bir mekan da sunsalar çok güzel olur.

 

“Günümün üçte biri okulda geçiyor bu sizce doğru mudur?”

Bence eğitim sistemi çok ciddi şekilde yanlış. Birçok yanlışla dolu. Pratik kolay eğitim varken mesela çocuklara bir sene eğitim veriliyor, bir sene sonunda çocuk hemen hemen hiçbir şey bilmiyor. Çok az bildiği şey. Halbuki onlara pratik öğretilse böyle zevk alacakları şekilde, hoşlarına gidecek şekilde öğretilse büyük bir açlıkla dinlerler, büyük bir sevinçle dinlerler. Ve onlara en çok vurgulanacak şeylerden biri de kaliteli insan olmanın, kültürlü insan olmakla da bağlantılı olduğunu söylemek. Kaliteli insan olmanın güzelliğini onlara vurgulamak. Kaliteli insanın daha çok sevileceğini, daha aranacağını, her şeyde daha başarılı olacağını onlara iyice hissettirmek. Kültürün insanı güzelleştireceğini, kültürlü bir insanla görüşmenin konuşmanın ne kadar iç açıcı olduğunu onlara iyice empoze etmek hepsi çok faydalı olur.

 

İnsanlar Birbirlerine Düşüncelerini Aktarmalı Fakat Baskı Olmamalı

Görgülü, nezaketli insanlar nerede nasıl davranacağını bilirler. Fikirlerini de açık açık anlatabilirler. Ama baskı ayrı bir şeydir. Yani insanlar birbirlerine tabii görüşlerini, düşüncelerini nezaketiyle aktarmalı. Ama bunu saygısızca münasebetsiz üsluplarla baskıya çevirmek ahlaka uygun değil. Kuran’da Allah bu konuyu net açıklamış gayet güzel kısa bir cümleyle açıklamış. Şeytandan Allah’a sığınırım “Dinde baskı yoktur” diyor Allah. “Dinde zorlama yoktur” bitti. Her türlü zorlamayı haram meydana getirir o zaman. Yani her türlü zorlama haram oluşturuyor. Haramı meydana getirir. Mesela birisini bir şeye zorladığında haram. Anlatırsın, kendi haline bırakırsın. Anlatıp kendi haline bırakırsın. Yani onun fikrine düşüncesine saygı duymak lazım. Kendi vicdanında karar verecek o. Dolayısıyla “Sen şöyle olmalısın böyle olmalısın” mecbur etmek bu olmaz. Fikir olarak söyleyebilir ama baskı haram.

 

Kibir insandan nasıl temizlenir?

Kibrin insanda olması mucize yani bu kadar aciz bir varlığın üstelik de görüntü gibi, hayal gibi yaratılmış bir varlığın, bu kadar aczine rağmen, bu kadar kısa ömrüne rağmen büyüklük taslaması, kibirli olması bir mucize. O da Allah’ın gücünün bir tecellisi. Normalde insanın çok zavallı olması lazım. Çok gariban ve baş eğmiş olması gerekiyor. Bu şekilde olması hayret verecek bir özellik. İnsandaki enaniyet o kadar oluyor ki haşa Allahlık iddia edecek dereceye kadar gelebiliyor. Yani kibir. Kibirden dolayı insanlar dost olamıyor, kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Mesela dışarıda gezen insanlar birbirine selam vermiyor. Birçoğunun nedeni kibirdir. Büyüklük hissi. Selam verse selamını almaz. Hal hatır sorsa cevap vermez. Cevap vermediği için de büyük olduğuna inanıyor. Selam almayınca büyük olduğuna inanıyor. O yüzden insanlar bakın milyonlarca insan birbirine selam vermiyor. Kibir korkusundan. O onun kibirli olacağını düşünüyor o onun kibirli olacağını düşünüyor. Ne sevgi gösterebiliyorlar, ne selam veriyor, ne arkadaş oluyor, ne dost olabiliyorlar. Bu bir felakettir kibir. İmanla ortadan kalkar, Allah korkusu, Allah sevgisiyle ortadan kalkar. İman hakikatleri, Kuran mucizelerini okumak, anlatmak, imanı güçlendirmek kibrin ortadan kalkmasına çok etkili ilaçtır.

Lokman Suresi 18’de Cenab-ı Allah diyor ki; "İnsanlara yanağını” yüzünü “çevirip (büyüklenme)” enaniyet yapma “ve böbürlenerek” yani büyüklük taslayarak “yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Lokman Suresi, 18) “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme çünkü sen ne yeri yarabilirsin  ne dağlara boyca ulaşabilirsin.” (İsra Suresi, 37) Yani “Acizsin” diyor Allah. “Aczini bil mütevazı ol” diyor Allah. İsra Suresi 37’de. Öbür okuduğum Lokman 18’di. Mesela yine Hac Suresi 34’te “Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.” (Hac Suresi, 34) Yani enaniyeti olmayan, mütevazı olanlara müjde ver diyor Allah. Hac Suresi, 34’te.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251055/sayin-adnan-oktarin-7-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251055/sayin-adnan-oktarin-7-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170607t_08.jpgThu, 22 Jun 2017 23:32:54 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 6 Haziran 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 6 Haziran 2017

 

(İngiltere Başbakanı Theresa May, “Katar’a yönelik olarak terörizmin finansmanından sorumlu olanlarla sert bir konuşma yapmanın vakti geldi” ifadelerini kullanırken, Amerikan Başkanı Donald Trump, Katar’ı hedef göstererek, “Yakın geçmişte Ortadoğu’ya yaptığım ziyarette radikal ideolojiye maddi destek verilemeyeceğinin altını çizmiştim. Liderler de Katar’ı işaret etmişti. Bakın” dedi.)

Şimdi Katar farz edelim tamamen iptal edilse terör durur mu? Katlanarak devam eder. Ne alakası var? Çok acizce açıklamalar ve mantıklar ve tedbirler. Ne alakası var Katar’ın? Adam istediği an istediği silahı buluyor. Bir bombayı bulmak adam için dert değil. Burada inancın düzeltilmesi gerekiyor. Parasını kesmek, yolunu kesmek bununla durduramazsın. Adam daha da olmazsa arabayı alıp sürüyor milletin üstüne yahut bıçaklıyor. Eğitim burada çok önemli. İnsan sevgisi, Allah korkusu, Allah sevgisi hepsinin üstünde. Derin iman, Kuran’a vakıf olmak, Kuran’ı yeterli görmek, hurafelerden kaçınmak. Dolayısıyla böyle bir tedbir olmaz.

Bir ihtimal zenginliğini çekemiyorlardır. Çünkü para akışları falan belli. Ha “para akışını kontrol edelim” de aklım alır eğer şüpheleniyorsan. Milli geliri belli, geliri belli gideri belli oradaki hesaplara bakabilirsin. Hesaplardaki açıktan anlarsın eğer öyle bir şey varsa. Ama yapılan yöntem çok çirkin. Yani ambargo koymak, yiyecek içecek ambargosu yapmak, oradaki halkı mağdur hale getirmek, onun acısını halk çekiyor, insanlar çekiyor. Böyle bir yöntem olur mu? Bu konuşularak rahatça halledilecek bir şey. “Arkadaş” dersin “ben senin terör örgütlerine para vermenden şüphelendim, mümkünse hesaplarına bir bakayım” dersin. Bak hesaplarına, hesapta bir şey yoksa yoktur. Gelir-gider dengesine bakarsın, değil mi? Bu nedir? Hadi Katar’ı tamam yeryüzünden sildin terör ne olur? On misli artar. Böyle bir akıl olmaz. Terör imanla, akılla, bilgiyle ortadan kalkar.

 

(Bugün Hakkari Çukurca’da PKK’lı teröristlerin roketatarlı saldırısı sonucu 1 askerimiz şehit oldu, 6 askerimiz yaralandı. Şehidimiz Nejat Yaman’ı görebiliriz.)

Nejat, ağabeyinin nurlu kuzusu. Ne güzel cennet kuzusu oldun, sana imreniyoruz. Allah mübarek etsin, tebrik ediyoruz. Allah sana sonsuza kadar cennet hayatı nasip etti. Biz dünyanın zorluklarıyla mücadeleye devam ediyoruz. Sen rahattasın, sana imreniyoruz. Ama tabii tebliğ de güzel, cihat da güzel cehd etmek. Ama şehadet tabii çok özenilecek, imrenilecek bir güzellik. Ne mutlu sana, ne mutlu annene babana. Allah sevenlerine uzun ömür versin. Sağlık sıhhat, afiyet versin. Sabr-ı cemil nasip etsin. Tahammül değil, tahammül ediyorsa o şirk. Diyor ki “Çok acı çekiyorum ama acımı içime atıyorum” o şirk olur öyle olmaz. O güzelliği takdir edeceksin, tebrik edeceksin, mübarek kılacaksın, Allah için mübarek olsun diyeceksin, Allah bu güzelliği bana da nasip etsin diyeceksin.

 

(Resmi olmayan kaynaklara göre Türkiye Katar’ın havadan, karadan ve denizden abluka altına alınması üzerine sekiz kargo uçağı yiyecek yolladı. İran da yine gemiyle yiyecek yolladı.)

Tabii öyle olması lazım. Çok ayıp yaptıkları, çok çirkin, acımasızca bir uygulama. Bir de Libya daha yeni belanın içinden çıktı onu da bu belanın içine çekiyorlar. Mısır’ı da mahvettiler. Tek tek İslam ülkelerini mahvediyorlar millet buna seyirci kalmasın. Şimdi bak Birleşik Arap Emirlikleri de sırada işin doğrusu. Orayı da karıştıracaklar. Şimdi Katar’a karşı getiriyorlar ya onu, o da oyunun bir parçası.

 

(Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Destici, Katar ve bazı Arap ülkeleri arasındaki krize ilişkin “Müslümanların ayrışmaya, kavgaya değil birliğe beraberliğe ihtiyacı var” ifadesini kullandı.)

Katar’la dayanışma içinde olalım fakat Suudi Arabistan bizim kardeşimiz, canımız. Çok önemli bir İslam ülkesidir, tertemiz Müslümanların yaşadığı bir yer. Suudi Arabistan’ı da bütün gücümüzle destekliyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri’ni de bütün gücümüzle destekliyoruz. Sadece orada oyun oynanmasına karşı kardeşlerimizi uyarıyoruz. İngiliz derin devletinin casusları oraya gitti, çok dikkatli olmak lazım.

 

İngiliz Derin Devletinin Genel Müslümanlara Saldırısı Var Zayıf Lider Olsa Türkiye'yi de Ezerlerdi

Hükümet aklı başında hükümet. Tayyip Hocam da çok aklı başında bir insan. Her şeyi yerli yerinde ve zamanında yapıyor. Tayyip Hoca’yı sevmeyen de desteklesin Tayyip Hoca’yı. Vatan millet menfaati için desteklemeleri gerekir. Ama bak bana dürüst davransınlar, desinler ki “falanca lider gelsin bu işi yapar” desinler, samimi olarak gelsinler, hakikaten yeteneğini de anlatsınlar söz bir, Allah bir onu destekleyeceğim. Ama halihazırda Tayyip Hoca çok yetenekli ve bayağı akıllı bir insan. Bayağı da güzel hizmet ediyor. Vatan millet için yetenek ve liyakati esas alarak bu insanı destekleyelim, Tayyip Hoca’yı destekleyelim. AK Partili olun demiyorum. Bak İngiliz derin devletinin dünya çapında bir saldırısı var. Şimdi Katar’a saldırıyor. Türkiye’ye saldıramamasının nedeni Tayyip Hoca’nın yaman olması. Zayıf bir lider olsaydı Türkiye’ye çoktan saldırmışlardı, çoktan da bu darbe yerine gelmişti oturmuştu yani. Paramparça etmişlerdi şu an. Biz zaten İstanbul’da değildik şu an. Belki de hepimizi şehit etmişlerdi. Tabii. O yüzden Tayyip Hoca’nın karşıtları bir daha ellerini vicdanlarına koyup akılcı düşünsünler. Dürüstçe vatanın milletin hayrını savunuyor, milletin menfaatlerini savunuyor. Cesur bak, Katar’a mesela uçakla yiyecek gönderiyor. Hiçbir ülke yapamaz bunu. Bir İran yapıyor bir Türkiye yapıyor. Delikanlı ülkeler, delikanlı yönetimler. Bu yüzden zayıf bir iktidarı hiç kimse savunmasın. Bölgenin hastalığı için iyi bir doktor Tayyip Hoca. Baştabip yani. Destekleyelim.

 

(İngiliz Gazetesi Financial Times, Katar Irak’ın güneyinde kaçırılan 26 kraliyet ailesi üyesiyle Suriye’deki cihatçılar tarafından esir alınan 50 militanın serbest bırakılması için Nisan ayında 1 milyar Dolara yakın fidye ödediğini yazdı.)

Siz kuruyorsunuz o çeteyi, yani İngiliz derin devleti kuruyor o çeteyi Müslümanların üstüne salıyor, çoluğunu çocuğunu kaçırttırıyor oradan gasp ediyorlar parayı. Yani gasp bu. “Niye gasp yaptınız?” demesi lazım adamlara. Gaspçıların yakasına yapışacağına mağdurun yakasına yapışıyor. Şimdi sokakta adamlar, insanlar silahlı gasp oluyor, şimdi gitse polis adamın yakasına yapışsa “Niye kendini gasp ettirdin? Yürü seni hapse atacağım” dese bir mantığı var mı? Bunun gibi. Yani mağdur cezalandırılmaz. Orada Katar’daki insanlar mağdur konumunda idareciler.

 

(Körfez İlişkileri Enstitüsü Direktörü Ali El-Ahmet, Suudi Arabistan’ın diplomatik ilişkilerini kestiği Katar’a tam ölçekli bir istilaya hazırlık içinde olduğunu savundu. Yazısı şu şekildeydi Ahmet’in, Suudi Arabistan’ın son kararının Katar’ı istila ederek zenginliğini eline geçirmenin bir başlangıcı olabileceğini söylüyor.)

Öyle tabii. Bir de çok kolay ele geçebilecek bir ülke. Askeri gücü de yok, küçük bir ülke ama çok zengin. Ama böyle bir şey tabii hazmedilecek gibi bir şey olmaz. Yapan ahlaksızlığını ortaya koymuş olur ve yanına bırakılmaz altını çizerek söyleyeyim. Yapan pişman olur açıkça söyleyeyim, bayağı pişman olur. Bir bildiğim var ki söylüyorum.

 

(Ali El-Ahmet konuşmasının devamında şunları söyledi ayrıca: “Esas işaret, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki isyancı güçlere karşı düzenlediği hava saldırılarının sayısındaki ciddi düşüş veya durma olacaktır. Bu, Suudilerin Katar’a karşı ani bir hamle yapmak için güçlerini yığdığının bir göstergesi olur.”)

O değil de asıl dikkatlerini çekmeyen bir şey var; Trump, Suudi Arabistan’ı ziyaretinde akıl almaz bir silah sevkiyatının işaretini verdi, akıl almaz bir silah sevkiyatı. Yani iki orduyu donatacak kadar silah. Bu silah nerede kullanılacak? Suudi Arabistan’ın düşmanı falan yok. Öyle bir şey yapmaya kalkarsa, Suudi Arabistan ilhaka kalkarsa Suudi Arabistan yıkılır bak söyleyeyim. Krallık rejimi gider, yani iktidarı kaybederler çok tehlikeli olur. Ben dostları olarak, onları çok seven kardeşleri olarak söylüyorum. Yani Suudi rejimi tarihe karışır.

 

(Middle East Monitör haber sitesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından Katar’dan kendisine olası bir suikasta karşı koruması için özel birlik getirttiğini yazdı. Katar’ın Ankara Büyükelçiliği’ne atfedilen bir belgeye dayandırılan haberde, özel birlik gönderilmesi talebi bizzat Erdoğan’dan gitti. Bunun üzerine “Doha yönetimi Erdoğan’ı korumak için özel kuvvetlerden 150 kişiyi Türkiye’ye gönderdi” denildi. İddiaya göre Katar özel kuvvetleri 19 Temmuz’da sessiz sedasız Ankara’dan ayrıldı.) 

Öyle olsa ne olur olmasa ne olur? Ama iki ülke kardeş. Bizim orada askerimiz var zaten. O şekilde değil de onlar gönüllü olarak sevdikleri için risk görüp gelmiş olabilirler. Ben de dostuma birisi zarar vermeye kalksa kalkar giderim onu korumak için. Ona benzer bir şey. Yoksa 150 kişiyle yapılacak bir şey yok. Yani 150 kişi nedir? Çok az sayıda insan. O bir dostluk gösterisi başka bir şey değil. Olduysa da odur yani o şekildedir. Ayrıca Tayyip Hoca’nın 150 kişiye ihtiyacı yok. Bir kere ben açık açık ona söyledim; “Göremediğin dostların var” dedim. O yeter ona zaten Tayyip Hoca’ya. Öyle bir şey yok. Kimse elini kaldıramadı darbe gecesi. Demek ki görünmeyen dostları sürekli devredeler. Yani kimse bir şey denemeye kalkmasın hiç tavsiye etmem.

(Bir son dakika haberi; Katar’a diplomatik tecrit uygulayan ülkeler arasına Ürdün de katıldı.)

Ürdün zaten İngiltere’nin kontrolünde. Ürdün’e “hadi” demişlerdir. Telefon açsalar yeter Ürdün Kralı’na İngiltere’den. Mesela farz edelim herhangi bir bakan yahut birisi açsa, “Hemen açıklama yap kısaca bekliyoruz” falan dese bitti. Sanki Ürdün bağımsız karar almış gibi. Öyle çok fazla ülke var, yani zibil gibi. Çok fazla ülkeye bu kararı çıkarttırabilirler. Bir tek Türkiye’ye yaptıramazlar, İran’a yaptıramazlar. Belirli ülkeler var mesela Rusya’ya yaptıramazlar. Bu gariban irili ufaklı ülkelerin hepsine yaptırırlar çok kolay onlar.

 

Allah Dünyayı Bakımla Güzel Olacak Şekilde Yaratmıştır.

Kadınların bakımlı olması kadınların en dikkat edeceği konulardan bir tanesi zaten. Çiçek bakımlı olunca güzel olur. Bağ bakımlı olunca güzel olur. Her şey bakımlı olunca güzel olur. Allah bakımla güzel olacak şekilde yaratmıştır dünyayı. Bakımsız vahşileşir dünya. Kadınların bakımlı olmasını kadınlara suç gibi gösterdiler. Yok işte “makyajın gereksiz” yok “kıyafetin bu şekilde olmasına gerek yok.” Dolayısıyla kadınlar ne giyeceğini ne yapacağını şaşıracak hale geldiler. En güzel giyinen kadını bile yerden yere vuruyorlar görüyorsunuz. Televizyona çıkarıyorlar. Mesela bayağı güzel o çocukların kıyafetleri acımasızca çocukları birbirlerine eleştirtiyorlar. Halbuki ufak tefek eksiklikler olduğunu düşünelim. Ama o da ayrıca bir güzelliktir, o bir farklılıktır. O elbisenin altına o ayakkabı gitmemiş diyor. Niye gitmesin? Orada olur o, ayrı bir hoşluk. Niye monotonluk olsun? Mesela eteğin altına şu ayakkabı gitmez. Mesela hiç alakasız bir ayakkabı da olabilir niye olmasın? Yani bir zıtlık meydana getirir ilginç durur. Mesela ilginç bir makyaj gayet güzel olur. Kız çocuklarına yapılan baskı erkek çocuklarına yapılmıyor. Erkek çocuklarına bir rahatlık var. Yani hiçbir şeylerine karışmıyor erkek çocuklarının. Dışarı çıkıyor istediğini yapıyor. İstediği kişiyle konuşuyor, istediği gibi yürüyor, istediği yere bakıyor. Kız çocukları çok eziliyorlar. Bir kere hiçbir yere bakamıyor çocuklar hep gözleri yerde. İstediği gibi giyinemiyor. Bir kere babasının olurunu alacak, annesinin olurunu alacak kıyafet için. Kardeşlerinin olurunu alacak, dayısı amcası hepsinin olurunu alacak ondan sonra giyinebiliyor. Aile fertlerinin herhangi biri hayır dedi miydi bitiyor o konu. Böyle olmaz.

 

Ölüm Görüntünün Bir Anda Berraklaşmasıdır. Müminin Canını Almaya Gelen Melekler Çok Güzeldir.

Ölünce başka boyuta gideceğiz. Birden uyandığımızı açıkça göreceğiz yani alenen. Ve zaten bak geçenlerde çok kere söyledim alenen şu an rüyadayız görülüyor rüyada olduğumuz. Berrak bir netlik şeklindedir ölüm, birden berrak bir netlik şeklindedir. Can almaya gelen melekler çok güzel ve yakışıklıdır müminlere gelen. Bir de yakınlarıyla, sevdikleriyle beraber gelir yani tedirgin olmaması için kişi. Zaten tedirgin olacak gücü de olmaz müminin. Tedirginlik alınıyor kalbinden, korkuyu bilmez ölüm anında. Ama o ana kadar imtihan olur tabii. Ama genellikle ölümden biraz önce ölüm oluyor onu da söyleyeyim. Tam böyle kalbi durduğunda, işte beyni durduğunda falan diyorlar ya çoğu kere öyle olmuyor olabilir. Birçok kişi görür der ki “Gözünün nuru gitmiş, feri gitmiş” falan anlamsızlaşır bakışları. Ölmüş oluyor. Ama yakınları o hareketsiz hale gelince öldüğünü zannediyor. Halbuki daha önce ölmüş oluyor. Ayette var ya Kuran’da “Sizi eski çocukluğunuza çeviririz” diyor Allah “yaşlandığınızda.” O eski çocukluğuna çevrildiğinde zaten ölmüş oluyor. Böyle bir insan zaten çocukluğuna dönüyorsa şuur kapandı demektir. Şuurun kapanması demek ölüm demektir. Şuura biz ruh diyoruz. Ruh şuurludur. Şuur kapandığında ölüm olmuş olur. Halk tabiriyle kötü bir ismi var ama ben onun söylemek istemiyorum bunama tabir ediliyor. Bunadığında bir insan mesela “Garip garip konuşuyor” diyor işte “dağların üstünden şu an gidiyorum” diyor “bana dağların üstünde yemek yediriyorlar” diyor falan ölmüş işte belli. O şuur kapanmış gitmiş. Bedenen ölmeden önce ölmüş oluyor.

 

Evcil Hayvanlar Allah'ın İnsana Emanetidir. Onlara Kızmak, Üzmek, Rahatsız Etmek Asla Doğru Olmaz

Evcil hayvan Allah’ın emaneti çok önemli. Bayağı titiz davranmak lazım. Mesela üzmek, sinirlendirmek. Kızmak mesela hayvana çok tehlikeli bir şey çok büyük bir hata. Çok akılsızca bir davranış olur. Mesela evde hayvan bir şey kırıyor aklı yok, şuuru yok sen nasıl kızarsın ona? Eve almışsın sen onu göze alarak onu eve alıyorsun. O bir şeyi kırıp yıkacak sen de onu kabul edeceksin. Yoksa eve almayacaksın onu olur mu öyle şey? Veyahut mesela bir yiyecek yiyor hayvan bilmiyor. Ona hayvana burnundan getirecek şekilde davranmak çok çirkin olur. Zulüm, özellikle hayvana zulüm çok büyük bir zalimlik olur. Çünkü onun ağzı var dili yok kendini savunmayı bilmiyor. Bazen mesela öyle köpeğini döven oluyor, atını döven oluyor bunlar çok vahşi ve ahlaksızca eylemler. Zulüm bu başka bir açıklaması yok ahlaka uyan bir şey değildir. Yemeğine, suyuna, yatmasına, temizliğine her şeyine dikkat etmek lazım. Allah’ın emaneti o, ona gösterilecek titizlik çok büyük sevap. Mesela kediye gösterilecek titizlik çok büyük sevap olur, ona gösterilecek merhamet onu belki cehennemden kurtaracak.

 

Emeklilere Hem Kendilerine Hem Topluma Faydalı Olmaları İçin Yol Göstermek Lazım

Emekliler genellikle bir boşluğa düşebiliyorlar. Emekliyi çok faydalı insan haline getirmek lazım hem kendine hem çevresine. Ne yapacaklarını bilemiyorlar. Çoğu gidip kahvehanede oturuyor. Evde durmasını da istemiyor birçok aile. Mesela yaşlı baba emek vermiş ömrü boyunca çalışmış “Evde oturma” diyor mesela evin hanımı. O da gidip akşama kadar kahvehanede oturuyor yahut parkta oturuyor. Onlara çok güzel amaçlar, çok güzel yollar gösterilebilir. Arkadaş grupları oluşturulur kendi aralarında. Mesela bir parkın bakımı onlara verilebilir, bir bahçenin bakımı onlara verilebilir zevkle yaparlar. Çok da güzel olur. Mesela bir kütüphanede görev verilebilir. Ama tabii yorucu olmaması lazım yani dikkatlerini ve bedenlerini yormayacak işler olması lazım, zevkle yapacakları şeyler olması lazım. Ama en güzel bahçe bakımı olur herhalde benim kanaatim.

 

(“Gençlerin sigara içme yaşının 11’e düşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap)

Evet küçük hatta sekiz-dokuz yaşındaki çocuklar bile bazen görüyorum sigara içiyorlar. Birini bitiriyor birini yakıyor bir de adam gibi, büyümüş adam gibiler, sesleri falan da öyle. Ciltleri, bedenleriyle bayağı büyük bir insan gibi oluyorlar. Genç kızlara da çok şaşıyorum mağaza önlerinde diz çöküp yan yana sanki çok acil bir şeymiş gibi işyerinden izin alıp dışarıya çıkıp sigara içmeler. Çok boş bir kültür. Sigaranın bir lezzeti yok, kokusu berbat. İnsana keyif verecek bir yönü yok. Beyne açıcı bir etki yapmaz, sigara içen insan bitkinleşir, halsizleşir, tansiyonu çıkar. Ve rahatsızlık verir. Kokusuyla her yönüyle insanları rahatsız eden bir madde. Sadece özenmeden kaynaklanıyor. Hani büyükler sigara içer, işte biraz bilmiş kişiler sigara içer gibi bazı kişilerde imaj oluyor. Yani şahsiyetini kazanmış özel kişilikli insanların sigara içeceği inancı yayılıyor. Bazı kişiler ondan kişilik bulmuş oluyor. Bazıları da oradan buradan görüp özenti, filmlerden falan görüp özeniyorlardı. Gerçi filmlerde şu an durduruldu ama yine de özenme kendi aralarında özendirme devam ediyor. Bunu hükümet de, halk da sürekli dile getirerek bayağı gerilettiler. Biraz daha bastırırsak tamamen gider. Mesela sigara kullanma nedeniyle her yıl dünyada beş milyon kişi ölüyor. Türkiye’de yüz yirmi bin kişi yaşamını yitiriyor sigaraya dayalı hastalıklardan. Günde üç yüz kişi sigaradan ölüyor anlamına geliyor Türkiye’de. Her gün günde üç yüz kişi sigaradan ölüyor. Bir kere sigaranın imal edilmemesi gerekiyor. Sigara imalatının yasaklanması lazım.  Mesela eroin yasaklandı, esrar kokain yasaklanıyor, sigara da yasaklansın konu bitsin.

 

Kadını Ezmeyi Marifet Saymak Eğitimin Bozukluğundan Kaynaklanıyor

Genellikle eğitim düzeyi düşük olan ülkelerde işte Hindistan’da, Pakistan’da, Ortadoğu ülkelerinde kadına şiddet daha yüksek. Türkiye’de de çok yüksek kadına şiddet. Kadını öldürmeyi, kadın yaralamayı bir erkeklik, bir üstünlük olarak görüyor adamlar. Eğitimin bozukluğundan kaynaklanıyor. Kadına eziyet etmek mesela kadını vurmak, öldürmek falan adam “erkeklik yaptı” diyor. Ama gelenekçi eğitime bakıyoruz “Annenin diz kapağının üstüne bakarsan” diyor “tahrik olursun” diyor. “Üç yaşında çocuğun bacağına amcası bakmaması lazım” diyor. Kadına karşı bir kere bakış açısı çok korkunç bazı kişilerde. Dehşet verici. Bir kısmı da mesela diyor ki “biz kadını dövmeye alıştığımız için” diyor “dövmek isteriz” diyor. Adamlar gülüyor. “Ömer de döverdi”  diyor alkışlıyorlar. Halbuki Hz. Ömer (ra)’in kadınları dövdüğüne dair hiçbir beyan yok. Peygamberimiz (sav)’in kadınları dövdüğüne dair hiçbir beyan yok. Tamamen hurafe. Bunu teşvik eden bir zemin var. Gelenekçi Ortodoks bir zemin var. “Kadınların dediğinin tersini yapın” işte “kadınlar yarımdır, yarım varlıktır.” Hatta Suudi Arabistan’da “kadın insan değil mi?” gibi tartışması yapılıyor. Bunlar dehşet verici çünkü kadın üstün ve güzel bir varlık. Yani dünyanın süsü. Çok büyük bir nimet, en büyük nimettir dünyadaki. Ama adam bunu tam tersine çevirmiş şeytanın etkisiyle bunun düzeltilmesi gerekiyor. Bakın bu anlattığımız konuların hepsinin düzelmesi için tek çözüm Mehdiyet’tir.

]]>
http://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251054/sayin-adnan-oktarin-6-haziranhttp://yaratilisatlasi.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/251054/sayin-adnan-oktarin-6-haziranhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV170606t_03.jpgThu, 22 Jun 2017 23:32:19 +0300